dünyaitiraf.com

#özgürler 

1.
sabah uykusunun rehavetinden ve tatlılığından bir ölçek fazla, her esnemede zuhur eden, bir önceki uykusuz gecenin hoş sohbetinden bir yudum fazla... veda'nın acısından bir tutam, vuslat'ın saadetinden deste deste, yarım çay bardağı mutluluk, bir su bardağı heyecan, bir kova dolusu hüzün, bir tutam korku, bir tutam ateş... her daim gözbebeklerinde ''var'' olan deruni bir ışıltı... acının göz kamaştıran ışıltısı. soluk bir sima, umutların gömüldüğü iki gamze...
beynin sarp kıyılarında her zaman ''ah!'' gibi duran ''kaybetme tedirginliği...'' zaman ve mekan da değişiklik gösteren, fert ve toplumlarda farklılık arzeden, rivayetlere göre 20.yüzyılın ortalarında güneşe iltica eden, beyinsel, fiziksel, fikirsel, beşeri bir his ummanı.

(bkz: anlatılanların yalancısı olmak)
devamını gör...
sözlüklerin demirbaşıdır bu başlık.ben d epek severim kendisi.

metronın yeni şeklini bilen bilir, herkes yan yana oturur ve bu biraz can sıkıcıdır.ben de biraz zayıf olduğumdan oturduğum koltuğu tam anlamı ile dolduramayorum malesef.zayıflık işte.her neyse yanım boş ise yanıma kilolu biri oturmasın diye dua ettiğim oluyor.çünkü benim dolduramadığım koltuğun yarı hissesine ben müsade etmeden sahip oluyor bu arkadaşlar. bu da böyle çirkin bir itirafımdır.
devamını gör...
3.
ceylan'dan antep'in hamamlarını dinlerken, cool, yabancı müzik dinleyen arkadaşıma yakalandım...bana bir gülümsedi ve geçti gitti...
devamını gör...
bir çok sözlükte yapılan yazarların itiraflarıdır. ciddi yazılanları dikkatle okurum. nedense çoğu benim ya yaptığım ya da içimden geçirdiğim şeyler oluyor. hepimiz aynı mıyız ne?
devamını gör...
sözlüklere ya da internete genelde gündüz ofisteyken takılıyorum..neden çünkü ofisteyken çok fazla boş vaktim oluyor, peki neden evdeyken takılmıyorum, çünkü evdeki boşluk halinde dahi ofistekinden daha yoğunum..düşünün gayrı..
devamını gör...
sözlüklere ya da internete genelde gündüz ofisteyken takılıyorum..neden çünkü ofisteyken çok fazla boş vaktim oluyor, peki neden evdeyken takılmıyorum, çünkü evdeki boşluk halinde dahi ofistekinden daha yoğunum..düşünün gayrı..
devamını gör...
*süttün bozuk olduğunu bilmeden mikrodalada ısıtmıştım. on saniyede yoğurt olmuş nasıl oldu anlamadım. sonra o yoğurt olduğunu fark etmediğim şeyi kardeşime içirmeye çalıştım içmedi haliyle. neden içmediğini anlamak için bardağı salladığımda içindeki sallanmadı. o zaman anladım mikrodalga fırından her çıkana güvenmemek gerektiğini.
devamını gör...
*süttün bozuk olduğunu bilmeden mikrodalada ısıtmıştım. on saniyede yoğurt olmuş nasıl oldu anlamadım. sonra o yoğurt olduğunu fark etmediğim şeyi kardeşime içirmeye çalıştım içmedi haliyle. neden içmediğini anlamak için bardağı salladığımda içindeki sallanmadı. o zaman anladım mikrodalga fırından her çıkana güvenmemek gerektiğini.
devamını gör...
11.
başka sözlüklerde de var bu başlıktan. %99'u itiraf olamayacak beni daha iyi tanıyına dair ipuçları veren yazıları barındırır. yalnız kaldığımda burnumu karıştırırım düzeyinde itiraf bile zor bulunur. en fazla çocukken mahmut amca'nın ayakkabısının yerini değiştirmiştim tadında itiraf bulabilirsiniz.

edit: kendimi muaf tutmuyorum.
devamını gör...
*'ın ne amaçlı kullanıldığını öğrenmem , gün itibari ile düne tekabül eder. ben onu sadece bir nevi smiley zannediyor ve ona göre kullanıyordum, meğer daha işlevsel, daha süper bir şeymiş. beni aydılatan halleyy'e bunun için müteşekkirim. *)

bir de hala sözlüğün ismini doğru yazamıyor bir de gidip yanlış yanlış başlık açabiliyorum. öğreneceğim ama, gidip boş bir kağıda yazarak çalışacağım olmadı. *
devamını gör...
13.
10 yaşındaydım. ankaraya yeni taşınmıştık, annemin memleketteki evde, kapısını sürekli kilitli tuttuğu misafir odamız, yer sıkıntısından dolayı oturma odamız haline gelmişti. en güzelinden koltuklarımız vardı yeşil çiçekli, taçları bir harikaydı. ama hep, annem bu ahşapların arasındaki tozları nasıl temizliyor diye geçirirdim içimden..
vitrinimiz vardı 2 tane. bir tanesinde abimin ilmihalleri, risaleleri, sıra sıra dizilmiş tefsir kitapları vardı. diğerinde ise babamın gittiği şehirlerden getirdiği el yapımı porselen kahve takımları, cam işlemeli tabaklar, kristal şekerlik ve sair misafir takımları dururdu. annem sürekli tembihlerdi : "bu dolabın kapaklarıyla oynama, içindekiler çok değerli şeyler".
o zamanlar bir para biriktirme merakıdır gidiyordu bende. paramı biriktirip kendime hiç sahip olamadığım sindi bebeklerden alacaktım. annemin bez bebekleriyle oynamaktan sıkılmıştım zira.. babamın her hafta verdiği 5 milyon harçlığı biriktiriyordum. paramı annemin o çok değerli porselen kahve takımının sütlüğünün içinde saklıyordum. kumbaraya ayrı para vermek istemiyordum çünkü..
bir gün;
babam haftalığımı vermişti yine.. ve sindi için son paraydı bu. artık parayı toplamıştım. 5 milyonu kapar kapmaz soluğu vitrinin yanında aldım. paramı içine koyup yarın sabah erkenden gidip sarı saçlı ve elbisesi mavi olan sindiyi alacaktım oyuncakçıdan..
vitrinin kapağını açtım. sütlüğü çektim. ama elim titredi.. sütlük yere düştü. paralarım ortalığa saçıldı. sütlük paramparça oldu..
çok korkmuştum. anneme ne diyecektim. görse beni öldürürdü. Allahtan yakınlarda kimsecikler yoktu. hemen delilleri karartmalı, olay mahallini terketmeliydim. ortalığa saçılan paralarımı birbir topladım. sütlüğün kırılan parçalarını da yandaki kanepenin arkasına sakladım. ve oradan uzaklaştım.
10 gün sonra annem kanepenin arkasını temizlemek için çektiğinde kırıkları gördü ve çığlığı bastı. hiç oralı olmadım. kendiliğinden düştü sandı.
ama şimdi.. 2011 yılında, ve 28 yaşındayken ben, ve artık çocuk değilken, ve mutlu da değilken eskisi gibi.
itiraf ediyorum anne, babamın antepten getirdiği el işlemesi porselen kahve takımının sütlüğünü ben kırdım.
beni affet
devamını gör...
10 yaşındaydım. ankaraya yeni taşınmıştık, annemin memleketteki evde, kapısını sürekli kilitli tuttuğu misafir odamız, yer sıkıntısından dolayı oturma odamız haline gelmişti. en güzelinden koltuklarımız vardı yeşil çiçekli, taçları bir harikaydı. ama hep, annem bu ahşapların arasındaki tozları nasıl temizliyor diye geçirirdim içimden..
vitrinimiz vardı 2 tane. bir tanesinde abimin ilmihalleri, risaleleri, sıra sıra dizilmiş tefsir kitapları vardı. diğerinde ise babamın gittiği şehirlerden getirdiği el yapımı porselen kahve takımları, cam işlemeli tabaklar, kristal şekerlik ve sair misafir takımları dururdu. annem sürekli tembihlerdi : "bu dolabın kapaklarıyla oynama, içindekiler çok değerli şeyler".
o zamanlar bir para biriktirme merakıdır gidiyordu bende. paramı biriktirip kendime hiç sahip olamadığım sindi bebeklerden alacaktım. annemin bez bebekleriyle oynamaktan sıkılmıştım zira.. babamın her hafta verdiği 5 milyon harçlığı biriktiriyordum. paramı annemin o çok değerli porselen kahve takımının sütlüğünün içinde saklıyordum. kumbaraya ayrı para vermek istemiyordum çünkü..
bir gün;
babam haftalığımı vermişti yine.. ve sindi için son paraydı bu. artık parayı toplamıştım. 5 milyonu kapar kapmaz soluğu vitrinin yanında aldım. paramı içine koyup yarın sabah erkenden gidip sarı saçlı ve elbisesi mavi olan sindiyi alacaktım oyuncakçıdan..
vitrinin kapağını açtım. sütlüğü çektim. ama elim titredi.. sütlük yere düştü. paralarım ortalığa saçıldı. sütlük paramparça oldu..
çok korkmuştum. anneme ne diyecektim. görse beni öldürürdü. Allahtan yakınlarda kimsecikler yoktu. hemen delilleri karartmalı, olay mahallini terketmeliydim. ortalığa saçılan paralarımı birbir topladım. sütlüğün kırılan parçalarını da yandaki kanepenin arkasına sakladım. ve oradan uzaklaştım.
10 gün sonra annem kanepenin arkasını temizlemek için çektiğinde kırıkları gördü ve çığlığı bastı. hiç oralı olmadım. kendiliğinden düştü sandı.
ama şimdi.. 2011 yılında, ve 28 yaşındayken ben, ve artık çocuk değilken, ve mutlu da değilken eskisi gibi.
itiraf ediyorum anne, babamın antepten getirdiği el işlemesi porselen kahve takımının sütlüğünü ben kırdım.
beni affet
devamını gör...
17.
insanlarin imla hatalarini duzeltmek hosuma gidiyor. cok egleniyorum.

not: ozellikle insanlarin imla kurallari hakkinda umursamaz, bilgisiz ve uste cikma meraklisi oldugu su sozlukte, hafif bir obsesyon kazanmis bulunduk bir yandan.

devamını gör...
insanlarin imla hatalarini duzeltmek hosuma gidiyor. cok egleniyorum.

not: ozellikle insanlarin imla kurallari hakkinda umursamaz, bilgisiz ve uste cikma meraklisi oldugu su sozlukte, hafif bir obsesyon kazanmis bulunduk bir yandan.

devamını gör...
20.
ne yalan söyleyeyim müthiş bir inançla bu ortama girmiş olsam da; ilk zamanlar pek başarıl olamayacağını düşünüyordum cogito sözlük'ün. kendi çapımızda eğlendiğimiz, çalıp söylediğimiz bir izbe cafe gibiydi şahsım adına. ama yine de tanım üstüne tanım yazıyordum. önüme gelene tekme sallıyordum. umutsuzdum yine de. sonra 'bende mi bir şeyler var acep? önyargı mı yoksa?' düşüncesine kapılıp duruldum ve duranlığı seçtim. hem böylece daha iyi şekilde izleyebildim serencamı. bu analiz ve geride duruş bakışı olduğu gibi bakıştan doğan görüşü de farklı kıldı. cogito sözlük'ün çizgisini devam ettirdiği ve sapmadığı müddetçe çok büyük bir bilgi/muhabbet kütüphanesi olacağını düşünüyorum Allah'ın izniyle. olmasa da can sağolsun. cogito sözlük gider farabi sözlük gelir. *

sözlük kurulalı kısa süre olmasına rağmen şimdilik intibası budur fakirin.

Allah ayaklarımızı sabit kılsın vesselam.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar