hadislerin dinimizdeki hükmü üzerine *comün

hadis adı altında gelen rivayetlerin kendi arasında çelişmesi ve kur'an ile çelişmesi durumunda ortaya çıkan tartışmadır.

nebi-resul(elçi) ayrımını iyi bilmek gerekiyor gerçekten.
insanlara kur'an da özellikle ayrılmış bu iki kavram öğretilmemiş üstüne nebi yerine de resul yerine farsçadan gelen peygamber kelimesi kullanılmış hep.
işte sorun buradan kaynaklanıyor.

dolayısıyla peygamber kelimesi kur'an'da geçmez. resul ve nebi kavramları vardır.

muhammed(as)'in vahiy geldiği andan son nefesine kadar olan süreçteki unvanıdır nebi. 
gelen vahyi tebliğ etme görevi sırasında da resuldur(elçidir). 

yani peygamber vahiy aldığı andan son nefesine kadar 7/24 her halükarda nebi, vahyi tebliğ ederken resuldür. 


nebinin değerini yükselten şey, Allah’tan vahiy almasıdır. bir âyet şöyledir:
“de ki "ben de tıpkı sizin gibi insanım. bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunmaktadır...”
(kehf 18/110)

nebi, çok değerlidir. Allah teâlâ, son nebisi ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“bu nebi, inanıp güvenenler için kendi canlarından önce gelir; eşleri de onların anneleridir....”
(ahzâb 33/6)


nebilik makam, resullük görevdir.
resul veya mürsel elçi anlamındadır. elçi, kendinden bir şey katmadan birinin sözünü diğerine ulaştırmakla görevli kişidir.

"resullere apaçık tebliğden başka ne düşer?"
(nahl 16/35)

"ey resul! rabbinden sana indirileni tebliğ et, bunu yapmazsan onun resullüğünü yapmamış olursun."
(maide 5/67)


Allah’ın resulü, onun sözlerine ekleme ya da çıkarma yapamaz.

“[muhammed,] bize karşı bir takım sözler uydursaydı, onu kıskıvrak yakalar, şah damarını koparırdık. içinizden hiç biri de bunun önüne geçemezdi.”
(hâkka 69/44–47)

Allah, kendi sözlerini bize sadece resulleri aracılığıyla bildirdiği yani resulün sözü Allah’ın sözü olduğu için resulün helal kıldığı Allah’ın helal kıldığı, haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığıdır.

“nitekim onlar, yanlarındaki tevrat'ta ve incil'de yazılı buldukları o elçiyi, o ümmi [tevrat ve incil okumamış, habersiz] nebiye uyan kimselerdir. o, onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar. sırtlarındaki ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri kırıp atar. kim ona inanıp güvenir, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen nûra [kitaba] uyarsa, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.”
(araf 7/157)

nebilik bir unvandır ve onlar 24 saat nebîdirler ama 24 saat resul değillerdir.
ayetleri tebliğ ederken Allah ne indirmişse onu tebliğ eder, bir hata yapmazlar. ama onlardan hüküm çıkarırken ve uygularken hata edebilirler. çünkü uygulama, tebliğden farklıdır.

onların hatalarını bildiren ayetlerde resul kelimesi kullanılmaz.

örneğin bedir esirleri ile ilgili olarak şöyle buyrulur:

“savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur . siz, dünya malını [hemen elde edeceğinizi] istiyorsunuz. Allah ise ahireti [sonrasını] istiyor. üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır. [rumların yenildiği gün Allah’ın yardımıyla sevineceğinizi] Allah önceden yazmasaydı, aldığınız esirlerden dolayı başınıza büyük bir felaketin gelmesi kaçınılmazdı.”
(enfâl 8/67–68)

Allah'ın resulü'nün nebi sıfatıyla yaptığı davranışların, onun kişisel davranışları olduğu, bu sıfatla onun bir şeyi haram kılamayacağı ortaya çıkar.

“ey nebi! Allah’ın özel olarak sana helal kıldığını, neden kendine haram kılıyorsun? eşlerinin gönlünü etmeye çalışıyorsun. neyse ki Allah bağışlar, ikramı boldur.“
(tahrim 66/1)

bu yüzden kur’an’da nebiye itaati emreden ayet yoktur. öyle olsa nebî, Allah ile kulları arasına girer, insanları kendine çağırır ve şirk yapılanması meydana gelirdi. öyleyse itaat nebîye değil, onun resul(elçi) sıfatıyla tebliğ edip uyguladığı âyetleredir. onlar Allah’ın sözleri olduğu için de itaat Allah’a olur.

“bu elçi’ye kim itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur”(nisa 4/80)

nebî ile resul arasındaki bu önemli fark anlaşılamayınca sünnet iyi anlaşılamamakta, kitap-sünnet ilişkisi doğru kurulamamaktadır.

bu yüzden birçok kişi, muhammed(as)'ı Allah’ın yanında ikinci hüküm koyucu, yetkili ikinci kişi saymış ve bu da dengeleri bozmuştur.



özet olarak;
resul'e itaat emri ve nebi'ye salat(destek) tavsiyesi vardır.

resul'e itaat bu bağlamda kur'an'a itaat dolayısıyla da tek hüküm sahibi Allah'a itaattir ki işte bu tevhiddir.
resul'ün hadisleri kur'andadır ve koruma altındadır. 

ama nebi, nebi'nin hadisleri koruma altında değildir. hata yapılmış olabilir, uydurmalar eklenmiş olabilir, bozulmuş olabilir ki zaten koruma altında da değillerdir.

ve son olarak da sorumlu olduğumuz, korunan Allah'ın kitabıdır(resulün hadisleri).
günümüzdeki hadis rivayetleri(nebi'nin hadisleri) hem çelişkilidir hem korunmamıştır, zandır. bu yüzden sorumluluk yüklenmemiştir. hatta zandan kaçının denmiştir.

“gerçek şu: bu kur’an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir öğüttür. bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız.”
(zuhruf 44)

“işte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise [söze] inanıyorlar?
(casiye 6)

“hadis [söz] bakımından Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir!” (nisa 87).

“allah sözün en güzelini [en güzel hadisi] birbiriyle uyumlu/ahenkli bir kitap olarak indirmiştir…” (zümer 23)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.