bir suriyelinin gözünden suriye savaşı

geçen akşam telefonum çaldı. değişik aksanlı biri. oldukça da endişeli; "abi ben muhammed, kütahya'ya geliyorum yaz okulu. senle kalabilir miyim?" diyor. gel tabi diyorum, gel de... beni nereden buldun? abi ben iskenderun'da ilim yayma. seni verdiler git konuş. tamam dedim sorun değil hacım yatacak yerimiz de, paylaşacak lokmamız da var elhamdülillah.

muhammed suriyeli. makine mühendisliği son sınıf. inşallah son 3 dersini de verip mezun olacak. Allah ona dört kez hac yapmayı nasip etmiş. çok alçakgönüllü, mütevazı ve güleç bir insan.

uzun sohbetleri kaçınılmaz şekilde suriye'nin durumu süsledi. muhammed'in siyasi bir kimliğinin de oluşu oldukça hararetli sohbetlere neden oldu. yer yer gözlerinin dolduğu, yer yer masaya vuracak kadar öfkelendiği, okuduğunuzda sinirlerinizin oynayacağı sohbetten enstantaneler sunayım sizlere.

muhammed der ki; insanlar çok zor şartlar altında yaşıyordu. hayat tahammül edilemeyecek kadar pahalı, kamu hizmetleri durma noktasında, iş imkanı yok denecek kadar az. zenginler çok zengin, fakirler ise karnını doyuyorsa şükrediyor. elektrik, su vs. hak getire. günün belli saatlerinde hizmete açılır, sonra yok.

sorarım; o zamanlar da zor şartlar varmış. savaş patlamadan önce hiç göç etmediniz. neden?

muhammed; bizde aileler geniş. amca, hala, teyze, kuzen... kimse bırakmaz. önce aile gelir. açlık da olsa beraber tutunursun. kimse kolay kolay ayrılmaz.

sorarım; peki ilk isyan, ilk ateş?

muhammed; öğrenciler. okumuş insanlar devletin zulmünü protesto etti. ama sadece yürüyüş. hak istediler, seçim istediler, reform istediler. ama zalim esad herkesi hapse attı. sokaklarda insanları öldürdüler. öyle olunca protesto isyana dönüştü. bu sefer eylemlerin devam ettiği yerleri devlet bombaladı. abi, devletin seni bombalıyor, kendi insanını! sen hiç bomba gördün mü abi? o ses, çığlıklar, etrafta ölüler, yıkık binalar... (burada hüzünleniyor kardeşimiz)

sorarım; peki nusra, osö... bunlar nasıl doğdu?

muhammed; insanlar savaşmak istediler ama silahları yoktu. araplar, avrupa, afrika... hiç kimse. türkiye dışında hiçbir ülke yardım etmiyordu. suriye'de silahlananlara silahı türkiye veriyordu. ama zalim esad kimyasalla vuruyordu. silahla ne yapacaksın abi?

sorarım; sen göç kararını ne zaman aldın? tamam artık buraya kadar dediğin olay neydi?

muhammed; zalim esad halep'i ve lazkiye'yi tamamen muhaliflerden arındırınca tüm muhalifler idlib'de toplanmaya karar verdi. ama silahlı muhalifler gelmeden hizbullah ve haşdi şabi geceleri sünnileri katlediyorlardı. bir çocuk görüyorum gündüz kapının önünde top oynuyor. sonraki gün görüyorum boğazı kesilmiş mezara götürülüyor. 10-12 yaşında çocuk abi.

sorarım; ondan sonra mı gelmeye karar verdin?

muhammed; hayır. bir kere hapse girdim. alıp götürdüler. sorguladılar. bir süre tuttular. orada gördüklerimi anlatmam mümkün değil. insanlara men rabbüke diyorlar, Allah diyene işkence ediyorlardı. vallahi billahi esad askeri bunu yapıyordu.

sorarım; sonra sen de türkiye'ye sığınma kararı aldın doğru mu?

muhammed; ben orada mühendislik öğrencisiydim. türkiye ile denklik buldum geldim. yoksa almıyorlardı çok göç var diye. türkiye idlib'e girmeden önce. abi orada 5 milyon insan vardı. ya türkiye gelip almasaydı? şu an son yer orası. gerisi iran-rusya-zalim esad.

sorarım; peki ypg, kürtler?

muhammed; abi zalim esad ister, bugün hepsini öldürür. ama abd kandırmış, türkiye'ye karşı koz olarak tutuyor. ne sanıyorsun? abd-rusya-esad-iran-avrupa... hepsi ama hepsi ortak çalışıyor. sen suriye'ye gelsen onların askerlerini beraber görürsün zaten. ama çekim yok. seni alırlar, sonra senden haber yok.

özetle böyle diyor bir göçmen. 26 yaşında sayısız ölüm görmüş, zulüm görmüş, açlıkla sınanmış... bugün sürekli bir mahcubiyet ile yüzüme bakıyor. neden mahcup peki? yaşamak istediği için mi?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.