tesettürlü olmama nedenleri

reçel blogda bir kadın yazar bu tercihini şu şekilde dile getirmiş.

--- alıntı ---

tesettürü başörtüsü olarak algılamayan müslüman bir kadınım. yanlış okumadınız; öyle ayetleri okumadığımdan, düzgün anlatanım olmadığından ya da iman eksiliğimden falan değil, baya baya başörtüsü örtmeyi tercih etmiyorum. kafanızda bir müslüman canlanmadı değil mi?

bu ülkede başörtüsü maalesef ki mücadelesi verilen bir şey oldu. o dönemlerin kadınları ve bazı erkekleri gündelik yaşamlarından, eğitimden başlayarak bir çok alanda inanılmaz sıkıntılar yaşadılar ve travmaları oldu. şimdi ben nasıl olur da kendine müslüman diyen bir kadın olarak bu davaya sahip çıkmam ve başörtüsü örtmem? yıllarca omuzlarıma bu haklı davanın travmaları yüklendi durdu. kendi ailemden ve akrabalarımdan başlayarak etrafımda bir çok insanın o dönemlerde yaşadığı sıkıntılara şahit oldum ve daha ortaokul çağlarımda başörtüsü örttüğüm zaman başıma gelecekleri ve bunları nasıl bertaraf edeceğimi dinledim. kimse bunu tercih edip etmek istemediğimi sormuyordu. gerçi o yıllarda, büyüdüğümde ben de başörtüsü takacağımı zannederdim. çünkü “normal” olan oydu, müslüman kadın demek başörtüsü demekti. lise yıllarımın sonlarına doğru başörtüsüne gelen özgürlük alanının genişlemesiyle birlikte artık üniversitede özgür olacağımı ve başörtümü takabileceğimi dinlemeye başladım. kırılma noktasını burada yaşadım. yasaklardan değil, kendi tercihimden ötürü başörtüsü takmak istemediğim gerçeğini uzun yıllar etrafımdaki kimse hazmedemedi. en başta sorgulanan şey “imanım” oldu. müslüman kimliğim, tercihimin ifadesiyle beraber elimden alındı.

yasaklara kadar başörtüsünü örtüp örtmemek meseleyken sonrasında bunu nasıl örttüğün gündeme oturdu. başörtülü kadınların müslümanlık dereceleri kimileri tarafından giydikleri pantolonlarla etek boylarıyla, saçının telinin gözüküp gözükmemesiyle, dinlediği müzikle, okuduğu kitapla ve bitmek bilmeyen pek çok unsurla derecelendirildi. bu mücadele başörtülü kadınların kafalarına göre tesettürü şekillendirmeleri için mi verilmişti, bu ne hadsizlikti? başörtüsüz kadın bu klasmanda müslüman dahi olamadı. öyle ki imanından asla şüphe edilmeyen babamın arkadaşları kendi başörtülü kızlarında kendilerince gördükleri sıkıntıları(!) anlatırken “bizimkiler böyle, seninki zaten…” şeklinde cümleler kurdular ve o “zaten”ler benim ve başörtüsüz müslüman kadınların görünen tek yanı oldu.

üniversite ortamıyla beraber bu “müslüman olamama” hali katlanarak devam etti. bulunduğum ortamlarda alkol alan arkadaşlarımın inancım gereği içmediğimi öğrendiklerinde yaşadıkları şok ve devamında gelen ısrarla içirme çabalarıyla, camide namaz kılmak içim üzerime aldığım örtümden başörtüsüz olduğum anlaşılır anlaşılmaz namaz kılma şeklime kadar bağırmalı “düzeltme” çabası ölümüne kapıştı. mescidin yerini sorduğum vakitlerde tariften önce ya dudak bükme ile kendini gösteren bir küçümseme ya da islam yolunu yeni tercih etmiş yabancı muamelesi gördüm. benimle azıcık dini bir muhabbetin içine giren kendince tam imanlı müslüman kimseler her seferinde dini bilgilerini ve ibadetlerini yarıştırma ihtiyacı hissedip tesettür, başörtüsü ayet ve hadislerini anlatmaya giriştiler. başörtülü bir dostum, müslüman kadının özgürlüğüne dair bir şey ifade ettiğinde; kadının özgürlük alanının ancak babası ve kocası tarafından belirlenen sınırlar içinde olabileceğini düşünenler tarafından karşılaştığı tepki, “önce o başındaki örtüyü çıkar” şeklindeydi ve bu tepkideki hakaret noktası hep ben oldum. çünkü böyle “din dışı terbiyesiz şeyleri” müslüman bir kadın söyleyemezdi ve bu kadın başörtülü olamazdı. tüm bunlar “başörtüsüz kadının yapacağı türden ahlaksızlıklar”dı. ya da dinin uygulanışı ve yorumlanışı hakkında bir yorumda da ben bulunduğumda kocaman büyük harflerle “sanane bizim dinimizden, sanane bizim ibadetimizden!” tepkisi aldım. her halükarda insanlar, müslüman olduğuma ikna olmadı ve ancak kendisinde olanı verebildiklerinden* bana da bol bol kibir, ikiyüzlülük, saygısızlık ve tahammülsüzlük ikram edildi.

herkes bir şeylerde yarım kaldığımı düşünüyor ve tamamlama ihtiyacı duyuyor. ya inancımın hakkını vererek örtünmem gerekiyor ya da örtüsüzlüğümün hakkını vererek inançsız veya prensipsiz yaşamam. ancak kimse benim müslümanlığımın hakkını vermeye yanaşmıyor. sizden rica etsem bana bir kerecik “müslüman” der misiniz?

*albert camus, defterler 2 “insan ancak kendisinde olanı verebilir.”

--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.