hadis inkarı

hadis inkarı diye bir şey söz konusu değildir. kim ki hadis inkarı, hadis inkarcısı falan diye geveliyorsa islamdan hadisten bihaberdir.

rivayet vardır ve kabul edilir ya da edilmez. hadisler imani bir mesele değildir. kabul edilmemesi = inkar olmaz.

burada esas mesele rivayetin işlerine yarayıp yaramadığı. kendi menfaati ve dini anlayışına uygunsa kabul eder değilse onlar da kabul etmez ama menfaat gütmeyen ve rivayetleri kendi görüş, mezhep, ideolojilerine göre değil de kurana göre değerlendirenleri hadis inkarcılığı ile suçlarlar. bunların dini imanı menfaattir. nitekim yolunda gittikleri hurma satabilmek için bile hadis uydurmuşlardır. yolunda gittikleri hurma satmak için uydurulan rivayetleri peygamber sözü diye kitaplarına almışlardır.
devamını gör...
hadis inkarı: kuvvetli bulmadığın bir hadisi kabul etmeme. imani bir mesele değildir. (bunu da doğru olma ihtimalini göz önünde bulundurarak saygılı bir şekilde yaparsın.)

hadis inkarcısı: hadislerin tümünü birden reddeden fasık. imani bir meseledir. yalnız yukardaki çok ustaca laf çeviriyor ha. başlığı hadis inkarcısı olarak değil, hadis inkarı olarak aç bak onlar da yapıyor de. akh ulan seniii akh
ulan sen yok musun kerata...ahahaha.
devamını gör...
meselenin hiç bir tarafı olmamama rağmen, konuyu deruhte etmekte sakınca görmüyorum. muhammed peygamber sağlığında söylediği sözlerin not alınmamasına dikkat etmiştir. bunun en önemli sebebi ileride müslümanların, peygamberin sözlerini, kuran ayyetlerinden üstün tutma endişesidir.

zannediyorum en büyük günahlardan birisi, Allahın günah etmediğine günah, helal kıldığına günah demektir. islam dinini Allaha ulaşma yolunda bir kapı görmekten öte bir sermaye kurumu haline getirmek isteyenler, ilizyonlar yoluyla, kuranda yer almayan, hatta kuran mantığıyla tamamen çelişen çıkarlarını ''hadis'' adı altında bin yıldan fazla insanlara yedirmişler, insanları da sömürüp yemişlerdir.

açık kuran ayeti, kuran-ı kerimin hiç bir zaman değişmeyeceği ve ekleme, çıkarma yapılamayacağı, hatta bir biriyle çelişmeyeceği yönündedir. hadislerin hiç bir yolla değişmeyeceği yönünde bir ayet var mıdır? yoktur.
inanan insanları kuran mantığına davet edenleri zehirli bir dille linç etmek ne demek ola? hatta peygamber inkarcılığıyla suçlamak ne demek?
bu yapılanlan korkunç suçlardır, kimsenin habarı yok.
devamını gör...
--- alıntı ---

Allah teâlâ’nın kullarına cennet yolunu göstermek için gönderdiği peygamberi muhammed aleyhisselamın sözlerine hadis denmektedir. peygamber aleyhisselam efendimiz, kendisinden sonrasına iki kaynak bırakarak gitmiştir. bu kaynakların biri kur’an diğeri de hadislerinden oluşan sünnet’idir. sünnet, bir manada hadislerin toplu olarak bulunduğu kültürün adıdır.
müslüman’ın sünnet’e bakışı, rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme bakışı gibidir. sözün sahibi muteber ama sözü muteber olmayan bir durum çelişkidir. bu çelişki ise imanla ilgili sıkıntılar oluşturur. rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme iman etmek ama onun sözlerini sıradan insan sözü gibi değerlendirmek nasıl mümkün olabilir?

elimizdeki hadislere bakışımızı şu kurallar ölçüsünde ele alabiliriz:
1- rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yirmi üç yıllık nübüvveti süresince sürekli kendisine inen kur’an ayetlerini ve o ayetleri açıklayacak nitelikteki hadisleri (o’na ait sözleri) ashabına söylediği sabittir. yirmi üç yıllık sürenin ardından büyük bir kur’an ve sünnet birikimi oluşmuştur. bu hususta herhangi bir tartışmaya mecal yoktur.

2- bizzat rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, kendisine inen ayetleri ‘vahiy kâtipleri’ olarak bilinen sahabiler aracılığı ile yazdırdığı da bilinen bir gerçektir. ancak hadisler için yani kur’an dışında peygamber aleyhisselama ait sözler için bu yazılma gerçekleşmemiştir. bizzat kendisi hadislerin yazılmamasını emretmiştir.

3- kur’an ayetlerinin yazılması, hadislerin ise yazılmaması daha sonraki dönemlerde kur’an’ın tek bir kelimesine bile zarar gelmeden saklanmasını, hadislerin ise korunabildiği kadarıyla bir sonraki kuşağa intikal etmesini doğurmuştur. bu da ikinci bir gerçektir.

4- ashabı kiramın idrakinde kur’an, mü’min olmanın yüzde yüz şartı görüldüğünden, onu muhafaza etme, ona hizmet etme gibi oluşumlar büyük bir alaka görmüş, kur’an’ın anıldığı yerde adeta nefesleri kesilmiştir. aynı heyecan ve hizmetin hadisler için o oranda yapılmadığını görüyoruz. bu durum aslında hadislerin hafif görülmesinden kaynaklanmamıştır. bilakis, kur’an ve hadis arasında “allah ile peygamber’i arasındaki oranlamaya benzer bir oranlama” yaptıklarından neticede hadisler, kur’an’dan sonraki kaynak durumunda kalmıştır. filhakika, durum da böyledir. kur’an ilk ve tek, hadisler ise kur’an’dan sonraki ikinci durumundadır. imanımız da böyledir, imanımız gereği oluşturduğumuz hukuk ve ilmi oluşum da böyledir. birinci kaynağımız kur’an, ikinci kaynağımız peygamber aleyhisselamın hadisleridir.

5- bir müslüman olarak kur’an’ımıza bakışımız şu şekildedir:
a- kur’an’ımız bize, Allah’tan indiği şekilde hiçbir harfi eksilmeden ve tek bir harf ilave edilmeden ulaşmıştır. bu bir iddia değil, imandır. böyle inanıyoruz. kur’an’ımızın bize intikalinde eksilme-azalma olabileceği iddiasında bulunanın imanını arızalı görürüz. böyle bir tartışmayı kabullenmeyiz.

b- kur’an’ımız, dinî, hukuki, ahlâkî, siyasî ve sosyal hayatımız için ilk ve öncelikli bir belgedir. kur’an’da var olan her şey bizim için nihaî bağlayıcı niteliğe haizdir. onu tartışmaya açamayız, ihtimalli bir kaynak olarak göremeyiz.

c- Allah için yapacağımız/yapmamız gereken en önemli cihat eylemlerimizin başında kur’an’ı ebediyete kadar muhafaza etme görevi vardır. kur’an için yapılacak her ne varsa onu lütfen değil, iman gereği olarak yaparız. ona hizmeti, onu okumak, onunla amel etmek düzeyinde bir görev telakki ederiz.

6- kur’an’ımızdan sonra gelen ikinci kaynağımız olan hadisler hakkında ise şu hususları ilkelerimiz olarak belirleyebiliriz:
a- rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yirmi üç yıllık konuşmaları, olaylara tepkileri, örnekliğini oluşturduğu eğitimi olarak bize ulaştırılan kültürün bütününü aktaran hadisler, bizim açımızdan bir dindir. dinimizin ayrıntılarını bu hadislerden öğrenmekteyiz. zira kur’an’ımız, bir müslüman için yeterli olacak düzeyde ayrıntı ve izah getirmemiş, izah ve ayrıntıya peygamber aleyhisselama yani onun hadislerine bırakmıştır. müslüman olarak hadisleri sahiplenmemiz bir anlamda kur’an’ımızın anlaşılmasını, uygulanmasını kolaylaştırma demektir. hadisler olmadan ele alınan bir kur’an, onu ele alanın beynine göre şekillendirilmiş kur’an’dır. çünkü hadisler, Allah teâlâ’nın ‘açıklayıcı’ kimliği ile gönderdiği peygamberinin açıklamalarından oluşmaktadır. eğer bir hadis bize, sorunsuz bir şekilde ulaşmış ise teslim olmamız, müslüman ismini hak etmemizin adeta bir şartıdır. peygamber aleyhisselama iman edip, onun sözlerini sıradan bir insan sözü yerine koymanın müslüman olmakla bir arada tutulamayacak bir sorun olacağını anlamak zor değildir.

b- hadislerin bize ulaşması ile, kur’an’ımızın bize ulaşması aynı olmamıştır. kur’an, tek bir harfinde bile sıkıntı olamadan bize ulaşmıştır. bütün mü’minlerin imanı böyledir.

hadislerde ise şöyle bir süreç vardır:
– peygamber aleyhisselam ilk önce ashabın hadisleri yazmasını yasaklamıştı. daha sonra hadislerinin yazılmasına izin verdiğini söyledi.

– ashabı kiram, kur’an yazar gibi hadis yazmadılar ama hadisleri annelerinin babalarının adları gibi ezberlediler. bu ezberde onların yöresel yaşantılarının da etkisi oldu. ezber zekâlarının iyi olması işe yaradı. ashabı kiram Allah onlardan razı olsun, köy köy dünyayı dolaşmaya denk bir azimle peygamber aleyhisselamdan duydukları tek bir hadisi öğretmek için yollara, çöllere düştüler. binlerce sahabi, bildiği hadisi on binlerce insana ulaştırdı. bu ikinci nesil yani tabiin nesli, sahabiden öğrendikleri hadisleri (ve onun paralelinde kur’an’ı) iyice hıfzettiler, başkalarına da öğretme heyecanı ile geceleri gündüzleştirdiler. fakat bu nesilde de ciddi bir hadisleri kur’an gibi yazma, kitaplaştırma hamlesi olmadı. tek tük denecek gelişmeler oldu.

– hadislerin sadece dilden dile aktarılarak taşınması iki sorunu gündeme getirdi. ya da iki sorun, mü’minlerin endişelenmelerine neden oldu. birinci sorun, hadis bilenlerden birinin ölmesi, ihtiyarlaması bir kaynağın kaybolması sonucunu doğurdu. ikinci sorun da, hadislerin yazılı bir belge hâline getirilmemiş olmasının tabii sonucu olarak, ‘bu hadistir’ diyerek, hadis olmayan sözleri hadis gibi uyduran iyi niyetli veya kötü niyetli kimselerin yaptığı işler ortaya çıktı. böylece uydurma hadis faciası korkuttu. bunun yanında zikredilebilecek bir sıkıntı da, herhangi bir kasıt olmadan bir hadisin yanlış aktarılması ihtimali de sıkıntı veriyordu.

– müslümanların elindeki hadis hazinesi, peygamber aleyhisselamın vefatından bir asır sonra ‘kaybolma ve içine hadis olmayanın karıştırılması’ tehlikesi ile karşı karşıya kalmış oldu. kur’an için ise böyle bir tehlike yoktu. çünkü kur’an bir yandan yazılı nüshaları ile korunuyor bir yandan da müslümanların büyük bölümü tarafından harflerine bile sadık kalınarak ezberleniyordu. kimsenin bir harf ilave veya eksiltme yapamayacağı muazzam bir koruma altında idi.

– birinci asrın sonunda raşid halife ömer bin abdülaziz’in gayreti ile ilk hadisleri yazıp koruma altına alma hamlesi başladı. bu tarihten önce de tek tük yazan bulundu ise de ilk defa yazma girişimi devlet eliyle başlatılmış oldu. ömer bin abdülaziz, bu işin sonunu göremeden vefat etti ama islam topraklarında bir hadisleri yazma seferberliği başlamış oldu. on binlerce ilim mücahidi mü’min, üç asra yakın bir zaman adeta bütün dünyayı bir medreseye çevirdi. binlerce kilometrelik yollar defalarca kat edildi. buhara’dan yemen’e, oradaki yirmi hadisi bilen birinden o bildiği hadisleri öğrenmek için insanlar, binekli bineksiz, aç tok seferlere çıktılar. bilen bildiğini öğretti, bilmeyen bilmediğini öğrendi. insanlık tarih yazdığından beri bugüne kadar öyle bir ilim hamlesi gerçekleştirememiştir. binlerce kitap çıktı ortaya. bu kitaplarda on binlerce peygambere izafe edilmiş hadisler yazılıydı. hadisler kaybolmasın diye endişe edilirken, bir hadis kütüphanesi kurulmuş oldu.

– hicretin üçüncü asrından itibaren ise, peygamber aleyhisselama aittir denerek kitaplara yazılan bu hadislerin hangisinin ne oranda gerçek olduğunun irdelenmesi ihtiyacı belirdi. bu sefer de hadisler üzerinde, peygamber aleyhisselama ait olup olmama oranına göre bir değerlendirme hamlesi başlamış oldu. âlimlerin bir kısmı hadis derlemeye çalışırken bir kısmı da derlenenlerin niteliğini araştırmaya koyuldu. bu ikinci hamle daha uzun sürdü. günümüze yakın zamanlara kadar da devam etti.

– neticede hadisleri sahih olanlar ve olmayanlar diye tasnif edebileceğimiz bir hadis kültürü oluştu. başta buharî ve müslim olmak üzere bazı âlimler sadece sahih olan hadisleri derlemeyi ilke edindiler. bu amaçla eserler yazdılar. kimi bunda muvaffak oldu kimi de olamadı. kiminin eserinde yüzde şu kadarı iddiaya uymayan sonuçlar gösterdi kimininkinde de yoğunluk sorunlu hadislerde oldu. toplanmış hadisleri sahih olan ve olmayan diye ele alanların çalışmaları da başkaları tarafından ele alındı. büyük bir ilim hamlesi asırlarca sürdü. on binlerle ifade edilebilecek bilim ilim ordusu kuruldu. on asır denebilecek bir zaman bütün islam coğrafyası bu çalışmaya şahit oldu.

– hicretin altıncı asrından itibaren, yazılmış eserler üzerinde de yüzlerce tahkik, inceleme, araştırma yapılmış oldu. tenkit eden oldu, beğenen oldu. ortaya bir beğenilenler, tartışılanlar, reddedilenler çıktı. elbette bütün bunlar, basından izlenen bir süreçte değil medreselerde bu işe ömür vermiş erbabının yaptığı bir iş olarak sürdü. on binlerce âlimin çalışmasını yine on binlerce âlim, hür bir şekilde tenkit etti, yazıp çizerek daha doğru olanını gösteren bir tepki ortaya koyarak ele aldı.

– sonunda bir, beğenilen eserler listesi oluştu. bu listeye altı kaynak anlamına kütübi sitte adı verildi. bunların dışındaki eserler ise dışlanmış olmadı ama ileriki zamanda araştırılmaya devam edilmesi gereken eserler olarak görüldü. bu altı eserin içinden ikisi buhari ve müslim en öne çıkan eserler oldu.

– buharî ve müslim’deki hadislerin tamamının sahih olduğu kabul edildi. hadisin sahih olması ise, peygamber aleyhisselama ait olduğunda tereddüt bulunmaması anlamına kullanılan bir kavram olarak ortaya çıktı. peygamber aleyhisselama ait olduğunda şüphe bulunulan hadislere ise zayıf hadis dendi. hiçbir şekilde peygamber aleyhisselama ait olmayacağı kararı verilene ise mevzu dendi.

– ümmet bunu bu şekilde kabul etti. ta ki müslümanlar çocuklarını, islam’a düşmanlığı olan batılı ülkelerin üniversitelerine hadis, fıkıh öğrenmek için gönderinceye kadar. papazların ve hahamların ders okuttuğu fakültelerde müslümanların çocukları islam öğrenip geldikten sonra on asra yakın bir zamandan beri bütün ümmet’in söz birliği ettiği kaynaklarımızın bir yığın ayıbı olduğu ortaya çıktı. müslümanlardan hayâ etmeden, onların yüzüne baka baka buharî, müslim tenkit edildi. kusurlu olduğu söylendi. bazen, kur’an’ı savunma bahanesi ile bazen da ilmi gerçekler adı ile bu tenkit yapıldı.

bizim için kâfirlerden islam öğrenmişlerin ne dediği hiç de önemli değildir. müslümanların bağdat’taki medreselerinde hadis okuyarak âlim olmuş zehebi’ler gerçek ölçüdür. sahih olan her hadisi din kabul ederiz. dinimizi de ilim için değil amel etmek için öğreniriz.

buhari ve müslim, bu ümmet’in iki büyük kitabıdır. filancanın tenkidi bizim için bir değer ifade etmez. bizim yolumuz bellidir. bu ümmet’in medreselerinde okuyup âlim olanların yolundan gideriz. onları önder kabul ederiz ve bizim yolumuz olan buharilerin müslimlerin yolunu takip ederiz. dünyada onların yolunda olmayı, onlarla beraber de haşrolmayı temenni ederiz. velev ki kâfirler beğenmesin, bilimsel bulmasın, çağdaş görmesin! akıl da bu ya!
nureddin yıldız

--- alıntı ---
devamını gör...
ya koskoca mezhep kurucusu ebu hanife bile "ki kendisi peygamber öldükten takriben 60 yıl sonra doğmuşken" sahih olduğunu söyleyebileceği 17 tane hadis olduğunu söylerken, kendisinden 100 yıl sonra doğan başka bir şahıs 600.000 tane hadis topluyor. 7000'inine sahih diyor. ki peygamberin kendisi kendi sözlerini yazdırmamışken.

haliyle insanlar biraz kıllanıyor bu durumdan. bir de bu 600.000 hadisi toplayan adam ebu hanife için de ''islamda ebu hanife'den uğursuz biri doğmamıştır''. diyor. haliyle bayağı bir kıllanıyor insan.
devamını gör...
binlerce yıl önce yaşamış filozofların sözlerini çarşaf çarşaf feyslerde paylaşanların, kendine şiar edinmeye çalışanların, sıra peygamberin sünnetine gelince yea peygamber 1500 sene önce yaşamış, bu zamana sahih hadis mi kalır diye yaptıkları şey. bugün insanlığın sahip olduğu tüm bilgi, birikim, kültür onbinlerce yıllık tarihe dayanıyor. herşeyi bırakalım o zaman. tıpkı batının bugün yaptığı gibi. köklerini koparanlar kurumaya mahkum. sünnet bize hayat suyu veren köklerimiz. biz sünnetsiz yaşayamayız.
devamını gör...
bir kere resulün hadisi/nebinin hadisi inkâr edilemez.

ama hadis adı altında gelen sözlerin de nebiye ait olduğu kesin değildir hatta büyük ihtimalle de ona ait değildir.

bundan 40 küsur sene önce yaşayan necip fazıl adına bile bu iletişim çağında sosyal medyada binlerce söz uyduruluyorsa nebiye hayli hayli uydurulmuştur.

dinde tek kaynak olmalıdır.

diğer türlü hıristiyanlarda gerçekleşen durum gibi bir sürü incil(bir sürü kaynak) ortaya çıkar. kitap tahrif olmasa da din tahrif olur.

elbette kur'an'ın değiştirilme gibi bir durumu yok. nebi zamanında yazılmış, günümüze kadar gelmiş, korunmuş bir kitap. din düşmanları incile yapılan gibi ekleme yapamayacaklarını anlayınca "hadis" kılıfıyla dini bozmaya başlamışlar.

ki zaten kur'an da zanna uymayın der, sadece bu kitaptan sorumlusunuz der.
devamını gör...
câbir b. abdullah’dan nakledildiğine göre o şöyle demektedir: " rasûlullah (s.a.v) bize köpeklerin öldürülmesini emretti. biz de çölden köpeği ile gelen bir kadının (yanındaki) köpeğini dahi öldürdük. sonra rasûlullah (s.a.v) köpeklerin öldürülmesini
yasaklayarak şöyle dedi: “siz iki noktalı halis siyah (simsiyah) köpekleri öldürün çünkü onlar şeytandır.
müslim, sahîh, musâkât, 47, (h. no: 1572, s. 732)

araf 14-15 قَالَ اَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَ
şeytan dedi ki: “(öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver." Allah da, “sen süre verilenlerdensin” dedi.


hicr 36-38 / sad 79-81 قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
(şeytan da) dedi ki: «yarabbi! öyle ise kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver.» (allah teâlâ da) buyurdu ki: artık şüphe yok, sen mühlet verilmişlerdensin. “bilinen vaktin gününe kadar.”

hz. peygamber (sav) medine site devletinin başkanı olarak hıfzı sıhha tedbiri olarak köpekleri öldürtmek için emir vermiş olabilir. ama bu haber hadis literatürüne öyle geçmiş ki, kur'anın kıyamete kadar süre verilmiş olduğu bilgisine ters bir şekilde amel emri içeriyor. sanki köpekleri şeytan olduğu için öldürün dermiş gibi. halbuki şeytanı öldürmek abesle iştigaldir, çünkü kıyamete kadar izinlidir.

şimdi bu rivayet hadis değildir, peygamber (sav) böyle söz söylemez demek, hadis inkarı mı olur yoksa rivayet inkarı mı ?
ikincisi rivayetlerin kur'anı açıklayıcı olduğu iddiasını ileri sürenler için de, kur'anda şeytan geçiyor, peygamber köpeğin de şeytan olduğunu söylüyor, o zaman köpek şeytandır demek gerek tezi doğru olmaz mı ?

hadisler açıklayıcı metin ise, kendileri açıklanmaya muhtaç olmamaları gerekmez mi ?

nihayetinde hadisleri toptan red edemediğimiz gibi toptan da kabul edemeyiz.


Yukarıdaki resmin alındığı web sitesi.

ve bu rivayeti doğru kabul edenler nasıl bir sonuca varıyorlar

---alıntı---
mevlana sahabe hanımlarını bile zan altında bırakmaktan sakınmaz, onları savaşa gitmiş kocalarını aldatan ahlaksız kadınlar olarak tasvir eder. fihi mâ fih’te şöyle bir hikâye anlatır; “rivayet ederler ki; peygamber, sahâbeyle bir savaştan gelmişti. bu gece şehrin dışında yatacağız, yarın gireceğiz şehre diye davul çalın buyurdu. a tanrı elçisi dediler, sebebi ne? olabilir ya dedi, kadınlarınızı yabancı erkeklerle buluşmuş görürsünüz; canınız sıkılır; bir fitnedir, kopar. sahâbeden biri (verilen emri) işitmeyip gitti ve karısını bir yabancıyla buldu. (1) (1)[fihi ma fih, 20. bölüm, meb yay., ist /1990. s. 136-137.
--- alıntı ---

yani resulullah kadınların fuhşuna göz yummayı mı tavsiye ediyor...


biz resule (sav) iftira niteliğindeki rivayetleri inkar etmekten izzet duyuyoruz...

münafikun -8 : وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟...

bütün izzet ve üstünlük Allah’ın, elçisinin ve müminlerindir. fakat münafıklar bilmezler.
devamını gör...
hadis muhabbeti, pc literatüründeki "açık kaynak kodlu" terimine benziyor. işletim sistemi linux olanlar hadisçiler sanırım, sistemde istedikleri değişiklikleri "yazılımlar" sayesinde yapabiliyorlar. diğerleri windows'çu ne yazılmışsa o.
devamını gör...
söz dinlememezlik olan inkar. heyecanlanmayın mümin kardeşlerim; hadis söz demek ve sözün taraftarı, karşıtı ya da bertarafı vardır. inkar iman "hadis-söz" için kullanılabilecek bir kavram değildir. hz. muhammed'in sözleri bahis konusu olunca, kütübü sitte'de yer alan şöyle bir hadis rivayet edilir:
sahabe bir gün mescitte oturmuş, peygamberin nasıl namaz kıldığını abdest aldığını yazıyorlarmış. o sırada peygamber mescite gelmiş. ne yapıyorsunuz? sorusuna, sahabe, bir ağızdan, ey rasulallah, sizin neyi nasıl yaptığını yazıyoruz, nesillere örnek olsun diye. peygamberin sinirinden alın çatısındaki damar gerilmiş ve "allah'ın kitabının yanına kitaplar mı koyacaksınız" diye azarlayıp, yakılmasını emretmiş. bunun üzerine ashab yazdıklarını yakmış ve vefatına değin asla bir şey yazılmamıştır...

bu hadis ile hadis külliyatı'nın çökmesi lazım. yani bu hadise inanıyorsanız, tüm hadisleri reddetmeniz gerekir. yok eğer "uydurma" olduğunu düşünüyorsanız, bunu uyduran başka hadisler de uydurmuştur. ki rivayet eden buhari. ne demişti biri? şey demişti, buhari çökerse islam çöker! sahibinin ve koruyucusunun "allah" olduğu dinin kolonları bu zihniyete göre buhari ve saz arkadaşları imiş. böyle bir dini tanımıyor, böyle bir dinin topluma ve geleceğe hiçbir faydasının olduğunu düşünmüyorum. islam tarihi tanımamazlığımı ve düşüncemi destekliyor. bununla beraber kitabın ortası da buna işaret ediyor: kuran, ahsen'ul hadis...

kültürel nazarlar, ananevi refleksler, gelenekçi yaklaşımlar din değildir ve dinsel olduğu düşünüldüğünde o dini kabile dini yapar.

"komşusu açken tok yatan bizden değildir..." itiraz etmeden kabul ettiğim bir hadis. hoş. ama gelgelelim yaşadığımız şehir, koşullar, hayat şartları, çevre, beşeri münasebetler bizi bizden ediyor. 14. asır önce söylenen bir cümle iman esası olur ise bunun koruyucusu olmalı. koruyucu olduğunu iddia edenler uydurmacı.
haram helal belli. o da kitapta yazılı. nokta. kalabalığa gerek yok. ha, unutuyordum, bazı hadislere göre bu yazdıklarım ile katlimin helal olduğuna işaret ediyor. çok pardon ama celladımıza aşık olacak kadar da deli değiliz.
devamını gör...
http://dunyasozluk.com olarak elbetteki farklı görüşlere sahip olacaz. ancak televizyon alimlerinden duyupta gelip buraya hadis inkar etmek. bilmiyorum. belki nefsin hoşuna gider ama dayanaksız birşey bu. yani fikir mi o da şüpheli. bir de saygısızlık etmek. bu tamamen sizi insanlardan soğutur. hiçbirimiz bu konuda diploma almadık diye biliyorum. varsa çıksın söylesin. en iyisi bir de diyanete soralım bakalım hadis inkarını. önümüze gelene din sorar isek dini ayağa düşürmüş oluruz haşa.

buyrun diyanet açıklaması
ikinci bir açıklama
devamını gör...
"kuran'da yazmıyor" denilerek yapılanı çok komik oluyor. kur'an-ı kerim'de peygambere uyun diye emir var mı var. nasıl uyacaksın bugün hayatta değilse? sözlerine, emirlerine uyarak ve örnek davranışlarını öğrenip aynı şekilde yaşayarak. kur'an da namazın tarifi yok diye insanlar namaz kılmıyor bu adamlara ne anlatabilirsiniz ki.
devamını gör...
birbirini "inkar" eden hadislerin olduğu gibi, insan aklını, vicdanını, evrensel değerleri ayaklar altına alan hadislerin de sebep olduğu inkar. bir hadis'in ak dediğine bir diğeri kara diyor ise ve insan bunu sorgulamayıp tümden "iman" ediyorsa ortada bir problem var. nakilci anlayış, eleştiriye kapalı, sorgusuz sualsiz itaat edilmesi gereken bir yapıdır. atacı, geçmiş zaman kipleriyle baskın, toptancı refleksiyle daimdir.

hatırladığım kadarıyla, - çocukluğum dini külliyatla haşır neşir içinde geçti- hadis sıhhat-güvenilir derecesinin ölçütü birkaç elekten geçiyor. ilki kuran. kuran'la çelişiyor ise hadis değildir. sonrasında icma geliyor sanırım, bir de tabiin, mezhep imamları vs. fakat gelgelelim bu kıstas pek uygulanıyor diyemeyiz. asırlar boyunca bir "laf" hadis olarak ortada iman esası gibi duruyor ve kimsecikler bundan rahatsız olmuyor. "iman et ve devam et: bekleme yapma" şeklinde cereyan ediyor.

nefsim fena çekti; refere etmeden bir takım suallere cevap vermek istiyorum. ya da sual değil de birtakım argümanlara.

nefsin hoşuna giden nedir?
ne biçim nefisleriniz var arkadaşım. hayır yani, bir insanın nefsi canlı cansız et çeker, bonfile but çeker, seyahat çeker, şiir çeker, seyir çeker... hadis inkar etmenin nesi nefse hoş geliyor? bu anlaşılır şey değil. nefsinizi tamir edin.

din konularına "diploma" istemek ruhban sınıfını onaylamak anlamına gelir ki islam bundan beridir. müslümanların da islama uyup bu diploma argümanını kullanmamaları gerekir. kitabın ortası, kitabın din adamlarına inmediğini söylüyor. diploma bazı makamlar için gereklidir ve günümüzde cerayan eden siyasi şaibe olarak durmaktadır. konudan bağımsız olacak, biraz da siyasi; acı olan diploma sahiplerinin diploması olmayanlara ceket iliklemesidir. neyse.
islam dininin sorulacağı son yer diyanet diyeceğim; çarpılmaktan korkuyorum. diyanet yozlaşmış ve kuruluş amacının ötesinde islam dinine mankurtlaşmış bir kurumdur. önüne gelene dini sorarsan değil, kuran dışında birilerine dini sorarsak sözümona din ayağa düşer. kuran'a uyduğun-sorduğun zaman peygambere uymuş olursun. kuran'da lazım olan her şey var. namaz içinde bulunan ritüeller dünya'nın en eski ibadet biçimleridir. secde mesela. uzak doğu'nun, hindistan'nın gün yüzü görmemiş dinlerinde bile secde var. kıyam ve rüku keza öyle. nasıl oruç tutacağın da var... yalnız benim anlamadığım şu: neden masrafsız ve ücretsiz emirlere yoğunlaşılır? varsa yoksa namaz, oruç. zekat? sadaka? ınfak?

hatırladığım bir ayette -uzun zaman oldu okumayalı- Allah şöyle buyurur; kuran için "ahsen'ul hadis - sözlerin en iyisi güzeli..."

favorim ise şu:
"ey iman edenler 'iman' edin..."
devamını gör...
hadi o zaman hep birlikte deve sidiği içiyoruz. buzlar benden. yemedi mi?
evet ben cebrailin insanlara beddua ettiğini iddia eden,
peygamberin namazda önünden geçti diye çocuğa beddua ettiğini iddia eden,
deve sidiğinin şifalı olduğunu iddia eden,
sahabelerin, peygamberimizin izniyle ihramdan çıktıktan sonra minada bulunan zevcelerine menileri damlaya damlaya gittiklerini iddia eden,
bunun gibi kurana ve peygamber ahlakına zerre uymayan safsataları inkar ediyorum.
siz bunlara inanıyorsanız hangi dine inandığınızı, hatta tek tanrı inancına sahip olup olmadığınızı bir sorgulamanızı öneririm.
(sifilin önüne konan deve sidiğini neden içemediğini düşünün o bile size yeter)
devamını gör...
rivayetler kur'an'a arz edilirse, bize sağlıksız olarak gelen, uydurulmuş olup kur'an'la çelişen sözler ayıklanır.

yoğunluğu kader üzerine söylenmiş, gayba dayalı rivayetlerden kurtulursak direkt kur'an adaletiyle buluşuruz. bu birçok tarikatı ve mezhebi yok eder; lakin müslümanlar arasındaki ayrılıkları azaltır.

insanların, kur'an'daki haklarını gizleyip, dualarla, ritüellerle, sadaka ve iyiliklerle çareler aratmak çok büyük bir sahtekarlıktır. maalesef bu inanç ve itikad temelini rivayetlerden ve mezheplerden alır.

hadisler, kur'an'ı doğru anlamamız için gereklidir. içinden tahrife uğrayıp kur'an'la çelişenler arınırsa, din salt bir şekilde ortaya çıkar. biz kur'an'la çelişen rivayetlerden ve yollardan kurtulursak, kimse bizi alt edemez.
yani orta yolda buluşmalıyız, bu konuda toptancı olmamalıyız.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar