muhammad the messenger of god

izledim.

aslında sadece bu kadar yazıp bırakacaktım ama bir'şeyler yazmak da lazım. kendi adıma izlemesem de olurmuş. belli sahneler etkileyiciydi, mesela herkesin söylediği ebabil kuşları, fil vak'ası vs. filmin müziği beni etkilemedi. yer yer çok sesli tercihi filmin genelinde hissedilen batı'ya mesaj kaygısı olduğunu düşündüm ister-istemez. haksızlık etmeyelim elbette, neticede emek var lakin film daha ziyade batı'ya yönelik yapılmış sanki. müslümanlar korkulacak, terörize edilecek insanlar değil, bakın bizim de peygamberimiz benzer şekilde hz isa ve hz.musa gibi, benzer mucizeler gösterdiler, benzer acıları yaşadılar vs.

bir sahnede "kalbi kırıkları onarmak için" dediğinde efendimizi hz isa ile bir anlamda benzerliğini ön plana çıkarma gayretini de hissediyorsunuz. hırıistiyan dünyasının (batı'nın?) hz isa tasviri ve bunun sahneye yansımasını az çok biliyorsanız bu filme de benzer tadları hissedeceksinizdir. yoğun mistik bir hava var diyeceğim ama bunu tam açıklamış olacak mıyım bilmiyorum.

efendimizin yetim yıllarını, annesinin hasreti ve bunun yoğun bir şekilde dramatize edilişiyle tasvir etmeye çalışmış yönetmen. bu sahnelere ağlayabilirdim ama ağlamadım. çünkü biz müslümanlar efendimize , batılıların yaklaştığı gibi yaklaşmıyoruz, onların baktığı yerden bakmıyoruz. aşırı dramatize edilmiş bir hikaye efendimizin hayatını bağlamından koparabilir. batılıların hz. isa'yı tasvir ettikleri sahnelerde çok az diyalog, yoğun bir mistik hava ama bir kısmı yersiz ve daha çok ahlaka/kalbe ilişkin sözler. işte önceki paragraftaki göndermem bunun içindi, "kırık kalpler" vurgusunun altında belki bu da yatıyordu. kalbe/ahlaki öğretiye vurgu.

benim tasvip etmediğim, sadece benim değil icmanın tasvip etmediği efendimizin kısmen de olsa tasviri yahut ona işaret edecek herhangi bir durumu kabul edecek değiliz. bebek yahut çocuk da olsa buna kapı aralamak yanlıştır. ben bunu izledim diye efendimiz de böyle miydi diye sormuyorum elbette, buna inanmıyoruz ama bu bir kapı aralama girişimi olarak kabul edilebilir. benim izlediğim seansta efendimizi oynayan çocuğun sesi yoktu ve oralar alt yazı ile verildi. orginali böyle mi bilmiyorum. eğer orginalinde ses varsa bu da benzer sebeplerden dolayı sakıncalıdır. elbette bu filmi izleyenler dinden ve yoldan çıkmış olmadılar, ancak efendimizi hatta belli sahabileri tasvir etmek, resmetmek geri dönüşü olmayan zararlara sebep olabilir. "görsel çağdayız bundan kaçamayız, boşluğu biz doldurmazsak başkaları doldurur" argümanları hem boştur hem de tehlikelidir. görsel çağda olduğumuz için bu daha da sıkıntılı bir durum arz-ediyor. şu saatten sonra elbette helvadan-taştan yapılma putlara tapacak değiliz, ama halihazırdaki sapkın fırkalar gibi aralarından sıyrılan bir resmin bir tasvirin peşinde koşturan bir gurup/lar çıkar yahut çıkarırlar. ki bir benzeri şia'da mevcut hz. ali'nin o meşhur resmi/tasviri her tarafta dolaşımda. güncel örnek verelim, musul'a çullanan şii çetelerin ellerinde, tanklarında, zırhlı araçlarında o meşhur hz. ali tasviri mevcut. işte bunun bir bir benzerini efendimiz için yapabilirler. muhtemelen şiiler için efendimiz hz ali'ye benzetilecektir. ki yeri gelmişken yazayım ebu talip şuan hali hazırda ve tedavülde olan hz. ali tasvirine ne kadar da benziyor. filmi iranlı yönetmen yaptığına göre bu da olağandır diyebilirsiniz ki öyle zaten.

filmin içinde şia'nın sinmiş olması mevzusunu yok sayamazsınız. mesela başkalarının dikkatini çekti mi bilmiyorum, sakal/bıyık mevzusu. efendimizin dedesinin sakalları/bıyığı ve diğer bazı figürlerin sakalları uzunca. hıristiyan batı dünyasındaki azizler gibi. elbette hepsi uzun değil kısa olanlar da var ama ebrehe'nin bıyığı neredeyse yok ve sakal var. karşımdaki kişinin ebrehe olduğunu bilmesem ve üstündekileri de çıkarsak bunun tipik bir ehli sünnet müslümanı olduğunu söyleyebilirim. bizim nakşi damarının çokça uyguladığı, bıyıkları kısaltın sakalı uzatın kabulunden hareketle, bir benzerini ebrehe'de gördüm. filme ön-yargılı baktığın için böyle düşündün diyebilirsiniz, belki de öyledir bilmiyorum. sadece bir not düşmek açısından yazdım. efendimizin dedesinin bir Allah'a inanan bir kul olarak yansıtılması, aynı şekilde efendimizin annesinin de bu şekilde gösterilmesi "haniflik" mevzusuna dayanıyordur. o zamanlar haniflik vardı ve mensupları da vardı. ebu talip'in müslüman olarak yansıtılması yanlış eleştirisine muhtemelen verilecek bir cevap o eskiden hanifti olabilir. gerçekten öyle miydi bilmiyorum. lakin ebu talip o meşhur ayrımla "iyilerin tarafında" yansıtıldı hep. bizim argümanlarımıza göre eğer durum buysa müslüman olması lazım diyebilirsiniz. bizim kaynaklarımıza göre müslümanlığı kabul ettiği geçmez. ama reddettiği/inkar ettiği konusunda da kayıt yok bildiğim kadar. sanki bu mesele biraz ortada bırakılmış kaynaklarımızda. belki bu boşluktan faydalanılmıştır yahut hz. ali'nin babası olması meselesi ağır basmıştır, bilmiyorum.

ve mucize sahneleri, gereğinden fazla yer verilmiş ve bazıları uzatılmış. bizim kaynaklarımızda o deniz kenarında ilahlara kurban edilen anne ve çocuklarının sahnesi ve efendimizin oraya gelmesi onları serbest bırakması ve peşinden oradaki putun yıkılması ve sahile balıkların tabir doğruysa sahile fışkırtılması.. ben böyle bir bilgi/rivayet hatırlamadım. bilen varsa söylesin. sadece bu değil süt annesini iyileştirmesi. bu sahneler de bana hıristiyan dünyasının hz. isa figürünü anımsattı. hatta yahudilerin hz. musa'ya yaklaşımlarını. bu ve benzeri sahnelerde de anladığım kadar mesaj kaygısı var. aynıyız, rabbimiz bir ve peygamberlerimiz mucizeler ile gelmiştir, acı çekmiştir. zaten filmin sonu bununla bitiyor, ehli kitaba hitap eden ayetler ile.

filmde benzerlik kurma kaygısı hz. musa ile mi yahut hz. isa ile mi diye sorsanız tam net bir cevap veremeyebilirim. ama anne-oğul ilişkisini göz önüne aldığımızda hz. isa derim. "meryem ana" figürünün altında bir sahne vardı ve efendimiz onun yanına gitti, her taraf parıldıyordu. yetim bir çocuk, şefkate muhtaç bir çocuk. hz. isa'da bir anlamda yetim sayılır, babası yok! meryem anamızın şefkati/merhameti vardı ama baba şefkati yoktu ve hiç yaşayamamıştı hz. isa. sanki hıristiyanların bu duygusunu harekete geçirmeye çalışmış yönetmen. zaten ana-oğul ilişkisini yoğun bir şekilde işliyor. amine annemizin çocuğundan ayrılmak zorunda kalışı, onu süt annesine verilişi ve hasret. aynı hasret saha sonra süt annesinde de oluyor, çünkü efendimizde hasredilen yoğun bir mistik hava da var. tam tasvir edilemeyen bir bağ kuruyorsun onunla muhatap olunca ve yaşayınca. ancak kalbini açarsan bunu görebilirsin. mesela sün annemiz halime'nin göğsünün aslında kuru olması ama efendimizi göğsüne bastırınca hemen süt gelmesi sadece düz bir bilgiden ibaret değildir, rahmet kanalları açılıyor ve bereket yağıyor. bereket efendimiz ile beraber dolaşıyor ve hep gökyüzünde bir bulut gibi. o bulut hep onun yanındaydı.

film hakkında ilk izlenimlerim bunlar ve daha da yazabilirim belki. dikkat edildiyse film konusunda izlemeseniz de olur deyişim esasında dini ve siyasi kaygılardan ötürü, buna rağmen detaya da girdim. o da sanatçının hakkını vermek için, ortada bir emek var. film hakkında şunu diyebilirdim, "iranlı bir yönetmenin batı'ya mesaj kaygısını içeren bir filmi.." cümlenin içinde iran geçtiğine göre aslında "şia" demek istiyorumdur. ve batı da geçtiğine göre iran ve abd'nin özellikle ırak'ta beraber çalışmaları ve bunun ilerleyen dönemlerde de devam ettirmek istediğine ilişkin bir ilişkilendirme. bu batı'nın içinde sadece hıristiyan dünyası yok yahudiler de var. filmin içinde onlara da yer verilmiş haliyle. filmin sonunda ehli kitap hitabı sadece hıristiyanlara değil elbetet yahudilere de.

filmin devamı gelecek muhtemelen, üçleme. efendimizin çocukluğu olduğu için tasvir meselesini bu şekilde çözdüler ve siyasi meselelere fazlaca girmediler doğal olarak. bu filmde ebu talip ön plana çıkartıldı çünkü hz. ali'nin babası. diğer kardeşlere pek değinilmemiş diyebilirsiniz ki öyle. bunu da efendimizi koruyan ve kollayan olduğu için böyle çekildi film denilecektir ve mantıklı. sonraki çekilecek bölümlerde nasıl bir yol izlenecek bilmiyoruz. kaygım elbette bakidir, tasvir konusu ve siyasi içerik. yani dini ve siyasi yönden olumsuz eleştirileri anlamlı buluyorum, sanat yönünden ise adil olunmasını tavsiye ediyorum.

edit: imla.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.