dünyaitiraf.com

#özgürler 

12081.
karşısındakine saygı duymayan insanlar beni hayattan soğutuyor. bu konuda kime sorsak aynı şeyi söyler, özel bir itiraf değil belki bu. ama herkes karşısındakine saygı göstermiyor. ben gösteriyorum. karşımdaki kim olursa olsun her adımımı saygı çerçevesinde atıyorum. ama bazı oorrrrrrrganik çocukları, o kadar umarsızca davranıyor ki, kendimi duvardan duvara vurasım geliyor. zararım da yine kendime.
devamını gör...
12083.
uçak korkum yüzünden yıllardır kaçtım. yarın 2 defa uçağa bineceğim hem de tek başıma. acayip korkuyorum ama evdekilere çaktırmıyorum...
devamını gör...
12084.
hayatta en çok istediğim şeylerden biri uçak/helikopter tarzı bir uçuş aracı kullanmak. pilot eğitimi alanların kullandığı simülasyonu birkaç kez deneme şansım oldu. mucize gibi. çok zevkliydi.
devamını gör...
12085.
youtube beni ağına düşürdü ve emre aydın ile gripin düeti sensiz istanbul'a düşmanım isimli parçaya denk geldim demin. nasıl da her satırından yoğunluk fışkırıyor.

düşününce zamanında öyle anlamlar vererek dinlemişim ki hiçbir dildeki hiçbir sözlü parça bunun hissettirdiğinden daha yukarıda olamamış henüz. bazı zamanlar iyi ki yaşanmış, bazı insanlarla iyi ki yollar kesişmiş, bazı şeyler iyi ki hissedilmiş. ama en önemlisi de iyi ki ve şükür ki artık yoklar.
devamını gör...
12086.
isyan manasında değil elhamdulillah memnunum hayatımdan ama sadece biraz yorulduğumu söylemek zorundayım, aslında yorulacak birşey yok hepsi benim acizliğimden ama söylemek zorundayım biraz yoruldum. söylemek zorunda değilim aslında zaten söylemiyorum da birşekilde içimden geçenleri yazmazsam birilerine söylemek zorunda kalabilirim bu beni zayıf yapar, zayıf değilim, böyle hissetmem de zayıflık değil ama söyleyince mutlaka böyle düşünecek vardır zaten insanların sürekli anlatmak istediğim şeyler dışında düşünmesini de sevmem, insanları da sevmem ama topyekün insanlığı severim. yoruldum çünkü bitmeyecek şeylerin telaşesini sanki önümdeki her sunanı geçtiğimde bitirecekmişim gibi hissedip sınavları geçemediğimde başa sarıyorum, çaba sarfediyorum ama yetişemiyorum çünkü belkş başka insanlara göre işler yapıyorum ve yoruluyorum, insanların sürekli yardım etmeye çalışır gibi gözüküp aslında bi bo. yapamayacaklarını onlara söyleyememekten de yoruldum, herkes yapıyor sen niye yapamıyorsun sızlanma demesinler diye sorulara kursa cevap vermek isterken ardından gelen beklentili sorulara maruz kalmaktan da yoruldum, beklentilerden kaçayım diye sürekli insanlardan kaçmaktan da yoruldum, her telefon çalışında aman kesin kötü haber diye tedirginlerden tedirginlik beğenmekten de yoruldum, bunların hepsinin aşırı basit şeyler olmasından ötürü bunları mı takıyorusn gerizekalı “allah bir bela verir o zaman görürsün esas yorulmayı” diye düşünüp dertlerimi dert etmemem konusunda kendimi ikna etmekten de yoruldum, üşümekten de ve de, ama en çok başaracağıma olan inancımın her çabamla sürekli yıkılmasından yoruldum, özyıkımımın uzayan bu sürecinde geriye gerçekten birşey kalmama ihtimalini tüylerim ürpererek görmekten hem yoruldum hem de dehşete düştüm. hepsi bitecek mutlaka bitecek ve çok daha kötülerini de göreceğim şuan ki halime o kadar şükretmeliyim ki mesela 4 ay felan sonra yalnız başıma bir oda da pek çok sorumluluk bana yüklenmiş olduğu bir gece de bu günümü düşünüp kendi kendime “gerizekalı” diyeceğimden de eminim. hatta başka laflar da edebilirim büyük küfürler de ederim kendime bazen zaten bunu da yaparım o akşam. ama söylemek zorundayım hiçbirşeyi düzgün ve güzel yapamadığımı sürekli düşünmekten yoruldum.
(okb olduğum doğru ama bunun konuyla ilgisi yok)
devamını gör...
12087.
o kadar ne dediğinizi bilmiyorsunuz ki o kadar sanki benim için birşey yapıyormuş gibi davranıp kendini bile kandırıyorsun ki, iç görüsüz olmak ne güzelmiş diyor insan!
devamını gör...
12089.
çocukken atatürk'e takıntım vardı. 8 yaşıma kadar ilkokul hocamı atatürk sandım çünkü çok benziyorlardı. sürekli atatürk resimleri çizer duvarıma asardım. babama "sence atatürk mü daha yakışıklı sen mi?" diye sorardım. atatürk'ün sigara içtiğini öğrendiğimde çok büyük hayal kırıklığına uğramıştım falan.

atam izindeyiz
günde iki paket
marlboro içmekteyiz
devamını gör...
12095.
başlığı açtım... takribi 7 8 dakika kadar boş boş monitöre baktım.
yazmaya üşendim herhalde, oluyor bazen bu.
koyuyorum yemeği önüme, çatalı kaşığı bile tutmak istemiyor canım...

hiç keyfim yok, hiçbir şey yolunda gitmiyor. bazen diyorum ulan çekip vursam mı kendimi ?
yok diyorum sonra... mazallah ölmez mölmezsem bir de pipetle beslerler bir ömür.

üç günüm kayda alınsa montaja bile gerek kalmadan selahattin özdemir'in ''gençliği ihtiyar yaşıyorum'' parçasına klip olur. böyle hayat mı olur lan.
devamını gör...
12096.
kolay kolay korku duyan biri değilim. aslında bu paylaşacağım şeye korku da denmez, zira o an korku duymuyorum. lakin her defasında aklıma gelen bir düşünce.

diyeceğim o ki, ne zaman akşam hava kararmış durumdayken eve gelsem, apartmanın kapısını anahtarımla açmaya çalıştığım sırada eğer oradan araba geçiyorsa ve doğal olarak farları üstüme yansıdığında, tıpkı filmlerdeki benzer sahnelerde olduğu gibi o arabanın içinden camları yarıya dek indirmiş ve kollarını dışarıya çıkaran karanlık adamların beni mermi manyağı yapacakları düşüncesi geliyor aklıma. hatta böyle siyah deri eldivenli adamların mantar tabancasına benzer tabancalarla ateş edeceklerini canlandırıyorum. çok film izlemekten olsa gerek. yoksa düşmanım yok, birinin tavuğun kışt demişliğim yok. kendi halinde, kitaplarıyla haşır neşir biriyim işte.
devamını gör...
12097.
özledikçe kalbimin varlığını öyle güçlü hissediyorum ki yaşamak anlam kazanıyor. olduğum hali ve bulunduğum yeri de seviyorum.
devamını gör...
12099.
şimdiye kadar bu başlığa hep itiraf yazdım. bu seferki ilk üçe oynar benim için.

efeem ben zamanında izzet altınmeşe'den önce sahneye çıktım. bunda ne var diyebilirsiniz mevzu biraz farklı gelişti. bundan seneler seneler evveli. henüz 12 yaşlarında falan iken anne ve babamın karşısına çıkıp "ben kapanmak istiyorum" dedim. şimdiki aklım olsa "kapanmak ne la?" derdim. bağlamı itibariyle düşük bir kelime malum. her neyse ebeveynlerim benlen dalga geçti, eylendiler. hatta geçici bir heves deyip ciddi ciddi iplemediler, iyi de yapmışlar. yine de ben pazarda görüp vurulduğum 5 liralık mavi eşarbın peşindeyim. annem de aldı sağolsun.

bir ramazan günü kardeşlerimle anneme yalvardık ne olur çadıra gidelim diye. çünkü çadır bizim için acayip büyülü bir yerdi ama annem ihtiyaç sahiplerinin hakkına gireriz diyerek bizi hep ertelerdi. o sene kuzenim de bizde kalıyordu biraz da onun ısrarı ile tamam denildi ve akşama hazırlanmaya başladık. hemen mavi eşarbımı getirdim biraz yalvardım. kızını çok iyi tanıyan annem: maymun iştahlıdır zaten. bir kere taksın bakalım, dedi. bir heves hazırlanıp yola düştük.

bilen bilir eskiden ramazan çadırlarında bayağı bildiğin kuyruğa girip dakikalarca bekleniyordu. işte o bekleme bile bize eziyet değildi. çünkü çadırdaydık, herkes aynı hevesle aynı anı bekliyordu ve biz kardeşlerimle bu ortama hayrandık. hele ben. ben uçuyorum. o uçuk mavi sürrealist eşarp ile bir zamanların zalim modası dantelli beyaz bone benim başımda sonuçta.

neyse efem yemekler yendi, masalar toplandı. ramazan eğlencesi olarak izzet altınmeşe çıkacak. ona dair o zamanlar bildiğim tek şey muah muah can hatice. yatsıya kadar mühlet verdi annem bize. heyecanlı bekleyiş başladı, çadır tıklım tıklım. biraz sonra çıkacağımdan bihaber olduğum sahneye o bizden biri olan beniyle çıkıp gelecek diye izzet altınmeşe'yi bekliyorum ayak ucuma basarak. işgüzar sunucu ise geç kalan solistin yerini bir şekilde doldurmanın peşinde. çocukları çıkartıp onlara mini mini bir kuş falan söyletiyor. başka minik kardeşimiz var mı? diye sordu zaman doldurmak için. en başta bahsettiğim kuzenim hunharca tuttu kolumu ve başladı sallamaya. adam beni göremiyor muhtemelen. onun için orada titanik'ten uzanan bir el var adeta. sanki o sahneye çıkmazsam kendimi parçalayacağım. beni çağırıyor. ben şok ile "hayır bana demedi öndekilere dedi" diyorum ama etrafımdaki herkes beni itekliyor, bana yol açıyor. Allah'ım! star ışığımla anlık şöhretlerimden ilkini yaşıyorum. dönüp anneme "peki ben ne okuyacağım?" diyorum. güller hürmetine diyor. esat aydoğan'ı türkiye'ye tanıtan eserlerden biri. beni de bu çadıra tanıtacağını nerden bilebilirdim ki?

sahneye çıkıyorum. ad soyad, moral alkışı vs. şimdi Allah için biraz ses de vardır. başlıyorum okumaya arkada orkestra ritmi kapıyor hemen bana eşlik ediyor. bir ara nereye bakacağımı kestiremeyip gözlerimi kapatıyorum. gözlerimi açtığımda bana doğru bakan yaklaşık 15 nokia 6600 kamerası görüyorum, alkış kıyamet. sahneden inerken tebrikler, ne tatlı şey diye sevmeler. annemin yanına koşuyorum. çabuk diyor teravihe geç kaldık. ve ben izzet altınmeşe'yi dinleyemeden şöhretimi zirvede bırakıp o çadırdan ayrılıyorum.

eğer o gün o çadırda bulunup kameraya çeken biri varsa benim o geceye dair hiç ispatım yok sadece şahitlerim var, beni bir bulsun lütfen. hatırlar gibi olanlara eşarbın fotoğrafını atabilirim, yeter ki biri çıksın.

kapanış; bir başka şöhret anım olan, viyana sokaklarında nasıl rol teklifi aldım ile görüşmek üzere. esen kalın.
devamını gör...
12100.
birkaç aydır iş arayışım devam ediyor. en son bir yerden dönüş yaptılar. istanbul'da inspektör mühendislik işi ve teklif ettikleri ücret: “asgari ücret, ikibin kırk mı ne“imiş. bunu bana söyleyen kişi muhtemelen genç ve kadın olduğu için orada çalışan ik personeli. sinirlensem mi başkasının adına utansam mı bilemedim. köyde salamura peynircilik yapmayı düşünüyorum. böyle vaziyetin gerisini biliyorsunuz.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar