shaggy

çocukluğumdan bu yana yılda iki kez düzenli bir şekilde ölen sanatçıdır. bu düzenli ölme alışkanlığı daha da öncelere dayanıyor olabilir, bilemeyeceğim. hem zaten farketmez benden üç yaş büyük ağabeyim, büyük kuzenimiz gökhan abiye falan sordum, onlardan da aldığım yanıt pek şaşırtıcı değildi.

-abi shaggy'i bilir misin?
+ tabi bilirim, e o adam ölmedi mi yaaaa"

evet öldü, hemde defalarca. mesela shaggy ilk kez öldüğünde gaziantep' te tombalak, esmer, çirkin bir çocuktum. t.v de power rangers vardı o zamanlar, haliyle bende o kuşağın tüm çocukları gibi yeşil ranger tomydim. bazen de tsubasa. tıpkı 2-b sınıfının geri kalan tüm erkekleri gibi...

okuldan geldiğimde, sırtımda çanta boynumdan mataramı bile çıkarmadan dış kapının açılması ile birlikte direk salona tv karşısına giderdim. power rencırz çoktan başlamış olurdu. çantamı hemen yanıma çıkarır, beslenme çantamın dibinde kalan son dilim salçalı ekmeği oracıkta t.v nin karşısında gözlerimi kocaman açarak yerdim. ve her seferinde pawer rencırz' ın bitimine bir kaç dakika kala annemin kucağında ağlayarak ve tepinerek banyoyu boylardım.

-ama anneeeğğğğ yaa rencırzlar birleşcekdi tam..anneğğğ ühüüühü
+ ay şimdi gebertcem seni ! daha elini yüzünü bile yıkamamış. sen dur baban gelsin görüşürüz.

tam burada power rencırz bitişindeki jenerik müziği, zırlarken çıkardığım çığlığa karışırdı. ***

babam eve gelirdinde o yorgunlukla çokktan uyuya kalmış olurdum. power rencırz biraz daha uzun sürmüş olsa hani, babam eve geldiğinde ayakta olabilirdim. ama power rencırz da yoksa, gezegendeki hiçbir şey beni o yorgunlukta ayakta tutamazdı. ve babam her seferinde cebinde kocaman bir gofretle gelirdi. zil sesine uyanırdım. kanepede uyandığımda, başım kocaman, yaşlı ve tonton bir bacağın üzerinde olurdu. annemden çok daha yaşlı bir bacağın, yeşil çiçekli bir entarinin üzerinde... geride bırakılmış en az 70 senenin hatırası kadar naftalin kokan, yeşil ve çiçekli entarili bir bacağın üzerinde.. uzun yıllar uyanır uyanmaz gördüğüm ilk şey oldu bu yeşil entari. uyanır uyanmaz duyduğum tek koku o ağır naftalin kokusu oldu ve uyanır uyanmaz duyduğum ilk ses onun sesi oldu. komşumuz yüksel teyze...yanlız yaşayan, yetmişe merdiven dayamış, tonton komşu teyze..tıpkı masallarda ki gibi olan. zil sesi ile birlikte işte o yüksel teyzenin sesiyle uyanırdım.

y.t: (anneme seslenerek) kızım ben artık kalkayım müsadenle.
annemde her seferinde; "az daha kalsaydın yüksel teyze" derdi.

babam yüksel teyzenin terliklerinden evde olduğunu anlardı ve sanırım tam da bunun için zile basardı. yoksa babamın anatarı olduğunu bilirdim. ceketinin iç cebinde, kocaman çikolatalı gofretin hemen yanında olurdu her zaman. ama babam yinede zile basardı yüksel teyzeye hürmeten. ve yüksel teyzede zili her her duyduğunda babamın geldiğini anlar, ona hürmeten anneme dönüp; "kızım ben artık kalkayım müsadenle" diyerek kalkardı.

yüksel teyze her seferinde tam kapıdan çıkarken, kocaman dudaklarıyla yanağımın yarısını ıslatarak öper. göz ucuyla babama bakarak, "gofret baba gelmiş" derdi ve gülümserdi. böylece babamın zamansız(!) gelişini ve*** yüksel teyzenin kalkmak zorunda oluşuna sebebiyet verdiği için yüzündeki mahcubiyeti kocaman bir gülümsemeye çevirmesini bilirdi. bizim dış kapıda, tüm hayatım boyunca gördüğüm bu en içten seramoni bir kez daha tekrarlanırken, shagy de muhtemelen bir yerlerde tekrar ölmekle meşguldü.

yüksel teyze ağır ağır apartmandan yukarı çıkarken, ben şimdi ki jenersyonun asla anlamayacağı bir şey yapardım. apartmanın ışığını beklemek... beklerdim ki, eğer yüksel teyze merdivendeyken ışık sönerse tekrar yakayım, karanlıkta kalmasın.

- yüksel teyze...
...
- yüksel teyzeeee çıktın mı?
..
+çıkırrrtt **

aradan yıllar geçti. büyüdüm. hatta *ortaokula bile geçtim. power rencırz yayından kalktı, tsubasa artık çok da umrumda değildi. fakat yüksel teyze bize gelmeye, ben naftalin kokusuyla uyanmaya, shaggy de ölmeye devam etti. babam zamanla gofret getirmeyi bıraktı. apartmanımıza fotoselli lamba takıldı, ben şehir dışında bir fen lisesine yerleştim. fakat yüksel teyze bize gelmeye, babam aynı saatte işten dönmeye ve tabi shagy de yine ölmeye devam etti. hatta yanlış hatırlamıyosam shaggy o sene üç kere ölmüştü.

lise 2 sınıfa gidiyordum. şehir dışına gidişimde en az annem kadar ağlayan bu kadının kokusuda haliyle anne kokusu gibi bir şeydi. sanırım o yüzden, tatillerde memlekete döndüğümde, kazık kadar adam yüksel teyzenin dizinde yatmaya devam ettim.. naftalin kokusu yüksel teyzenin yeşil entarili, yaşlı ve artık eskisi kadar tonton olmayan dizinde, yıllar önce nasılsa aynen öyle duruyordu. ve birgün ben yine haftasonu tatili için memleketteyken, yüksel teyze öldü. babam sağlık görevlileri ile birlikte, yüksel teyzenin naaşını merdivenerden indiriyordu. babamın "içeri geç" demesine aldırmadan bir elim merdiven ışığında yüksel teyzeyi bekliyordum.eğer yüksel teyze merdivendeyken ışık sönerse, yakacaktım. karanlıkta kalmasın...

önümden geçerlerken, sedyenin üzerinde ki, cenaze torbasından tanıdık, mayhoş bir koku yayılıyordu. nerede olsam tanırdım bu kokuyu. yüksel teyzenin yeşil entarisinin naftalin kokusuydu bu. kendimden geçtim, zamanın ötesinde bir yerdeydim artık. aklımın içinde tek bir görüntü vardı. başımı gömdüğüm çiçekli, yeşil entarinin görüntüsü, tıpkı çocukluğumda ki gibi... bir şeye çok yakından bakarsanız biraz bulanık görünür ya, işte aynen öyle. sanki başımı yine yüksel teyzenin dizine koymuşum yeşil entarisinin çiçekleri bir iki santim ötede yine bulanık görünüyor...

annemin omuzuma dokunuşuyla irkildim. içeri geçmemi ister gibi dokundu. nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama anneler bir şey demek istediklerinde, demek istedikleri şey gibi dokunmasını biliyorlar. oysa ben yine yüksel teyzeye ; "az daha kalsaydın yüksel teyze" demesini isterdim. keşke bunun içinde büyülü bir dokunuşu olsaydı annemin. malesef yoktu.

içeri geçerken, elim merdiven ışığını yakan anahtardan yavaş yavaş aşağı doğru kaydı. apartman duvarının pürüzlü yüzeyini dokunurken bir şey farkettim. apartmanımızda yaklaşık 5 yıldır fotoselli lambalar vardı. ve ben tamamen istem dışı, sanki ruhumun derinliklerinde bir yerde bir şey yüksel teyze karanlıkta kalmasın diye bana bunu yaptırmış, beni zaman içinde 5 yıl geriye koymuştu. evet, yüksel teyze ölmüştü ve her zamanki gibi giderken yanaklarımın yarısı yine ıslaktı. ha bu arada, hazır ölümden bahsetmişken tahmin ettiğiniz gibi shaggy o sene de öldü.

o günden sonra shaggy ölümleri artarak devam etti. senede iki kez, hatta bazı senelerde üç kez öldü shaggy. ama yüksel teyze bi daha ölmedi ve ben bir daha asla naftalin kokan yeşil bir entariye başımı yaslayıp uyumadım.

ve bugün merdivenleri çıkarken elimi anahtara koyup öylece durdum. bir süre hareketsiz bekledim. ışık söndü.yeşil rencızz tomi oldum. 2-b sınıfının tüm erkeklerinin ismini saymaya çalıştım. ancak 7 tanesini hatırlayabildim.. yüksel teyzeyi andım. çok uzun bir zaman sonra, bir apartmanda, lambayı anahtara basarak yaktığımı farkettim ve merdivenleri çıktım. eve geldim ve bunları yazdım. 22 sinde bir üniversite öğrencisi olarak zili çaldığımda kulaklığımda boombastic çalıyordu.

. . . (kapı açılır). . .
ev arkadaşım: hacı nerden geliyon ?
ben: shaggy ölmüş lan
ev arkadaşım: hahahahha. olum yeter ama ya...hahahahaaaaa

sahi siz en son ne zaman apartman ışığı sönünce anahtara basarak yaktınız ?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.