abbas attar

fotoğraf tarihine merak saldığım zamanlarda beni en çok etkileyen fotoğrafçı olmuştur.











--- alıntı ---
1944 iran doğumlu belgesel fotoğrafçısı. çocukluğunu özgürlük savaşının ortasında cezayir'de geçirmiştir. uzun yıllar biafra, bangladeş, kuzey irlanda, güney vietnam ve afganistan’da zıtlıkları, felaketleri, savaşları fotoğraflayarak gazeteci-fotoğrafçı kimliğini iyice oluşturdu.
70’lerin sonuna doğru hızla gelişen benzin endüstrisiyle değişen sosyal ve ekonomik değişikliği fotograflamak üzere iran’a döndü.bu yıllarda iran’da çektiği fotoğrafların adeta kendi dilleri vardı.

abbas’ın diğer foto-muhabirlerden farkı en bilinen en görünen olayları fotoğraflamak yerine devrimi insanların ruhlarından, saç renklerinden yansıtmaktı. 80’de iran’dan ayrıldı ve uzun süren iran çalışmalarının ilk sonucu “la revolution confisquée (el konulmuş devrim)” kitabıyla birlikte dünyayla tanıştı. bu başarısıyla 81’de dünyanın en önemli foto-muhabir kulübü magnum photos’a üyelik hakkı kazandı. ardından 15 yıl iran’ı daha pasif olarak fotoğraflamaya devam etti ve 95’ten itibaren yeniden düzenli olarak iran’a gidip gelmeyi sürdürdü ancak bu kez şehrin politik gelişimiyle ilgileniyordu ve islamiyet içindeki derin yolculuğuna başlamış oldu.

din kavramı, kadının iran’daki yeri, doğrular ve günahlar üzerine sayısız fotoğraf çekti. iran serüveni devam ederken 98-01 yılları arasında magnum photos’un başkanlığını üstlendi. 70’lerden itibaren iran’la yaşadı, şehrin tüm değişikliklerini gözlemledi ve bu 30 yılın sonunda adeta tarihi bir belge niteliğindeki en önemli kitabı “ıran diary (iran günlüğü)”nü bastı. kitap amerika, asya, avrupa, avustralya ve afrika’nın çok büyük bir bölümünde yayımlandı ve dünyanın bir çok yerinde kitaptaki fotoğraflar sergilendi, 2003 yılında türkiye’de bu sergiye ev sahipliği yaptı.

dünya fotoğrafçısı, seyahat tutkunu abbas 83-86 yılları arasında meksika’yla tanıştı ve bu buluşma önce “return to mexico” (meksika’ya dönüş), ardından 93’te hem fotografların hem de tecrübelerinin yer aldığı “through ferey eyes”ı yarattı.

11 eylül 2000 terör saldırısından sonra amerika’nın tavrı onu hıristiyanlığı incelemeye yöneltti. hıristiyanlığın batı kimliğine bürünmesiyle animism’e yöneldi. 11 eylül 2001’de her türlü şiddeti eleştiren sergisini new york’ta açtı.

kendi fotoğrafını hayattan gelen, kendiliğinden oluşan, havada asılı bir an olarak değerlendiren abbas ilk fotograf çektiği andan beri siyah-beyaz, 35mm, dikdörtgen formatını hiç değiştirmedi. renkli dünyayı siyah beyaz çekerek insanlara yalan söylemiş gibi göründüğünü ancak onun objektifinden renkli dünya içindeki yaşamın siyah beyaz göründüğünü söyleyen abbas dünya sorunlarına olan duyarlılığını bir kez daha dile getiriyor.

sürekli seyahat etmesine rağmen 70’den beri evi paris’te… tam bir paris tutkunu olmasının sebebini paris’teki az bozulmuş fiziksel yapı, sınırsız kültürel aktiviteler ve mesleğinin kıymet görmesine bağlıyor…

halen magnum üyesi, insanlık problemlerine her zaman duyarlı, günümüzün en önemli belgesel fotografçılarından abbas, başarısını şu sözlerle tanımlıyor:

“makineme bir film takıp sokağa çıkıyorum ve fotograf çekiyorum,işte hepsi bu”.


--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.