fadime özkan

star gazetesinde politika yazıları yazacakmış. vaktiyle yeni şafak'ta denemeler, kitap ve film kritikleri, populer kültür eleştirileri yazardı. şaban abak onun için "türk basının ahmet turan alkan'dan sonraki en büyük keşfi" derdi. yadırgamazdık, hak ediyor helal olsun, derdik. bir kez daha helal olsun.
devamını gör...
ahmet hakan ve onun ciğerini satmasıyla hiç bir benzerliği olmayan. öyle olsaydı ya hala bu mahallede olmazdı ya da olsa da saygınlığı olmazdı. cesur yürek, sağlam bilek.
devamını gör...
başörtülü miletvekili isteyenlere destek vermiş bugün stardan. farklı bir yerinden bakmış konuya. ilgili yer:

bir diğer gerçek de şu: meclisinde başörtülü vekilleri olmadığı müddetçe türkiye “muasır medeniyetler seviyesi”ne yükselemeyecek. en az iki asırdır gözümüzü diktiğimiz batıda başörtülülerin siyasi temsiliyle ilgili ne hukuki, ne psikolojik engel yok, bilakis temsil var. türkiye modernleşmesi kadın bedeni üzerinden görünür olmuştu, görünen o ki yine ancak öyle tamam olacak. bir farkla; o günün tepeden inmeci modernleşmesinin aksine bugün modernleşme de facto şekilde tabandan geliyor. meclise başörtülü vekil girince, ne kadınların ne türkiye’nin sorunlarına sihirli değnek değmeyecek elbette ama bir ayıptan kurtulmak, temsil adaleti sağlamak ve sorunların seviyesini yükseltmek de önemlidir.

devamını gör...
kalemi yüreği kuvvetlidir. ablamızdır. iyi ki varsın.....


"yusuuuf! çık da bir kaşık kanını içelim"


münacat'la açılır ismet özel'in bir yusuf masalı kitabı. Allah'a sessizce yakarmadır münacat. kişinin iradesinin üstündeki iradeye, gücün gerçek sahibine teslim olmasının ve sadece o'na sığınmasının, o'na hitap etmesinin şiiridir bu şiir. Allah'a hitaben konuşur şair ve şöyle der: "bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak / bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini / tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş / ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi."


bir yusuf'un masalı'nı anlatırken (altıncı bab / ins ü cin'de) insanlarla cinlerin yusuf'a ettiklerini, "cinlik ve insanlık sınırı"nda neler olduğunu da anlatır ve der: "insan cine meydan okuduktan sonra / her şey cinlerin sıraladığı işlerle başladı".


o yüzden insanları da cinleri de yaratan'ın aynı olduğunu; yaradan'ın yarattığına tanıdığı özgürlüğü yaratılanın yaratılandan nasıl esirgediğini; merhametin ve gücün gerçek sahibinin kim olduğunu; kalpte olanın asıl olduğunu ve hesap soracak olanın ancak o olduğunu anlatır/hatırlatır bir yazıdır bu.


insan olarak doğmanın ve insan kalmanın önemini; yaratan'ın yarattığına sunduğu hakların tanınması, korunması, kutsanması gerektiğini; hangi dil, din, cins, ırk ve felsefi inançtan olursa olsun yaratıcı'nın sadece yaratan ve yaşatan sıfatıyla sevdiği, her nimeti ona layık gördüğü, merhamet gösterdiği, ve üstelik sabır gösterdiği hatta, insanoğlunun şerefini, özünün gürlüğünü ve ümidini anlatan bir yazıdır. ve "yusuuuf! çık da bir kaşık kanını içelim" diye bağrışan cinlerin seslerinin arasına insan seslerinin de karıştığı işitilince yazılmıştır.


zorbanın zorbalığı malumun ilanı. peki ya zarfa takılıp mazrufu unutmak, mazlumun zalimi olmak neyin ilanı? işte bu yazı inanmanın sevmenin ümit etmenin, güvercine su vermenin dahi bize göresinin olduğunu, olması gerektiğini hatırlatmanın ilanı. unutanlara "demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş / çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer / çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış / insanın insana raptolduğu cevher" demenin ilanı.


bizler; oğullar ve kızlarız


bizler ki oğullar ve kızlarız. hepimiz açız, hepimiz susuz. hepimizin asıl rengi kara. ve siyah bir kız çocuğunun canı kadar acıyan canımızın öcüyle acıtmayız diğerlerinin canını. hem öcüsüne hem gücüne tapanın, gücünü okşadıkça güçlenenin, güçlendikçe güçlük çıkaranın safında durmayız hiç. unutmayız insan olduğumuzu; 'kara koyunun hakkının ak koyundan sorulacağı' hesabıyla bir vakit kalbimizin titrediğini. yerlisi değiliz bu zulüm ikliminin; kuralların, kulların efendisi değil. toprağa gömülen kız çocuğunun üstüne toprak atanlardan biri hiç değil.


unutmayız "arap olanın acem olana, acemin de arap olana üstünlüğünün olmadığını" kimdi öğütleyen? rahmet için gönderilen, "hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi".


biz ki unutmayız hakkın ismiyle müsemma olduğunu. hürriyetin zalimin bahşişi olmadığını. bahşedilenin gasp edilebilir olduğunu. biz ki unutmayız öğütleneni, hatırlarız masumiyeti. ilk dövüşte kendi gücüne aşık olmuş yeniyetme güreşçi gibi ahkamlarımızı yüksek perdeden seslendirmeyiz, öfkemizi yenmeyi biliriz. unutmayız zalimin oyununu, oyuna dahil olmayız. oyunun nasıl sahnelendiğine bakmayız; kişinin işinin ve sözünün asıl olduğunu bilir, iki şeyi birbirine karıştırmayız.


bizler oğullar ve kızlarız. biliriz ki zulmün ne rengi var ne dili, ne de dini. çünkü 'asaleti soyundan, hırkasından, yemişinden menkuller değil asaleti kalbinden menkulleriz biz'. bunu önemseriz. firavunu firavun yapanın gücüne aşık olmak olduğunu; her kölenin içinde bir efendi barındırdığını; buyruk sahiplerinin gücünden yakınanların yakındıkları şeyin buyruğun kendisi değil de, buyurma gücünün neden kendilerinde olmadığından ibaret olduğunda yozlaşmanın başlayacağını bilir ve bundan sakınırız.


bizler oğullar ve kızlarız. masumluğun, mazlumluğun, aidiyetinden şenlendiğimiz hakların, diğer kullara da yakışacağını biliriz. bizde olanın da, başkasında olanın da devredilemez, kısıtlanamaz, terki kabul edilemez, horlanıp yok sayılamaz olduğunu biliriz; savunuruz olması gerektiğini. savunanlarız biz. susanlar ya da suçlayanlar değiliz.


12 mart 2005- yeni şafak
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar