eksik bir şey mi var

öyle bir şeydir ki o eksiklik, geri kalan ve tam olan, ne varsa anlamını unutturur. sağ koluna eşlik eden bir sol kolun varmış, sabahları gömleğini ütüleyen, kapıdan çıkmadan arkadan okuyup üfleyen bir annen varmış, akşamları işten gelince sırf yüzün gülsün diye çiftetelli oynayan baban varmış, normal şartlarda hiç umursamadıkları halde, sevdiğin yemekler için seferber olan kardeşlerin varmış, bunların hepsi yok olur gözünde. insan sahip olduklarının listesini çıkaramaz bu eksiklik peydah olduğunda.

karşıma çıkmadan daha , üstü örtülü cümlelerle konuşmaya çalışıyorsun. insan hiç konuşmanın taklidini yapar mı? ben koskocaman bir resim kağıdından bahsediyorum. heryerini boyayalım diyorum. boşluk bırakınca kızıyor öğretmen. tepeye güneş çiziyorum. kağıdı dörde bölüp, mevsimler tablosu gibi oturtuyorum her birinin içine iklimleri. kar da yağıyor, yağmur da, ama yine en çok eylülde oyalanıyorum. -hiç boşluk bırakmasana- diyorum sana. sen boya kalemleri ağzında , pencereden dışarı bakıyorsun. kağıdında sadece bir çöp adam. - bari adamın önüne bir yol çiz - diyorum. sen gidip adamın ağzına sigara çiziyorsun. elimi kağıdına uzatmak istiyorum. tutup elimi beni durduruyorsun. kağıdıma bakıp, renklerimi çok sevdiğini, çok özlediğini ama bir şeylerin eksik! olduğunu söylüyorsun. gözün pencerenin dışında bir yerlerde. öylece kalıyorum. susuyorum ben de. kağıdın bomboş. evet çok şeyler eksik kağıdında. anlamadığım şey, öğretmen bize birlikte yaptığımız tatili sorduğunda, ben nasıl 64 renkli kocaman bir resim çizdim, ama senin kağıdında dev gibi bir eksiklik var... orada duran adamı da henüz yeni aldığın kalemtraşının ne kadar keskin olduğunu test etmek için açtığın siyah kalemle çizmişsin. bakalım yeterince sivri olmuş mu diyerek?

sanırım yanlış dersteyiz. senin resim çizesin yokmuş. tamam sen otur pencerenin dibinde. ben gidip başka sıraya otururum. tek laf da etmem. hatta sana , -madem resim çizmeyecektin, neden sabah sabah kolumdan tutup beni resim çizmek için, hem de öylesine aşkla, şevkle, hevesle yolumdan çevirip, o güzelim boyaları bana hediye ederek beni buralara getirdin?- diye bile sormam. böylece artık kağıdındakine ilaveten bir de yanında boşluk olur. kağıdına bakıp, renkli rüyalarından suret edineceğin biri de olmaz.

işte böyle bir şey boşluk. birinin bütün dolu sandıklarının üstüne inşa edilen , gözle görülmeyen ama hacmi, ömürlük hayallerin üzerine düştüğünde un ufak edecek kadar ağır bir boşluk. ama önemli olan bu boşluğu kemiklerine kadar hissettiğin anlarda, dolu olanlarının farkına varmak değil mi zaten? - maşrapamız küçükse deryayı suçlamaya hakkımız yoktur- şimdi yetmiyorsa maşrapan o boşlukları doldurmaya, deryamın suçu değil. uzanmıyorsa elin o renkli kalemlere, boyalarımın suçu değil. kağıdın ise bu işte hiç vebali yok.

her şey tamam, anlıyorum * da, limonataya ne oluyor, o bile eksik oluyor, şeker desem? değil. suyu mu fazla ? hayır.. anlamadım ben bu eksikliği, limonatanın günahı ne? ona neden sirayet ettin?


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.