dünyaitiraf.com

#sözlük dışı/forum 

aldığım ilk gerçek yenilgi hayattan vazgeçmeme neden oldu. öncesinde sahip olduğum yaşama enerjisi sıfırlandı. artık tutkularım yok. yaptığım her şeyi sırf birileri ne yapıyorsun diye sorduğunda verecek cevabım olsun diye yapıyorum.

bu dünyada gerçek anlamda hiçbir şey yapmak yahut olmak istemiyorum sanırım. doğdum, büyüdüm ve heba oldum. yazık.
devamını gör...
aslan dedeciğim başlığından buraya gelmemin sebebi dedelerimi görememiş olmanın verdiği hüzün sanırım.. İkisi de ben doğmadan çok önce vefat etmiş.. Bu özlemimi babamda gideririm, ak sakallarını severim diye hayal ederdim; Onu da saçı sakalı beyazlayamadan kaybettim.. Takdir-i İlahi..

Üniversite yıllarında kendime bir dede buldum..Öyle hoş sohbet ve sevimliydi ki.. Arkadaşlarımla gider, onu bulur oturur muhabbet ederdik.. Bulgaristan göçmeni eski bir imamdı.. Anlattıkları o denli ilgimizi çekerdi ki.. Ezanın yasaklanması, Kur'an-ı Kerimi gömerek saklamak zorunda kalmaları.. Çokça muhabbetimiz oldu.. Bu muhabbetlerimizde 90 yaşındaki Mustafa dedemiz bizim kahraman dedemizdi..

Bir kaç zaman göremedik Onu camide.. Meğer hastalanmış.. Ziyarete gidelim dedik.. Bir huzur evinde kalıyormuş. Oraya gittik. İçeri girdiğimizde o yaşlı insanların tavırları, yüzleri apayrı bir konu.. Sanki 40 yıldır bekledikleri gelmiş gibiydiler..

Danışmadan odasını sorduk.. 2 kişi aynı odadaymış. Odaya çıktık. Mustafa dedemin gözleri parladı. İlk sözü "Oooo.. Kızlarım gelmiş" oldu.. Nasıl bir karşılamaydı anlatamam ki..

Sonra söylediği bana daha çok dokunmuştu;"Kızım pencereyi açın isterseniz" Öyle utanarak söyledi ki.. O soğuk havada bu sözü söylemesinin tek bir sebebi vardı; Odadaki kesif idrar kokusu.. "Dedem üşürsünüz" desem de fazla ısrar etmedim.. O utanmıştı..

Eve geldiğimizde ağlamıştık.. Bir kaç defa daha gittik.. Mustafa dedem bir daha camiye gelemedi.. Kısa süre sonra da vefat etti..

O hali hiç aklımdan gitmez.. O güzel sohbetlerimizin ışığı yanında mahçup bir kırmızı olarak parlar.. aslan dedeciğim mekânın cennet olsun..

devamını gör...
4.
ceylan'dan antep'in hamamlarını dinlerken, cool, yabancı müzik dinleyen arkadaşıma yakalandım...bana bir gülümsedi ve geçti gitti...
devamını gör...
kendi kendime söz vermiştim ama dayanamadım! yine sözümü tutamadım. 2 gün önce ailece gittiğimiz piknik dönüşünde çöpün kenarında ölmek üzere olan yaklaşık 3 haftalık bir kedi gördüm. ilk başta ölü sandım, sonra elime aldım baktım yaşıyor. etrafa sorduk annesi, kardeşleri var mı diye, yokmuş. başka bir yerden biri getirip bırakmış üstelik mahallede beslediğimiz bir köpek var o da saldırmış çocuklar elinden zor almış falan. bir görseniz bir lokmacık bir şey. onu o halde bıraksam gece uyku uyuyamazdım. aldım hemen güzelce yıkadık, yedi içti bir güzel uyudu. ertesi gün vete gittik 400gr kilosu, düşünebiliyor musunuz? yine yenildim kendime işin özü, ev artık kedi evine dönecek böyle giderse. ama şuna karşı koyulur mu allasen?




edit: bakın o çocuk koca bir prens oldu.

devamını gör...
bir aydır odamda sürekli mum yakiyorum. biri bitiyor digerini tutuşturuyorum hemen. geceleri de söndürmuyorum hatta , bitince sönüyor kendi kendine. o alevleri izleyerek uyuyorum. ailem endişelenmis bu duruma az önce babam kapıyı çalıp odama girmek için izin istedi. ben de zaten tahmin ediyordum ne zamandır benimle bu konu hakkında konuşmak istediğini, buyur ettim. geldi , mumu işaret ederek "bu is yapar tavanda hee" dedi. ben de "gaza gelip tam elli tane mum almışım o kadar para verdim hepsini yakicam, hem kış günü sıcak tutuyor" dedim. ıyi cay var gel iç dedi. bizim ailede olmuyor öyle derin hisler, genlerde yok.
devamını gör...
ne yazacağımı şaşırdım lan artık. geyik yapsak iki dalga geçsek hemen cık cık ayıp oluyo sesleri, kızlı başlıklara yazsak evlilik manyağı oluyo, siyasi yazınca birbirimizi kırıyoruz oluyo, kitap yazsak bırak lan bu entel ayaklarını oluyo, nabalım olm siz söyleyin. ya da ben buldum en iyisi kafayı dinlemek!
devamını gör...
hayatımda hiç kendi adımla bir sosyal medya hesabı açmadım. anonim isimdeki hesaplarımda dahi sürekli bir şey ekleyip sildim.

misal twitter, bir twit atıyorum sonra beğenmeyip siliyorum. halbuki hiçbir sataşma yok tamamen kişisel. tamamen anonim bir şekilde iç dökme. 6 yıllık anonim hesabımda şuan dahi 7 twit var diyecektim demin onları da sildim.

misal ınstagram, bir fotoğraf atıyorum. kendimin de değil bir çiçek fotoğrafı ekliyorum, sonra beğenmeyip siliyorum. 2 senelik anonim hesabım yine aynı şekilde.

whatsapp, hiçbir zaman "hey there..." dışında daha mantıklı bir hakkında yazısı bulamadım.

insanlar gibi olabilmek isterdim. sanırım istikrarsızlık var. çok şaşırıyorum binlerce twit atılan hesapları, yüzlerce fotoğraf olan ınstagram hesaplarını görünce.

sosyal medyayla sözlükler dışında hiçbir alakam olmasa da çok şaşırıyorum bu konuda. ve kıskanıyorum o hesapları. binlerce twit atmışlar kaliteli kalitesiz demeden. ve binlerce insan takip ediyor. ki hayatımda bunu hiç umursamaz görünsem de cidden çok başarılı buluyorum bu insanları.
devamını gör...
bu sabah tuhaf bir şey oldu...
marmaray'ın yenikapı istasyonundan çıktım. yolun karşısına geçip alt geçitin oradaki duraktan otobüse binip iş yerine gidecektim. tam alt geçitin karanlık kısmına gelince bir bey amcanın ''ulan şerefsiz'' diyerek arkasına dönmesiyle ortada bir yan kesicilik durumu olduğunu farkettim. amcanın bol ve geniş kumaş pantolonunun arka cebinden cüzdanı kapan kapüşonlu genç, adam aniden dönünce savrulup elindeki cüzdanı düşürdü. cüzdan bir iki metre yanında yerdeydi, o an ya cüzdana uzanıp yakalanma riskini alacaktı ya da kaçacaktı ve kaçmayı tercih etti. zaten ne olduysa o an oldu; sanırım cüzdanı çalınmak istenen amcayla babamı özdeşleştirmiş olmalıyım ki refleks olarak kaçan çocuğun peşinden koşmuş bulundum. çiroz tipli, sevimsiz ve atik yapılı normal bir kapkaççıydı alt tarafı. niyetim 10-15 metre içerisinde yakınlaşabilirsem bir çelme takmak veya arkadan tekme atıp düşürmekti. fakat üzerimde parka, parkamın cebinde telefon-anahtarlık-cüzdan olduğu için sanırım hemen yakalayamadım. fark kapanmadığı gibi hırsızın az ileride sağ taraftaki sokağa girmesiyle bir an duraksadım, aklım başıma geldi herhalde ki beş-on saniye nefeslenip geri döndüm. işin garibi döndüğümde bahsi geçen mağdur amca orada bile değildi, kaldı ki bir ''allah razı olsun delikanlı'' falan desin. insan aklına her an sahip çıkmalı, aklıyla hareket etmeli, aklının ekseninden ayrılmamalı...
devamını gör...
12.
10 yaşındaydım. ankaraya yeni taşınmıştık, annemin memleketteki evde, kapısını sürekli kilitli tuttuğu misafir odamız, yer sıkıntısından dolayı oturma odamız haline gelmişti. en güzelinden koltuklarımız vardı yeşil çiçekli, taçları bir harikaydı. ama hep, annem bu ahşapların arasındaki tozları nasıl temizliyor diye geçirirdim içimden..
vitrinimiz vardı 2 tane. bir tanesinde abimin ilmihalleri, risaleleri, sıra sıra dizilmiş tefsir kitapları vardı. diğerinde ise babamın gittiği şehirlerden getirdiği el yapımı porselen kahve takımları, cam işlemeli tabaklar, kristal şekerlik ve sair misafir takımları dururdu. annem sürekli tembihlerdi : "bu dolabın kapaklarıyla oynama, içindekiler çok değerli şeyler".
o zamanlar bir para biriktirme merakıdır gidiyordu bende. paramı biriktirip kendime hiç sahip olamadığım sindi bebeklerden alacaktım. annemin bez bebekleriyle oynamaktan sıkılmıştım zira.. babamın her hafta verdiği 5 milyon harçlığı biriktiriyordum. paramı annemin o çok değerli porselen kahve takımının sütlüğünün içinde saklıyordum. kumbaraya ayrı para vermek istemiyordum çünkü..
bir gün;
babam haftalığımı vermişti yine.. ve sindi için son paraydı bu. artık parayı toplamıştım. 5 milyonu kapar kapmaz soluğu vitrinin yanında aldım. paramı içine koyup yarın sabah erkenden gidip sarı saçlı ve elbisesi mavi olan sindiyi alacaktım oyuncakçıdan..
vitrinin kapağını açtım. sütlüğü çektim. ama elim titredi.. sütlük yere düştü. paralarım ortalığa saçıldı. sütlük paramparça oldu..
çok korkmuştum. anneme ne diyecektim. görse beni öldürürdü. Allahtan yakınlarda kimsecikler yoktu. hemen delilleri karartmalı, olay mahallini terketmeliydim. ortalığa saçılan paralarımı birbir topladım. sütlüğün kırılan parçalarını da yandaki kanepenin arkasına sakladım. ve oradan uzaklaştım.
10 gün sonra annem kanepenin arkasını temizlemek için çektiğinde kırıkları gördü ve çığlığı bastı. hiç oralı olmadım. kendiliğinden düştü sandı.
ama şimdi.. 2011 yılında, ve 28 yaşındayken ben, ve artık çocuk değilken, ve mutlu da değilken eskisi gibi.
itiraf ediyorum anne, babamın antepten getirdiği el işlemesi porselen kahve takımının sütlüğünü ben kırdım.
beni affet
devamını gör...
çirkinim lan.

düzeltme: çirkin değilmişim tipsizmişim erkek olanlar tipsiz kızlar çirkin oluyormuş.

not: artılayanlar sizi bulacam olum.
devamını gör...
bu bayram yalnızdım. ailemin yanına gitmedim. gitmeyişimin temel sebebi olmasa bile büyük bir etken annemin gelişi oldu. ondan kaçtım. şu an herkes farkında. onun gittiği günün akşamı gelerek ilan etmiş oldum bir nevi. konuşurken reddetsem de gerçek bu. ve insanlar beni anlayışla karşılıyor. üzücü ama bu da gerçek.

yarın ve yarını takip eden muhtemelen bir hafta boyunca babamın tarafının düzenlediği gece yahut sabah etkinlikleri var. hepsine katılmam bekleniyor ama bundan rahatsızlık duyuyorum. annemden kaçmışken onların her şeyine katılmam doğru olmaz gibi görünüyor, içime sinmiyor. yine de bunu söyleyecebileceğim, derdimi anlatacağım kimse yok... çünkü annemle aramın bozukluğunu bilmemeliler. çünkü onlar baba tarafı, annemse ters yönde ve annemle aramın bozukluğu onların annem hakkında atıp tuttuklarını büyük oranda doğrular kendi kafalarında. buna gerek yok. annem sonuçta. berbat bir anne oluşu tescillenmiş de olsa anne.

boşanmış bir ailenin çocuğu olmak zor sözlük. denge kurman gerekiyor. iki taraf da fırsat buldukça birbirine sövüyor ama onlar için artık yabancıyken ikisi de senin ailen. bu arada kalmak meselesi yorucu. küçükken de zordu hala zor. büyüdüğümde bunun kolaylaşacağına dair bir inancım vardı boşa çıktı baya üzgünüm bu nedenden ötürü. ne yapmalıyım bilmiyorum. kaçmak istiyorum, kaçacak yerim kalmadı. yaz aylarını sevmemek için bir neden daha.

aile kurumunu sevmemek için de bir neden daha
devamını gör...
annemin yaşlandığını şu son 3 haftada daha çok anladım.

ve, evet, çok ağlayasım var. onu ve babamı kaybetmekten korkuyorum.
devamını gör...
itirafımdır.

sözlük ben var ya öyle böyle değil çok rahat bir insanım. cidden. mesela haftaya vizelerim başlıyor. ben daha hiç bir konuya başlamadım. sonra 20 sayfalık çevirim var, yapmadım. bir arkadaşa yardım edeceğime dair söz verdim ama yok olacak gibi değil. sonra son zamanlarda..
öyle işte. niye buraya yazdığımın sebeb-i hikmeti ise;
(bkz: dua)
devamını gör...
eşimle instagrama bakarken bir fotoğraf gördük yaşlı bir amca karısının mezarı başında yatıyor. açıklamaya da şey yazmışlar “o yalnız uyuyamaz korkar diyerek her gün karısının mezarı başında uyuyan adam”
eşimde dedi ki “aha ben temsili” ben de hiç sanmıyorum dedim. diyor ki görürsün...
temenniye bak len!
devamını gör...
bugün babamla alışverişe gittik. alacağın bir şey varsa hemen al çıkalım dedi. bir şey bulamadım bedenleri farklı iki parça bir şey aldım sonra değiştirme kartıyla değiştiririm diye. babamın haberi yok. dolandırmış gibi hissediyorum.
devamını gör...
dün 29 yaşıma girdim. hiçbir şey başarmış olmadan koskoca 29 yıl geçirdim. ne sevilen bir evlat olabildim, ne doğru düzgün bir sevgili, ne de iyi bir kul. neresinden tutarsan elinde kalan bir yaşam. kursağımda kalmış onlarca sevince , ruhumu sömüren acılara baktım hiç ders almamışım. ne acı.
devamını gör...
22.
başka sözlüklerde de var bu başlıktan. %99'u itiraf olamayacak beni daha iyi tanıyına dair ipuçları veren yazıları barındırır. yalnız kaldığımda burnumu karıştırırım düzeyinde itiraf bile zor bulunur. en fazla çocukken mahmut amca'nın ayakkabısının yerini değiştirmiştim tadında itiraf bulabilirsiniz.

edit: kendimi muaf tutmuyorum.
devamını gör...
çok sayın cogito sözlük,
burada yeniyim ve birçok şeyi bilmiyorum. daha yazar olduğum ilk gün iki nokta parantez kullandığım için uyarıldım. bir gariplik olduğunu anlamıştım zaten, benden başka kullanana rastlamamıştım çünkü. mesela bunları doğru başlığın altına yazıp yazmadığımı da bilmiyorum. henüz başlık açmayı da bilmiyorum zaten. dün bir başlığın altında rastgele butonunun ne işe yaradığını okudum da öyle kullanmaya başladım. şimdilik uzaktan takip ediyorum zaten, pek katılımda bulunmuyorum. ama bence yalnız değilimdir, herkes yaşamış olabilir bunları.sonra mesela, şu sol frame dedikleri yerde kendi adımı görücem diye bir ürperti geliyor ara sıra. en az bir hafta süreyle uzaklaştırılma olayı fena göz dağı veriyormuş. sanırım bu sebeple yazdıklarımı tekrar tekrar okuyorum acaba yamuk bişey yazmış olabilir miyim diye. genel olarak sevdim burayı. sürekli siyasi şeylerden bahsedilmesi biraz hoş değil. ama düşünce özgürlüğü işte. bir de saçma sapan şeylere eksi verenler var. ne anladın da sanki eksiledin diyesi geliyor insanın. neyse.
he, iki gün önce de hiç dostunuz yok yazısına takılmıştım mesela. kurcalarken kendi kendimi arkadaş olarak eklemişim. baya güldüm halime. sana senden başka dost yok kızım diye geyiğe sarıyordum ki tam kendime geldim. el alışkanlığı mesela, gülücük koyasım geldi şimdi. bazen bi hevesle hadi bişeyler yazayım diyorum sonra vazgeçiyorum. alışmam gerek biraz daha sanırım. burayı kullanırım artık heralde sıkılınca. böyle uzun uzun yazmak sözlüğün raconunda var mı mesela onu da bilmiyorum. herkes okumuyordur uzun diye zaten heralde. böyle düşününce fena fikir sayılmaz uzun yazmak. o kadar çok aynı kelimeleri tekrar edip o kadar çok anlatım bozukluğu yapmışım ki, bu kendime saygısızlıktır normalde. ama düzeltmicem. kalsın böyle. şimdilik hoşçakal cogitoitiraf. yine gelicem.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar