hamlet

yediğimiz tavuk pilav içtigimiz açık ayran bizim olsun biz size hamlet'i anlatalım. hamlet danimarkalı bir asilzade daha dogrusu prens. zalim amcası taht uğruna babasını öldürüyor ve hem tahtı hem de hamlet'in annesini alıyor. tabii hesapta baba kral bir yılan sokması ile ölmüş herkes böyle biliyor. hamlet inanmıyor buna ve kendince bir yöntemle amcasının suçluluğunu kanıtlamaya çalışıyor: tiyatro. bir tiyatro düzenleyip aynı amcasının babasını öldürdüğü gibi bir metin yazarak amcasının "renk verip vermedigini" ölçüyor. sonrası artık okuyana izleyene kalsın. buraya kadar anlatma sebebim ben bu tiyatro içinde tiyatro işini çok sevdim. tiyatroda tiyatrodan bahsedilmesi, onun hayattaki işlevinin ve sanatın en gerçek kollarından biri olması vurgulanınca bi coşma geliyor bana. özellikle bizim izlediğimiz hamlet tek kişilik olduğundan oyuncunun o 1.5 saat içerisinde gösterdiği performans bana sürekli olarak tiyatroyu düşündürttü. oyunun kendi hikayesinden çok bu sanatın ne acayip bi sanat dalı olduğunu kendi içimde tartıştım. bülent emin yarar bir kutunun içinden çıkıyor oyunun başında. tahmini olarak 20 dakika o kutunun içinde seyircilerin yerlerine oturmasını beklemesi lazım bir kere. sonra 1.5 saat sürecek bir metnin ezberi, objeleri kullanmasi, farklı karakterlere girişi ve çıkışı... ben şahsen kutu konseptini beğendim. tek kişilik bir oyundu ve her şey o kutunun içinde oldu bitti. müzik kutusu gibi. sonra da kapandı ve sesi kesildi. rejisör sanırım büyük ev ablukada grubunun vokalisti ve gitaristi afordisman salihins'ti. bence güzel düşünülmüş konsept. velhasıl en ön sırada protokolde oturmama rağmen büyük bi etkilenme, aydınlanma, fengşui olmadı eyvallah fakat güzel oyundu. bir klasiği alışılmamış haliyle izlemenin deneyimi beni ziyadesiyle tatmin etti. ileride birden fazla kişilik performansları da çıkarsa yine gitmek isterim.
özel teşekkür devlet tiyatrosu'na. bize çok fena kıyak geçtiler öyle böyle değil.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.