formatsavar

2651. (Tematik)
hacı bak benden duymuş olma ama kimse seni takmıyor.. sana yazılan tanımlar sayılmıyormuş...
devamını gör...
2652. (Tematik)
@amarok: gökyüzündeki sarayından fanileri izleyen zeus benzetmesini yapabileceğiniz en son kişilerden birini, bu şekilde itham etmeniz, şahsi deneyimleriniz üzerinden reel politiğe gönderme yapmanız beni hiç etkilemedi saygıdeğer üstadım. köşesine çekilmiş yarı aydın, dünyaya sırtını dönmüş insandır. oysa ben ait olduğum yerde, insanların arasındayım. onların sevinçlerine ortak olduğum gibi, sıkıntılarını da paylaşıyorum. mahzur görmenizi dileyerek, tabir-i amiyane ile, "hariçten gazel okumuyorum!". kahraman beklemekle, kurtarıcı beklemekle eleştirdiğiniz bu fakir size, sistemden, örgütlenmeden bahsetmişken, kollektiviteden bahsetmiş iken, hala kahraman beklenmekte olduğunu nereden çıkardınız monşer. bakınız, monşer kelimesini özellikle kullandım. çünkü tavrılarınız, gözlemlediğim kadarıyla, maalesef hep bu yönde. "insanlara yanlış yolda olduklarını söylemek", "denizi bulandıran kişi olmak", bunlar hep tepeden bakan bir anlayışın yansımaları. yanlış yolda olduğunu söylemek değil, doğru yolu göstermektir asıl olan! ve hatta, doğru yolu açmak, yollar inşa etmektir! denizi bulandırmak değil, insanları o denizde boğulmaktan kurtarmak, o denizden umutlar çıkarmaktır! hayır sevgili dostum, hayır! insanlık, daha doğrusu ezilen, sömürülen halklar yeni bir kahraman beklemiyor! kahramanların peşinde, günü kurtarmanın derdinde değil! elbette önderlere ihtiyaç duyuyor, ama kendisini kaba sokacak önderlere değil! kendisine neyin yanlış olduğunu söyleyecek önderlere hiç değil! insanlık zaten içinde var olan cevheri çıkaracak günü geldiğinde. bunu birlik olarak yapacak! ama bu birliğin önündeki engeller, kendisine rol model olarak sunulmuş ya da rol model olmaya talip olmuş kişilerin, aslında haberleri bile olmadan sistemin uzantıları olmalarından kaynaklanıyor! kendilerini antikapitalist, antiemperyalist olarak gören bu kişiler, umut olmak adına ya da "yanlışları gösterme" adına, kapitalistlerin ortakları olmuşlar da haberleri yok!

evet saygıdeğer dostum, 1. dünya savaşı sırasında ortaya çıkan kahramanlardan bahsetmekte ne kadar haklısınız. ama her zaman olduğu gibi eğitim ve bilinçten dem vurarak, insanları "kitleleştirerek" bu haklılığınızı bir kez daha bir haksızlıkla nötralize ediyorsunuz! unutmayınız ki o kahraman, kurtarmak istediği halktan bahsederken, halkın geleceğini, halkın iradesinin ve azminin belirleyeceğini söylemişti! yani sizin yaptığınızın aksine, eğitim-bilinç diyerek burun kıvırmamıştı! eğitim şartları kötü olsa da, insanlardaki, muhtaç olanlardaki o azmi ve cevheri görmüştü. lütfen siz de görün artık azizim.
devamını gör...
2653. (Tematik)
@sadaret:

öncelikle son yazınızdan yola çıkarak bir yanlış anlaşılma olduğunu belirtmek isterim ki, sizi kahraman bekleyen zümre arasına koymadım. o ifadelerde belirtmek istediğim nokta, sizi "dışarda cereyan eden ortama yönelik kriter yapan" konumda gördüğümdü. yani ezen ve ezilen mevkiler arasında düzenin sağlanmasının yegane yolunun bir kahraman öncülüğünde geçtiğini (sanırım hemfikiriz bu konuda, yoksa?) ve sizi de çözüme aktif müdahil olarak değil, hariçten takip eden olarak görüyorum. en azından bulunduğum tepeden öyle gözüküyor, yanılıyor olabilirim.

bu düzeltmeyi yaptıktan sonra, görüşlerinizde öyle derin bir değişiklik olmayacaktır elbet. ve rahat olmanızı telkin ederim ki ben yaftalardan da rahatsız olmam. ben kendimi bildikten sonra, kim nasıl bilirse bilsin. gün gelir söven ağızlar bir bakmışsın över, ya da tersi. her ne kadar karşı karşıya düşmüş olsak da, sizi de gayet erdemli bilirim ve bundan kuşkum da yok. aç kalınca ekmeğinizi esirgemezsiniz, bunu bilmek bile yeter. Allah kimseyi açlıkla sınamasın...

doğrusu o hümanist söylemleriniz bana hiç samimi gelmiyor, ne güzel, ben halkın içindeyim demek, ne güzel, ben halkın sıkıntılarını paylaşır, sevinçlerine ortak oluyorum demek. tabi statünüz yüksekteyken, bunu gönlünüzü ihya etmek için yapmış olmanız ve bu sayede mazluma moral olmanız güzel ama hava kararıp akşam olunca sizin çekildiğiniz yuva ile o kişilerin ocağı bir mi? "günü yakala" bu olsa gerek?

beni halka uzak olmakla suçluyorsun, aslında haklısın, halk da zaten beni kendine yabancı görüyor, oysa menfaatlendiğim bir şey de yok ki halktan. bir kış günüydü, memleketimde diz boyu kar vardı, ve gece vaktiydi, köyün kahvesinde o muhteşem soba yanıyordu. ben sobanın başında duruyordum, bi arkadaş kağıtlarla fal bakıyordu, bir sanayici ile köylü de sobaya yakın bir masada muhabbetteydi, ve kahveci de ocağın başındaydı (sanayici dediğimiz istanbulda fabrikası bulunmakta ama o sıra köydeydi ve dönebilmek için karların erimesini beklemekteydi.) köylü, sanayici hemşehresine hal hatır sormuştu ve sanayici de bir bir sıkıntılarını anlatmaya başlamış, siyasetin iyi seyrettiği ve ekonominin düzeleceği güvenini köylüye vrdikten sonra, bir çocuğunu iyi bir dershaneye vermek istediğini, bir çocuğunu koleje yazdırmayı düşündüğünü, eğitimin çok önemli olduğunu, yoksa ziyan olacaklarını söylüyordu. köylü de bunun böyle olması gerektiğini onayliyordu... ben de, sanayiciye "helal sana halil abi, çok doğru düşünüyorsun" deseydim haklı olurdun sevgili üstadım sadaret efendi! ama ben "doğru olan bu mu?" diye sordum, köylü arkadaş "elbette doğru" dedi onun yerine, "iyi de senin o imkanların yok ki ama onun var" deyince bir an herkes sustu, hemen sanayici halil abi lafa girerek "kesinlikle haklısın ama bunu ben de istemezdim, yapacak bişey yok, düzen böyle" dedi, sonra "sen gel böyle, sen ne düşünüyorsun peki" dedi (halil abi doğruya doğru diyen efendi ve muhabbeti güzel bir insan), ben söze siyasetten girdim ve eğitim özel sektörün değil, devletin en esas meselesi olduğunu söylüyordum, bir anda muhabbeti ele geçirmiş ve köylü ile sanayici ile güzel bir iletişime geçmiştim, işte üstadım senin ima ettiği buydu ama sonra bir gelişme oldu ve beni yerdiğin o sınıf ayrımcılığı var ya, işte tam da ona bir örnek cereyan etti. masada fal bakan arkadaşın ağzı çok bozuktur ve lafa girerek bana yüklendi. "sen ne -bip-imsin, yıllarca oku, oku, sonra gel bu kahvede bize gazel oku, madem çözümü biliyorsun, burda ne işin var (daha da devam etti)..." dedi. artık susmak düştü ve sustum

evet üstadım, halk arasında olmak var, olmak var. emin ol, hiç bir zaman, hiçbir mekanda ve mevkide bilgiyi sömürü aracı olarak kullanmadım ve hep paylaştım. zalime direndim hep (istenmeyen yerde durmam demem, sıkıyorsa kov, kanun var nizam var, hadi yiyorsa diye meydan okumuşluğum da var) ama hep mazlumu kolladım ama o mazlumun tekmesi çok acı biliyormusun. bilmezsin sen, sen sadece gönlünü ihya etmek için yaklaşırsın ve iç içe girmezsin.

üstadım hak vermekten bahsediyorsun, bir ortamdaki pastayı herkese eşit ölçüde paylaşmanın sırrını biliyormusun? oysa ben diyorum ki kimsenin hak vermesini bekleme, hakkını al. benim kavgam bu. beğenilir ya da beğenilmez ama herkes hakkını almalıi, birileri gelip de hak taksim etsin beklememeli, yoksa avucunu yalar.

ah üstadım, senin ima ettiğin yöntemle gücü eline geçiren güder, koyun gibi. ama ben diyorum ki kıyama kalk ey halk, kalkamayan geride kalsın, yeter ki köstek olmasın.

"beyim bilir" söylemi ne kadar feminen değil mi, hatta burda bile güldürmecesini yapıyoruz ama bu sözü en çok beyler kullaniyor, şantiyeler, şirketler bu sözü kullanan adamlarla dolu, "beyim bilir" diyenler ya müdürlerini ya da patronlarını kastediyor ama evde ise bu saltanatı keyfini ailesinden çıkariyorlar. yıkmak istediğim bu.

ama gazel okuyorum değil mi? peki.

saygı ve hürmetlerimle.
devamını gör...
2654. (Tematik)
@ amarok: saygıdeğer üstadım, küçük burjuvanın temsilcisi olarak, ata sporunuz olan kahve edebiyatından vermiş olduğunuz bu örnek, gözlerimi yaşarttı. bir köylü ve bir kobi'den yola çıkıp, tüme varmaya çalışmanız, çok onurlu bir davranış, ama tabirimi mazur görmenizi istirham edeceğim, "yok öyle üç kuruşa beş köfte". hariçten konuşmakla itham ettiğiniz bu fakir, 12 yaşındayken sol eli havada, sağ elinde bir pankart ve ağzında bir sloganla meydanlardaydı. sizin ağzınızdan düşürmediğiniz, "düzen", "kapitalizm", "sistem" gibi kavramların, gerçeğe izdüşümü ile savaşıyordu. teoride zehir gibisiniz, ama pratik sallanmıyor bile, çünkü yok! pratiğiniz olmayabilir, burjuva toplumu içinde büyüyüp, düzenin şefkatli kollarında yetişmiş olduğunuz için, bu pratiği yaşamak zorunda kalmamış, grevlerde, yürüyüşlerde, meydanlarda emekle ve ezilen kesimle omuz omuza olmamış olabilirsiniz. şartlardan ötürü hak veririm size. ama hiç olmazsa, bu pratiği yaşamış insanlara hitap ederken, daha hassas olunuz: "ben de, sanayiciye "helal sana halil abi, çok doğru düşünüyorsun" deseydim haklı olurdun sevgili üstadım sadaret efendi!" demenizi esefle karşıladığımı ifade etmek isterim. sizin hayal edip, geniş zaman cümle kalıbı, istek kipi vb. ile kurduğunuz, içini dolduramadığınız aksiyon-istek-reaksiyonları, yaşamış ve yaşatmış biri olarak, ithamlarınızı üzerime alınmadım bile.

siz soğuk kış günlerinde, köy kahvesinde, soba üzerinde kestane pişirip, fal açtırıp, kışın tadını çıkarırken, araya naif bir köy hikayesi sıkıştırarak, hak-hukuk dersi veremezsiniz insanlara. "herkes hakkını almalı" değil! herkesin hakkını alması için omuz omuza savaşmalı! hala halka "kıyama kalk" diye akıl veriyorsunuz bir de! "kıyama kalk halk" değil, sancağı alıp en önde koşmalı! ama gördüğüm kadarıyla, siz sadece lafta varsınız ve var olacaksınız saygıdeğer üstadım. işin aksiyon-reaksion boyutu ile ilginiz, o taraklarda beziniz yok!

saygıyla selamlıyorum sizi...
devamını gör...
2657. (Tematik)
@amarok
@sadaret

aleykum selam.

*
devamını gör...
2662. (Tematik)
@herkez: müsadenizle...

@sadaret: henüz bıyığınıza ter düşmeden meydanlara çıkmış olmanız çok duygusal bir anı sanırım. ve muhtemelen de o meydana çıkmanız kendi özgür idarenezle değil, bir semt büyüğünün telkiniyle olmuştur. yanlış anlamayın, sadece merak ettim, acaba o yürüyüşten sonra size çikulatalı gofret aldılar mı?

düşünüyorum da, o yürüyüşte, elinizin havada olmasıyla basketbolda sepete top sallamanız arasında doğrudan bir bağlantı var. demek ki küçükken yaşadığınız bu olay sadece bir anı olarak kalmış ve yetişkinlik döneminde terk edilmiş... böylesi saptamalardan nefret ederim ama sizin yaptığınız çıkarımlara karşılık ben de bu hakkı üzerimde buldum.

konuşurken kullandığımız jargon, bizi ne kadar da ele veriyor değil mi? yalnız şu teorik ve pratik meselesine değinmem gerek: "kitle kültürü"nün ne olduğunu biz öğrene kadar zalim zorba erkler tarafından uygulaniyordu bile. biz o meydanlara (evet ben de kendi ideolojime göre meydanlardaydım) indiğimiz zaman, aslında sadece gazımız alınıyordu. biz o hareketlere bulunduktan sonra, akşam olunca huşu içinde kalmiyor muyduk? bunu inkar edebilirmisiniz sevgili üstadım?

ben sendikalı çocuğu değilim, ama ifade ettiğiniz gibi burjuva bir aileden de çıkmadım. zaten kültür bunların dışında var olan bir olgudur. ve aileyle beraber, kişiliğin uyumuyla gelişir. şimdi beni itham ettiğiniz olguyla neden yanımızda yer almadım diye sordunuz. ben (o yaşlarımda) sendikalı ne biliyor muydum? her neyse, sorun sistemde yatıyordu ve bunun çözümü de ortaya sunulan seçeneklerle değil, milli değerlerin ahenkli uyumunda yatıyordu. iskandinavyadaki bir sistem bu topraklarda çalışmaz üstadım, çalışmaz. siz çok ümit ettiniz ama ç a l ı ş m i y o r.

beni meydanalara indiren en önemli unsur tekbir nidalarıyla yürümek olacaktır, ve o genç yaşlarımda da uzun yıllar sürmüştü. biliyormusun üstadım, o milliyetçi arkadaşlarımızla bile en büyük ortak noktamız bu tekbir nidalarıydı. ama sistem baba şubat ayının son gününde, o ayın kısalığına zıt bir uzunluktan bahsetmişti, hatırlıyor musunuz? biz de kahramanımızın iki dudağına bakıyordu, gün zorbayla karşı karşıya gelme günydü. kulaklarımızı dikmiş bekliyorduk. ama milli sükünet adına her lider uzlaşıcı söylemler ifade ederek, zorbanın hükümdarlığı kabul görmüştü, ya işte o milliyetçi geçinen gençler bile çıkan ilk kararları ilk uygulayan değil miydi? hatırlayın sakaryayı üstadım, hatırlayın.

ne günlerdi, sizinle aynı ortamda ama bihaber günler değil mi üstadım? "büyük birader" jargonu hayatımıza yeni girmişti. milliyetçi gençlik, sakaryanın tümünde ağır abi olduğu günlerdi. ama sistem bizim kuyruğumuza basmıştı. fakülte kapılarına başörtülü kardeşlerimizle destek olmak için dikildiğimizde, karşımızda polis üniformalı "büyük birader"in kameraları vardı ve korku saldılar bize, güya orda bulunanlar kameralarla tespit edilip, siciline işleyecek ve gerekirse de aleyhine dava açılacaktı. buna rağmen tekbir sesleri susmuyordu ama o "ağır abi"ler yok mu, bıyıklarını ilk kesen onlardı ve tırsak tırsak, kenardan kenardan fakülteye giriyorlardı. nezdimde en önemli süpriz oydu, zaten onlar evrimleşmiş bir güruhtu ve kısa süre sonra "güvercinle ittiafk yapıp meclis yolunu tutma şerefine nail olmuşlardı" evet üstadım, memleket bu ihanetle kurda-kuşa yem olmuştu. siz nerdeydiniz bu ara?

gün geldi devran değişti mi? hayır be üstad, bu halk onu da değiştirecekti ama kitleleri yönetme konusunda uzman olanlar buna da bir kılıf uydurdular ve şu an memleket huşuyla yönetiliyor. 28 şubatı başlatanların oluşturduğu sistem zaten yıkılacaktı (buralara girmeyeyim)...

evet üstadım, gazımızı almak için kıçımıza şaplak vuruyorlar sadece, buna müsaade etmemeliyiz.

yukarda bir ifade kullandınız, doğrusu onu duymak beni derinden yaraladı, ifadeyi süslerken "kışın keyfini sürmek" dediniz. ah bi bilseniz durumun aslını. elinde uni diploması ama iş bulamayan bir budalaydı o, neyin keyfini sürebilirdi ki? sadece "uşak/köle" ayrımını söylüyeyim, daha da fazla üzerinde durmayacağım. o keyif süren bir uşak olmayı yeğlemektense, köle olmayı kabul etmişti (artık bundan ne anlarsanız) ve bilin ki, uşağın özgürlüğü olmaz ama kölelerin az da olsa özgürlüğü bulunur ve her zaman zincirlerini koparma hedefindedirler. oysa uşaklarda bu nitelik olamaz, onlar zaten kabullüdürler. kölenin özgürlüğü nerde diye sorduğunuzu duyar gibiyim. köleyi çalıştırmak için dinlenmesi ve istirahati için ona zaman vermeniz gerekir. gece uykusunu aldırmalı, sabah, öğle, akşam mola ve yemek vermek zorundasınız.

ben, sizin kendinize yakıştırdığınız gibi fakir değilim, gayet zenginim. çünkü psikolojik baskıyı, fizyolojik baskıdan ağır görürüm. o yüzden uşak olamiyorum.

en derin sayglarımla sizi selamliyorum.
devamını gör...
2663. (Tematik)
@ amarok: bizi meydanlara çıkaran, bizlere gofret alacağını iddia eden mahalle abileri değildi saygıdeğer üstadım. içimizde var olan inançtı! çocukluğumuz gofret ve çikolata ile tanışma şerefine nail olamadı. ama görüyorum ki, şeker ve çikolata ile dolu bir çocukluğun ve ilk gençliğin derin izleri hüküm sürmekte bilinçaltınızda! iradenin çikolata ile satın alınabileceğini ya da yönlendirilebileceğini düşünebilmeniz, zaman zaman depreştiğini iddia ettiğiniz antikapitalist ruhunuzun neresi ile bağdaşıyor, sorarım size sevgili üstadım.

ilk gençliğim, kavgam, mücadelem ile basketbol oynamam arasında kurduğunuz ilgi, azerbaycan üniversitelerinden para ile satın aldığı psikoloji diplomasına dayanarak, kendisini psikolog zanneden insanların pozları ile örtüşüyor! diğer taraftan, meydanlara "akşam huşu içinde kalmak", "gazınızın alınması" için çıkmak konusundaki itiraflarınız, sizi bağlar!

biz hiçbir sistemi kendimize örnek edinmedik üstadım. bizim dediğimiz, sizin "kitle kültürü" ya da "kitle" olarak gördüğünüz, tek tek insanlardan oluşan, toplumun hakça, eşitçe, insanca, insan onuruna yakışan bir şekilde kendini yönetebileceğiydi. ama maalesef, sizin de istemeden ağlarına düştüğünüz, düzenci-orta yolcu burjuva çevrelerin, "hep sistemden kaynaklanıyor" diyerek, insanların dikkatini "sistem denilen sınırları ve içeriği belirsiz" mefhuma çekip, çeşmenin başını tutmakta oldukları gerçeğini perdelemelerini aşamadık! aşacağımız günler de gelecek ama!

yazdıklarınızda beni en çok üzen konu, popülizm adına eyyamcılığa vardırmanız işi! örneklerden yola çıkmamama rağmen, iskandinavya sistemi demişsiniz! iskandinav sistemi denilence genel anlaşılan burjuva ve emekçi kesimin ortaklaşa yönetmesi mi, yoksa sizin iddia ettiğiniz, tüm kızların sarışın, mavi gözlü ve uzun boylu olması mı üstadım? neyse bu konu üzerinde fazla durmayacağım. başörtüsü eylemleri hakkında konuşmayı hiç istemiyorum azizim, zira jandarmanın copunu yiyenle, yemeyen bir olmaz! kalabalığın içine karışıp, bağırmak, tekbir getirmek midir sadece irade koymak? yoksa o tekbir sesi ile en ön saflara atılmak mıdır? siz de en ön saflara atılıp, o copun tadına baktığınız gün, bu konuyu açarız yeniden!

ajitasyon ile başlayıp, demagoji ile sonlandırdığınız yazınızdan ötürü sizi bir kez daha tebrik eder, mahsus selam ederim azizim.


edit: kampüs jandarma bölgesindeydi.
devamını gör...
2665. (Tematik)
nerde o eski kavgalar.tartışmaların edebi olanıda (da ayrı) hiç okunmuyo .abi yokmu şöyle aranızda uçan kafa atan,sağ gösterip solla bayıltan,döner tekme atarken pantolunu yırtılan. bu ne böyle şiir gibi.
devamını gör...
2666. (Tematik)
@sadaret: doğrusu, sizi tanıyor olmasaydım, şu an boynunuzda fular, elinizde pipo ile tüm bunları söylüyor olduğunuza inanırdım ama biliyorum böyle bir resim çıkmaz sizden.

bilmiyorum, acaba bir labirentin içinde çıkış yolunu arayan fareler gibimiyiz. evet duyuyorum sesinizi duvarların arasından, "diyorsunuz ki, itirafınız sizi bağlar, beni bağlamaz" e madem kedi olup fare mi tuttunuz sevgili üstadım?

ben bilmiyorum jandarmanın copunu, zaten dediğiniz gibi, ben şehirliyim ve jandarma da kırsalda olur ama milli görüşüm ve manevi duygularım jandarmanın halka karşı olmayacağını, olamayacağını söylemekte. o olaylar olurken sizin eğitim gördüğünüz kampüs herhalde polis mıntıkasından uzaktı, ben ise şehire yakın sayılabilecek bir fakültedeydim. e doğal olarak da o mıntıkadan polis kuvvetleri sorumluydu. ah be üstadım, nerelere geldik böyle. verdiğiniz örnek gerçekleri ne kadar yansıtıyor? jandarmayla halkın karşı karşıya gelmesi demek, bu ülkenin miladını tamamlamış olması demek. ah şimdi de militarist duygularım depreşti. bir değer üzerine kurulmuş emir-komuta zinciri ile, belli bir prosedürü yerine getirmekle görevli maaşlı-memur paradoksu!

hep sizinle aynı grupta olmayı yeğler dururdum ama görüşlerimden ödün verecek değilim. üstelik tümden bağlı olduklarımla. tabi beşer olduğumun bilinciyle hata yapabileceğimi biliyorum ama hatalıyımdır diye vazgeçecek değilim. adını koymuş olduğunuz bir meselenin uzağında oladuğumu söylüyorsunuz, oysa ordaki aydınlığı bir görebilsem, en önde cenk edeceğimden kuşkunuz olmasın.

demagoji mi dediniz? "küçük emrah" edasıyla yaşayıp, her şeyi kabullenmek midir aslolan? doğrusu, besmele ile güne başlayıp, şarap içmek çok daha erdemli, ama bunun tersi kabul edilemez, edilemez.

demagoji diyorsunuz ama, toplumun varlığı, bireyin varlığından daha önemli, bu kural ekseninde düşünüyorum. kim hayatını feda edebilir aziz üstadım? ama kendini güdecek birilerini arayışta olan zümreye kurban gidecek değilim.

insanca yaşamayı kabul ederim, sonuna kadar. hakça da. ama kusura bakmayın "bilenle bilmeyen bil olur mu" sözü bir ilke gibi yerleşti hücrelerimde. kimle bir olacak bu eşitlik? inancıma göre, zorbaları da kahramanları da doğuran toplumun kendisidir. işte toplumun bilinçlenmesi bu yüzden çok önemli, arada bir budaklanmalı ki verimli olsun ama bundan nemalananlar, dallanıp durmasını yani karmaşık olmasını yeğ tutuyorlar ki meyveler vermesin ve verse de fark edilmesin, ya da zayıf düşsün. siz neyin eşitliğinden bahsediyorsunuz sevgili üstadım?

kaybetmenin verdiği hüzünle kenara çekilip, daha da güçlü olup meydana çıkacağım. kaybettim çünkü siz kabullenilmiş çaresizliği öğütlüorsunuz, kaybettim çünkü efendiye uşak olan zihniyetin varlığını kabul görüyorsunuz. kurt ile kuzunun barış içnde yaşaması gerektiği sevdasına tutulmuşsunuz. oysa doğanın kurallarına göre oynamak daha layık bir davranıştır. koşula göre saldırma ve savunma mekanizması geliştirmek!... siz ise ütopyadaan bahsediyorsunuz, eşitlik demekle. kuzuların hüküm sürdüğü bir memlekette kurdu nasıl islah edebilirsiniz? edemezsiniz ama kurdun hüküm sürdüğü memlekette kuzuların hiç bir ayrıcalığı kalamaz. devrimdir aslolan, sürekli devrim, sen de gel üstadım, meleşir kuzuların sesine gel. elbet sürünün başını zalimin üzerine yönlendirecek bir reis-ül kuzu çıkacaktır. inanırsak onu doğurabiliriz. tıpkı çölde 40 yıl başıboş kalan israil halkının, vadedilen toprağa girebilmesi için örgütlenip, saldırması gerektiği gibi. onu doğurdular ve fethettiler.

doğrularımızı görüp, yanlışlarımızı budaklayıp, kenetlenmek ümidiyle, aynı safta cenk ederek, aydınlık günlerin lehimize ışıldamasını görebilmek gayretinde ittifak kurma hedefiyle. tüm samimiyetimle bildirir. sağlık ve esenle kalmanı ümit ederim aziz dostum.
devamını gör...
2668. (Tematik)
evet, bence de istanbul'a yağmur çok yakışıyor..
herkesin başı önde, herkes mütevazı oluyor..
devamını gör...
2670. (Tematik)
justin bieber'ı dövüp selpak sattırmak istiyorum.
devamını gör...
2671. (Tematik)
@uvey abi azına biber de sür şu veledin cogeğlenceli olar bieber'a biber ahaha bu arada günlerden bir gün babam sofrada kendisine daima uzak olan şekeri (genel de bana yakın olan e tabi tabi tatlı talıyı çeker hesabı(=) isteyecek şugıır şugır diyerek gösterdi. sonra biberi isteyeck oldu ve biberin ingilizcesini bilmediğinden bibır bibır diyecek oldu hatta demiş olmalı ki ben gülmekten ağzımdaki bütün peynirleri sofraya... bu da böyle iğrenç bir anımdır.
devamını gör...
2674. (Tematik)
günün şarkısı ezginin günlüğünden gelsin cogitanlar; akıntıya karşı.

#s/1ajdga" target="_blank">http://fizy.com/#s/1ajdga
devamını gör...
2675. (Tematik)
diyorum ki caillou pepeyi döver power puff girls ikisini de döver.
devamını gör...
2680. (Tematik)
hangi yezid? yezid bin muaviyye mi? bestami mi, yıldırım mı? söyle de lafımızı ona göre belirleyelim...
devamını gör...
2681. (Tematik)
slm.. ben egemen, istanbul'dan boyum 1.43, kilom 86. işsizim bekarım.
devamını gör...
2685. (Tematik)
robdöşambr bir soylu kıyafetidir. roba kelimesine rus romanlarından aşina olman gerek..
devamını gör...
2686. (Tematik)
ya aslında kimonoya benzer bi gece kıyafeti. zengin züppeler giyer bunu. mesela benim üzerimde var şuan onunlayım.
devamını gör...
2687. (Tematik)
bedellinin içeriğini tartışacak değilim. ben askerliğin her noktasını eleştiririm. türkiye'de guguk sistemini de eleştiririm.
bu topraklarda doğru dürüst yapılan bir iş yok.
dolayısıyla çok da tartışmaya da gerek yok.
askerlik müessesesine topyekün karşıydım zaten, isabet oldu.
devamını gör...
2688. (Tematik)
hangi topraklarda düzgün işleyen işler var öyleyse?

merak ettiğim bir konu, askerliğe karşı olununca, toprak ya da vatan sahibi nasıl olunur? en azından iyi ya da kötü bir ülkemiz var, o da olmasaydı daha mı iyi olurdu?
devamını gör...
2689. (Tematik)
o diil de şu kan duyurularına dönüş yapan olmuyor hiç.
yazıktır günahtır.
şurda hiç değilse günde sözlüğe 100 yazar girip çıkıyor,
hiç mi birinin kanı tutmaz.
alaka sıfır..
bizim trex reyizden geldi cevap geçen kan duyurusunda. adamsın t.
devamını gör...
2690. (Tematik)
pazar günü benim dükkanın önünde incil dağıtılıyor +bir de vcd verıolar ilgililere duyurulur...

bunu gören arkadaşlarım bana kızıyorlar, neden onlara müsaade ediyorsun diye, ben de diyorum ki yasalara saygılıyım, madem hükümet böyle bi karar aldı onlar da lyıkıyla yerine getirsin:))
devamını gör...
2691. (Tematik)
asker olmak isteyen olsun.
tıpkı öğretmen olmak, ressam olmak, heykeltraş olmak, bakırcı olmak isteyenler gibi.
benim orduya yarardan çok zararım olur.
sistem yanlış. ama bu yanlış görüldü ve prof orduya geçilecek.
iyi şeyler olacak bunları göreceğiz.
devamını gör...
2692. (Tematik)
@falcon, damardan girdin emi
devamını gör...
2693. (Tematik)
iyi de pro-ordudaki çalışan demesin mi tam harp arifesinde istifa ediyorum diye. üstelik parayla silah tutanın, para karşılığında üniforma satmamasının garantisi ne?

sadece milli tarih ya da islam tarihinden gelen bir birikim var, pro ordu düşüncesi bunu yıkıyor.
devamını gör...
2694. (Tematik)
hacı öyle olmaz,
tarihte örneği yok.
bilakis aksi var. onbinlerce lejyoner savaşlarda öldü ki kendi milleti ve devleti uğruna bile savaşmadılar.
prof ordu olacak ve bu iyi bir şey.
özel tim ve polis nasıl varsa prof ordu da olacak.
yani mantık kurgusu çok basit.
polislik olayı gibi düşün.
devamını gör...
2695. (Tematik)
kral baykuş'a selam edelim, yokmuş gibi davranarak ayıp ettik ya: #281775
devamını gör...
2696. (Tematik)
adama cevap vermedik kırıldı gitti.
robdöş ayağına adamı yedik.
devamını gör...
2697. (Tematik)
ee dünya bu kimi doğar kimi ölür :)))
ama öldürmeyen Allah da öldürmez :)
devamını gör...
2699. (Tematik)
askerlik yapmadığın için ordaki havayı bilmiyorsun, izah etmeye çalışayım:

polis her zaman antipatik gelmiştir halka, dünyanın her yerinde de öyledir. oysa asker öyle değildir, halk çok tutar askeri, çünkü her biri evlattır. yani ardahandakinin oğlu edirnede askerse, muğladakinin oğlu da giresunda askerdir. o yüzden hep evlattır asker.

proordudaki elemanlar ise polis gibidir, görevlidir, tayinle ordadır vs.

proorduyu abd'den öğrendik. elvis presley bir vatan evladı gibi askere uğurlanışını çok defa izledim ama bugün öyle bi şey yok. 70'lere kadar şenliklerle askere uğurlanan amerikalılar, vietnam savaşıyla bunun zararını gördü ve pro orduya geçti. çünkü askerdeki evlat haksız politikalara alet oluyordu, o yüzden halk evladına sahip çıkmak için ayaklanmıştı.

bugün ortadoğuda zalimlik yapan abd ordusunun tek derdi maaşı ve ikramiyeler ve abd halkı bunu bilir ve umrunda değil.

aynısı türkiyedede mi olsun? ben isterim ki, halk her şeyde belirleyici olsun, he zaman asker ve her zaman da siyasetin içinde olsun. olmalı da ama bu karaker soyutlaniyor milletten. bunun zararı büyük olur.
devamını gör...
2700. (Tematik)
iyi geceler falcon, valla zorla askere alınsan çemkirmem sana, gurur duyarım sırt sırta savaşmayı, inşallah böyle gün gelmez ama gelmeyecek diye de salıvermemeliyiz. ülkeye gözünü dikmiş onca akbaba var.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar