dünyaitiraf.com

#özgürler 

12484.
basit yaşamak gerektiğine inanıyorum. derin hissetsen bile basit yaşamak gerek. hissetmeyi, düşünmeyi, eleştirmeyi herhangi bir şeyi kutsamadan basitçe yaşamak. ne bileyim akşam sofraya yoğurtlu çorba koydum, yedik. şimdi bebeyi uyuttum, biraz kendime zaman ayırıyorum şu an bu tanımı yazarak. biraz sonra uyuyacağım. ertesi gün bugünden çok da farklı olmayacak. akşam belki domates çorbası yaparım. bebe belki yarım saat daha erken uyur. olsa olsa bu kadar farklı olabilir yarın benim için. hemen hepimiz için böyle aslında. günlerin bu kadar tekdüze olması insanı yaşayamadığı aksiyonu, duygularını düşüncelerini fazla kurcalamakla, orada bulduğu şeylere abartılı anlamlar yükleyerek telafi etmeye, artık o anlamı amaç edinmeye itiyor sanırım. benim de bunların ulvi deneyimler olduğunu düşündüğüm dönemler oldu ama. sadece üniversite okuyordum. bu kadar. geriye bakınca -ironiktir- en ulvi düşüncelerle dolu dolu yaşadığımı hissetmelerimin bilakis basit düşündüğüm bir döneme denk geldiğini görüyorum.

şu an ben bu tanımı yazarken bir insan ruhunu teslim etmeye çalışıyor. bir kız tecavüze uğruyor. savaşta anne babasını kaybetmiş bir çocuk bir toplama kampında hiç tanımadığı insanların arasındaki ilk gecesini geçiriyor. yani bilemiyorum, hayatı basit yaşamak gerek. insanlar bir yerlerde çok basitçe vücut bütünlüğünü dahi savunamıyorken duygulara güzellemeler yapmak bana basit geliyor. duygularım yok demek değil bu, hiçe de saymıyorum, kimi zaman duygularımın yoğunluğundan temel ihtiyaçlarımı gideremiyorum belki. sadece duyguların çok da önemli olmadıklarını anlıyorum. gerçekten önemli şeyler bizim yaşadığımız türden şeyler değil diye tahmin ediyorum. bir duygunun bir yaşantıdan daha önemli olamayacağına inanıyorum. varoluş sancıları adıyla kutsanan bunalımların bir miktar konforlu bir hayat sürmekle ilişkili olabileceğini tahmin ediyorum. üzülmek, kahrolmak kabulüm ama varoluş sancısı bana bir tür kendini önemli hissetmek arayışı gibi geliyor.


edit: bunu bu başlığa hangi vicdansız taşıdı be. ben hiç böyle itiraf yazar mıyım?
devamını gör...
12486.
sabaha kadar sigara içmek istiyorum.

ha bu arada buraya yazılan birçok şey itiraf değil. insanlar sadece dertleşmek ve konuşmak istiyor. karalama defterini sol frameden gizlemeye devam edin. başlık çok.
devamını gör...
12489.
bizim büyük oğlan'a yaygın gelişimsel bozukluk teşhisi konduğunda iki buçuk yaşındaydı tam. eve döndük. "moral bozmak yok" modundayız eşimle. çünkü otizmin tek çözümünün ilgi, eğitim ve sabır olduğunu biliyoruz. "moral bozmak yok" modundayız ya, işte oğlanı sırtlamış götürüyorum kapıya "bak ibrahimciğim, bu kapı" falan diyorum. hani kendi haline kalmaması için sırtımda. mecburi bir nevi sosyal etkileşime zorluyorum falan. neyse, akşam oldu. yatırdık sıpayı. biz de yattık eşimle. tabi tam bir yatma benimkisi. sabaha kadar göz kırpmamışım. aklımda sabaha kadar aynı sorular dönmüş "şimdi benim oğlum diğer çocuklarla aynı okula gidemeyecek mi? evlenemeyecek mi oğlum? bir sevgilisi, bir eşi olmayacak mı? baba olamayacak mı yani?..." sabaha dek verdiğim her nefeste dışarı karbondioksitle beraber bir o kadar da yaşam enerjimden gidiyordu. sabah erkenden işe gittim ama canlı ceset gibi... "neyse, en azından hanım uyuyabildi" diye geçiriyorum içimden. hanımı o gün bir ateş bastı. 10 gün ateşi düşmedi. tam beş hastane gezdik istanbul'da. bakılmadık tarafı kalmadı. en ağır antibiyotikleri, iğneleri verdiler. ne sebebini buldular ateşin, ne de çaresini. ellerinin derisi döküldü yüksek ateşten. sebebi belliydi aslında. o kadar üzülmüştü ki oğluna, vücudu kepenkleri indirmiş, makineyi kapatmıştı...

ardından sonu gelmek bilmeyen terapiler geldi. her hafta annesi saatleri bulan özel eğitime götürüp getirdi. yıllar sürecek olan sıkı bir elektronik orucuna başladık. televizyon, tablet, telefon vs. tüm ekranlı cihazları yasakladık. o kadar ki, hamburgercide menü gösteren lcd ekranlar dahi dikkatini çekiyor, onlara dahi baktırmıyorduk. dikkatini dergilere, oyuncaklara, kitaplara, elişi faaliyetlerine vermesini sağlamaya çalıştık...

bu hafta ibrahim'in ilkokuldan mezuniyet töreni vardı. özel eğitim veren bir ilkokuldan değil, normal örgün eğitim veren bir ilkokula devam ediyordu dört senedir. okulun ilk gününden beri durumunu ve seneler süren terapilerini okulda hiçbir öğretmene yahut veliye söylememiştik. bu zaman zarfında ibrahim kendisini tüm hocalarına sevdirmişti. veli toplantılarında branş hocalarından "sizi tebrik ediyorum" diyen mi dersiniz, "keşke bizim de böyle çocuğumuz olsa" diyen mi...

aklıma iki buçuk yaşında ilk teşhis konduğu geceki endişelerim, üzüntümüz geldi. bir de şimdiki pırlanta gibi, başarılı, akıllı -gerçi biraz kilolu, dobişko-, örnek öğrenci. ağladım hüngür hüngür...

ibrahim, okulunu birincilikle bitirdi. kütüğe isminin yazılı olduğu plaketi çaktı.*
devamını gör...
12490.
biliyorum gün içinde bunun için erken ama boğazdan geçen gemileri gördükçe içimi dökme ihtiyacı hissettim umarsızca.

çok acı çekiyorum. acılarım vardı hep. hala var. hayat bana acıyı öğretti. hep çektim. grip oldum. yandı vücudum. acı acı yandım. kimse aramadı. bir zamanlar gülerdik onunla, şu an kimlerle gülüyor acaba? çorba içtim. dün gece pide yedim. acıydı. köfte yeseydim keşke. bir gün bunlar biter mi acaba diye umut etmeden geçen saniyem yok. bitecek diyorum içimden. babamı timsahlar yedi. o zamanlar küçüktük biz. kardeşimle beni polis bulmuş ormanda ağlarken. sımsıkı sarılmışım ona. sanki o ölmesin de ben öleyim dermişcesine bakmışım. üvey yengem kumarcıydı. çocukken hep poker fişi taşırdım masalara. yere düşerdim taşırken. kadınlar sinirlenip üzerime basardı topuklu ayakkabı ile. sırtım delindi. dışarı çıkıp koştum gücümün tükendiği yere kadar. yüz üstü kapaklandım yere. sırtımın delik yerlerine yağmur suyu doldu. yaramı kapattı. balıkçılar bulmuş beni. çimento ile dolgu yapmışlar bedenime. hala orayı okşar eskilere dönerim. cennet varsa eğer beni kabul edecekler. vicdanım rahat. çok acımasızdı insanlar . yine de kaybetmedim özümdeki iyiliği. bana tekme atana çiçek verdim. yüzüme tükürene diğer yanağımı döndüm. korku en iyi düşmanım. onu bıçakladım. yaşamaktan korkan benle savaşamadı. bir travestiye aşık oldum (mardinli mümtaz). onu öldürmeye geldiler.2012 dolaylarıydı. o gece sınırı geçip suriyede bulduk kendimizi. öso güçleri bize tecavüz etmeye çalıştı. esad yanlılarına katıldık. 3 ay savaştım. her tür bombayı yaptım. küçük bir kız, gözümün önünde ölünce bıraktım savaşmayı. sadece hayatım gibi acılar veriyordu insanlara savaş. oysa hayalim o ülkenin sahibi olmaktı. mümtaz bendeki cesaretten korktu. o zaafı için onu terkettim. rusya'ya geçtim bir salı günü. çok güzel kızlar vardı.. kızlar güzel ama hayat zor, hava soğuktu. yine de vatan gibisi yok. solnişkalarla ısınmaya dayanamadım daha fazla. antalyaya tatile geldim. sonra karadenizde tenha bir plaja... hala buradayım. ketty adında ingiliz bir kadın tüm hayatımı değiştirdi. 78 yaşındaydı ve sapıktı. ben de sapık olduğum için kısa sürede aşık olduk. banabir at çiftliği açtı renk renk çeşit çeşit ingiliz atlarından müteşekkil.. şimdi vergisini veren, bu ülke için emek harcayan bir tüccarım. benim gibi hikayesi olan milyonlar olması beni önemsiz kılıyor. bana acıyan insanlar istemiyorum çevremde. tek söylemek istediğim umudunuzu asla yitirmemeniz. hayat çok acımasız olsa da, bir yerde o da pes ediyor. iyilik, er geç mükafatlandırılır
devamını gör...
12491.
üst sokağa düğün için orkestra kurmuşlar berbat bir müzik çalınıyordu yüce rabbim bardaktan boşanırcasına yağmur gönderdi ve şimdi sadece yağmurun sesi var kafam rahatladı ne kadar sevindim bilemezsiniz. doğanın sesi bütün çirkin sesleri bastırıyor. bencil varoşlar ve sokak düğünleri nefretimsiniz !
devamını gör...
12492.
sözlüklere sadece itiraf başlıklarına yazılanları okumak için giriyorum desem yeridir.
belki arada kalbime dokunan bir şeyler bulurum diye.
iki üstteki entry de beni yanıltmayan türden.
guzel oluyor, egitiliyoruz zamanla.
devamını gör...
12493.
mezun olduğum liseyi çok sevsem de lise arkadaşlarımı hiç özlemediğimi bir kere daha fark ettim.
biraz hüzünlü biraz sitemkâr hissediyorum. geçer inşallah.
devamını gör...
12496.
okurken sigara içesim geliyor. özellikle roman harici kitap ya da gazete okurken. düşünmem, beynimi yormam gerekiyor ya bunu nasıl öteleyeceğimi, nasıl savuşturacağımı sapıtıyorum. kendimi necip fazıl kısakürek gibi mehmet akif ersoy gibi hissediyorum ama tabii hayal edilen gerçek başka oluyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar