kürtçe

197.
nasır tutmuş boğazlardan, yorgun ve acımtırak ses tellerinden, kırışmış simalardan, korku dolu gözlerden, kuru toprak bekçilerinin, çatlak, kuru ve sönük toprağın dili...

sınıf atlamış medeniyet, özgürlük meşalesi okyanus ötesinde yanıyor, peşinden koştuğumuz garb sanayileşmiş, taş üstünde taş kalmayan ''alamanya'' çığır açmış sanayi ve makinede.

sene 1993, yer beyttüşşebab'ın gidilmemiş bir mezrası.

çamurlu postal, yanık renkli, poşulu köylünün elini eziyordu. sonra dipçiklerle vücudunu büyük bir nefret ve hırsla dövüyordu. çığlıklar, gecenin kör karanlığını yarıyordu. tüm mezra halkı kundaktaki bebeğine varan kadar, ocak'ın iç donduran ayazına teslim edilmişti. muhtar ''burada terör değil bizler varız! terör dağlarda komutan!'' sözüne karşılık, komutan muhtar'a dipçik ile cevap vermişti. muhtar yaşlıydı ve kendinden acizdi.
yere yığıldı, yüzü, gözü çamur ve kar oldu ve burnu kanadı muhtarı'ın, kan kar'a damlıyordu. tarih not düşe dursun, kadınlar mırıldanarak ağıt yakıyordu...

yerdeki poşulu adam, kımıldamıyordu. rüzgar tüm şiddettiyle eserken, azrail ruhunu kapz etmişti. suçu, kürt doğmak ve kürtçe konuşmaktı. olay mahallinden biraz uzakta nöbet tutan askerin gözyaşları kar'ı ıslattı.
askeri cip mezradan uzaklaşırken, ardında koca bir ağıt ve külfetli bir gelecek bıraktı...

öyle bir dil yoktu.

kürdü ve türkü yaratan buyuruyor ki;

insanların farklı renk ve dillere sahip olması, Allah'ın birliğine tanıklık eden âyetlerdir. (30/rum, 22)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.