dünyevi 11. sayı

merhaba sayın sözlük sakinleri ve buraları dışarıdan takip eden sevgili okurlar...

belki gözünüz yollarda kaldı. başlıklara girmesini, gündeme düşmesini bekleyip durdunuz. çıkması için heyecanlandınız, okumak için sabırsızlandınız. tasarımcı arkadaşı memleketinden getiremediğimiz için sizleri biraz beklettik ama beklenen gün geldi.

-dünyevi 11, sonbahar sayısı ile sizlerle keyifli okumalar.
*

slogan için müşki hoten'e teşekkürler. #6669775

11.sayı için link; buradan


önceki sayıları incelemek isteyenlere;
1.sayı
2.sayı
3.sayı
4.sayı
5.sayı
6.sayı
7.sayı
8.sayı
9.sayı
10.sayı
devamını gör...
bu oldukça şık ve dolu dergiyi hazırlayan herkesin eline emeğine sağlık. bu dergi sitede emeklemeye başlayıp yavaş yavaş yürümeye geçtiğine şahit olduğumuz kolektif bir eser oldu. okuduktan sonra içerik hakkında da yazıcam ama şimdilik; görüntüsü çok şık.
devamını gör...
henüz bir yazı okudum, çok hoşuma gitti. kuyu/dönüş. eski ev imgesi zaten her durumda içine alır beni de yazıdaki hisler de geçti bana.

dergi güzel. sanki gitgide kalite artıyor gibi. emeği geçenleri tebrik ediyorum.
devamını gör...
her seferinde daha iyisiyle gelen derginin kusursuz* yazılara ve tasarıma sahip yeni sayısı.
emeğinize sağlık.

*vaktini ayırmaya değer bulup bu işe öncülük eden mücessem’i tebrik ederim. *
devamını gör...
güzel insanların emekleriyle ortaya çıkmış yine güzel bir çalışma. emek veren, zaman ayıran herkesi bu güzel çalışma için tebrik ederim. inşallah bu güzel emeklerinin karşılıklarını hayatlarında aynı güzelliklerle alırlar.
devamını gör...
her defasında dergide yeni yazarların ismini görmek güzel. tasarımı çok şık. yazıların tamamını okudum iki üç kez okuduklarım da var içinde ama şimdi bunlar hangi yazılar bahsedip boynunuzu kırmak istemiyorum. devam edin zira bu devirde kaliteli bir ürüne bedava ulaşmak zor. ben tamamen maddesel yaklaşıyorum mevzuya.
*
devamını gör...
dergiden iştahınızı kabartacak birkaç cümle.

günahın kenan’la başlamadığı artık sabit. habil’in soyundan gelenlerin yaşadığı zulüm ve onurlu mağduriyetleri şöyle dursun, kabil’in kanını taşıyanların da canı yanarmış.
...

gözümüz ne kadar yükseğe takılıyorsa derdimiz de o kadar büyüyor galiba.

...
herhangi bir dönemin edebi meylini inceleyerek, yaşadıkları sorunları resmetmek hiç de zor değil.

...

isyan.
bütünledin sevgini.
adamı kocaman koşturdun dağlara.
ufaladın toprakları
ayetler indi göğünden.
tafran ve kesilmiş kavgalardan
ölerek çıktı adam.
sarığında adın saklıydı.
eski masalardan kalma.

...

biliyorum suçluyum . kendimden iki sandalye öteye gidemiyorum. işler sarpa sarıyor. ben adımı bile unutmaya başladım bu kokuşmuş kahvehanede.

...

hopper’ın figürleri yalnızdırlar; tek başlarınayken de, iki kişiyken de, grup halindelerken de yalnızdırlar.
...

peki bizim gerçeğimiz ne? daha da önemlisi onu bulduğumuz da mutlu olacağımızın garantisi var mı? tam olarak bu sorunun cevabından korktuğumuz için düşmüyoruz kendi gerçeğimizin peşine. bu yüzden bozmaktan korkuyoruz rutinimizi, bu yüzden truman’ın merak ettiği gibi merak etmiyoruz fiji’de ne olduğunu. gerçek sylvia’ya giderken ulaşamamaktan korkup, evdeki sahte meryl’e razı oluyoruz.
...

etrafımdaki bunca şey hakkında bilgi sahibi olan veyahut en azından bunları yorumlayan ben, kendi hakkımda hiçbir bilgi ve yetki sahibi olmadığımı gördükçe daha da mizahi bir ruh haline bürünüyorum.

...
devamını gör...
dergiyi incelemeye ancak fırsat buldum bir solukta okuyup bazı küçük cümleler seçtim aralarından. emeği geçenlerin eline sağlık, pek güzel olmuş.


eğer bu halimi ben değil de bir roman yazıcısı yazıyor olsaydı şöyle derdi: "yokuş aşağı gittikçe eğime direnircesine daha da çıkıntılı hâle gelen arnavut kaldırımlarının arasında eski zamana, anne babasına, hatta onların da anne babasına dair bir kalıntı arıyor gibiydi."
...

rüzgarın arkasına sığınamayacak kadar suçluyum.
..
her gece avuçlarına fısıldar.
Allah'ım yardım et'lere sığınır. özkan'ın içi biraz uçurum biraz veryansın. sigaranın ucunda kalan küldür biraz özkan..
...
bir at ölüme koşar gibi hissediyorum
kulaklarını kapat ki kalbin çok dinlesin,bilemezsin. şahitlik makamının ağırlığı omuzlarımda ha çatladı ha çatlayacak.
...
hayatta içerisi boş ama çerçevesi altın kaplama olan acılar vardır, uzaktan bakınca görülmeyen..
ve bu altın yaldızlı içi boş çerçeveler sadece sizin kalbinizin duvarlarını süsler!
...
gözlerim gafletimin rehavetiyle yalancı hülyalara dalıp gitmiş. yılların mahmurluğunu atabilmem için senin avlunun çeşmelerinden akan soğuk suları, kirli yüzüme çarpmam gerek. (mektuptaki en dokunaklı cümlelerdi sanırım

...
sorun sende değil bende dedim kendime
sıkıntıdan bir zırhım var,kaşındırır neşe işlemez
yaşamıyorum artık
böylece kimse beni öldüremez ...
devamını gör...
hepsini okuyup tek tek alıntılarla ufak yorumlar yapmak istedim ama 3te 1ine ancak gelebildim vakit olursa devam ederim şimdilik şöyle şeyler:

sanki rahim belliyor çiçekler kucağı
filizlenip, yeşeriyor, halka halka dağılıyor


- doğurtuyor şiir.

aradığımı kamondo merdivenleri’nden inerken buldum. dna sarmalı gibi kıvrılan merdivenlerin bana göre sağından inerken birden aşağıdan gelenin ptp olduğunu fark ettim. o da kendine göre sağ taraftan çıkıyor ve buraları ilk defa çıkan birinin yaptığı gibi bir oraya bir buraya geçmiyor, çıktığı tarafa sadık kalıyordu. böylece ikimiz merdivenlerin ortasında adenin ve timin nükleotitleri gibi eşleştik.

- kenan ilginç teşbihlerle bize istanbul'u gezdiriyosun kardeşim eyv ama mevzuya gelmenin vakti gelmedi mi...

yağmur yağacak. eğer yaz ise, biraz olsun serinlik verecek bizlere. kış ise de; havayı yumuşatacak, kar varsa buzları aşındırıp eritecek ve kayıp düşme riskimiz azalacak.

- açıkçası yazıda bazı şeylere fazladan vurulduğunu ve bazı konularda da fazladan iyimserlik olduğunu gözlemledim ama bu kısımdaki yağmurun hem kışta hem yazda iyi bir etkisi olduğu tespiti güzelmiş.
devamını gör...
bu çeşitlilik içerisinde binlerce sene önce yaşayan insanların da, seninle aynı hisleri taşıyarak duygularını gösterme çabası içinde olduğunu fark edersin ve değişmeyen tek gerçek de aslında budur.

- dostoyevski ve goethe okuyunca gelen bir hal bu bana bilhassa. yazıdaki modern edebiyatın semboller üzerinden değil de açıkça beden güzellemesi yapmasının daha az derinlikli kabul edilmesine katılmıyorum ama. divan edebiyatı da hojdur ama tarihsel bir kırılma var arada. insanoğlu mitten gerçek hayat hikayelerine geçişi ilimde de şiirde de romanda da yaptı. eski dönemin mitsel anlatımı o dönemin ruhuna uygundu ama şu an gül bülbül kesmez bence bizi. beni kesmiyor yani.*

sahici kılmak için ölümlerini
doğurdu seni şehir.


- şiirde belli punchlinelar olması gerektiğine inanıyorum. bu şiirde de punchline bölümler var ama daha ortaya çıkmaları için bir şeylerin ayıklanması gerekiyor sanki.

çorabının biri siyah diğeri lacivert. kahvehanenin rengi kahverengi. ha-haha. camdan giren ışık sarı-kahverengi. anlatması zor şimdi. kendimden iki sandalye ötesine gidememek benimkisi. şu deliyi anlatayım en iyisi. ne yapsa yeri. özkan ismi. şehir unuttu özkan’ı. hatta ismini hatırlayan son gedikliyim mahallede. belki de değilim, kime ne?

- bu öyküdeki ses uyumları kafamda mecburen ibrahim sadri sesiyle yankı buldu. kelime oyunlu samimi dilli ve ses uyumlu parçaları ziyadesiyle sevdiğimden bu yazıyı da sevdim. hem fonetik güzellik hem hikayesel. sırıtmadan tamamlamak zordur bunu.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar