formatsavar

2641. (Tematik)
demogoji bir tatlı olsaydı eğer üstadım amarok, dünyanın en leziz tatlısını yukarıdaki satırlarla siz yapmış olurdunuz, müsterih olunuz. "cahil-kültürsüz" derken, neden bir tarafın cahil-kültürsüz, ama diğer tarafın yüksek kültür seviyesinde olduğunu söyleyemediniz. hukuk dediniz, ama ben sizin halkı cahil-kültürsüz-efendi tapıcılar olarak kategori edebilen üstünler hukukunuza yabancıyım. lügat dediniz, ama ben sizin konuşmakta olduğunuz dile yabancıyım. gün gelip, tarihsel çelişkide roller tersine döndüğünde, tüm ezilen halklarla sol elimizi kaldırıp "venseremos kıralım zincirlerimizi" nidaları ile karşınıza çıktığımızda, bu sözlerinizden ötürü pişman olmanız yeterli olmayacak.
devamını gör...
2642. (Tematik)
@sadaret: bu dünyada, her insanda bir bilgi saklıdır elbet. kendisinden bir şey öğrenmeyeceğimiz insan da yok diye düşünürüm hep. elbette halkı kategorize etmeyi doğru bulmam, benim tavrım da halka değil zaten, kişiyle. kaderini kabullenmiş kişiyle, ezildikçe, daha beteri de olur diye halinden şükreden kişiyle. kırsın isterim zincirleri, elbette manevi zincirler öyle çekiçle kırılacak değil, bu ancak akıl ile mümkündür. belki ben lügattaki kelimelere başka manalar yüklüyor gibiyim ama değil, mecaz ile konuşuyorum.

bil ki, eğer kıyama geçmiş bir halkın önünde tağut gibi duruyorsam vursun kellemi. yeter ki şehadet getirecek bir sürem olsun. biz kimsenin takdirini değil, Allah'ın takdirini almak için yaşıyoruz. ah şu ataların miras bıraktığı dünya, ben töreye bile muhalif olmuşken, zor dost bulurum. her gelen bir ataya sövdüğü bir toplumda, kenetlenmeyi nasıl sağlayabilirsin bilmiyorum. benim işim kolay, bir elimde kırbaç (terbiye etmek için), diğer elimde balta (tağutu yıkmak için), varsın kılıçla mermiyle vursunlar beni.

ben her antikapitalist, antiemperyalist söylem kurdukça, neden refleks olarak sosyalist/kömünist siyasi hareket algılanır bilmiyorum. bu kavramlar birbirinin zıddı midir? islam nötr müdür?

olsun varsın biz yine de memnunuz.
bu dünyada olmazsa ahrette huzur buluruz.

derken, selamlarımı iletir ve 4 saat sonra bir emekçi edasıyla işe koyulmaya giderken sen uykunu almış, dinlenmiş bir zihinle nutella'lı kavaltı ardından buraya cevap mahiyetinde yazarsın. yanlış anlama şikayetçi değilim, varlığınla gayet bahtiyarım.
devamını gör...
2643. (Tematik)
@ falcon : ben us robotics'ten sonra koptum. pilli mi o?
@ amarok : kardeş, şimdi gsm operatörleri totoş diye anlıyorum doğru mu?
@ sadaret : somewhere in time iyi albüm taam mı.
devamını gör...
2645. (Tematik)
@amarok : antikapitalistlik, ezilenler karşısındaki bu umarsız, vurdumduymaz, zayıflıklarından ötürü onları görmezden gelen tutumunuzun neresinde? kenetlenmenin nasıl sağlanacağını bilmeyenler yüzünden eziliyor bu insanlar oysa. evet aziz dostum, evet, sizin de bu çorbada tuzunuz var, bunu inkar edemez, bundan kaçamazsınız! "antikapitalist söylem" kurduğunuz sizin iddianız. sizin söylemleriniz, devrim terminolojisi içinde ancak "küçük burjuva refleksi" olarak adlandırılabilir, algılanabilir!

@let ma : somewhere in time iyi albüm.
devamını gör...
2646. (Tematik)
cogito sözlük yazarlarının iftiraları başlığını okuyunca anladım ki iftira o kadar da kötü bişiy değilmiş ya.

bu konuda yıllarca kandırılmış biri olarak en yakınımdan başlamak üzere herkese iftira atmaya gidiyorum gelicem ama..
aslında ilk nerde aldandım biliyor musunuz?

camiye ilk gittiğimde imam bahsediyordu iftiralardan.iftira kötüdür, yapmayın etmeyin diyordu.
ama sonrasında evet ben de iftira atarım ama siz benim yaptığımı yapmayın, dediğimi yapın diyordu.
cahillik işte o zaman imamın dediğini değil yaptığını yapmış olsaydım şimdi bu yıkılmışlıkla sürünmeye çalışmazdım.
devamını gör...
2648. (Tematik)
@sadaret: sergıledıgınız durus ıle ne kadar da entellektüel bırıkımıyle köşesine çekilip kriter yapan insanlarla bır gozuktugunuzu bı bılsenız. şekıllenen yenı dunya düzeni bile yenı kahramanların doğmasını telkın etmekte, ah mitoloji ah!

ya mehdı beklentisi ıcerısındekı zumreye ne demelı?

sız de dahil olmak üzere, herkes bır kahraman beklemekte. oysa kı, ustun olan insanın kendısıdır. bu gucu de insandan alan kapitalist emperyalızzmdır. şimdi ustınsan dedim ya, hemen o posbıyıklı feylozofla alaya da gırersınız sız. oysa o kısı, ınsana sahip oldugu gucu kullanma oğutlemesınden baska bı sey yapmamıstı ama kolay dışlanır oldu.

demem o kı, ben zaten halkı bilinçlendirmek için gerekenı yapmısımdır her daim. bana dokunmayan yılan bın yaşasın edasından uzak.

kurtkapanı, tam kurtkapanı oldugu zamanı hatırladım, hanı kuçuk ıbolar, harika çocuk onurlarla son evreye girdiği bır donedı. elinden çocuğunu tutan plakcılar carsısına kosuyordu bır umıtle. bunlara yanlıs yolda oldugunu söyleyen ben ıdım ama patron bana bır daha kapıdan gırenle konusmamamı söylemişti, çünkü bu cocukta ıs var gazıyla 1000-2000 lira koparma gayesındeydı, yetişkin okuzlerı saymıyorum. şimdi sen vatandasa okuz dedim diye yerersın benı.

bır anımsamam daha var. binlerce kısılık bır şantıyede calısıyordum ve bazen iş yetıssın diye fazladan eleman alıyorduk ama ısler rayına oturduğu zaman işçilerin onune ıstıfa dilekçesi konulup ımzalamaları ıstenıyordu. bır bır işçileri uyardıgım için persona no grata mı ne ben oluyordum. hele kı kerızı uyandırıp, deniz bulandırdıgım için benı de ısten çıkarmaya çalışmaları tam komedıydı, bı ara hatırlat da anlatayım. neyse, bak şimdi de keriz dedim.

eğitim sart, bilinç şart. yok oyle bı kahraman gelsin de. kurtarsın. kahramana lüzum varsa, onu doguracak olan halkın kendısıdır. tıpkı 1. dunya savası ardında dogum gerceklestıgı gibi, tabı kahramanlara gayrimeşru mualemesı gösterilmesi de olasıdır.

saygılarımı sunarım, aziz dostum
devamını gör...
2650. (Tematik)
@amarok: gökyüzündeki sarayından fanileri izleyen zeus benzetmesini yapabileceğiniz en son kişilerden birini, bu şekilde itham etmeniz, şahsi deneyimleriniz üzerinden reel politiğe gönderme yapmanız beni hiç etkilemedi saygıdeğer üstadım. köşesine çekilmiş yarı aydın, dünyaya sırtını dönmüş insandır. oysa ben ait olduğum yerde, insanların arasındayım. onların sevinçlerine ortak olduğum gibi, sıkıntılarını da paylaşıyorum. mahzur görmenizi dileyerek, tabir-i amiyane ile, "hariçten gazel okumuyorum!". kahraman beklemekle, kurtarıcı beklemekle eleştirdiğiniz bu fakir size, sistemden, örgütlenmeden bahsetmişken, kollektiviteden bahsetmiş iken, hala kahraman beklenmekte olduğunu nereden çıkardınız monşer. bakınız, monşer kelimesini özellikle kullandım. çünkü tavrılarınız, gözlemlediğim kadarıyla, maalesef hep bu yönde. "insanlara yanlış yolda olduklarını söylemek", "denizi bulandıran kişi olmak", bunlar hep tepeden bakan bir anlayışın yansımaları. yanlış yolda olduğunu söylemek değil, doğru yolu göstermektir asıl olan! ve hatta, doğru yolu açmak, yollar inşa etmektir! denizi bulandırmak değil, insanları o denizde boğulmaktan kurtarmak, o denizden umutlar çıkarmaktır! hayır sevgili dostum, hayır! insanlık, daha doğrusu ezilen, sömürülen halklar yeni bir kahraman beklemiyor! kahramanların peşinde, günü kurtarmanın derdinde değil! elbette önderlere ihtiyaç duyuyor, ama kendisini kaba sokacak önderlere değil! kendisine neyin yanlış olduğunu söyleyecek önderlere hiç değil! insanlık zaten içinde var olan cevheri çıkaracak günü geldiğinde. bunu birlik olarak yapacak! ama bu birliğin önündeki engeller, kendisine rol model olarak sunulmuş ya da rol model olmaya talip olmuş kişilerin, aslında haberleri bile olmadan sistemin uzantıları olmalarından kaynaklanıyor! kendilerini antikapitalist, antiemperyalist olarak gören bu kişiler, umut olmak adına ya da "yanlışları gösterme" adına, kapitalistlerin ortakları olmuşlar da haberleri yok!

evet saygıdeğer dostum, 1. dünya savaşı sırasında ortaya çıkan kahramanlardan bahsetmekte ne kadar haklısınız. ama her zaman olduğu gibi eğitim ve bilinçten dem vurarak, insanları "kitleleştirerek" bu haklılığınızı bir kez daha bir haksızlıkla nötralize ediyorsunuz! unutmayınız ki o kahraman, kurtarmak istediği halktan bahsederken, halkın geleceğini, halkın iradesinin ve azminin belirleyeceğini söylemişti! yani sizin yaptığınızın aksine, eğitim-bilinç diyerek burun kıvırmamıştı! eğitim şartları kötü olsa da, insanlardaki, muhtaç olanlardaki o azmi ve cevheri görmüştü. lütfen siz de görün artık azizim.
devamını gör...
2651. (Tematik)
@sadaret:

öncelikle son yazınızdan yola çıkarak bir yanlış anlaşılma olduğunu belirtmek isterim ki, sizi kahraman bekleyen zümre arasına koymadım. o ifadelerde belirtmek istediğim nokta, sizi "dışarda cereyan eden ortama yönelik kriter yapan" konumda gördüğümdü. yani ezen ve ezilen mevkiler arasında düzenin sağlanmasının yegane yolunun bir kahraman öncülüğünde geçtiğini (sanırım hemfikiriz bu konuda, yoksa?) ve sizi de çözüme aktif müdahil olarak değil, hariçten takip eden olarak görüyorum. en azından bulunduğum tepeden öyle gözüküyor, yanılıyor olabilirim.

bu düzeltmeyi yaptıktan sonra, görüşlerinizde öyle derin bir değişiklik olmayacaktır elbet. ve rahat olmanızı telkin ederim ki ben yaftalardan da rahatsız olmam. ben kendimi bildikten sonra, kim nasıl bilirse bilsin. gün gelir söven ağızlar bir bakmışsın över, ya da tersi. her ne kadar karşı karşıya düşmüş olsak da, sizi de gayet erdemli bilirim ve bundan kuşkum da yok. aç kalınca ekmeğinizi esirgemezsiniz, bunu bilmek bile yeter. Allah kimseyi açlıkla sınamasın...

doğrusu o hümanist söylemleriniz bana hiç samimi gelmiyor, ne güzel, ben halkın içindeyim demek, ne güzel, ben halkın sıkıntılarını paylaşır, sevinçlerine ortak oluyorum demek. tabi statünüz yüksekteyken, bunu gönlünüzü ihya etmek için yapmış olmanız ve bu sayede mazluma moral olmanız güzel ama hava kararıp akşam olunca sizin çekildiğiniz yuva ile o kişilerin ocağı bir mi? "günü yakala" bu olsa gerek?

beni halka uzak olmakla suçluyorsun, aslında haklısın, halk da zaten beni kendine yabancı görüyor, oysa menfaatlendiğim bir şey de yok ki halktan. bir kış günüydü, memleketimde diz boyu kar vardı, ve gece vaktiydi, köyün kahvesinde o muhteşem soba yanıyordu. ben sobanın başında duruyordum, bi arkadaş kağıtlarla fal bakıyordu, bir sanayici ile köylü de sobaya yakın bir masada muhabbetteydi, ve kahveci de ocağın başındaydı (sanayici dediğimiz istanbulda fabrikası bulunmakta ama o sıra köydeydi ve dönebilmek için karların erimesini beklemekteydi.) köylü, sanayici hemşehresine hal hatır sormuştu ve sanayici de bir bir sıkıntılarını anlatmaya başlamış, siyasetin iyi seyrettiği ve ekonominin düzeleceği güvenini köylüye vrdikten sonra, bir çocuğunu iyi bir dershaneye vermek istediğini, bir çocuğunu koleje yazdırmayı düşündüğünü, eğitimin çok önemli olduğunu, yoksa ziyan olacaklarını söylüyordu. köylü de bunun böyle olması gerektiğini onayliyordu... ben de, sanayiciye "helal sana halil abi, çok doğru düşünüyorsun" deseydim haklı olurdun sevgili üstadım sadaret efendi! ama ben "doğru olan bu mu?" diye sordum, köylü arkadaş "elbette doğru" dedi onun yerine, "iyi de senin o imkanların yok ki ama onun var" deyince bir an herkes sustu, hemen sanayici halil abi lafa girerek "kesinlikle haklısın ama bunu ben de istemezdim, yapacak bişey yok, düzen böyle" dedi, sonra "sen gel böyle, sen ne düşünüyorsun peki" dedi (halil abi doğruya doğru diyen efendi ve muhabbeti güzel bir insan), ben söze siyasetten girdim ve eğitim özel sektörün değil, devletin en esas meselesi olduğunu söylüyordum, bir anda muhabbeti ele geçirmiş ve köylü ile sanayici ile güzel bir iletişime geçmiştim, işte üstadım senin ima ettiği buydu ama sonra bir gelişme oldu ve beni yerdiğin o sınıf ayrımcılığı var ya, işte tam da ona bir örnek cereyan etti. masada fal bakan arkadaşın ağzı çok bozuktur ve lafa girerek bana yüklendi. "sen ne -bip-imsin, yıllarca oku, oku, sonra gel bu kahvede bize gazel oku, madem çözümü biliyorsun, burda ne işin var (daha da devam etti)..." dedi. artık susmak düştü ve sustum

evet üstadım, halk arasında olmak var, olmak var. emin ol, hiç bir zaman, hiçbir mekanda ve mevkide bilgiyi sömürü aracı olarak kullanmadım ve hep paylaştım. zalime direndim hep (istenmeyen yerde durmam demem, sıkıyorsa kov, kanun var nizam var, hadi yiyorsa diye meydan okumuşluğum da var) ama hep mazlumu kolladım ama o mazlumun tekmesi çok acı biliyormusun. bilmezsin sen, sen sadece gönlünü ihya etmek için yaklaşırsın ve iç içe girmezsin.

üstadım hak vermekten bahsediyorsun, bir ortamdaki pastayı herkese eşit ölçüde paylaşmanın sırrını biliyormusun? oysa ben diyorum ki kimsenin hak vermesini bekleme, hakkını al. benim kavgam bu. beğenilir ya da beğenilmez ama herkes hakkını almalıi, birileri gelip de hak taksim etsin beklememeli, yoksa avucunu yalar.

ah üstadım, senin ima ettiğin yöntemle gücü eline geçiren güder, koyun gibi. ama ben diyorum ki kıyama kalk ey halk, kalkamayan geride kalsın, yeter ki köstek olmasın.

"beyim bilir" söylemi ne kadar feminen değil mi, hatta burda bile güldürmecesini yapıyoruz ama bu sözü en çok beyler kullaniyor, şantiyeler, şirketler bu sözü kullanan adamlarla dolu, "beyim bilir" diyenler ya müdürlerini ya da patronlarını kastediyor ama evde ise bu saltanatı keyfini ailesinden çıkariyorlar. yıkmak istediğim bu.

ama gazel okuyorum değil mi? peki.

saygı ve hürmetlerimle.
devamını gör...
2652. (Tematik)
@ amarok: saygıdeğer üstadım, küçük burjuvanın temsilcisi olarak, ata sporunuz olan kahve edebiyatından vermiş olduğunuz bu örnek, gözlerimi yaşarttı. bir köylü ve bir kobi'den yola çıkıp, tüme varmaya çalışmanız, çok onurlu bir davranış, ama tabirimi mazur görmenizi istirham edeceğim, "yok öyle üç kuruşa beş köfte". hariçten konuşmakla itham ettiğiniz bu fakir, 12 yaşındayken sol eli havada, sağ elinde bir pankart ve ağzında bir sloganla meydanlardaydı. sizin ağzınızdan düşürmediğiniz, "düzen", "kapitalizm", "sistem" gibi kavramların, gerçeğe izdüşümü ile savaşıyordu. teoride zehir gibisiniz, ama pratik sallanmıyor bile, çünkü yok! pratiğiniz olmayabilir, burjuva toplumu içinde büyüyüp, düzenin şefkatli kollarında yetişmiş olduğunuz için, bu pratiği yaşamak zorunda kalmamış, grevlerde, yürüyüşlerde, meydanlarda emekle ve ezilen kesimle omuz omuza olmamış olabilirsiniz. şartlardan ötürü hak veririm size. ama hiç olmazsa, bu pratiği yaşamış insanlara hitap ederken, daha hassas olunuz: "ben de, sanayiciye "helal sana halil abi, çok doğru düşünüyorsun" deseydim haklı olurdun sevgili üstadım sadaret efendi!" demenizi esefle karşıladığımı ifade etmek isterim. sizin hayal edip, geniş zaman cümle kalıbı, istek kipi vb. ile kurduğunuz, içini dolduramadığınız aksiyon-istek-reaksiyonları, yaşamış ve yaşatmış biri olarak, ithamlarınızı üzerime alınmadım bile.

siz soğuk kış günlerinde, köy kahvesinde, soba üzerinde kestane pişirip, fal açtırıp, kışın tadını çıkarırken, araya naif bir köy hikayesi sıkıştırarak, hak-hukuk dersi veremezsiniz insanlara. "herkes hakkını almalı" değil! herkesin hakkını alması için omuz omuza savaşmalı! hala halka "kıyama kalk" diye akıl veriyorsunuz bir de! "kıyama kalk halk" değil, sancağı alıp en önde koşmalı! ama gördüğüm kadarıyla, siz sadece lafta varsınız ve var olacaksınız saygıdeğer üstadım. işin aksiyon-reaksion boyutu ile ilginiz, o taraklarda beziniz yok!

saygıyla selamlıyorum sizi...
devamını gör...
2660. (Tematik)
@herkez: müsadenizle...

@sadaret: henüz bıyığınıza ter düşmeden meydanlara çıkmış olmanız çok duygusal bir anı sanırım. ve muhtemelen de o meydana çıkmanız kendi özgür idarenezle değil, bir semt büyüğünün telkiniyle olmuştur. yanlış anlamayın, sadece merak ettim, acaba o yürüyüşten sonra size çikulatalı gofret aldılar mı?

düşünüyorum da, o yürüyüşte, elinizin havada olmasıyla basketbolda sepete top sallamanız arasında doğrudan bir bağlantı var. demek ki küçükken yaşadığınız bu olay sadece bir anı olarak kalmış ve yetişkinlik döneminde terk edilmiş... böylesi saptamalardan nefret ederim ama sizin yaptığınız çıkarımlara karşılık ben de bu hakkı üzerimde buldum.

konuşurken kullandığımız jargon, bizi ne kadar da ele veriyor değil mi? yalnız şu teorik ve pratik meselesine değinmem gerek: "kitle kültürü"nün ne olduğunu biz öğrene kadar zalim zorba erkler tarafından uygulaniyordu bile. biz o meydanlara (evet ben de kendi ideolojime göre meydanlardaydım) indiğimiz zaman, aslında sadece gazımız alınıyordu. biz o hareketlere bulunduktan sonra, akşam olunca huşu içinde kalmiyor muyduk? bunu inkar edebilirmisiniz sevgili üstadım?

ben sendikalı çocuğu değilim, ama ifade ettiğiniz gibi burjuva bir aileden de çıkmadım. zaten kültür bunların dışında var olan bir olgudur. ve aileyle beraber, kişiliğin uyumuyla gelişir. şimdi beni itham ettiğiniz olguyla neden yanımızda yer almadım diye sordunuz. ben (o yaşlarımda) sendikalı ne biliyor muydum? her neyse, sorun sistemde yatıyordu ve bunun çözümü de ortaya sunulan seçeneklerle değil, milli değerlerin ahenkli uyumunda yatıyordu. iskandinavyadaki bir sistem bu topraklarda çalışmaz üstadım, çalışmaz. siz çok ümit ettiniz ama ç a l ı ş m i y o r.

beni meydanalara indiren en önemli unsur tekbir nidalarıyla yürümek olacaktır, ve o genç yaşlarımda da uzun yıllar sürmüştü. biliyormusun üstadım, o milliyetçi arkadaşlarımızla bile en büyük ortak noktamız bu tekbir nidalarıydı. ama sistem baba şubat ayının son gününde, o ayın kısalığına zıt bir uzunluktan bahsetmişti, hatırlıyor musunuz? biz de kahramanımızın iki dudağına bakıyordu, gün zorbayla karşı karşıya gelme günydü. kulaklarımızı dikmiş bekliyorduk. ama milli sükünet adına her lider uzlaşıcı söylemler ifade ederek, zorbanın hükümdarlığı kabul görmüştü, ya işte o milliyetçi geçinen gençler bile çıkan ilk kararları ilk uygulayan değil miydi? hatırlayın sakaryayı üstadım, hatırlayın.

ne günlerdi, sizinle aynı ortamda ama bihaber günler değil mi üstadım? "büyük birader" jargonu hayatımıza yeni girmişti. milliyetçi gençlik, sakaryanın tümünde ağır abi olduğu günlerdi. ama sistem bizim kuyruğumuza basmıştı. fakülte kapılarına başörtülü kardeşlerimizle destek olmak için dikildiğimizde, karşımızda polis üniformalı "büyük birader"in kameraları vardı ve korku saldılar bize, güya orda bulunanlar kameralarla tespit edilip, siciline işleyecek ve gerekirse de aleyhine dava açılacaktı. buna rağmen tekbir sesleri susmuyordu ama o "ağır abi"ler yok mu, bıyıklarını ilk kesen onlardı ve tırsak tırsak, kenardan kenardan fakülteye giriyorlardı. nezdimde en önemli süpriz oydu, zaten onlar evrimleşmiş bir güruhtu ve kısa süre sonra "güvercinle ittiafk yapıp meclis yolunu tutma şerefine nail olmuşlardı" evet üstadım, memleket bu ihanetle kurda-kuşa yem olmuştu. siz nerdeydiniz bu ara?

gün geldi devran değişti mi? hayır be üstad, bu halk onu da değiştirecekti ama kitleleri yönetme konusunda uzman olanlar buna da bir kılıf uydurdular ve şu an memleket huşuyla yönetiliyor. 28 şubatı başlatanların oluşturduğu sistem zaten yıkılacaktı (buralara girmeyeyim)...

evet üstadım, gazımızı almak için kıçımıza şaplak vuruyorlar sadece, buna müsaade etmemeliyiz.

yukarda bir ifade kullandınız, doğrusu onu duymak beni derinden yaraladı, ifadeyi süslerken "kışın keyfini sürmek" dediniz. ah bi bilseniz durumun aslını. elinde uni diploması ama iş bulamayan bir budalaydı o, neyin keyfini sürebilirdi ki? sadece "uşak/köle" ayrımını söylüyeyim, daha da fazla üzerinde durmayacağım. o keyif süren bir uşak olmayı yeğlemektense, köle olmayı kabul etmişti (artık bundan ne anlarsanız) ve bilin ki, uşağın özgürlüğü olmaz ama kölelerin az da olsa özgürlüğü bulunur ve her zaman zincirlerini koparma hedefindedirler. oysa uşaklarda bu nitelik olamaz, onlar zaten kabullüdürler. kölenin özgürlüğü nerde diye sorduğunuzu duyar gibiyim. köleyi çalıştırmak için dinlenmesi ve istirahati için ona zaman vermeniz gerekir. gece uykusunu aldırmalı, sabah, öğle, akşam mola ve yemek vermek zorundasınız.

ben, sizin kendinize yakıştırdığınız gibi fakir değilim, gayet zenginim. çünkü psikolojik baskıyı, fizyolojik baskıdan ağır görürüm. o yüzden uşak olamiyorum.

en derin sayglarımla sizi selamliyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar