dünyaitiraf.com

#özgürler 

12322.
garip bir komplekse girdim. yine triplerdeyim. o yüzden sözlükteyim, sözlük!

geçen gün, sosyal medya çevrimiyle epeyce içli dışlı olmuş bir arkadaşımla oturduk. bilmemkaç bin küsür takipçisinin muhatabı olduğu paylaşımlarını pasif hesaplarımla gözlemiş kaçak bir gözlemci olarak muhatap olmadığım paylaşımları karıştırmaktan duyduğum suçluluk duygusunu def etmek adına bunlardan söz açtım. söz sözü açtı, takipçileriyle paylaşmadığı -belki de henüz paylaşmadığı- fotoğraf ve video kayıtlarını görme ayrıcalığına eriştim. küçücük telefon bir anda kocaman bir annane sandığına dönüştü, ne yoktu ki içinde: bebeklik, çocukluk fotoğrafları, anaokulu merasiminde oynadığı piyesin kayıtları, gidip gördüğü yerler, orada karşılaştıkları, ölümsüzleştirilmiş anlıklar vs bi' dolu kayıt. yavaş yavaş kendimi kötü hissetmeye başladım, benim de vardı ufak tefek kıyıda köşede kalmış kayıtlarım ama onun koleksiyonunun yanından geçemezdi benimkiler. telefonun şarjı azalmıştı, mütevazı koleksiyonumun nadide parçalarını onunla paylaşmaya yetmez gibiydi. iyice kötü hissettim.

çocuğun yanından ayrıldıktan sonra bir muhasebeye giriştim: niye böyle oldu? bir heyecanla facebook hesabı açtığım zamanlar geldi hatırıma. niye kapatmıştım o hesabı? didik didik ettiğim küçük fotoğraf albümümden zar zor bulduğum profil fotoğrafı olmaya layık biricik fotoğraf giriş sayfamın sol üst köşesinde bir seneden fazla durunca; densiz bir ilkokul arkadaşım (çirkin olmasına rağmen o kızı hala hatırlıyor olmam bu yüzdendir), tüm muhtemel profil ziyaretçilerimin önünde pek de nazik olmayan bir üslupla fotoğrafı değiştirmemi salık verince kapatmıştım hesabı. kız da haklıydı aslında, o bir sene içinde çözünürlüğü daha yüksek kameralar türemişti. zaten kısa süren facebook hayatımda pek de bir şey paylaşmamıştım, hatta belki de hiçbir şey. arkadaşlık isteğimi kabul etme nezaketi gösteren arkadaşlarımın paylaştıklarının üstünde duran "sen de bir şeyler paylaş" minvalindeki butona elim bir türlü gitmiyordu. halaoğlum ve mahallenin güzel kızı ile paylaşacaklarımın ortak kümesini bulma çabası uzun süre meşgul etmişti beni. takdir edersiniz ki bu karmaşık filtrelemeyi geçen pek bir paylaşım olmadı.

geçenlerde bir başka sosyal medya müdavimi arkadaşımın benimle çevrimdışı paylaştığı tecrübesi de aklımda ayrıca yer etti. paylaşıştıkları "story"ler sayesinde tüm takipçileriyle sürekli bir meclis içinde bulunuyormuş ve çevrimiçi meclislerindeki birliktelikleri sayesinde, bir ay veya bir yıl aranın ardından onlardan biriyle karşılaşacak olursa araya hiç fasıla girmemiş gibi muhabbet edebiliyormuş (benle muhabbetinin neden hal hatırdan öteye gidemediğini de anlamış oldum). kendini hiç sakınmadan girdiği atina şölenlerinin, söz ve işret meclislerinin geveze adamı sokrates'in sıkı takipçisi biri olarak bu sürekli birliktelik fikri bana oldukça ilgi çekici göründü.

ama soru baki: onlarca muhatapla ne paylaşılabilir? belki de cevap bu ikinci arkadaşımın tecrübesinde saklı. çevrimiçi paylaşımın sürekliliği çevrimdışı paylaşımı garantiliyorsa, demek ki paylaşım, en temelde, bir çevrim meselesi. bir kere çevrime girince devamı geliyor.

bu kadar kafa yorup operatör reklamlarının klişesi "mutlu anlar paylaşınca çoğalır." sloganına ulaşmış olmak kötü bir his. en iyisi bir yerden paylaşmaya başlamak...

iyi hoş da insan kırgınlığını paylaşamıyor ki
devamını gör...
12324.
bildirildiği kadarını bilebilen insanoğlunun, bildirene, çok bilmiş tavırlarla had bildirme gayretini ibretle temaşa ediyorum. hep söylüyorum, hiçbir şey bilmiyoruz.
devamını gör...
12325.
bazen beklenmedik olaylarda dengem öyle şaşıyor ki kendimi kaybediyorum. doğru ne, yanlış ne, iyi ne, kötü ne, yapılması, yapılmaması gereken ne hepsi tuzla buz oluyor. bütün eşyaların sıkıştırıldığı odanın kapısının açılmasıyla eşyanın üstüne yığılması gibi oluyor halim. adeta baştan ve en temelden ayrıştırıp yerli yerine koymam gerekiyor her şeyi. haliyle çekilmem gerekiyor her yerden ve her şeyden. üstüme yığılmasının şiddetine göre de bu durum kısa veya uzun sürüyor. bu beklenmedik şeyler bazen bir eleştiri, bazen bir musibet, bazen bir hayal kırıklığı, bazen kötü bir haber, gelecek endişesi, geçmişin kederi ve daha fazlası. fakat her seferinde kendim hakkımda yeni bir şeyler öğrendiğimi farkediyorum.

sonu yok bunun, karakteristik özelliklerin. dolayısıyla ölünceye kadar bu döngü devam edecek.
devamını gör...
12326.
her gördüğümde sinir olduğum başlıktır. delikanlı adam hatasını gider muhatabına bildirir, buralarda bayrak gibi sallamaz. evet!!!
devamını gör...
12329.
oldum olası, beynim kelimeleri doğru algılamak ve doğru yerde kullanmak konusunda pek başarısız. öyle ki dün akşama kadar "iftar olsa da çekirdek çiğnesem" deyip durmuşum. üstelik biri uyarmadığı taktirde farketmem çok zor oluyor. kelimelerin anlamlarını bilmekle alakalı bir sıkıntı değil, kelimeleri bariz saçma sapan yerlerde kullanmakla alakalı. böyle düşününce evet çok yanlış bir yerdeyim. bir kusurum olursa affola.*
devamını gör...
12330.
bazen goygoyun ölçüsünü kaçırınca kendine gel mu diyorum. ama geçiyor sonra. çünkü bu sürece girmişsem gülmek istiyor olduğumu biliyorum. ille de okkalı itiraf mı bekliyorsunuz?

*erkek olsaydım tır şoförü olurdum.
*tam anlamıyla sarhoş olma merakım hala var.
*inanç olarak bazen çizgiden çıkma boyutuna gelecek şekilde sorgulama yapsam da içimden, bu anlarda biri islama haksız söz ettiğinde savunma içgüdüm atağa geçiyor.
*ikizler burcu olmaktan nefret ediyorum ama, ama'sı var. *
devamını gör...
12332.
maalesef çevremizde çok fazla şerefsiz var şereften bahseden, kötü olan ise uzun süre onların gerçekten şerefli olduklarını sanmamız...

okursun belki; bunca zaman sonra ısrarla inanmak istemediğim gerçek yüzünü gösterdin, Allah belanı versin menfaatperest it!
devamını gör...
12333.
18 haziran 2013'te hayatımı çoğunlukla dini yönden ve kısmen dünya açısından değiştiren, benim için dönüm noktası diyebileceğim bir olay yaşamıştım. uzun sürmüş olan derin sıkıntılarım hafiflemişti. bu tarih aslında yine sıkıntılı ve hala ara ara canımı sıkan bir sürecin başlangıcıydı ama sürecin sonucu iyi olmuştu.

son birkaç aydır tarihin tekerrür ettiğini görüyorum. o tarihten önce yaşadıklarım benzer bir şekilde başıma geldi. benzer şeyler yaptım ve benzer hissiyatı yaşıyorum. önümde tamı tamına 1 ay var. acaba yeni bir dönüm noktası mı olacak yoksa bunlar benim kendim çıkardığım saçma işaretler mi, bilmiyorum. fakat bana hiçbir şey olmayacakmış gibi geliyor. çünkü biliyorum ki beklediğin şeyler beklediğin müddetçe olmuyor. zaten o olay da insanın başına gelebilecek en iyi şeylerden biriydi. bir daha olacağını sanmıyorum bu yüzden ama Allah'tan ümit kesilmez.
devamını gör...
12334.
otorite olanla oldum olası bir derdim var, olmaya da devam edecek.sırf koşullar o şekilde geliştiği için gücü bir şekilde ele almış bir mahlukata herkes boyun eğiyor diye boyun eğmekten Allah'a sığınırım.
devamını gör...
12335.
insanların satır aralarında bulunan o detaylar oldukça rahatsız ediciler. karşınızdaki o kötü özelliklerini itiraf ettiklerinde ancak samimi oluyor. mesela bazı insanlar bencilliklerini saklarlar sinsi bir şekilde ve hareketlerinden, konuşmalarından belli olur. işte bundan nefret ediyorum, bu insanın gram değeri olmuyor gözümde. bencil olduğunu itiraf edenler ise gözümde yükseliyor, bunun nedeni ne yaşayacaksanız yaşayın kendisini değiştiremese de bak ben böyleyim sen de ona göre hareket et diyebilmeleri. şimdi ben de bir şey itiraf edeceğim. sanırım ben istemeden veya istemeyerek çok insanın duygularına zarar verdim, bu bazen beni çok üzdü bazen de umurumda bile olmadı. bazen istediğim şeyler için veya kontrolün bende olmasını sağlamak için her şeyi içten içe planlayarak ortalığı birbirine katabiliyorum. sanırım insanlardan uzak durmam gerek. en azından sosyal olarak...
devamını gör...
12336.
bir aksilik olmazsa mod değiştiriyorum. kim ne halt ediyorsa etsin. bana dokunmasınlar yeter. anlat anlat, tartış tartış, sinirlen banane lan!? inanmak istemeyene hiçbir güç inandıramaz demiş şair mi yazar mı biri hatırlayamadım cahit sıtkı idi herhalde. kimseye bir şey ispat etmeye çalışmayacağım artık. Allah teala herkese akıl vermiş, şu teknoloji çağında "bilmiyorum" yok ama "kabul etmiyorum" olabilir. bundan sonra varsa makara yoksa kukara. hepinizi öpüyorum akpliler hariç *
devamını gör...
12338.
sıkıştık bir cenderenin içine, işler iyice döndü arapsaçına. ne deveyi güdebiliyorum ne bu diyardan gidebiliyorum. bir sitemim olamaz her hâlimize hamd olsun da benim öfkem kendime, hatalı tercihlerime. ömrüm belki de kendi hatam yüzünden bir çölde geçti
ölümden öte köy, nasipten öte yol, senden başka kapıları açacak olan yok Allah'ım. sen beni bana bırakma, işlerimi ve hâllerimi düzelt, kuş gibi hafiflet yüklerimi ki tekrar uçabileyim...
aylar sonra edit: Allah'a şükür çok daha iyiyim.
devamını gör...
12340.
kardeşim yaklaşık bir yıldır dedemden aldığı iki kekliği besliyordu. memlekete gidip geldikçe hayvanların hali içime dert oluyordu. dikdörtgen prizma şeklinde bir kafesin bir yüzü parmaklık, bir yüzü tamamen açık, diğer kısımları tahtaydı. tamamen açık kısım neden açıktı bilmiyorum ama kardeşim bu açıklığı sürekli bir örtüyle kapatiyordu.

başlarda hayvanların bakımını hevesle yapan kardeşim hayvanları ihmal etmeye başlayınca günlerinin tamamını bu karanlık kafeste geçirir olmuşlardı. kısa zaman önce bir tanesi ölünce arkada kalanın hali daha beter oldu, hem yalnız hem mapustu.

kardeşimi ne hayvana yeni kafes almaya ikna edebildim ne kafesi açık kısmından bahçenin toprak zeminine koymaya ikna edebildim ne de doğaya salmaya. hepsi için bir bahane buluyordu.

bir gün kargalar kahvaltısını yapmadan uyanmayı adet edinen bebemle bir plan yaptık. horul horul uyuyan ev halkına kin ve hasetle bakıp öfkeyle yere tükürdükten sonra kafesin yanına gittik. bebem yaşadığı olayları gün içinde elli kere anlattığı için bu operasyonun sadece bir kaza olduğunu düşünmesini sağlamalıydım. yani onlar hepsi ben tektim.

örtüyü biraz açalım da bakalım kuşa dedim ve biraz aralayıp baktık. hiç yorum yapmadan açıklığı yavaş yavaş artırdım. saf bebe hiç çakmadı. hayvan ışığı görünce kafes içinde bir sağa bir sola koşmaya başladı. sürekli parmaklık kısımdan kafasını çıkarmayı deniyordu. gerçekten çok üzücü bir manzaraydı. bebeme dedim ki bak bizden korktuğu için saklanmak istiyor, biraz uzaklaşalım da korkmasın. bebeyi bir iki adım geri çektim. keklik sakinleşti ve etrafa bakmaya başladı dikkatle.

bebem minicik olduğu için keklik ondan korkmazdı ama beni tehdit algılıyordu muhtemelen. bir üç beş adım daha geri çekildim ki keklik bebenin üstünden pırrrrrr uçtu gitti. kanatları top gibi vücuduna küçük gelmiş gibi komik bir görüntüsü vardı uçarken. bebe biraz heyecanlı biraz ürkek bana baktı. kızıım örtüsünü azıcık açmıştık, keklik birden kaçtı eyvaah, hemen dayını uyandıralım da kekliği bulalım dedim. bebe de hemen yedi yemin ediyorum.

biraz da salak ve mahçup davraninca kardeşim kekliğin kazayla kaçtığından hiç şüphe duymadı. kaçtığı yeri tarif ettim, üçümüz aramaya çıktık. çok geçmedi, daha bulamayız onu ya, kurda kuşa yem olur dedi. olsun hacı abi o da onun kaderiymiş, karanlık hücresinde mapus yatacağına özgürlüğüne kavuşsun başka bir hayvanın yemi olsun dedim. belli olmaz hayatta kalmayı başarabilir de diye teselli ettik birbirimizi. haketen belki de gerçekten yaşıyordur hala.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar