formatsavar

2662. (Tematik)
@herkez: müsadenizle...

@sadaret: henüz bıyığınıza ter düşmeden meydanlara çıkmış olmanız çok duygusal bir anı sanırım. ve muhtemelen de o meydana çıkmanız kendi özgür idarenezle değil, bir semt büyüğünün telkiniyle olmuştur. yanlış anlamayın, sadece merak ettim, acaba o yürüyüşten sonra size çikulatalı gofret aldılar mı?

düşünüyorum da, o yürüyüşte, elinizin havada olmasıyla basketbolda sepete top sallamanız arasında doğrudan bir bağlantı var. demek ki küçükken yaşadığınız bu olay sadece bir anı olarak kalmış ve yetişkinlik döneminde terk edilmiş... böylesi saptamalardan nefret ederim ama sizin yaptığınız çıkarımlara karşılık ben de bu hakkı üzerimde buldum.

konuşurken kullandığımız jargon, bizi ne kadar da ele veriyor değil mi? yalnız şu teorik ve pratik meselesine değinmem gerek: "kitle kültürü"nün ne olduğunu biz öğrene kadar zalim zorba erkler tarafından uygulaniyordu bile. biz o meydanlara (evet ben de kendi ideolojime göre meydanlardaydım) indiğimiz zaman, aslında sadece gazımız alınıyordu. biz o hareketlere bulunduktan sonra, akşam olunca huşu içinde kalmiyor muyduk? bunu inkar edebilirmisiniz sevgili üstadım?

ben sendikalı çocuğu değilim, ama ifade ettiğiniz gibi burjuva bir aileden de çıkmadım. zaten kültür bunların dışında var olan bir olgudur. ve aileyle beraber, kişiliğin uyumuyla gelişir. şimdi beni itham ettiğiniz olguyla neden yanımızda yer almadım diye sordunuz. ben (o yaşlarımda) sendikalı ne biliyor muydum? her neyse, sorun sistemde yatıyordu ve bunun çözümü de ortaya sunulan seçeneklerle değil, milli değerlerin ahenkli uyumunda yatıyordu. iskandinavyadaki bir sistem bu topraklarda çalışmaz üstadım, çalışmaz. siz çok ümit ettiniz ama ç a l ı ş m i y o r.

beni meydanalara indiren en önemli unsur tekbir nidalarıyla yürümek olacaktır, ve o genç yaşlarımda da uzun yıllar sürmüştü. biliyormusun üstadım, o milliyetçi arkadaşlarımızla bile en büyük ortak noktamız bu tekbir nidalarıydı. ama sistem baba şubat ayının son gününde, o ayın kısalığına zıt bir uzunluktan bahsetmişti, hatırlıyor musunuz? biz de kahramanımızın iki dudağına bakıyordu, gün zorbayla karşı karşıya gelme günydü. kulaklarımızı dikmiş bekliyorduk. ama milli sükünet adına her lider uzlaşıcı söylemler ifade ederek, zorbanın hükümdarlığı kabul görmüştü, ya işte o milliyetçi geçinen gençler bile çıkan ilk kararları ilk uygulayan değil miydi? hatırlayın sakaryayı üstadım, hatırlayın.

ne günlerdi, sizinle aynı ortamda ama bihaber günler değil mi üstadım? "büyük birader" jargonu hayatımıza yeni girmişti. milliyetçi gençlik, sakaryanın tümünde ağır abi olduğu günlerdi. ama sistem bizim kuyruğumuza basmıştı. fakülte kapılarına başörtülü kardeşlerimizle destek olmak için dikildiğimizde, karşımızda polis üniformalı "büyük birader"in kameraları vardı ve korku saldılar bize, güya orda bulunanlar kameralarla tespit edilip, siciline işleyecek ve gerekirse de aleyhine dava açılacaktı. buna rağmen tekbir sesleri susmuyordu ama o "ağır abi"ler yok mu, bıyıklarını ilk kesen onlardı ve tırsak tırsak, kenardan kenardan fakülteye giriyorlardı. nezdimde en önemli süpriz oydu, zaten onlar evrimleşmiş bir güruhtu ve kısa süre sonra "güvercinle ittiafk yapıp meclis yolunu tutma şerefine nail olmuşlardı" evet üstadım, memleket bu ihanetle kurda-kuşa yem olmuştu. siz nerdeydiniz bu ara?

gün geldi devran değişti mi? hayır be üstad, bu halk onu da değiştirecekti ama kitleleri yönetme konusunda uzman olanlar buna da bir kılıf uydurdular ve şu an memleket huşuyla yönetiliyor. 28 şubatı başlatanların oluşturduğu sistem zaten yıkılacaktı (buralara girmeyeyim)...

evet üstadım, gazımızı almak için kıçımıza şaplak vuruyorlar sadece, buna müsaade etmemeliyiz.

yukarda bir ifade kullandınız, doğrusu onu duymak beni derinden yaraladı, ifadeyi süslerken "kışın keyfini sürmek" dediniz. ah bi bilseniz durumun aslını. elinde uni diploması ama iş bulamayan bir budalaydı o, neyin keyfini sürebilirdi ki? sadece "uşak/köle" ayrımını söylüyeyim, daha da fazla üzerinde durmayacağım. o keyif süren bir uşak olmayı yeğlemektense, köle olmayı kabul etmişti (artık bundan ne anlarsanız) ve bilin ki, uşağın özgürlüğü olmaz ama kölelerin az da olsa özgürlüğü bulunur ve her zaman zincirlerini koparma hedefindedirler. oysa uşaklarda bu nitelik olamaz, onlar zaten kabullüdürler. kölenin özgürlüğü nerde diye sorduğunuzu duyar gibiyim. köleyi çalıştırmak için dinlenmesi ve istirahati için ona zaman vermeniz gerekir. gece uykusunu aldırmalı, sabah, öğle, akşam mola ve yemek vermek zorundasınız.

ben, sizin kendinize yakıştırdığınız gibi fakir değilim, gayet zenginim. çünkü psikolojik baskıyı, fizyolojik baskıdan ağır görürüm. o yüzden uşak olamiyorum.

en derin sayglarımla sizi selamliyorum.
devamını gör...
2663. (Tematik)
@ amarok: bizi meydanlara çıkaran, bizlere gofret alacağını iddia eden mahalle abileri değildi saygıdeğer üstadım. içimizde var olan inançtı! çocukluğumuz gofret ve çikolata ile tanışma şerefine nail olamadı. ama görüyorum ki, şeker ve çikolata ile dolu bir çocukluğun ve ilk gençliğin derin izleri hüküm sürmekte bilinçaltınızda! iradenin çikolata ile satın alınabileceğini ya da yönlendirilebileceğini düşünebilmeniz, zaman zaman depreştiğini iddia ettiğiniz antikapitalist ruhunuzun neresi ile bağdaşıyor, sorarım size sevgili üstadım.

ilk gençliğim, kavgam, mücadelem ile basketbol oynamam arasında kurduğunuz ilgi, azerbaycan üniversitelerinden para ile satın aldığı psikoloji diplomasına dayanarak, kendisini psikolog zanneden insanların pozları ile örtüşüyor! diğer taraftan, meydanlara "akşam huşu içinde kalmak", "gazınızın alınması" için çıkmak konusundaki itiraflarınız, sizi bağlar!

biz hiçbir sistemi kendimize örnek edinmedik üstadım. bizim dediğimiz, sizin "kitle kültürü" ya da "kitle" olarak gördüğünüz, tek tek insanlardan oluşan, toplumun hakça, eşitçe, insanca, insan onuruna yakışan bir şekilde kendini yönetebileceğiydi. ama maalesef, sizin de istemeden ağlarına düştüğünüz, düzenci-orta yolcu burjuva çevrelerin, "hep sistemden kaynaklanıyor" diyerek, insanların dikkatini "sistem denilen sınırları ve içeriği belirsiz" mefhuma çekip, çeşmenin başını tutmakta oldukları gerçeğini perdelemelerini aşamadık! aşacağımız günler de gelecek ama!

yazdıklarınızda beni en çok üzen konu, popülizm adına eyyamcılığa vardırmanız işi! örneklerden yola çıkmamama rağmen, iskandinavya sistemi demişsiniz! iskandinav sistemi denilence genel anlaşılan burjuva ve emekçi kesimin ortaklaşa yönetmesi mi, yoksa sizin iddia ettiğiniz, tüm kızların sarışın, mavi gözlü ve uzun boylu olması mı üstadım? neyse bu konu üzerinde fazla durmayacağım. başörtüsü eylemleri hakkında konuşmayı hiç istemiyorum azizim, zira jandarmanın copunu yiyenle, yemeyen bir olmaz! kalabalığın içine karışıp, bağırmak, tekbir getirmek midir sadece irade koymak? yoksa o tekbir sesi ile en ön saflara atılmak mıdır? siz de en ön saflara atılıp, o copun tadına baktığınız gün, bu konuyu açarız yeniden!

ajitasyon ile başlayıp, demagoji ile sonlandırdığınız yazınızdan ötürü sizi bir kez daha tebrik eder, mahsus selam ederim azizim.


edit: kampüs jandarma bölgesindeydi.
devamını gör...
2665. (Tematik)
nerde o eski kavgalar.tartışmaların edebi olanıda (da ayrı) hiç okunmuyo .abi yokmu şöyle aranızda uçan kafa atan,sağ gösterip solla bayıltan,döner tekme atarken pantolunu yırtılan. bu ne böyle şiir gibi.
devamını gör...
2666. (Tematik)
@sadaret: doğrusu, sizi tanıyor olmasaydım, şu an boynunuzda fular, elinizde pipo ile tüm bunları söylüyor olduğunuza inanırdım ama biliyorum böyle bir resim çıkmaz sizden.

bilmiyorum, acaba bir labirentin içinde çıkış yolunu arayan fareler gibimiyiz. evet duyuyorum sesinizi duvarların arasından, "diyorsunuz ki, itirafınız sizi bağlar, beni bağlamaz" e madem kedi olup fare mi tuttunuz sevgili üstadım?

ben bilmiyorum jandarmanın copunu, zaten dediğiniz gibi, ben şehirliyim ve jandarma da kırsalda olur ama milli görüşüm ve manevi duygularım jandarmanın halka karşı olmayacağını, olamayacağını söylemekte. o olaylar olurken sizin eğitim gördüğünüz kampüs herhalde polis mıntıkasından uzaktı, ben ise şehire yakın sayılabilecek bir fakültedeydim. e doğal olarak da o mıntıkadan polis kuvvetleri sorumluydu. ah be üstadım, nerelere geldik böyle. verdiğiniz örnek gerçekleri ne kadar yansıtıyor? jandarmayla halkın karşı karşıya gelmesi demek, bu ülkenin miladını tamamlamış olması demek. ah şimdi de militarist duygularım depreşti. bir değer üzerine kurulmuş emir-komuta zinciri ile, belli bir prosedürü yerine getirmekle görevli maaşlı-memur paradoksu!

hep sizinle aynı grupta olmayı yeğler dururdum ama görüşlerimden ödün verecek değilim. üstelik tümden bağlı olduklarımla. tabi beşer olduğumun bilinciyle hata yapabileceğimi biliyorum ama hatalıyımdır diye vazgeçecek değilim. adını koymuş olduğunuz bir meselenin uzağında oladuğumu söylüyorsunuz, oysa ordaki aydınlığı bir görebilsem, en önde cenk edeceğimden kuşkunuz olmasın.

demagoji mi dediniz? "küçük emrah" edasıyla yaşayıp, her şeyi kabullenmek midir aslolan? doğrusu, besmele ile güne başlayıp, şarap içmek çok daha erdemli, ama bunun tersi kabul edilemez, edilemez.

demagoji diyorsunuz ama, toplumun varlığı, bireyin varlığından daha önemli, bu kural ekseninde düşünüyorum. kim hayatını feda edebilir aziz üstadım? ama kendini güdecek birilerini arayışta olan zümreye kurban gidecek değilim.

insanca yaşamayı kabul ederim, sonuna kadar. hakça da. ama kusura bakmayın "bilenle bilmeyen bil olur mu" sözü bir ilke gibi yerleşti hücrelerimde. kimle bir olacak bu eşitlik? inancıma göre, zorbaları da kahramanları da doğuran toplumun kendisidir. işte toplumun bilinçlenmesi bu yüzden çok önemli, arada bir budaklanmalı ki verimli olsun ama bundan nemalananlar, dallanıp durmasını yani karmaşık olmasını yeğ tutuyorlar ki meyveler vermesin ve verse de fark edilmesin, ya da zayıf düşsün. siz neyin eşitliğinden bahsediyorsunuz sevgili üstadım?

kaybetmenin verdiği hüzünle kenara çekilip, daha da güçlü olup meydana çıkacağım. kaybettim çünkü siz kabullenilmiş çaresizliği öğütlüorsunuz, kaybettim çünkü efendiye uşak olan zihniyetin varlığını kabul görüyorsunuz. kurt ile kuzunun barış içnde yaşaması gerektiği sevdasına tutulmuşsunuz. oysa doğanın kurallarına göre oynamak daha layık bir davranıştır. koşula göre saldırma ve savunma mekanizması geliştirmek!... siz ise ütopyadaan bahsediyorsunuz, eşitlik demekle. kuzuların hüküm sürdüğü bir memlekette kurdu nasıl islah edebilirsiniz? edemezsiniz ama kurdun hüküm sürdüğü memlekette kuzuların hiç bir ayrıcalığı kalamaz. devrimdir aslolan, sürekli devrim, sen de gel üstadım, meleşir kuzuların sesine gel. elbet sürünün başını zalimin üzerine yönlendirecek bir reis-ül kuzu çıkacaktır. inanırsak onu doğurabiliriz. tıpkı çölde 40 yıl başıboş kalan israil halkının, vadedilen toprağa girebilmesi için örgütlenip, saldırması gerektiği gibi. onu doğurdular ve fethettiler.

doğrularımızı görüp, yanlışlarımızı budaklayıp, kenetlenmek ümidiyle, aynı safta cenk ederek, aydınlık günlerin lehimize ışıldamasını görebilmek gayretinde ittifak kurma hedefiyle. tüm samimiyetimle bildirir. sağlık ve esenle kalmanı ümit ederim aziz dostum.
devamını gör...
2671. (Tematik)
@uvey abi azına biber de sür şu veledin cogeğlenceli olar bieber'a biber ahaha bu arada günlerden bir gün babam sofrada kendisine daima uzak olan şekeri (genel de bana yakın olan e tabi tabi tatlı talıyı çeker hesabı(=) isteyecek şugıır şugır diyerek gösterdi. sonra biberi isteyeck oldu ve biberin ingilizcesini bilmediğinden bibır bibır diyecek oldu hatta demiş olmalı ki ben gülmekten ağzımdaki bütün peynirleri sofraya... bu da böyle iğrenç bir anımdır.
devamını gör...
2680. (Tematik)
hangi yezid? yezid bin muaviyye mi? bestami mi, yıldırım mı? söyle de lafımızı ona göre belirleyelim...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar