gelenek

türkçede ekiyle müsemma, kreatif bir şekilde oluşturulmuş hoş bir kelimedir. her defasında gelene eklenen, o jenerasyon senin bu jenerasyon benim aktarılagelen şeyler anlamını taşır.
devamını gör...
istanbul moderndeki gelenekten çağdaşa resim sergisi üstüne, gelenek tartışması. mithat şenâ’in, 04 mart 2010 tarihli radikalâ’deki söyleşisinden okunmalı asıl. onunla ayşegül sönmez söyleşti.
devamını gör...
ama hangi gelenek denilesi. zira özellikle islami tartışmaların temel eksenini oluşturduğu düşünülürse, gelenek kavramına bir açıklık getirmek şart. böylece, geleneğe karşı çıkmak ya da geleneğe tabi olmaktan bahsederken bir karmaşaya düşmekten de kaçınmış oluruz.

geleneği genel manasıyla, örf, adet ve ananelerin şumülünden oluşan pratikler bütünü olarak anlamak mümkün. zaman içinde kalıplaşan, ezbere dönüşen, içeriğini yitiren ve sırf yapılageldiği için yapılmaya devam edilen pratikler ve ağırlıkla sözel olarak aktarılan bilgiler. negatif yorumlar genelde bu geleneği hedef alıyor.

bir de hususi bir anlamda gelenek var. islami ilimlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı gelenek. bu anlamda aslında tek bir gelenekten ziyade geleneklerden bahsetmek mümkün. ehl i sünnet geleneği, şia geleneği vs. bu anlamdaki gelenek bizim için direk cephe alınmaktan haya edilmesini gerektirecek kadar mühim ve elzemdir. zira o gelenek bizim kuran ve asr ı saadet ile aramızdaki bağı sağlayan bir göbek bağı niteliğinde. şifahi gelenek de dediğimiz bu yorumlar ve şerhlerden oluşan bu gelenektir ki bizim asr ı saadete ve kuran ın hükümlerinin özüne nüfuz etmemizi mümkün kılıyor. islami ilimlerin temelinde bir bilgi kaynağı olarak gelenek çok önemli bir yer tutar. dahası islam toplumlarının tarih içerisindeki değişimini, evrimini, ve bu değşimlere karşı takınılan islami tavrı anlamak ve yorumlamak adına vazgeçilmezdir. ilmi geleneğimizin bizi batıdan ayıran belki de en önemli somut birikim olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır kanımca.

batıda aydınlanmadan sonra geleneğe karşı takınılan aksi ve şüpheci tavır ve geliştirilen akılcı tepkinin biz de de ayniyle neşvü nema bulduğunu görmek bu yüzden endişe verici. her şeyi aynı şekilde açıklayan ve mutlak doğruya götüreceğine inanılan bir akıl tasavvuru bizim de ilmi arayışlarımıza sirayet etmiş durumda. nazariyyatın (yani teorilerin, soyutlamaların) amellerden (yani pratiklerden) bağımsız olarak algılanabileceği ve eleştiriye tabi tutulabileceği zihniyeti düşüncemize malesef hakim.

halbuki şu iki meseleyi ciddi düşündüğümüzde geleneğimize karşı aldığımız bilinçsiz tavrın abesliği gözler önüne serilmekte. birinci bizlerin kuran ve sünnetten haberdar olmamız dahi bu gelenek aracılığı ile mümkündür ve tarih içinde gerçekleştiği mutlak olan anlama ve yorumlama değişikliklerini de yine ancak gelenek üzerinden takip edebiliriz. ikincisi ise bir geleneği hakkıyla anlayabilmek için belli bir tip insan olmak gerektiği unutulmamalı. yani islam ı bütünüyle kavrayabilmek için de önce müslümanca yaşanmalı. bu müslüman olmadan islam anlaşılmaz demek değil şüphesiz. lakin belli bilgilerin pratiklerden, yani islam ın amelden bağımsız olmadığını kabul etmek demek. mesela, dua etmeyen insan nasıl duanın kul için fonksiyonunu hakkıyla kavrayabilir. bu iki prensipte anlaştığımız takdirde geleneğin bizim için vazgeçilmezliği daha da ön plana çıkıyor.

tanımmı okunmayacak kaar uzatmadan meselenin hülasasını arzedelim. geleneğe karşı eleştirel tavırlara girişmeden önce geleneğin bizim için önemini hatırlamalı. şüphesiz çağımızın ihtiyaçlarına göre yeni yorumlara hitiyaç olacaktır. bu fıkhın da temel prensibidir. ezmanın tegayyürü ile ahkamın tegayyürü inkar olunamaz (zamanın değişimi ile hükümlerin değişimi inkar olunamaz). lakin bu değişim bir kopuş ile değil bir süreklilik içerisinde anlamlı ve isabetli olacaktır. işte bu yüzden müslüman muhafazkardır. modern zihniyetin alameti farikası olan geçmişe ve kendinden öncekilere tavır alış, devrimci ve asi mantık, islami geleneğe karşı absürddür.
devamını gör...
gelenek kelimesi, hem basit anlamıyla hem de sosyolojik anlamıyla, her zaman tartışılan bir kavram olmuştur. günlük dilde örf, adet ve töre anlamıyla kullanılan bu sihirli kelime, sosyalist gelenek, ebru geleneği gibi belli bir yolu izleme anlamında da kullanılagelmiştir. kelimenin bunlardan başka, din ile ilgili bir diğer manası daha vardır ki bunu frithjof schuon ve hüseyin nasr, şöyle tanımlamışlardır:

"bir din, doğuşunda, ilk andan itibaren insanları tanrı'ya bağlar; fakat ona 'gelenek' adı verilmez. dinin ilk tabilerinin üzerinden iki ya da üç nesil geçince din, bir gelenek halini alır."

t.s. eliot ise bu konuda : " insanlar, cüzi şahsiyetlerini ve kanaatlerini gayri şahsi bir düzene feda etmelidir. işte bu da gelenektir."diyerek gerek anlam gerekse biçim konusunda farklı bir yol takip etmiştir.

ünlü gelenekçiler (tradare); rene guenon, s.hüseyin nasr, f.schuon, f. capra, nakip el attas, ray livingston..

devamını gör...
eklenerek gelen şeylerin toplamıdır. sanılanın aksine gelenekten gelen asla orjinali değildir. elbette doğrularla ekelenerek bir gelme durumu olabilir ve fakat şahsi olmaktan öteye gitmeyen ve bir şekil gelenek içerisinde eklenecek yer bulan çok şey vardır...
devamını gör...
'biz, gelenek derken âdet, alışkan­lık veya düşünce ve motiflerin bir kuşaktan diğerine kendiliğinden geçişini değil, gökten inmiş bulunan ve kaynaklarında ilahi olan'ın özge bir tezahürüyle özdeşleşen ilkeler dizisini ve bu ilkelerin farklı zaman birimlerinde ve farklı koşullarda belli bir insan topluluğuna indirilmesini ve uygulanmasını kast ediyoruz. gelenek, aslı itibariyle kutsaldır. bunun da ötesinde gelenek, içinde mutlak gerçeklik bilimi ve bu bilginin farklı zaman ve mekân nokta­larında gerçekleştirilme aracını barındıran değişmez ve canlı bir sürekliliktir. schuon'un deyişiyle, gelenek, çocukça ve çağdışı bir mitoloji değil, korkunç derecede gerçek bir bilimdir. gelenek nihai düzlemde kutsal bir bilimdir. ger­çekliğin doğasına kök salmış ve aynı zamanda insanı kuşatan ve varlığının merkezinde parlayan bu gerçekliğe ulaşmanın tek bütüncül aracıdır da. mer­kezden yapılan ve insanın kenardan merkeze dönmesini tek başına sağlayan bir çağrıdır.'

seyyid hüseyin nasr / islam ve modern insanın çıkmazı
devamını gör...
sosy. toplumun eski zamanlarından (atalarından) kuşaktan kuşağa aktarılarak gelmiş olan, sözsel, davranışları düzenleyen ve etkin bir yaptırım gücü bulunan kurallar bütünü.
devamını gör...
yenildi.

kendi gitti ismi kaldı. tekralana gelene 'sünnet' diyelim. tevatüren. geçmişden gelenlerin hepsi değil elbette, 'güzel olanları' bizim kültürmüzü idi. bunlarla var idik. şimdi zaman öyle hızlı akıyor ki geçmişten gelenlerden geriye kalanlar bize yetişemiyor. hatta bazıları dokunamıyor bile. çoğu geride kaldı. aynen ruhlarımızın bedenlerimizden geri kalışı gibi.

örfümüz bizim ayaklarımız. daha doğrusu öyleydi. elimi atıyorum, ne örf kaldı ne gelenek. ne 'sünnet' kaldı ne de kültür! iyi de neye tutunacağız. tatlı hurafelerimşiz vardı. onları da kaybettik. değil mi ki 'hurafe' olmayınca hakikatın sırrına erilemiyor.

ey şaşkındaşlarım, neden dünya bu kadar hızlı dönüyor!
devamını gör...
muhafazakâr düşüncensin ana teması olup, zamana karşı koymuş veya “zamanın testi”nden geçmiş ananelerin, değerlerin ve kurumların bugün için yaşatılıp geleceğe aktarılmasıdır. gelenekten amaç edinen toplumsal değer ve kodların ve kurumların gelecekteki kuşaklara aktarılmasıdır. gelenek aynı zamanda toplumdaki bireylere geçmiş ile bir bağ kurup sosyal ve tarihsel bir aidiyet hissi geliştirmesine yardımcı olurken istikrar ve güvenliği geliştirme erdemine de sahiptir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar