düşünceler

l.

"akşamdan hazırladığım tütünüm ve kibritlerim komodinin üzerindeydi. koltuğun işlemeli kollarının gomalak cilası artık enikonu aşınmış, tamir gerektiriyordu. yeşil kadife döşemeleri hala iyi durumdaydı ama belli belirsiz izler taşıyordu üzerinde. 'belli belirsiz izler.' evet. aklımı ilk çelen düşünce buydu. belli belirsiz izlerden bende de vardı, etimde, ruhumda, beynimde ve kalbimde. onları taşımak düşünmediğim sürece yük değil. ama ya düşünürsem? salıncaktan düştüğümde parmağımda açılan yara ile, bilmem kaç yılında birini severken kalbimde açılan yara. sonra bu anlamsız dünyayı kaçıncı kez düşünürken kanamaya başlayan aklımın sıvaşık ve iyileşmeyen yarası. her biri kabuklaşıyordu biliyorum zamanla. bu kabuğun katılığı ise şuna benziyordu git gide: yeryüzünün en kötü insanı dahi bir şeyleri sevebilirdi; sigarasını yakmayı, iyi seçilmiş bir şarabı veya sakallarına dokunduğunda çıkan sesi. sevgi en kötü kalpte dahi varolabilirdi. ya başka kalpler diye düşündüm. kaç kalpte yeşermiş üçbeş ot parçam vardı? onlar benim miydi onların mı? hiçbir kalp beni kendisiyle tamamen doldurmuş muydu hınzır bir çocuğun bardağını doldurması gibi taşarcasına. bu düşüncelerle koltuğuma doğru yöneldim. tütünümü yavaşça çıkardım ve pipomu doldurdum. yakmadan önce bu sorunun cevabını bulmalıydım; hangi kalp beni içine taşarcasına doldurabilir ki?"

horus - düşünceler - 2013 nisan
devamını gör...
ll.

"hangi kalp beni içine taşarcasına doldurabilir ki"? soru oldukça karmaşıktı aslında. koltuğum ise fazlasıyla cezbedici. bir an önce tütünün o yanık vişne kokusunu burnuma çekmek istiyordum, soruyu mu cevaplasam yoksa yaşlı koltuğun kollarında bir kez daha gerilirken ahşap döşemeleri mi gıcırdatsam karar veremedim. soru bir süre daha bekleyebilirdi. koltuğa kuruldum ve çakmağımı yaktım. üç, dört derken iyice körükledim yanması için pipomu. "hangi kalp" diye düşündüm, hangi kalp beni içine sorgusuzca doldurabilirdi? o kalbe dolan ikinci bir ben miydi peki? onun gözündeki ben gerçek ben ile ne kadar uyuşuyordu? bir nefes daha çekip geriye doğru kuruldum iyice. gerçek beni tüm hatlarıyla içine doldurabilecek kalp, beni en iyi tanıyan, tüm girinti ve çıkıntılarımı en iyi bilen bir ruha ait olmalıydı. etrafta bahar polenleri gibi uçuşup duranlardan biri değil, giyinmiş kuşanmış, avuçlarında sıcak bir gülümsemeyle bekleyen bir ruh. kaç kilo acı çekmiş, evet kiloyla acı çekilir bu dünyada ya, sonra çekmekten yorulur ve paylaşmak istersin, hatta bunun da ötesinda yıkmak hepsini karşı tarafa. kilolarca acısını taşıyabileceğim o ruhtan, tek karşılığı kalbine dolmak olarak alabilirdim yüklerini. güzel bir alışveriş dedim. keyiflenmiştim. çünkü bu dünyada bana hiçbir yük ağır gelemezdi."
devamını gör...
lll.

"kaleme ilişti gözüm, yazmalıydım. kağıtları almak için uzanmak yetmiyordu yerimden. mürekkep kokusunun kağıtla birleşmesini severdim. düşüncelerden kızışmış elimin kağıtta çıkardığı izi ise sevmezdim. kitap aralarında kalmış küçük saman kağıtlarından notları severdim, çay karıştırmayı ise sevmezdim. neyi sevip neyi sevmediğimi benim kadar iyi bilen bir kalp, beni içine doldurmak için acele edebilirdi. çünkü sevdiğim, tutkuyla arzuladığım, minik bir dudak kıvrımı için ülkenin diğer ucuna kadar düşünmeden gidebileceğim kadının her zerresine tapmak için tutuştuğumu ve onun zihninin içindekileri, bir çocuğun torba dolusu oyuncağını odanın ortasına dökmesi gibi genişçe bir odaya döküp, her parçasını tek tek incelemek isteyeceğimi de bilirdi. kağıtları alırken bir soruyu tekrar düşündüm. kalemi bir kaç kez salladım ve ilk yazdığım buydu.. hangi kalp? devamında şunu da sordum, hangi kalp vazgeçmeden ve sıkılmadan sevebilirdi? daha zor bir soruydu ve içimi çektim. varlığından emin olduğum ama nerde olduğunu bilmediğim böyle bir kalp varsa peşine düşer miydim, ya da kim düşmezdi ki? onun gelmesini sakince bekleyecek kadar çılgın mıydım? ya da ona gitmeyecek kadar tasasız ve umursamaz. ahşap sehpamın dokusunu hissetmek için elimi şöyle bir gezdirdim üzerinde. eskiydi, eskiyi severken eskimeyecek olma iddiasında bulunmak çelişki miydi? hayır, seven kalp eskimezdi."

horus - düşünceler - 2013 nisan
devamını gör...
ben mi? ben burada değilim ki. eğer yalnızsanız aynaların ne yararı var? aynalar olan bir şeyi yansıtır. ya hiçbir şey yoksa! ben neredeyim? bana benim nerede olduğumu söyleyin. her yerde bir parçamı mı bıraktım? baktığım bütün aynalarda? çok fazlasına baktım, sayısız. bütün onların içinde dağıldım mı? hepsi benden bir parçamı mı aldı? benden ince bir iz, incecik bir dilim ?

aynalar beni, rendenin bir parça ahşabı çenttiği gibi dilimledi mi? benden geriye ne kaldı? eğer ben! binlerce, binlerce aynaya gömülmüşsem, nasıl geri gelebilirim ? yitirildim! peydahlanırken yüzü kaybolan bir heykel gibi yontuldum.

benim yüzüm nerede? bütün aynaların önündeki yüzüm? aynalar beni çalmaya başlamadan önceki yüzüm nerede?
devamını gör...
durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
kumla köpüğün arasında.
yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
rüzgar köpüğü önüne katacak,
ama denizle kıyı daima kalacak.

bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

anımsamak bir tür buluşmadır.
unutmak ise bir tür özgürlük.

yüreğimdeki mühür
kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

sevgililer birbirlerinden çok
aralarındakini kucaklarlar.

arkadaşlık her zaman için
tatlı bir sorumluluktur,
asla bir fırsat değil.

ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
işte böyle bir anda
ya güneş altında çıplak danset,
ya da çarmıhını taşı.

insanlık, sonsuzluğun dışından
sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

şafağa ancak
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

gariptir ki,
kimi zevklerin tutkusudur,
acılarımızın bir kısmını oluşturan.

kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe,
yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

cennet orada,
şu kapının ardında,
hemen yandaki odada;
ama ben anahtarı kaybettim.
belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
daha güzel olmadığı gerçeğinde,
yaşamın adaletine olan inancımı
yitirmem mümkün mü?

bana kulak ver ki,
sana ses verebileyim.

karşındakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver.

söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.

yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
sessiz erdemlerimi eleştirmeye
başladığında doğdu.

bir gerçek her zaman bilinmek,
ama ara sıra söylenmek içindir.

içimizdeki gerçek olan sessiz,
edinilmiş olan ise gevezedir.

içimdeki yaşamın sesi,
senin içindeki yaşamın
kulağına ulaşamaz.
yine de kendimizi yalnız
hissetmemek için konuşalım.

sözcüklerin dalgası
hep üstümüzde olsa da,
derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

yaşam kalbini okuyacak
bir şarkıcı bulamazsa,
aklını konusacak
bir filozof yaratır.

zihnimiz bir süngerdir,
yüreğimizse bir nehir.
çoğumuzun akmak yerine,
sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

eger kış,
'baharı yüreğimde saklıyorum'
deseydi, ona kim inanırdı?

her tohum bir özlemdir.

öğretilerin çoğu pencere camı gibidir.
arkasındaki gerçeği görürsün,
ama cam seni gerçekten ayırır.

haydi seninle saklambaç oynayalım.
yüreğime saklanırsan eğer,
seni bulmak zor olmaz.
ancak kendi kabuğunun
ardına gizlenirsen,
seni bulmaya çalışmak
bir işe yaramaz.

neşeli yüreklerle birlikte
neşeli şarkılar söyleyen
kederli bir kalp ne kadar yücedir.

yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

hayır, boşuna yaşamadık biz!
kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

özel ve ayrımcı olmayalım.
unutmayalım ki, şairin aklı da,
akrebin kuyruğu da gururla
aynı yeryüzünden yükselir.

evim der ki, 'beni bırakma,
çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.'
yolum der ki, ' gel ve beni izle,
çünkü ben senin geleceğinim.'
ve ben hem eve, hem de yola derim ki,
'benim ne geçmişim,
ne de geleceğim var.
eğer kalırsam,
kalışımda bir ayrılış vardır;
gidersem,
ayrılışımda bir kalış.

yalnızca sevgi ve ölüm
her şeyi değiştirebilir.'

daha dün, yaşam küresi içinde
uyumsuzca titreşen bir kırıntı
olduğumu düşünürdüm.
şimdi biliyorum ki,
ben kürenin ta kendisiyim,
ve uyumlu kırıntılar halinde
tüm yaşam içimde devinmekte.

adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
işte o zaman büyüyen her şeyle
beraber büyüyecek ve
üst benliğine uzanacaksın.

ağaçlar yeryüzünün
gökkubbeye yazdığı şiirlerdir.
ama biz onları devirir ve
boşluğumuzu kaydedebilmek için
kağıda dönüştürürüz.

güzelliğin şarkısını söylersen eğer,
çölün ortasında tek başına olsan bile
bir dinleyicin olacaktır.

esin daima şarkı söyler;
asla açıklamaya çalışmaz.

en büyük sarkıcı,
sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

eğer ağzın yemekle doluysa
nasıl şarkı söyleyebilirsin?
ve eğer elin altınla yüklüyse,
şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

sözler zamansızdır.
onları zamansızlıklarını bilerek
söylemeli ya da yazmalısın.

şiir bir düşüncenin ifadesi değildir.
o, kanayan bir yaradan
veya gülümseyen bir ağızdan
yükselen bir şarkıdır.
devamını gör...
düşmanım olan insanların beni çektiğini hissetmek istemediğim için bir parçam, gözyaşlarına, melankoliye ve kedere karşı mücadele ediyor. artık bana hiç dokunmasalar keşke diyorum. bunu itiraf etmek zor geliyor, ama şimdi yalnızlığımdan ve duygusal soğukluğumdan kendimi sorumlu tutuyorum. bunun benim için anlamı aynı zamanda, bana kızan ya da beni reddedenlerin aslında haklı olduklarıydı. tam da bu tür insanların üzerimde uyandırdığı çekim gücüne katlanamıyorum. hiçbir şey hissetmemek daha iyiydi....
ama hissediyorum. şimdi hissettiğim tek şey, ölümcül bir korku. evet ölümcül bir korku duyuyorum. işlerliğimi kaybetmemek için çabalayacağım, ama kendime tekrar seslenişimde hiçbir yankı bulamadığım o yerde bulmaktan korkuyorum.
devamını gör...
ölüme yakın hissettirecek kadar derin, elinden bir şey alınmış gibi giderek daha da yoksun. kuşkulu, çekinceli olsa da inanmak istiyor. gerçek duygusunun ne olduğunu algılamak, sevilme ihtiyacını ilk kez itiraf etmek, bastırmış olduğu özlemi su yüzüne çıkarmak kolay iş değil.
devamını gör...
blaise pascal'ın tuğla kalınlığındaki kitabıdır. kafası kalabalık adamlar sınıfından sayılan pascal "ne beni dünyaya kim koydu biliyorum ne dünyanın ne olduğunu ne de kim olduğumu; her şeyden yana feci bir cehalet içindeyim" demişse, bizim ölmemiz gerekiyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar