edgar allan poe

stephen king' in kara kule serisinde yer alan güzide bir şiiri şöyledir;

bir yığın kırık görüntü,
güneşin kavurduğu ve ölü ağaçların korumadığı,
ağustos böceklerinin rahatlatmadığı,
kuru taştan su şıkırtısı gelmediği o yerde
kızıl kayanın altında gölge var,
(bu kızıl kayanın gölgesine gir)
ve ben sana sabah arkandan hızla gelen gölgenden
yada akşam seni karşılamak için yerden kalkan gölgenden
çok farklı bir şey göstereceğim.
sana bir avuç tozda korkuyu göstereceğim.
devamını gör...
amerikan romantik akımının öncülerindendir. korku, polisiye ve gerilim türlerinde şahane eserleri vardır ki "usher evi'nin yıkılışı" bu gerilime bir örnek olarak gösterilebilir. åžiirlerinde de edebiyatın had safhasına ulaşmışlığı vardır.. değil mi annabel lee?
devamını gör...
poe, kel kafasında bir tutam saçın havalarda uçuştuğu, yelek düğmesinin yanlış iliklendiği, hüzünlü, korkunç ve ironik bir sanatkardır.

poe deyince ilk akla gelen korku ve poliseye öykü yazarlığıdır. fakat bu tanım, daraltmaktan, ufaltmaktan, sınırlamaktan başka bir işe yaramaz. korku ve polisiyenin üstadıdır amenna. fakat bununla sınırlı değildir. fantastik öykünün dehası, ironinin ustasıdır. uçuk kaçık aşk hikayeleri de vardır. bu öykülerinde kadın kahraman ya ölüdür, ya hayalettir ya da ölecektir. böyle olmasına rağmen hüzünlüdür de.

åžairliği ayrı bir uzmanlık alanı ister.
devamını gör...
19. yüzyılda yaşamış öykü ve şiir yazarı aynı zamanda edebiyat eleştirmeni. fransız sembolistlerinin esin kaynağı . şiirlerinde ve öykülerinde romantik gizemciliğinin etkileri bariz bir şekilde görülebilir. ezik klanının en etkili sanatçılarından biridir.

be that word our sign of parting, bird or fiend! i shrieked upstarting
get thee back into the tempest and the night's plutonian shore!
leave no black plume as a token of that lie thy soul hath spoken!
leave my loneliness unbroken! quit the bust above my door!
take thy beak from out my heart, and take thy form from off my door!
quoth the raven, nevermore.
devamını gör...
korku edebiyatının öncülerindendir. yazılarındaki delirmişlik ve karanlık okuyana kendini gerçekten huzursuz hissettirir,istediği havayı veriyordur yani yazarımız.

bunu yaparken, türdeşi yazar ambrose bierce'ten olayları duygu ekseninde değil de, bilim ekseninde bir mantığa bağlama çabasıyla ayrılır. bir öyküsünde, psikopatlık derecesinde zeki bir adam, analitik mantığıyla çözer cinayeti,bir diğerinde baş karakterin tüm organları yapaydır, bir başka öyküsünde hazine kriptografi çözümüyle bulunur sonunda. bir öyküsünde şeytanla kafası üzerine bahse giren adamın kafası kopar ama aslında yine doğaüstü hiçbirşey olmamıştır.

kısaca, korku ve fantezi yazan,ama içindeki kökleşmiş analitik zekâyla da ilişkisini koparmamış bir yazardır. hayalet ve türevi şeylere ise,varolan sadece henüz ispatlanmamış olan şeyler olarak bakar.

(bkz: the murders in the rue morgue)
devamını gör...
annabel lee en bilinen şiiri değildir malesef. melih cevdet anday ın çevirisi sayesinde türkler arasında en bilinen şiiri olmuştur. kendi milleti içerisinde en çok bilinen şiiri tartışmasız the raven*dır. raven şiirinde ses oyunları ile yarattığı atmosfer henüz edebiyat aleminde aşılamamıştır diyebilir ve bu iddiamızı da rahatlıkla ispatlayabiliriz. benim kendisine ait en favori şiirim ise israfel dir.

ayrıca yarattığı dupin karakteri ile sherlock holmes dan başlayarak bir çok detektif karakterine ilham kaynağı olmuştur.

ha bir de bu adam necrophilia dan muzdariptir. * *
devamını gör...
en çok annabel lee adlı şiiriyle tanınan yazar, şair.

işten geç çıkmış, otobüse binmiş evime ulaşmaya çalışıyordum. rabıta ı mevtime ne kadar düşkün olduğumu diğer yazılarımı okuyanlar bilirler. gına geldi zaten. neyse lafı uzatmayayım, bulduğum altın değerindeki boş koltuğa yerleşmiş, arabanın her sallanmasında, dışarı çıkmak isteyip de kafasını cama 'dup! dup!' diye vuran sinek misali kafamı cama vura vura uyuyordum. tam divan şiirinin bir kã»demasını görüp 'aha şimdi sözlükte yazı yazmaya macera çıkıyor!' diyecekken otobüsün acı freninden sebep muazzam bir 'dup!' la uyandım.

etraf karanlıktı, otobüste bir ben kalmıştım. şoförün 'son durah!' demesiyle apar topar kapıdan indim ve soğuk hava yaladı mahmur yüzümü. arkamı döndüğümde otobüs kaybolmuştu ve ne bir ses ne de otobüsün ışığını görmüştüm. ve indiğim yer bir yol değil de kapkaranlık bir ormandı!

korktum, karanlığın her türlü şekillere bürüdüğü gölgelerin arasından bir yol bulmaya çalıştım. yürüdüm..yürüdüm. belki daireler çiziyordum, anlayamıyordum. bir yandan da ormanın karanlığını bastırsın diye bağıra bağıra şarkılar söylemeye başladım. repertuarım oldukça zengindi fakat şarkılar yavaş yavaş tükendi, en son yüksek yüksek tepeleri söylüyordum ki, gölgelerin arasından insan suretine benzer bir şey belirdi.
-'yüksek yüükseeekk tepeeeeleeeraaaaaaaaaaahhhh! hasss! sen kimsin ya huuu?!!!!'
+'edgar allan poe, ya sen?'
-'muhayyel zartalos efendi' üç kelimeli ismine, üç kelimeli ismimle cevap verebildiğim için biraz kendime güvenim geldi.
+'selam' dedim, yüzünü şimdi daha iyi seçebiliyordum. geniş bir alnı hafif dökülmüş siyah kıvırcık saçları vardı. bana,

varlığını sabah diye selamlayanlardan,
yokluğunu gece sayanlardan,
yüksek göklerde kutsal ateşi gölgeleyen,
ağlayarak ümit için her saat seni kutsayanlardan
* dedi.

sözleri ormanın kasvetini daha da arttırdı. soğuk gecede, soğuk terler dökmeye başladım. titrek sesimle,
-abi ben otobüse binmiştim birden kendimi burada buldum anlamadım ki burası ümraniye'nin neresi. sen ne aradın burada? diye sorunca, hastalıklı bir sesle,

kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin.
tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum
. ** dizelerini okudu.

-vay abim benim, ben de yaz gelse de doğalgaz faturaları düşse iflahımız kurudu diye düşünüyordum sonra uyuyakalmışım tıheheh. diye tırsak bir gülücük attım.abi ben tırstım biraz ya!; diye ortama samimiyet katmaya çalıştım. bana;

sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz,
korkak değilsin sen,
gecenin kıyısından gelen.
suratsız ve yaşlı kuzgun.**
dedi.

-hay ağzını öpeyim abim senin!, yalnız şu suratsız kuzgun olayını anlamadım ama yakışıklı adamımdır ben bak sol profilim iyidir. yüzümü sola döndüm yanlışlıkla sağ profilimi gösterdim. aldırmadı.
-abi bu orman neresi peki? diye sordum.

çünkü bir ölüm çanı gibi öttü sözler.
ve ses onunkiymiş gibi geldi.
savaşta düşmüştü o kuytu ağaçlıkta.
*** dedi.

-;nasıl ya bu ağaçlıkta mı düşmüş?? abi ruhu buradadır belki, abi cin çarpmasın yamulmayalım!korkuyla etrafıma baktım, besmele çektim, edgar allan poe'ya yeniden baktığımda yerinde koskocaman bir kuzgun gördüm! kuzgun dev pençelerini bana uzattı, 'bir daha asla!**** diye bağırdı. tam pençesi bana değecek iken ufukta güneşin belirmesi ile orman da kuzgun da kayboldu. dudullu'da boş bir arazideydim. bir minibüse bindim evime döndüm.

*m.l.s..ye şiiri
** kuzgun şiiri
***düşün içinde bir düş. şiiri
****raven/kuzgun adlı şiirden aforizma.
devamını gör...
charles baudelaire'in kendisi için ; "çağımızın en güçlü yazarı..." övgüsünü yaptığı amerikalı şair ve öykücü...
åžişede bulunan not, morgue sokağı cinayetleti, altın böcek en meşhur öyküleridir.
alkol ve kumar bataklıklığında geçen buhranlı ömrü eserlerine de zaman zaman karamsarlık olarak yansımıştır.bir çok öyküsü gerilim içerir.
1809 doğumlu amerikalı 40 yaşında hayata veda etmiştir.

--- alıntı ---

"Özdeksel şeylere tutkun.aç gözlü dünyanın ortasında poe kurtuluşu düşlerde buldu.amerika'nın havasının kendisini boğmasına karşın eureka'nın başlangıcına şunu yazdı : "bu kitabı düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum." o kendi varlığıyla başlı başına bir protestoydu ve bunu kendine özgü yollarla ilan etti."

--- alıntı ---

*
devamını gör...
the visionary* ve berenice adlı hikayeleri de oldukça ünlüdür. Üzerinde en çok durduğu konu delilik halinde yapılan bir eylemin ardından hissedilen suçluluk duygusudur gibi gelir bana. gözlük, tuhaflık meleği*, zıtlık şeytanı, sözcüklerin gücü* ve Hans Pfaall diye birinin benzeri görülmemiş serüveni** adlı hikayeleri güzeldir.

not: gözlük ve zıtlık şeytanı'nın ingilizcelerini bilen üstadlarımız düzeltirlerse sevinirim.
devamını gör...
kaybettiği kadınların yasını, gülümsemeden kesilmiş yüzünde taşıyan bir şair. iki yaşındayken annesi, yirmisindeyken üvey annesi ve daha sonra da eşi. . . ölüm, sevdiği kadınlar ile arasında aşılmaz bir uçurum oluşturdu; bir kadına ve hayata tutunamadı poe.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar