feyyum

feyyûm. الفيّوم

yukarı mısır’da şehir ve bu şehrin merkez olduğu il.

aslında bir coğrafî bölge olan feyyûm, kahire’nin 100 km. güneybatısında yer alan ve ortasında birket kārûn (moeris gölü) bulunan yaklaşık üçgen biçiminde bir havzadır. feyyûm adı eski mısır dilinde “göl” ve “deniz” anlamlarını taşıyan pa-yôm (koptça phiom) kelimesinden gelir. zira o dönemde burası bir göller bölgesiydi ve özellikle ortasındaki göl çevrenin su deposu sayılarak göl ile nil nehri arasında yer alan feyyûm mısır’ın en eski şehirlerinden biri olup firavunlar devrinde “ada” mânasına gelen şedit (chedit) adıyla kurulmuş ve sobek’in (timsah tanrı) kült merkezi olmasından dolayı da helenistik devirde krokodilopolis (timsah şehri) adıyla anılmıştır; romalılar’ın ise buraya arsinoe dedikleri bilinmektedir. müslüman tarihçiler, hz. yûsuf’un mısır’da iken ilâhî bir işaretle bu şehri kurduğunu söylerler.

bölgenin sulaklığı bir çöküntü havzası olmasına bağlıdır; 50 x 40 km2’lik bir alanı kaplayan havzanın ortalarında birket kārûn’a doğru derinlik deniz seviyesinin 45 m. kadar altına iner. nil nehrine kıyısı olmayan feyyûm sulama ihtiyacını nil’in kollarından bahr-i yûsuf ile karşılar. firavunlar döneminde bu nehir kolunun bulunduğu kesimde arazi kazanmak gayesiyle bentler yaptırılmış ve böylece tarıma elverişli çok kıymetli topraklar elde edilmiştir. feyyûm eski kaynaklarda hemen her defasında mısır ismiyle birlikte zikredilir ve çok gelişmiş bir bölge olarak gösterilir (makdisî, s. 199; idrîsî, ı, 327-329).

amr b. âs mısır’ı fethe geldiğinde bu bölgeyi, şehri savaşmadan teslim eden halk ile barış antlaşması yaparak ele geçirmiş ve islâm’ı kabul etmeyenlerden cizye alma yoluna gitmiştir. fetihten sonra iskân amacıyla gelen araplar’ın bir kısmı fustat’ı (eski kahire) kurarken lahm, murâd, benî kilâb ve benî aclân kabileleri özellikle hayvanlarını otlatmak için feyyûm bölgesini tercih ettiler. abbâsîler’le yaptığı savaşta mağlûp olarak suriye’den mısır’a geçen emevîler’in son halifesi mervân b. muhammed feyyûm bölgesinde kendisini takip eden abbâsî ordusuna tekrar yenildi ve onun öldürülmesiyle emevî devleti burada sona ermiş oldu (750). abbâsîler döneminde feyyûm bölgenin siyasî gelişmelerinde etkin bir rol aldı. daha sonra mısır’a hâkim olan fâtımîler, feyyûm’u idarî bakımdan mısır’ın dört eyaletinden biri olan kus’a bağlı bir bölge (küre) yaptılar. feyyûm fâtımîler’in şiîliği mısır’da yaymaları sırasında önemli bir rol oynadı. eyyûbîler döneminde idarî yapısında bir değişiklik olmadan el-a‘mâlü’l-feyyûmiyye diye anıldı. bu döneme kadar iltizam usulüyle idare edilen toprakları 589’dan (1193) itibaren iktâ olarak büyük emîrlere verilmeye başlandı. eyyûbîler şiîler’in merkezi olan bu bölgede sünnîliği yaymak gayesiyle medreseler açtılar; selâhaddîn-i eyyûbî 1173’te burada el-hankāhu’s-sâlihiyye’yi yaptırdı.

bahrî memlükleri döneminde yukarı mısır emîrinin idaresindeki el-a‘mâlü’l-feyyûmiyye çerkez memlükleri zamanında behnesâ ile birlikte bir kâşiflik*e dönüştürüldü. memluk sultanları mısır’ın en zengin bölgelerinden olan feyyûm’daki arap şeyhleri ve emîrleriyle iyi ilişkiler kurdular ve onlara asker hazırlama karşılığında mukātaalar verdiler. buna rağmen bölgenin tam anlamıyla memlûk nüfuzu altına girdiği söylenemez. nitekim feyyûm kâşifi cânim es-seyfî 1517’de osmanlı ordusuna katılarak mısır’ın türkler tarafından fethinde rol oynamış, 1522’de ise garbiye kâşifi inal ile birlikte isyana kalkıştığı için bertaraf edilmiştir. mısır kanunnâmesinin tanziminden (1524) sonra bütün ülkede osmanlı idaresi hissedilir hale geldi ve diğer vilâyetler gibi feyyûm da otorite altına alındı; ancak daha sonra burası xvıı ve xvııı. yüzyıllarda isyancı urbân şeyhlerinin merkezi oldu.

1798’de napolyon’un said bölgesini işgali üzerine sancak beyi murad bey feyyûm’a doğru geri çekildi ve yöre halkı da onunla birlikte fransızlar’a karşı direndi. işgalci kuvvetlerin çekilmesinden (1806) sonra memlûk beylerinden yâsin bey tarafından ele geçirilen feyyûm’u kavalalı mehmed ali paşa büyük bir mücadele ile geri aldı (1810). ingilizler’in mısır’ı işgali süresince feyyûm bölgesi koloni dönemi sanayi hareketlerinde aktif bir görev üstlendi. feyyûm 1220’de (1805) vilâyet, 1241’de (1826) memuriyet ve 1249’da (1833) müdüriyet haline getirildi. xıx. yüzyılın ortalarında bazan benî süveyf, benî mazar ve ilminyâ ile, bazan da yalnız benî süveyf ile birlikte orta bölge müdürlüğü, 1870’te de yine tek başına müdüriyet oldu; zamanımızda ise muhâfaza (vilâyet) statüsüne sahiptir.

nil vadisinde şehirleri birbirine bağlayan demiryolu hattı (1874) feyyûm’un da kalkınmasında rol oynamıştır. bugün mısır’ın ekonomik hayatı yanında turizm yönünden de önemli bir yere sahip olan feyyûm’daki kārûn gölünün yüzölçümü 600 km2’dir. bölgede yapılan arkeolojik kazılarda eski dönem medeniyetlerini yansıtan birçok tarihî kalıntı ortaya çıkarılmıştır. havası yılın dört mevsiminde mutedil olan feyyûm’da ortalama sıcaklık 29 cº dir. 1986 sayımına göre vilâyetin nüfusu 1.544.047, şehrinki 212.523’tür. bölgede pamuk, tütün, buğday, zeytin ve incir ziraatı ile hayvan besiciliği yapılır; şehirde oldukça ileri seviyede iplik, dokuma, deri ve tütün mâmulleri endüstrileri bulunmaktadır.

ilk fetih yıllarından başlayarak çeşitli dönemlerde feyyûm bölgesinin her tarafında birçok cami, mescid, medrese ve köprü inşa edildi. ı. baybars tarafından yaptırıldıktan sonra 1512, 1709 ve 1825 yıllarında tamir edilen kantaratüllahîm, kayitbay’ın eşi hond aslbay tarafından yaptırılan mescid ve köprü, osmanlı döneminde feyyûm ve behnesâ kâşifi süleyman b. cânim b. kasruh’un yaptırdığı el-mescidü’l-muallak ve emîr süleyman mescidi feyyûm’daki en önemli islâmî eserlerdir. bölgede kurulan vakıf medreseleri yolu ile kültüre büyük hizmetler sağlandı. şâfıî ve mâlikî olarak ikiye ayrılan medreselerde birçok ilim adamı yetişti. ahmed b. muhammed el-feyyûmî (ö. 770/1368-69), abdülkādir b. muhammed el-feyyûmî (ö. 1022/1613) ve oğlu abdülber b. abdülkādir el-feyyûmî (ö. 1071/1660) bu şehre nisbet edilen tanınmış âlimlerdir.

bibliyografya:

ibn abdülhakem, fütûĥu mıśr (torrey), s. 14-16, 169-170; makdisî, aĥsenü’t-teķāsîm, s. 199; idrîsî, nüzhetü’l-müştaķ, beyrut 1989, ı, 125, 131, 317, 324, 327-329; sem‘ânî, el-ensâb, ıx, 366; yâkūt, mu`cemü’l-büldân, v, 286-288; makrizî. ħıŧaŧ, ı, 241-250; vezzân ez-zeyyâtî, vaśfü ifrîķıyye, ıı, 191, 193, 235; ebû osman en-nablusî, târîħu’l-feyyûm ve bilâdih (nşr. fuat sezgin), frankfurt 1992; ali paşa mübârek, el-ħıŧaŧu’t-tevfîķıyye, kahire 1987, xvı, 84-94; h. lorin, l’egypte d’aujourd’hui, cairo 1926, s. 53-60; muhammed remzî, el-ķāmûsü’l-coġrâfî li’l-bilâdi’l-mıśriyye, kahire 1960, ııı, 11-15, 96; s. j. shaw, the financial and administrative organization and development of ottoman egypt 1517-1798, princeton 1962, s. 321-359; suâd mâhir muhammed, muĥâfažatü’l-cumhûriyyeti’l-`arabiyyeti’l-müttaĥide ve âśâruhe’l-baķıyye mine’l-`aśri’l-islâmî, kahire 1966, s. 68-75; abdüsselâm selâme, el-feyyûm: cennetü’ś-śaĥrâ, kahire 1967, s. 1-15; cemâleddin sâlim, fî ziyareti’l-âŝâri’l-feyyûm, kahire 1968, s. 5-13; hasan m. es-sâidî, el-feyyûm fî žilâli’l-edeb ve’t-târîħ, kahire 1972, s. 18-20, 44, 59, 76, 119; saîd abdülfettâh âşûr, “el-feyyûm mine’l-fetĥi’l-`arabî ĥatte’l-ġazvi’l-`oŝmânî”, buĥûŝ ve dirâsât fî târîħi’l-`uśûri’l-vusŧâ, beyrut 1977, s. 13, 20-25; m. beyyûmî mihrân, mıśr, iskenderiye 1409/1988, ı, 218-224, 257-259; ibrâhim ahmed âmir, medînetü’l-feyyûm fi’l-`aśreyni’l-memlûkî ve’l-`ośmânî (yüksek lisans tezi, 1989), kahire külliyyetü’l-âsâr; seyyid muhammed es-seyyid, xvı. asırda mısır eyaleti, istanbul 1990, s. 74, 82, 150, 255; münîr nasîf, “el-feyyûm”, mecelletü’l-`arabî, ııı, küveyt 1968, s. 68-90; b. moritz, “feyyûm”, ia, ıv, 585-589; p. m. holt, “al-fayyūm”, el 2 (ing.), ıı, 872-873.

seyyid muhammed es-seyyid *
devamını gör...
fayyum.

mö 3.000 ila mö 300 tarihleri arasında firavunlar tarafından yönetilirken mö 332'de büyük iskender tarafından fethedilen ve yunan hanedanlığı tarafından yönetilmeye başlayan, böylelikle mısır'ın yunan etkisine girmesine neden olan, resmi dilleri grekçe olacak kadar yunan kültüründen etkilenmiş bölge. bu aslında karşılıklı bir etkilenme. mısır'ın öldükten sonra ruhun yaşadığına ve o ruhun kendi vücudunu aradığına inanmaları antik yunanlar'ın da bu gelenekten etkilenerek ölülerini mumyalamalarına neden olmuştu.

mö 31 yılında hakimiyeti ele geçiren romalılar da bu geleneği sürdürdüler ama diğerlerinden farklı olarak mumyaların yüzlerine masklar yerine ölen kişiye ait ahşap mumya portreleri yerleştirdiler. dolayısıyla feyyum portreleri, her iki kültürün de ürünüdür.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar