girilen mekanda söğüşleneceğini anlamak

geçenlerde ankara'dayım. yoldan gelmişim midem kazınıyor. dedim ki bir şeyler yeme vakti geldi kapo.

bir iki evrak işim vardı hallettim bakına bakına yürüyorum. o esnada bir tabela gördüm. vahşice "ciğer" yazıyor. birde ışıklı ki bildiğiniz yanıyor sönüyor. çölde karşılaşılan hayrat gibin sevindim, daldım mekana.

açlıktan olsa gerek ki mekanı tartmadım girmeden. ciğer yiyecektim lan gözüm dönmüştü adeta. zombi gibi girdim.

kapıda karşılamalar tabi, vay efendim hoşgeldiniz, bu ne yakışıklılık, sizi nasıl alalım, tek miyiz, buyrun şöyle lütfen falan. dedim bırak laga lugayı ne var? abi dedi ciğer var. gönder gelsin dedim. nereden bileceğim ki lan nereden nereden?

masa 4 kişilik agalar. eleman geldi diğer servisleri kaldırıyor. dedim uğraşma hacı bana zararı yok. yok abi meze getireceğim dedi. lan koca masayı mı kullanacaksın demedim tabi "iyi ne halin varsa gör" bakışı attım yaktım sigaramı bekliyorum.

aga iki dakika sonra çocuk sandık kadar tepsiyle geri gelmez mi? yemin ederim 11-12 tabak meze. lavaş bile iki çeşit. yan masayıda çek bari pezev... pardon, diyemedim. çocuk nevaleyi masaya indirirken, ben çocuğa bakıyorum, çocuk bana. anlamsız bir etkileşim.

peşine beş şiş ciğer geldi. anlamlı anlamlı afiyet olsun dedi lavuk, bozuntuya vermeden sağol aslan dedim. dedim, dedim de... kafamda cepteki parayı hesap ediyorum ses etmeyin.

olur mu olmaz mı derken beş şiş daha ciğerle geldi bizimki. kafamı kaldırıp " e ebenin ki ama" demedim, bakış attım. "ye abim ye" bakışı attı oda bana. bunlar hep bakışlarla. sözler; buyrun abim, sağol kardeşim.

lan kursağımdan da geçmiyor ki. bilmediğim etmediğim yer. üstümde hesap kartı da yok kimseden para isteyeyim göndersin. bunları düşündükçe ciğerim yanıyor, önümdeki ciğerlere gözüm gidiyor, ağlamaklı oluyorum.

şeytan giriyor kanıma, "aga sen buradan koşarak çıksan bir Allah'ın kulu yakalayamaz seni, var git yoluna, hem fazla yemedin, 10-20 lira masaya bırak kaç!" falan, yediremiyorum.

neyse dedim lan inceldiği yerden kopar, plansız şekilde hesabı istedim, spontane kahroluşumu herkes görsün dedim. hesap geldi, başta açmadım. çay var mı dedim bari çayda içeyim, son dileğim olsun. hemen abi dedi gitti bu. göz ucuyla şöyle bir baktım, kapattım. aha... açtım sümeni dikkatlice baktım. dedim Allah sizi kahretmesin. 30 lira için mi beni gerdiniz bu kadar.

aslında 30 lirada çok, yani ben tek başımayken katiyen bu meblağlara beslenmem. ama kafadan geçen 100 civarı iken 30 lira gelince hissedilen mutluluk paha biçilemez.

not: 5 lirada bahşiş attım bizim anlamlı bakışçıya. bozdurup bozdurup harcasın pezev.... neyse.

bu da böyle bir hikayemdir dostlar.
devamını gör...
sipariş edilen limonatanın üzerinde nane yaprağı varsa,

tabak büyük içindeki yemek küçükse,

masaya oturduğunuzda size sorulmadan su açılmış ve bardağınıza dolduruluyorsa,

menüde yemekler yabancı kelimelerle ile belirtilmişse,

sakin olun ve elinizdeki peçeteyi yavaşça masanın üzerine koyun... köküleceksiniz.
devamını gör...
doğuya bir restorana gidin masayı adamlar bir donatıyor içinizden ayvayı yedik diyorsunuz ama adamlar aynı bu şekilde 30 lira hesap getiriyorlar ben ilk doğuya gittiğimde çok şaşırmıştım samsun da yaşıyorum normalde lezzetsiz orada verdikleri yemeğin yarısını kadar yemeğe 120 lira istiyorlar.
devamını gör...
lezzeti değil de janjanlı sunumu ön plana alan bir mekansa, mekanın bulunduğu semtin rayicinden ötürü kira giderleri yüksekse ve manzarası varsa, basında adı duyulmuş, gurmelerce ziyaret edilmişse hesabın tuzlu gelmesi sürpriz olmaz. insan nusret'e gidip bir küçükbaş parasına karnımı doyurdum diye ağlamayacak. düşünen insanlar için şüphesiz ekonomi diye bir ilim vardır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar