anayasa mahkemesi

elbette sözlükteki hukukçu arkadaşlar daha iyi bilirler; ama gönül isterdi ki, tepeden tırnağa yargıçlarla dolu bir adli sistemimiz olsa da, anayasa mahkemesine gerek olmaksızın, hakimler ele aldıkları her davada anayasaya uygunluk denetimini yapabilseler. ama öyle olmuyor. 20'li, 30'lu yıllarda, anayasa ile çelişen kanunlarla hüküm veren hakimlerin, "anayasaya aykırı olsa bile kanun kanundur" diyerek, anayasayı sallamadan, kanunu uyguladığı örnekler var. anayasa mahkemesi de, ülkemizde aslında yaşanan bu örneklerden dem vurularak oluşturulmuş. elbette 61 anayasası ile doğmuş olması, doğum süreci ile ilgili her zaman bir soru işareti de bırakmış.

suçu kazıyın altından insan çıkacaktır diye bir söz var hani. ne anlama geliyor bilemem, üstlü başlı, kazımaklı olduğu için, biri bende denerse, ağzını yüzünü kırarım, o ayrı. hah işte, üst mahkemelerde olsun, alt mahkemelerde olsun, hükmü vereni kazıyın altından insan çıkacaktır. bu yüzden, bu anayasaya uygunluk işi için bir anayasa mahkemesi kurulmuş. gelin görün ki, bunların da altını üstünü kazıyınca, yine insan çıkıyor. yani bir istikrar sağlanamamış. yargıçların tahsili, oraya hangi şartlarda ve nasıl seçildikleri, her zaman politikanın konusu olmuş, diğer mahkemelerden farklı olmaksızın, siyasileşmiş... çünkü sorun altını üstünü kazımakta. kesinlikle insan çıkıyor. bizim ülke insanı da, çok hırlı değil, malum. hamurda kullanılan malzeme, üç aşağı beş yukarı aynı olduğundan mütevellit, ilkokul mezunu çaycı ile üst derece hakimin benzer reflekslere sahip olmaları da, çok şaşırtıcı olmuyor. diyorum ya, sonunda altından insan çıkıyor. bu insan da, neüzibillah, öyle böyle bir insan değil.

"mahkemeler halkın vicdanıdır" ya. öyle bir vicdan çıkıyor ki altı kazınınca ortaya çıkan insanın kendisi de kazınınca. balık baştan mı kokuyor, ayaktan başa kadar koka koka mı gidiyor bilemem.

bu anglosakson kafirinin hukuk sistemi, kendi toplumsal dinamikleri içinde doğdu ve gelişti. tüm kuralları, işleyişi bu minvalde oldu. ihtiyaca, konjonktüre göre, gelişti, değişti, evrildi... roma hukuku da böyle. şimdi biz bunu giymeye çalışıyoruz da, bizim toplum olarak anlayışımız, "sınırları ve ölçüleri net, belli kurallar koyup, bu kuralların içinde yaşamak"tan ziyade, "birilerinin ne ölçüde belirlediği belli olmayan kuralların etrafından dönerek yaşamak, içine girince de delip geçmek" olduğu için, üzerimizde durmuyor. bir şeyi yapmaya muktedir olmak, onu yapabileceğimiz ya da yaparsak doğru olacağı anlamına gelmiyor. mesela cumhurbaşkanı olarak, 4 yıllık açık öğretim işletme mezunu olan birini, türkiye uzay ajansının başına getirebilecek yetkide olmam, bunu yapmamı doğru ve haklı kılmıyor. tamam, şeklen doğru da ya öz? zaten kanun dediğimiz şeyi tanımlarken bir "lafz"dan bahsederiz, bir de "öz"den. biz hayatın hangi alanında "şekil" olarak doğru olanın, özünün doğruluğunu sorguladık ki, bunu sorgulayalım? değil mi? anayasa mahkemesi deyince de, en ala hukuk fakültelerinde, hocalara hocalık yapacak derecede hukukun içinden gelen ya da ne bileyim, ömrü yargıç/hakim kürsüsünde geçmiş insanların bir araya geldiği bir yapı düşünüyor insan. ama bir bakıyorum, üniversitedeyken "araştırma yöntemleri" dersime girmiş, işletmeci hocam orada. önceki başkanı da, iktisat mezunuydu. elbette "hakkı, batılı, hakkaniyeti bilmek için ille de hukuk mezunu olmak gerekmez". ama bunları bilmek için dört yıllık üniversite mezunu olmak da gerekmez o zaman.

neyse altını kazıdıkça insan çıkmaya devam ediyor. daha fazla kazımayayım.