dünyaitiraf.com

#özgürler 

8279.
şimdilerde dağıldım iyice. dışarıya çok belli etmiyorum. gündelik hayata bir şekilde devam ediyorum. insanların yanında gülebiliyorum. kimse ne olduğunun farkında değil. dışarıdan bakan keyfi yerinde diye düşünüyordur. buradan bakınca her şey gri tonlarında.

anlatmak da istemiyorum hiçbir şeyi ama yazmak rahatlatıyor. kafamı bu şekilde dağıtabiliyorum ancak. yazmasam içimdekileri dökecek başka bir davranış bilmiyorum ben.

ortam karışık. ülke yangın yeri öyle diyor haberler. hayırlısı demekten başka içimden bir şey gelmiyor. artık politik söylemler de ilgimi çekmiyor. insanların söylediği şeyler ilgimi çekmiyor o yüzden bu hayata karşı ilgisizlik.

- nasılsın
- iyiyim?
- sen nasılsın
- aynı..
- hadi görüşürüz.

hiç iyi değilim. içim de taşlaşan bir benlikten başka hiç bir şey yok. anlam veremiyordum önceden. şimdi anlam vermeye çalışmıyorum. insanların çelişkilerini görmekten bıktım artık. o yüzden görmemek daha iyi geliyor.

evet sen çok güzel çıkmışsın, gerçekten de haberin yok fotoğrafının çekildiğinden ve buna rağmen çok güzel çıkmışsın. çok güzelsin.

evet sen de çok duyarlısın. 20 yaşında hayatı çözdüğün için çok yücesin. hemen bir kabile bul ve sana tapınmaya başlasınlar geç kalma.

evet sen de çok zekisin. çok çok zekisin. eminim yaşamış bütün zekalar keşke biz de onun gibi olsak diye hayıflanıyorlardır şu an.

ulan nasıl bir dünya bu be. herkes -mış gibi yaşıyor ama kimse ben neden niçin nasıl böyle yapıyorum demiyor. sadece kendi hayatına devam ediyor. çevresinde kümeleşmiş insanlar olsun kendini beğensin övsün istiyor. bunu başarabilmek için ilk önce kendisi gidip birisinin etrafındaki kümenin bir parçası oluyor. sıra kendine gelsin diye bekliyor.

ama herkes hayatına kaldığı yerden devam ediyor. bir şeyleri yapamıyor beceremiyor ama ben yapamıyorum beceremiyorum demiyor istemiyor diyor tercih etmedim diyor. böyle böyle değerli kılıyor hayatını.

en büyük zaafım olayları olduğu gibi kabul etmemek. bir yerlerde yanlış giden şeyleri görünce içimden hemen ona salça olmak geçiyor. aksini düşünemiyorum. hemen müdahil olmalıyım diyen bir gen var bende. sürekli etrafındaki genlere fısıldıyor. "salça ol salça ol salça ol" hayatımı yaktı. yandım.

şimdilerde bakıyorum herkes duyarlı. duyarlı olmak moda. herkes de bu trendi takip ediyor. adalet diye bir şey yok ama. yozlaşmış bir vicdanın olduğu yerde adalet olabilir mi? ancak edebiyat olur. boş laf olur. şiir yazarsın. lay lay lom. ötesi değil. aksiyon almak adına gerekli fikri zemin nasıl oluşur böyle kaypak düşüncelerle anlaması güç

insanlar ölmesin diyor. hangi insanlar. ölenler. kim onlar açık konuş. "barış gelsin". insanlar en kötüyü bile kınayamıyor ya da kınadığını söyleyemiyor. nasıl bir iki yüzlülük varsa artık nasıl bir menfaat dünyası ise bu. herkes politik doğruları konuşuyor. ulan yemin ediyorum bu gerizekalıları gördükçe hayatı mikroskopa koyup incelemek istiyorum nasıl bir gariplik var belki görürüm o şekilde.

herkes bir şeyleri eleştiriyor. ama kendisi de bir şekilde o eleştirdiği şeylerin bir parçası aslında. genelde bencilliği eleştirenlere bak bakalım. kendi bencilliğini yaşayamadığı için eleştiriyor başka benleri. ya da hayat kötü edebiyatı yapanlara bak. kesin bir menfaati gerçekleşmiyor da o şekilde edebiyat yapıyor. aşk diyenin aşkı zelil etmesi. iyilik diyenin iyiden nasibi almamış olması kronik rahatsızlık olarak her yerde var.

sıkılıyorum artık bu düşüncelerden. dünyanın bir akıllısı ben mi kaldım bunlara kafa yoruyorum. sonuçta bunları aç bırakıp önlerine iki tabak yemek atsan herkes birbirini kılıçtan geçirir. öyle bir dünya bu. herkes önce kendini düşünüyor. işin özeti de bu aslında.

hani o önder dedikleri adamların arkasında menfaat peşinde koşanlar. iki kuruş fazla kazanayım diye takla üstüne takla atanlar genelde ulvi değerler adına ne varsa ağızlarına sakız etmişler. bakıyorsun hayata gelmekten başka bir başarısı olmayanlar bir şeyler yapanları eleştiriyor.

yemin ediyorum menfaat dışında bir ilişki kuran insan görmüyorum son günlerde etrafımda. ya da şu an hayata baktığım gözlükler hep hayatın bu tarafını gösteriyor bana. bir bakıma da iyi oluyor aslında.

uzun süredir iyiliğin insanın dışında var olduğuna inandım. iyiliğin orada bir yerlerde olduğuna inanmak istedim. yoksa bu yozlaşmış düşüncelerin insanlığı daha da tüketeceğine inandım hep. ama yanıldım. iyilik diye bir şey yok. menfaat var ben var.

şimdilerde aklım yeni yeni yerine geliyor. bunca zaman neden kendimi olağan dışı şeylere inandırmaya çalıştım bilmiyorum. bir tür zayıflık olsa gerek. hani çabaladığın zaman hırslı oluyorsun ya. o yüzden bıraktım galiba çabalamayı. ama aynı insanların daha sonradan tembel bu diyecekleri aklıma gelmedi. tag heuer saat takıp mütevazilikten bahseden insanlardan yoruldum artık. mütevaziliğini bile gösteriş nesnesi haline getirmeye çalışan aptalların da canı cehenneme.

tutarlı olmak benim kendimi inandırdığım boş hayallerden biri. kimse de tutarlılık adına en ufak bir kırıntı yok. tutarlı olmak demek her zaman limit sonsuza giderken geçmişinle yüzleşmek demek çünkü. ve kimse geçmişi ile yüzleşmek istemiyor. geçmişini gömmek istiyor. çünkü yeni bir geleceği bu şekilde inşa edebileceğine inanmış.

bu zamana kadar uğruna emek verdiğim her şey çar çur oldu. ciddi anlamda bütün varlığımı verdiğim son şey de elimden uçtu gitti. yerine yenisi gelmeyecek. bir şeyleri de aldı götürdü giderken insafsız. ortada kalıyor insan.

şimdi gerçekleri kabul etme ve oyunu kurallara göre oynama zamanı. hayatta her zaman bir dönüm noktası oluyormuş demek ki. bir şekilde hayatta kalmak adına prensipleri bir kenara koyma vakti ve gerçekten içindeki sırtlanı ortaya çıkarmak vakti bu şekilde geliyormuş demek ki. şimdi oynayacağım oyun bu. bakalım alışmak ne kadar zamanımı alacak.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.