yemek secmem, yemekler beni secer*. ancak iki sey var ki (iskembe ve bamya), ölümüne kacarim onlardan. ancak hep de icimde bir ukde kalmistir. Allah'in bahsettigi nimetlerdir bunlar da. neden yiyemiyorum ki, beni onlara itici kilan nedir ki kendilerini yedirtmiyorlar. ugrasiyorum ediyorum, arkadaslar cesit cesit iskembeciye götürüyolar, akrabalar ve tanidiklar cesit cesit bamya yapiyolar, yok oglu yok! artik vazgectim denemekten. denemek kelimesi bile mide bulandiriyordu artik. derken sene 2002'de istanbul kartal'da cok sevdigim bilhassa kardesim dedigim biriyle sabahtan beri ac oldugumuz ve yorgunluktan bitab düstügümüz bir halde, kendisinin dayisinin evine sigindik. cepte kurus kalmamis, dönecek yol paramiz bile yok. nasibe bak ki kandil sofrasina denk geldik. oh dedik ya gelsin yemekler. bayat ekmek yaninda corbayla acilis, kasigi bir daldirdim ki, iskembe resmen*. öyle acim ki "ben bunu yerim" dedim kendime. bi kasik aldim hüüp seklinde yuttum, ama yutarkenki duygularimi anlatmak cok zor *. "böyle olmayacak" dedim biraktim kenara kasigi, bir yandan da peceteye ögürüyorum*. ardindan tahmin ettginiz üzere bamya geldi*. acliktan ölmemek icin bir tane aldim catalla ve cignemeden yutmayi denedim ama, olmadi be sözlük, yapamadim...*. ve sonra yemekte baska menu olmadigini hüzünle dinledim o kardesimden*. o gün anladim ki bu iki yemek beni sevmiyor arkadas, yiyemiyorum gercekten. amma ve lakin o kadar ac olmama ragmen icim huzurla doldu sözlük, tipki kâbe'yi tavaf etmis gibi*.
devamını gör...
günlerden bir geçen gün bilgisayarda acil bir işim vardı. işimi hallederken bir program kurmam gerekti ama sürekli sistem dosyaları eksik ya da hasarlı diye hata veriyor, kurulmuyordu. ben de bozulmuş denen sistem dosyalarını silip yenisini indirerek değiştiriyordum. ismi lazım değil bir tanesini silmemle ekranın kararması bir oldu. beni vakt-i zamanında çok uyarmışlardı oynama onlarla diye ama dinlemedim gene, heyecan işte. aynı ilkokul yaşlarındayken kumandalı arabanın motoruna doğrudan prizden gelen elektiriği verdiğim gibi. niyetim motoru daha hızlı döndürebilmekti ama o zamandan aklımda kalan etrafımda dönen mavi ışıklar.

neyse, bilgisayar açılmıyor. yeniden başlat, sistem onar, o, bu derken hiçbir şey işe yaramıyor. sürekli mavi ekran hatalarından birini veriyor. ben de o âna kadar yaptığım şeyleri yedeklememiştim. alnıma attığım tokadın acısını hâlâ hissediyorum.

22.30 gibi bir şeydi saat. hazırlandım dışarı çıkmak için. o sırada 8 yaşındaki kardeşim geldi bilgisayar için izin istiyor. ben de içimdeki erol taş gülüşü efekti eşliğinde "açabilirsen oyna" dedim. çıktım dışarı, aklım sıra windows 7 dvdsi arıyorum; kurup eski dosyaları kurtarayım diye. ama o güne kadar camlarına "format atılır, bilmem ne cdsi bulunur" diye yazı asan adamlar bana lisanslı ürün kullanmanın avantajlarından bahsediyorlar. sonra bir arkadaşımı aradım, onda varmış. yanına gittim, bulamadım dedi, sonra o da bir arkadaşından bulup verdi ki bu işlemler toplamda bir buçuk saat sürmüş. kâh üşüdüm, kâh koşturmaktan terledim.

dvdyi alınca rahatlayıp eve döndüm. bir an önce halledebilmek için hemen bilgisayarın başına geçtim. evet evet, açmış bilgisayarı
devamını gör...
bugün dersanede, sabahtan akşama kadar susmayan türlü iğrenç seçim şarkısı eşliğinde ders çalışırken aklımdan "im an albatraoz" geçiyordu. çok dinlediğim bir tarz değil fakat nasıl dinleyesim var şarkıyı! telefonumda yüklü değildi. internetim de yoktu. sonra bir number1 fm'i açayım belki o şarkı çalıyordur dedim: * ve gerçekten o şarkı çalıyordu!*
ne düşünsem bilemedim. çok mistique fakat ne kadar gereksiz bir konuda hahahaha.
who's that lil mouse cause im an albatraoz! diyerek sonlandırıyorum tanımımı.
devamını gör...
bundan yıllar yıllar önce, los angeles'a tatile gitmiştim. otelden dışarı çıktım. 'walkman'ime rafet el roman'ın kasetini koydum. walkmani belime taktım. bastım 'oynat' tuşuna. 'macera dolu amerika' ile dolaşmaya başladım. yüksek yüksek binalar var her tarafta kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. biraz dolaştıktan sonra, biraz oturayım diye düşündüm. tam bir yere gireceğim, yanıma engelli birisi yanaştı. eli tutuk, ayağı ise hayli sıkıntılıydı, üzüldüm haline. elini açtı. bende yüzüne baktım öyle. koskoca amerika, hala dilencisi var arkadaş dedim kendi kendime. neyse para vereyim bari dedim elimi cebime attım bir dolar çıktı verdim. beğenmedi hala yüzüme bakıyor, el havada. bende beş dolar çıkardım verdim. bir doları geri aldım. tam gidecekken biraz konuşayım bari dedim. adını sordum. biraz durdu. baktım arka tarafa bakıyor. 'jo' dedi. nerelisin dedim. bu sefer yine sağa sola bakıyor. 'teksas' dedi. biraz daha konuştum sonra gitti. bende döndüm arkasından bakayım dedim. bir de ne göreyim vitrinde 'jo' yazıyor. karşı kaldırımda da duvarda da 'teksas' yazıyor bana yalan söylemişti. sinirlenmiştim. arkasından seri adımlarla takip etmeye başladım. yaklaşmıştım baya. o da yaklaştığı görünce birden eli ayağı düzeldi. başladı koşmaya. ancak yetişmiştim ve tuttum yakasından çevirdim kendime. neden sakat numarası yapıyorsun, elin ayağın tutuyor çalışsana dedim, ancak türkçe söylemiştim o sinirle. fakat anlamış gibi bir hali vardı türkçeyi. ama ben yine bir de ingilizce söyledim. salladım yakasından. o sırada polisler gördü, geldiler yanımıza. durumu anlattım. benden özür dilediler turist olduğum için. adamın adı roger kint'miş. adamı zaten takip ediyorlarmış. alıp götürdüler. bu garip adamın nesini takip ediyorlar anlamamıştım. biraz daha dolaştım. sonra otele gittim. akşamüstü televizyonu açtım. bir ne göreyim bu adam. bu adam büyük mafya babası türk asıllı keyser söze'ymiş. polisleri de atlatmış. sırra kadem basmış. polisler gelmese belki öldürecekti orda. yakalattığım için beni de arıyor olabilirdi. ertesi gün apar topar türkiye'ye geri döndüm.
devamını gör...
mezar ziyaretini severiz ailece. hatta abartıp tüm sülalenin mezarlarına çam falan diker boya badana işine gireriz kendi çapımızda. ne sandın eski o demirli mezarlar hala yıkılmadı. neyse yine bir cuma sanırım sabah ziyaretini bitirip öğlen mezarlararasında azıklarımızı yedikten sonra büyük halanın mezarındaki çamı sanırım mezarlığını yaptırmak için sökmeye çalışma gafletinde bulunduk.. birden oluşan tuhaf bir kum saati misali kumlu ufak çapta çökme ve gelen sesi tasvir edemem. zaten niye tutmuş çamı sökersin mübarek? bırak. öyle kaçtığımı bilmem başka zaman ...
demek çok uğraşmayacaksın....

(bkz: bu da böyle bir anımdır)
devamını gör...
evden çıkıp hızlı adımlarla okula doğru yürümeye başladım ki geç kalmak endişesiyle epeyce de hızlıydım. istanbulda çarşamba denilen yerden geçerek okula gidiyorum. tam ismail ağa camisinin önündeyim. yaklaşık on beş kişilik bir çarşaflı teyze topluluğu karşıdan geliyor ki bu bölgede en normal şey bu. neyse ben hızlı hızlı yoluma devam ediyorum. içlerinden biri selamün aleyküm diye selam verdi. karşılık verip yoluma devam ettim ki birisi kolumdan tutup beni durdurdu. bir dakika kızım bişey söyleceğim. bende durup durmamak içinde ince çizgideyim geç kaldım ama dedim herhalde yol soracaklar. buyrun dedim. "nur yüzlü bir insana benziyorsun kızım sen, çarşafa gir sen ne iyi olur" önce idrak edemedim. üç saniye gözlerinin içine bakıp yoluma devam ettim. ah ki ben geç kalma telaşında olmasaydım. da neyse. daha bu çarşamba yollarında başıma neler gelecek. bu cesareti de kendilerinde buluyorlar.
devamını gör...
komik mi yoksa trajikomik mi karar veremediğim durum. ( tabi yaşanan olaydan sonra peeeh komik diye iç geçirdim.)

yarım bıraktığım ve kaybettiğim bir kitabı tekrar almak için kitapçı kitapçı gezip kitabı aldım. rahattım,mutlu hissediyordum.

çocuğun biri yanıma yaklaşıp şöyle sesleniverdi:

" ağabey enes batur kitap mı çıkarmış oleeey diye bağırdı."

ben cevap veremeden tabi çocuk fırlayıp gitmişti.. sevinsem mi yoksa koca enis batur'un haline mi üzülsem bilemedim...
devamını gör...
bir gün uyandım yatağımın başında şöyle bir not gördüm:

"morde ratesden, esur tinda serg! teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-doscent zist. norgunk"
devamını gör...
az önce bir adam telefonunuzu kullanabilir miyim dedi.
biraz isteksiz bir şekilde "peki buyrun, kullanın" dedim.
sonra birini arayıp ağız dolusu küfürler etmeye başladı ve adamın anasına okkalı bir küfür edip telefonu adamın suratına kapattı.
"senin telefonlarını açmıyor mu?" diye sordum, "yok ondan değil, bu aradığım kişi 7-8 kişiyi tavuk keser gibi kesmiş son derece psikopat manyağın teki. telefon numaramı bilmesini istemedim. onlar şimdi telefon numarasından adres tespiti yapıp sana ulaşmaya falan çalışırlar. sen de kendine dikkat et, seni de doğramasınlar" dedi ve arkasını dönüp gitti. adamın aradığı numara da durmadan beni arıyor. ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.
devamını gör...
buna benzer bir olay da benim başıma geldi.

önce farklı numaralardan birileri aramaya başladı. önce bir kadın, sonra bir adam; yanlış numara olduğunu söyledim kapattım.

sonra mesajlar..senin o kadınla ne işin var..peşini bırak..bir yığın buraya yazamayacağım küfür.

tekrar aramalar,

dedim ki, bakın kimi arıyorsanız, bu numarayı kim verdiyse yemiş sizi. o eleman ben değilim..siz beni yemeye çalışıyorsanız ben de bu numaraları yemem.

kapattım gitti.

pek de ilginç değilmiş ya.
devamını gör...
adana'da bebekli kilise var.

birgün bu kilisenin yanında olan düğün salonunda bir düğüne davetliydik. oradan bu kilise gözüküyor. bende lise çağlarında yeni yeni ergenliğe girmiş bir çocuğum. ulan dedim bu gavurlar bizim camilere girip geziyorlar, bende bunların kiliselerine gidecem dedim ve gittim. kapıda bir zil var. zile bastım. kim o diye ses geldi diafondan. ben isa'yım dedim. gerçek adım isa'dır bu arada. git lan deli dediler. bir daha çaldım. kim o dediler yine. yahu dedim ben isa'yım açınsana kapıyı. sektör git lan deli dediler, senin gibi yüzlerce isa geliyor buraya her gün dediler. ben üzgün, ben süzgün, olayın şokundayım hala. bu şok ile eve kadar yürüdüm. evde mevzuyu bizimkilere anlatınca başladılar gülmeye. yahu dedim bunda gülecek ne var. lan isa onların peygamberi demelerine kalmadan bende yerlerde yatmaya başladım gülmekten. evet yaklaşık 20-25 yıldır gülerim. akrabalarda bana gülerler. saf anadolu çocuğu olmak zor iş azizim.
devamını gör...
cumartesi günü izin günümdü. aydın efespor-kocaeli belediyesi kağıtspor basketbol maçına gittim fırsatını bulmuşken. devre arası akşam namazı vaktiydi. mescitte namazımı eda ettikten kısa süre sonra bir kadın girdi mescite. başı açık, pantolonlu bir kadındı. neyse dışarı çıktım ben. kadında namazını kılığı benim oturduğum koltuğun en alt sırasına oturdu. başı açık, pantolonlu bir şekilde. daha önceleri başı açık kadınlarımızın mezarlıklara girerken başlarını örtüklerine şahit olmuştum ama başı açık yaşayıp, namaz kılan bir kadına ilk defa rastladım. hoşuma gitti tabi.

velhasılı kelam, yargılama mercii değiliz tabi. umarım namazını eda eden kadın, tesettürlü bir şekilde de hayatını idame ettirir ilerleyen tarihlerde. herkes dinini, istediği gibi yaşar azizim. her koyun kendi bacağından asılır dimi. din ve vicdan özgürlüğünü Allah behşetmiş insanlara. kimse buna müdahele edemez tebliğ görevi saklı kalmak şartıyla.
devamını gör...
önceki gece uyku tutmadı, birkaç sayfa kitap okuyayım dedim. arsen lüpen'den biraz okuduktan sonra uykum gelmeye başladı. ışıkları, prizleri falan filanları kontrol ederken koridorda arkamdan birinin geçtiğini hissettim ses üzerine. dönüp baktığımda kimse yoktu. son bir toparlama yapıp uyumaya gidecekken birden önüme bir şey çıktı hışırtıyla. ama benden uzunca boylu. şimdi yazarken dakikalar sürüyor gibi ama o anda saniye bazında idi. destur bu nedir diye baktığımda ise gülmekten kendimi alıkoyamadım. bağlandığı yerden kurtulan helyum gazlı balon gece vakti evin içinde dolaşmaya çıkmıştı. beni mi buldun be güzelim bu vakitte? *
devamını gör...
pazar günüydü galiba aklımda bi yerin fotoğrafını çekmek var ara sokakta bi yer. başka acele işlerim olmasına rağmen rotayı değiştirip yöneldim. kamerayı çıkardım yaklaşırken önümde de bi eleman var ben hızlı hareket ettikçe tedirgin olue gibi arkasına bakıyor. spnra ilerde sola çekilip durdu bu. iyi dedim kurtulduk hemen kadraja biri girmeden çeker gideriz. mekana gelince tam arkamı döndüm pozisyonumu alıcam, bu eleman arkamdan gelmiş cep telefonuyla benim çekeceğim yeri çekiyor. onun çekmesini beklesem salakça bir bekleme olacak bu. hay senin 8 megapiksellik fotoğrafını deyip devam ettim yola. ben onu atlatmaya çalışırken o kenara geçip beni atlatmış. ya da kamerayı görünce onun da aklına fotoğraf çekmek geldi bilmiyorum.

aynen kardeşim baya ilginç olaymış.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar