evlat

bir müslüm gürses şarkısı. kayda değer sözleri vardır. söyle ki;

bugün batarsa güneş yarın yeniden doğar
her gecenin sonunda bir sabah vardır evlat
sakla umutlarını yıkılıp kalma sakın
ümitsiz ve gayesiz yaşamak zordur evlat

sev bütün insanları say bütün insanları
kin gütme unut gitsin geçmişte olanları
dürüst ol insancıl ol düşün öbür dünyayı
bir karıncayı bile incitme sakın evlat

geçmişten geleceğe yaratılmış ne varsa
unutma ki hepsinin bir sahibi var evlat
kul kaderini yaşar bahtında ne çıkarsa
düşmez kalkmaz bir Allah
unutma sakın evlat.
devamını gör...
veletler demektir, yani aslında çoğul anlamı vardır.. ama biz onu tıpkı elbise*, evliya*, eşkiya* gibi tekil olarak ele almışız.. dilin güzelliği ve özgünlüğü de bu değil mi zaten? kendi ahengine sokmadıktan sonra, halkın sanısını türkçeleştirmedikten sonra ne manası var asli izahatin..

neyse, evlat demiştik değil mi? bir anne düşünelim evladını askere uğurlayan, yahut askerden bayrağa sarılı tabutunun dönüşüne şahit olan ve 'evladım!' diye bir nida hayal edelim.. şimdi ben evlat kelimesini daha nasıl anlatayım ki?

devamını gör...
tevellüd etmiş ortaya çıkmış manasındadır. bunu tadı üzerine senai demirci'nin muhteşem bir yazısı vardır şöyleki.

evlat tadı

aylardır heyecanla beklediğiniz oğlunuz ya da kızınızı ilk defa görüyorsunuz. ilk ağlayışı kulaklarınıza değdiği anda yeryüzündeki varlığınızın 'baba' olmakla katlandığını hissettiniz. yavrunuz uzun yoldan geldi. yokluktan varlığa yürüdü. hiç biçimsiz ve hacimsizken sevimli suretlere büründü, ele avuca gelir oldu. yüzü gözünüze aşina kılındı. yokluk dehlizlerinden alınıp günyüzüne çıkarıldı. size misafir geldi. evinize, elinize, kucağınıza, kalbinize sefer eyledi. içinde herşeyi ve herkesi kuşatır bir ruh saklayarak yanınıza vardı. ayağınıza geldi, elinizden tuttu. şimdi bu yolcu ile tanışmaya bakın.

önce yüzünü seyrederek başlayın. hemen birine benzetmeye kalkmayın. onu sizden ayrı bir insan olarak düşünün. gözlerini, kaşlarını, burnunu, yanaklarını, çenesini, dudaklarını, ellerini, kollarını, ayaklarını... herşeyini gözlerinizle emmeye çalışın. "bu bir insan!" deyin. "ruhlar aleminden yeni gönderildi" deyin. "evimize uzak yollardan bir misafir geldi" deyin. ne garip ki, daha önce hiç görmediğiniz ama yüreğinizin en çok ısındığı misafiriniz o olacak. en çok da onu ağırlayacaksınız.

daha hiçbir şeyin farkında değil. ne gönderilmişliğini biliyor, ne geldiği yeri söyleyebiliyor. adını bile bilmiyor. insan olmanın farkını bile farkedemez. kimin oğlu ya da kızı olduğunun hesabında değil. hangi dili konuşacağını, hangi ülkenin vatandaşı olacağını dert edinmiyor gibi. ama siz birşeyden eminsiniz ki, o en yakınınız olacak ve hep yakınınızda olacak. o size özel olacak. yalnız size 'anne' ya da 'baba' diyecek. başkalarından ürkecek, yalnız sizin kucağınızda huzur bulacak. sizin için ağlayacak hatta. sizi sevecek. zaman içinde aranızda sizin bile adını koyamadığınız birşeyler örülecek. ne olduğunu bilemediğiniz bir maya ikinizi bir arada tutacak. kalpleriniz birbirine ısınacak. bir sihir sizi birbirinize bağlayacak. siz ondan, o da sizden uzak olamayacak. başkaları dünyayı kucağına verse de, o hiç sebepsiz ve hiç karşılıksız sizin kucağınızı tercih edecek. yalnız sizin evinizde huzur bulacak. sizi sevecek ve siz de onu seveceksiniz.

biraz daha dikkatle bakarsanız, bu minik ağızda ilk "baba!" deyişin parıltısını sezebilirsiniz. birkaç kuruş vererek aldığınız çikolatanın dudaklarında ve damaklarında dünyanın en kıymetli ve en değerli minnettarlığına dönüşmesini zevkle seyredebilirsiniz. şimdi şaşkın şaşkın bakan o iki gözbebeğinde her "baba!" deyişte yeniden dirilen kendi yüzünüzü görebilirsiniz. aynı gözlerin bir gün kendi mezar taşınıza tahassürle bakışını da hayal edebilirsiniz. minik dudaklarda sizin için hiç karşılıksız ve hiç hesapsız duaların tomurcuklandığını da görebilirsiniz.

şimdi serçe parmağınızı minik parmakları arasına uzatın. parmağınızın dünyanın en tatlı, en acemi, en sıcak kavrayışla kavrandığını göreceksiniz. minik parmaklar sıcak bir "merhaba" der gibi kolay kolay gevşemez. kimbilir bir zamanlar bu eller sizin için pahada hafif ama samimi hediyeler saklayacaklar. yüzünüzü okşayacaklar mesela; yaşlandığınızda kollarınızı kavrayacaklar sımsıkı. belki son nefeste ellerinizi tutacaklar. usulca gözkapaklarınızı kapayacaklar...

elinizi elinden ayırmadan gözlerine dönün tekrar. gözbebekleri boncuk gibi irice durur. bebekleri bebeğe benzeten en çok da iri gözleridir. hep hayretle dolaştırırlar gözlerini etrafa. ara sıra bilgece kapatıp bekledikleri de olur. bakışlarında anlaşılmaz bir derinlik vardır; ne riyanın, ne yalanın, ne de sahte beğenmişliğin kaçamak bakışları erişememiştir oraya.

yanaklarını parmaklarınızla dokunun. yanakları sanki dökülecekmiş gibi yumuşak ve bol etlidir. "gel beni ısır" der gibi durur.ilk ısırışlarda ağzınıza dolu dolu gelir. ısırdıkça kızarır, kızardıkça daha bir güzelleşir. dudaklarda saklı tebessüm yanaklar boyunca renklenir. taze gülüşleri yanağın taze teninde bekleşir. bebek cildinin adı konmamış kokusunu da tam bu anda hissedersiniz. cildi yumuşacık ve pembedir; ona dokunmak ve onu sevmekten başkası gelmez elinizden.

onbeşinci güne doğru ince bir çizgi oturur dudaklarına bebeğinizin. dünyanın en eğri çizgisidir tebessüm-ki, çok az ressam o çizginin zerafetini yakalayabilir. belli belirsizdir, ama dünyanın en doğru ve en bildik çizgisidir. ve ancak insan yüzüne yakışır. sadece insan yüzünde açar bir güldür gülücük.

gülücük bebeğinizin sizi ilk tanıyışıdır. uzak yoldan gelen misafirinizin size ilk "hoşbulduk" deyişidir. ilk tebessüm aranızdaki sevginin mayasıdır, aşkın ilk kıvılcımıdır. bebek yüzünde yeryüzünün en saf ve en dokunulmadık çiçeğini sunar size misafiriniz. üstelik bu çiçeği de çok iyi tanır o.

en önce asık suratı ve güleryüzü birbirinden ayırmayı öğrenir. yüzünüzde güller açmasını bekler, yüzünüzden tebessüm umar.

bu yüzden o yüzle yüzyüze geldikçe yüz hatlarınız gevşer. dünün hüznü ve yarının kaygısı yüzünüzden silinip gider. o an sonsuz bir yaygı gibi yayılır kalbinize. enfes bir genişlik duygusu, tadına varılmaz bir ferahlık yayılır göğsünüze. bu bebek yüzden, bu güleç yüzden yüzde yüz mutluluk devşirirsiniz yüzünüze. bir simyacı gibi yanağınızı güle değdirir bebek yüzler. sanki birşeyler düşer gökten yağmur gibi. gözleriniz ıslanır. bütün bir kainattan 'süzülmüş'tür sizin için ve ne kadar da çok 'hamd edilesi'dir. o yüzden adı mustafa ahmed'dir mesela. sonsuz firakların eridiği, aşılmaz engellerin yıkıldığı sonsuz bir vuslat anıdır bu duygu.

ibrahim'in[a.s.] ismail'i[a.s.] için duyduğu aynı duygudur bu. yakub'un[a.s.] yusuf'una[a.s.], zekeriyaya'nın[a.s.] yahya'sına[a.s.] eriştiği andaki neşenin aynısıdır bu.

doyumsuz bir cennet tadıdır tattığınız. evlat tadıdır. cennete kadar süren, cennette ebedileşen tadın ta kendisidir.[*]

senai demirci
dar kapıdan geçmek

[*]ben 'baba' olduğum için 'evlat tadı'nı baba tarafından yaşadım ve yazdım. 'ana' tarafından okuyucularım yazıdaki 'baba'ları, 'anne' diye okuyabilirler.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar