halka

#özgürler 

televizyonda ilk fragmanları çıktığında '' bunu izleyen 5 gün içinde ölecek '' deniyordu.ben de küçüğüm abim sinemaya izlemek için gittiğini öğrenince anneme gidip '' anne abim 5 gün içinde ölecek söyle izlemesin.'' demiştim ,baya korkmuştum.
(bkz: bu başlığa girerseniz ölürsünüz)
devamını gör...
japonların uzun saçlı soluk benizli kızlardan korkmasına neden olmuştur. abi adamlarda böyle bir takıntı var. bu filmden sonra sayamayacağımız kadar filmde hep aynı klasik sahneler oldu . şöyle ki; siyah uzun saçlı küçük bir kız (ama gözleri de kapanacak o saçla), hafif kambur bir duruşla yere doğru bakıp uzakta dikilecek, yavaş yavaş yürüyecek sıradaki kurbana doğru veya bir anda yanında bitecek, o ölüm anında saçları açılacak anam o ne çirkin bir yüz* ama itiraf ediyorum bu filmi ilk izlediğimde seneleeer önce kızın suratına bakamamıştım. ama şimdi vız gelir...

aslında o kızı oynayan kızımız gayet de güzelmiş gerçekte:

http://www.cogitosozluk.net...

bir çok şakaya da ilham olmuştur:

http://www.cogitosozluk.net...

http://www.cogitosozluk.net...

devamını gör...
o günden sonra hiç korku filmi izlemedim.

tanım: erk(g)en yaşlarda izlenmesi olumsuz pedagojik sorunlara neden olabilecek korku filmlerindendir. bir çocuğun kuyuya düşmesi sonrası yaşanan korku dolu bir hikaye.
devamını gör...
1-) zikir veya ilim meclisi anlamında bir terim.

sözlükte “daire, insanların bir daire biçiminde dizilmesi” mânasına gelen halka (haleka) kelimesi, ilim öğrenmek için öğrencilerin bir hocanın ve zikir yapmak için sûfîlerin bir şeyhin çevresinde toplanmasını ifade etmek üzere “tedrîs” ve “zikir” kelimeleriyle birlikte “meclis” anlamında kullanılmıştır (halka-i tedrîs, halka-i zikir). namaz kılarken cemaatin saf teşkil etmesi istendiği halde sohbetlerde, vaazlarda ve derslerde çok defa halka veya hilâl biçiminde sıralanma tercih edilmiştir. dinleyicilerin kalabalık olması durumunda bir halkanın arkasında bir veya birkaç halka daha oluşturulur. böylece yapılan vaazın veya verilen dersin daha rahat dinlenmesi ve daha iyi anlaşılması sağlanır. *

2-) kuzey afrika’da ibâzîler’in dinî ve idarî işlerini yürüten meclis.
devamını gör...
ortası boş, daire şeklinde eşya. [arap. is.]

ortası boş dairevî şekil.

bir çeşit susamsız küçük simit.

atomların kapalı bir zincir meydana getirecek şekildebirbirine bağlanmasıyla oluşan yapı. [kim.]

birbirine paralel iple asılı bir çift halkayı tutarakmuhtelif hareketler yapmayı esas alan spor dalı. [spor]
*
devamını gör...
halka. (الحلقة)

eyyûbîler ve memlükler zamanında askerî bir sınıf.

halka tabirinin ilk olarak ne zaman kullanıldığı, bu adı taşıyan birliklerin kuruluş tarihi ve ismin menşei hakkında bilgi yoktur. ancak selâhaddîn-i eyyûbî’nin (1171-1193) ordusundaki bazı birliklerin “el-halkatü’l-hâs” adını taşıdıkları bilinmekte ve bunların adından, sultanın şahsına bağlı ve seferler dışında da ondan ayrılmayan özel birlikler oldukları anlaşılmaktadır. nitekim ibnü’l-esîr, sultanın sefer mevsimi geçince ordusunun diğer birimlerine mensup askerlerine ilkbaharda dönmek üzere memleketlerine gitme izni verdiğini ve kendisinin “has halkası” ile birlikte akkâ kalesi’nde kaldığını bildirmektedir (el-kâmil, xı, 557). ismin menşeiyle ilgili olarak başlıca iki görüş ileri sürülmüştür. quatremère ve d. ayalon, özel muhafızların sultanın etrafında bir halka oluşturmasından, a. n. poliak ise türk ordularının savaş alanında düşmanı halka (daire) içine almasından dolayı verildiğini söylemektedirler.

eyyûbîler’in askerî teşkilâtında önemli bir yere sahip olan el-halkatü’l-hâs, en parlak dönemini selâhaddîn-i eyyûbî zamanında yaşamıştır. “halkatü’s-sultân” (el-halkatü’s-sultâniyye) adıyla da bilinen bu birlikler ordunun imtiyazlı bir bölümünü oluşturuyordu; ancak bunların selâhaddin’in halefleri zamanındaki durumları hakkında yeterli bilgi yoktur. halka memlükler’in ilk dönemlerinde de güç ve itibarını korumuş, nizamî ordunun diğer iki sınıfını teşkil eden el-memâlîkü’s-sultâniyye ve memâlîkü’l-ümerâ yanında önemli bir unsur olmaya devam etmiştir. bu safhada adı, sonraki dönemlerde pek rastlanmayan bir şekilde daha çok “mansûre” sıfatıyla birlikte kullanılmıştır. hatta bu birliklerin kumandanları olan mukaddemü’l-halkalar emîrler, diğer devlet adamları ve kadılarla birlikte veliaht tayini gibi önemli merasimlere katılmışlardır. meselâ ı. baybars’ın 667 (1268) yılında oğlu saîd’i veliaht tayin edişinde onlar da hazır bulunmuştu. yine mukaddemü’l-halkalar “hâssekiyye”ye ayrılan elçilik görevinde de istihdam ediliyor, bir imtiyaz olmak üzere yenleri tırâzlı elbise giyiyor ve mahmuzlarına da altın kakma yaptırabiliyorlardı.

memlükler zamanında nizamî ordu üç sınıf askerden meydana geliyordu. bunların birincisi, statü ve eğitim bakımından en önemlileri olan ve el-memâlîkü’s-sultâniyye denilen sultanın kapıkulu birlikleriydi. memâlîkü’l-ümerâ adındaki ikinci grubu ise eyalet ve vilâyetlerde görev yapan nâib ve valilerin kapıkulu birlikleri teşkil ediyordu. bu iki sınıf görev ve mahiyet itibariyle birbirine benziyordu; ancak birinci grupta kumanda doğrudan sultana, ikinci grupta ise emîrlere bağlı idi. bunlardan farklı bir durumda olan üçüncü grup birlikler ise “ecnâdü’l-halka”, “ricâlü’l-halka” veya sadece “ecnâd” denilen iktâ sahibi askerlerden oluşuyordu. memlükler döneminde bu nizamî kuvvetlerden başka savaş zamanlarında suriye’deki bedevî arap kabilelerinden, özellikle halep civarındaki türkmenler’den ve el-cezîre’deki kürtler’den yardımcı kuvvet niteliğinde asker toplanır, bu kabilelerin beylerine iktâ verilir ve savaş sırasında askerleriyle birlikte orduya katılmaları sağlanırdı.

iktâ sahibi hür askerlerin teşkil ettiği halka birliklerine çeşitli kesimlerden asker alınıyordu. memlükler’in ilk sultanlarından baybars, musul veya diğer merkezlerden kendisine gelen emîrleri “el-halkatü’l-mansûre”de görevlendirmiş ve onlara durumlarına göre iktâ arazileri tahsis ederek bazılarını yetmiş, bazılarını ise elli süvarinin kumandanı tayin etmişti; ayrıca ülkesine iltica edip müslüman olanları halkaya aldığı bilinmektedir (ibn şeddâd, s. 332-338). halkanın önemli bir kaynağı da sultan ve emîrlerin çocukları idi. emîrlerin oğulları bulûğ çağına geldiklerinde sultan kendi tahsisatından onların maaş ve erzakını verir, daha sonra da iktâ tahsis ederdi. bu gençler en küçük rütbeli emirlik olan “hamsevât” derecesine girerler ve evlâdü’n-nâs* şeklinde adlandırılırlardı; aralarındaki sultan çocukları ise bir üst grubu teşkil eder ve bunlara “esyâd” veya “evlâdü’l-mülûk” denilirdi. ancak halkada kendilerine dirlik verilen sultan çocukları isyan çıkarırlar endişesiyle çok defa hayatlarının büyük bölümünü tutuklu olarak geçirmek zorunda kalırlardı. evlâdü’n-nâstan bazıları emîrü aşere, hatta bir kısmı emîrü erbaîn rütbesine erişebilirdi; özellikle bilâdüşşâmiyye’de (suriye, lübnan, filistin) emîrü mie mukaddemü elf rütbesine yükselenler dahi bulunuyordu. bu grup halka içindeki en güçlü kısmı oluşturuyordu. nitekim bu birliklerin önemini kaybettiği memlükler’in son dönemlerinde halka yerine evlâdü’n-nâs tabiri yaygınlaşmıştı. ilk dönemlerde halka içinde ve özellikle mukaddemleri arasında sultan ve emîr çocuklarının yanı sıra memlük asker ve emîrlerinin de yer aldığı görülmektedir. hatta 712 (1312-13) yılında el-melikü’n-nâsır muhammed b. kalavun hânedan memlüklerinin bir kısmını halkaya transfer etmişti. yine emîrlerin memlüklerine de halka içerisinde iktâ verilebiliyordu.

halkanın işleri dîvânü’l-ceyş tarafından yürütülür, cerîdeler mısır ve bilâdüşşâmiyye bölgelerine tahsis edilen iki divan tarafından tutulurdu. bir halka askerinin istihdamı için onu sultanın bizzat görüp seçmesi gerekirdi. bilâdüşşâmiyye’de ise iktâ verme ve gerekli belgeyi sultana gönderip onay alma işi nâibü’s-saltana tarafından yürütülürdü. iktâlar, iktânın evsafını ve sahibini açıklayan “misal” adlı arz vesikasının kabulünden sonra sultan tarafından bir beratla tevcih edilirdi. iktâlar, verim ve genişlik bakımından emîrlerin rütbelerine uygun biçimde bir çiftlik, bir köy veya daha geniş topraklar şeklinde olurdu. bir asker ölünce onun iktâı geleneğe göre oğluna verilirdi. zengîler ve eyyûbîler döneminde iktâ arazilerinde geçerli olan verâseten intikal bahriyye memlükleri’nin ilk dönemlerinde de devam ettirildi. ecnâddan biri öldüğünde nâib onun iktâ arazisinin kime devredildiğini bölge dîvânü’l-ceyş’ine bildirir, bu bilgi sultana ulaştırılır ve merkezdeki dîvânü’l-ceyş’in kayıtları ile karşılaştırıldıktan sonra sultan tarafından onaylanırsa ilgili menşur yazılırdı. iktâların devri hususunda uygulanan veraset usulü sonradan ihlâl edildi ve arazilerin satılması veya değiştirilmesi bu bozulmayı had safhaya ulaştırdı.

iktâlı askerler arazilerinin başında veya yakınında bulunurlar, sultan ne zaman çağırırsa kendilerine bağlı süvarilerle birlikte savaşa giderlerdi; ayrıca arazileri üzerine tahakkuk ettirilen haraç vergisini de ödemekle mükelleftiler. buna karşılık örfen sultan tarafından kendilerine ayrılan birtakım tahsisat olurdu. savaşa gidemedikleri takdirde yerlerine başka birini gönderir veya belli bir miktar para yollarlardı. halkada görev yapan kumandanlara emîrü mie mukaddemü elf (binbaşı), nakîb veya baş (yüzbaşı) ve mukaddemü’l-halka (kırkbaşı) unvanları verilirdi. bu kumandanların kendilerine bağlı askerler üzerindeki otoriteleri sadece savaş zamanlarında geçerliydi ve her kumandan kendi askerlerinin tertip, tanzim, sevk ve idaresinden sorumlu idi.

kalavun’un 680 (1281) yılında moğollar’la yaptığı savaşlara katılan ve ordunun merkez kuvvetlerinde seçme bir grup olarak savaşan halka askerlerinin sayısı 4000 iken aynı savaşta onlarla birlikte çarpışan sultan memlüklerinin mevcudu ancak 800 idi. muhammed b. kalavun’un (birinci saltanatı: 1293-1295) ilk yıllarında halka birliklerinin mevcudu daha da artmış ve bilinen en yüksek rakama ulaşmıştı; makrîzî kayıtlı süvari sayısının 24.000 olduğunu söylemektedir (el-ħıŧaŧ, ı, 95). fakat aynı sultanın askerî alandaki bazı düzenlemeleri yüzünden bu sayı azalmaya başladı. halka sınıfının çöküşünün ilk önemli emâreleri, vıı. (xııı.) yüzyılın sonları ve vııı. (xıv.) yüzyılının başlarında iktâ arazilerinin yeniden taksim ve tevzii için kısa aralıklarla yapılan üç arazi tahririnde (revk) ortaya çıktı. söz konusu tahrirlerin önemli sebeplerinden biri arazilerini arttırmak suretiyle sultan memlüklerini güçlendirmekti; bu gerekçeyle halka iktalarının bir kısmı onlara devredildi. ancak yapılan düzenleme halka birliklerinin gücünü azalttı. bu tahrirlerin birincisi sultan hüsâmeddin lâçin, ikinci ve üçüncüsü muhammed b. kalavun tarafından gerçekleştirildi. başlangıçta mısır iktâ arazileri yirmi dört kısma ayrılmış ve dört kısmı sultana, on kısmı emîrlere, geriye kalan on kısmı da halkaya tahsis edilmişti. bu sıralama aynı zamanda arazilerin verimlilikleri açısından da geçerliydi; yani en verimli topraklar sultana, ardından gelen araziler büyük emîrlere, diğerleri ise ecnâdü’l-halkaya ayrılmıştı. daha sonra bu denge halka aleyhine bozuldu ve hüsâmeddin lâçin’in 697 (1298) yılındaki tahririnde dört birim sultana, dokuz birim hânedan memlüklerine verilirken sadece on bir birim emîrlerle birlikte halkaya dağıtıldı. muhammed b. kalavun’un 712’de (1313) bilâdüşşâmiyye’de, iki yıl sonra da mısır arazilerinde yaptırdığı tahrirlerde ise ümerâ ve ecnâdın hissesi birer birim daha düşürüldü. bu şekilde ecnâdın iktâlardaki payı büyük ölçüde azaldı ve bu azalma sonuçta halkanın en önemli zayıflama sebeplerinden birini oluşturdu. muhammed b. kalavun’un düzenlemeleri halka mensuplarının küskünlüğüne ve önemli tepkilere yol açmış, içlerinden bir kısmı iktâ beratlarını atmışlar ve bu yüzden de cezaya çarptırılmışlardı. makrîzî’ye göre yapılan tahrirler, sadece halka birliklerinin değil aynı zamanda devletin çöküşünü hazırlayan sebeplerin başında gelmektedir (kitâbü’s-sülûk, ıı, 846).

böylece düşüşe geçen halkaya, el-melikü’l-kâmil şa‘bân b. muhammed’in 746’da (1345) tahta çıkışından itibaren de yabancı unsurlar girmeye başladı. iktâ sahibi halka mensuplarından bazıları iktâlarını birbirleriyle değiştiriyor veya asker sınıfından olmayan kimselere satıyordu. hatta bu iş için dîvânü’l-bedel adını taşıyan özel bir daire kurulmuş ve devlet bu mübâdele ve satışlardan özel bir vergi almaya başlamıştı. bu arada halkaya ait arazilerin alım satımını kendilerine meslek edinen kişiler ortaya çıkmıştı. “müheyyisûn” denilen ve sayıları 300’e ulaşan bu kişilerin görevi halka üyelerini timarlarını satmaya teşvik ve ikna etmekti. arazi mübâdele ve satış izninin birkaç defa kaldırılmasına rağmen esnaftan pek çok kimse halkada iktâ sahibi oldu. vııı. (xıv.) yüzyılın sonlarına doğru ecnâdü’l-halka ordudaki önemini kaybetmişti; hatta makrîzî’nin yaşadığı dönemde (ıx./xv. yüzyılın ilk yarısı) halkanın çoğunluğu zanaatkârlardan oluşuyordu ve bu suretle iktâ sistemi askerî amacından saparak bir geçim kaynağı haline gelmiş bulunuyordu. bu sınıftan ancak bazı küçük gruplar savaşlara katılmaya devam ediyordu; gelirleri de büyük oranda azalmıştı. burcî memlükleri döneminde (1382-1517) halkanın önemli bir kısmı kahire’de emniyet ve asayişi koruma görevini yürütüyordu (halîl b. şâhin ez-zâhirî, s. 116). el-melikü’l-müeyyed şeyh el-mahmûdî (1412-1421) askerlik sistemi üzerinde ıslahat yaptıysa da getirdiği düzenlemeler kısa ömürlü oldu ve halkanın çöküşünü durduramadı. bu konuda aldığı tedbirlerin bir kısmı oğlu tarafından ilga edilirken barsbay da (1422-1438) şeyh el-mahmûdî’nin politikasına tamamıyla son verdi ve o andan itibaren halka önemini daha çok kaybetti.

memlükler zamanında bilâdüşşâmiyye halkası, bölgenin askerî gücü içinde sultan memlükleri karşısında devamlı güç kaybeden mısır halkasından daha iyi bir konuma sahip bulunuyordu. halîl b. şâhin’in (ö. 873/1468), bu bölgedeki merkezlerde görev yapan halka mensuplarının mevcudu hakkında verdiği rakamlar bunu açıkça göstermektedir; meselâ dımaşk’ta 12.000, halep’te 6000 iktâlı halka askeri bulunuyordu. suriye halka birlikleri de halkanın çöküşüne paralel olarak güç kaybına uğramışlar, fakat her şeye rağmen varlıklarını osmanlı hâkimiyetine kadar devam ettirmişlerdir.

bibliyografya:

ibnü’l-esîr, el-kâmil, xı, 557; xıı, 99; ibn şeddâd, târîħu’l-meliki’ž-žâhir (nşr. ahmed hutayt), beyrut 1983, s. 57, 142, 281, 298, 332-338; ebû şâme, kitâbü’r-ravżateyn, ı/1, s. 11, 179, 180; ibn fazlullah el-ömerî, mesâlik (eymen), s. 28; kalkaşendî, śubĥu’l-a`şâ (şemseddin), ıv, 15, 16, 50-53; makrîzî, el-ħıŧaŧ, ı, 87-91, 95; ıı, 88, 215-219; a.mlf., es-sülûk, ı, 122; ıı, 841-846, ayrıca bk. indeks; a.e.: histoire des sultans mamlouks de l’égypte (trc. m.quatremère), paris 1837-45, ı/2, s. 200-202; halîl b. şâhin ez-zâhirî, zübdetü keşfi’l-memâlik (nşr. p. ravaise), frankfurt 1413/1993, s. 115, 116, 130-136; süyûtî, ĥüsnü’l-muĥâđara, ıı, 93; uzunçarşılı, medhal, s. 422-429; e. ashtor, et-târîħu’l-iķtiśâdî ve’l-ictimâ`î li’ş-şarķı’l-evsaŧ fi’l-`uśûri’l-vüsŧâ (trc. abdülhâdî able), dımaşk 1985, s. 369-375; ramazan şeşen, salâhaddin eyyûbî ve devlet, istanbul 1987, s. 232-255; hasan el-bâşâ, el-fünûnü’l-islâmiyye ve’l-vežâǿif `ale’l-âŝâri’l-`arabiyye, kahire, ts. (dârü’n-nehdati’l-arabiyye), ı, 365-368, 428-429; ııı, 1122-1123; a. n. poliak, “the ınfluence of the chingiz-khān’s yāsa upon the general organization of the mamlūk state”, bsoas, x (1940-42), s. 872; d. ayalon, “studies on the structure of the mamluk army”, a.e., xv (1953), s. 448-459; a.mlf., “ĥalķa”, eı² (fr.), ııı, 101-102; m. c. şehabeddin tekindağ, “xıv. asrın sonunda memlük ordusu”, td, xı/15 (1960), s. 87-88, 92-93; m. recâî reyyân, “el-iķŧâǿü’l-`askerî fi’l-`aĥdeyni’l-memlûkî ve’l-`oŝmânî”, ed-dâre, xv/2, riyad 1409, s. 11-45.

ismail yiğit *
devamını gör...
halka. (الحلقة)

kuzey afrika’da ibâzîler’in dinî ve idarî işlerini yürüten meclis.

ibâzıyye mezhebi kuzey afrika’ya ıı. (vııı.) yüzyıl başlarında gelmiş ve kısa sürede önemli bir gelişme kaydetmiştir. fakat mezhep mensupları 283 (896) yılında ağlebîler’le, 296’da (908) ismâilîler’le yaptıkları savaşlarda mağlûp olunca imâmeti kuracak güce ulaşamadıkları için “zuhur devresi” adını verdikleri dönemden “kitman (gizlilik) devresi” denilen döneme geçmişlerdi. ıv. (x.) yüzyılda bir ihtilâlle imâmeti kurmak isteyen, ancak başarılı olamayan mezhep ileri gelenleri ibâzîliğin tehlikeye düşmesinden endişe ederek zuhur devrindeki imâmet müessesesinin yerine kaim olacak bir meclis kurma gereğini duydular. “azzâbî” denilen sâlih ve âlim kişilerden oluşan bu meclisin üyeleri, aralarına şeytanın girmesine fırsat vermemek için boşluk bırakmadan halka şeklinde oturduklarından kurdukları meclise “halka” adı verilmiştir.

mağrib ibâzîleri arasında halka kelimesini ilk defa ebû zekeriyyâ kitâbü’s-sîre’sinde, ıv. (x.) yüzyıl ibâzî şeyhleri ebü’l-kāsım yezîd b. mahled ve ebû hazer yağlâ b. zeltâf hakkında bilgi verirken kullanmıştır. ebû zekeriyyâ’ya göre bu iki âlimin kurduğu halkaya vehbî ibâzîler de devam etmiştir. çok zengin olan ebü’l-kāsım yezîd halkaya katılanların ihtiyaçlarını karşılamış, fakat öğrenimlerine engel olacağı gerekçesiyle evlenmelerini yasaklamış, bir öğrencinin evlendiğini duymaktansa ölüm haberini almayı tercih edeceğini söylemiştir (kitâbü’s-sîre, s. 194). bir başka ibâzıyye fırkası olan nükkâriyye’nin lideri ebû yezîd en-nükkârî’nin ebü’l-ammâr abdülhamîd el-a‘mâ ile birlikte seçkin ve nüfuzlu kimselerden oluşan on iki kişilik bir heyet kurduğu bilinmektedir. ebü’l-kāsım yezîd b. mahled ve ebû hazer yağlâ b. zeltâf’ın, muhalifleri olan nükkârîler’in on iki kişilik halkasından etkilenmeleri de mümkündür. ebû hazer’in öğrencilerinden ebû muhammed vîslân b. ya‘kūb da memleketi olan cerbe’de bir halkanın liderliğini yürütmüştü.

ibâzî kaynaklarına göre dinî ve içtimaî mânadaki halkayı ilk kuran ve esaslarını tesbit eden ebû abdullah muhammed b. bekir’dir. ıv. (x.) yüzyılın son çeyreğinde doğan ebû abdullah, bilâdülcerîd’de ebû nûh saîd b. zengîl ve ebû zekeriyyâ b. ebû misver’den öğrenim görmüş, ebû nûh’un ölümünün ardından bilgisini arttırmak için kayrevan’a gitmiş, daha sonra bilâdülcerîd’e dönerek takyûs’ta yerleşmişti. ebû abdullah, cerbe’den gelen genç ibâzîler’in isteği üzerine 409 (1018-19) yılında bir halka kurarak teşkilâtlandırmış, halkayı oluşturan üyelere azzâbî, halkanın başındaki kişiye şeyh adı verilmiştir. şeyh azzâbîlerin içtimaî, idarî ve eğitimle ilgili işlerinden, mallarının muhafazası ve itibarlarının korunmasından sorumlu tutulmuştur. cemaate yiyecek içecek temin etmek, öğrencilerin eğitimine nezaret eden ve “urefâ” denilen görevlileri tayin etmek de şeyhin vazifeleri arasındadır. ebû abdullah’ın oluşturduğu halkanın üyeleri görevlerini yaptıktan sonra vakitlerini ibadete, sâlih amellere, özellikle kur’an okumaya ve tefsirine ayırırlardı. geniş ve beyaz elbise giyerler, saçlarını kesinlikle uzatmazlar, başlarına beyaz bir örtü bağlayıp bir ucunu sağ tarafa sarkıtırlardı. halkaya üye olmak isteyen bir kimsenin ilim öğrenmeye kararlı, dünya işlerinden uzak, hâfız, âbid, sâlih ve malını Allah yolunda harcayabilecek vasıflara sahip olması gerekiyordu.

ebû abdullah, daha sonra öğrencileriyle ibâzıyye’nin yaygın olduğu yerleri dolaşarak muhtelif halkaların kurulmasını sağladı. bundan dolayı bazı ibâzî müellifleri ebû abdullah muhammed’i ve öğrencilerini hz. îsâ ve havârilerine benzetmişlerdir. ebû abdullah’ın son yıllarını geçirdiği vercelân’da (vargla) 440’ta (1048-49) ölümünden sonra öğrencilerinden ebü’l-hattâb abdüsselâm mansûr hocasının başlattığı halkayı devam ettirdi. vı. (xıı.) yüzyılın ilk yarısında yaşayan ibâzî âlimi ebû zeyd abdurrahman b. ma‘lâ, bu organizasyonu geliştirerek vâdîrîg’de tigurt camii’ndeki halkayı kurdu. ebû zeyd’den sonra halka kaidelerinin geliştirilmesi ve son şeklini almasında önemli hizmetler ifa eden ebû ammâr abdülkâfî’nin halka kuralları konusunda yazdığı sîretü ebî `ammâr `abdilkâfî adlı risâlesi mizâb ibâzî âlimleri arasında meşhur olup günümüze intikal etmiştir. bu kurallara göre halka mensubu olan kimse (azzâbî) ailesiyle ilgisini kesmeli, geceleri dağ başlarında ibadet ve dua ile meşgul olmalı, sadece yünlü elbise giymeli, hâfız olmalı ve halka tarafından verilen görevi tereddütsüz kabul edip yerine getirmelidir. ayrıca ilim öğrenmeli, zayıfın haklarını gözetmeli, bulunduğu beldenin huzurunu korumaya çalışmalıdır. halkanın şeyhi de zeki, kibar ve mutedil bir kimse olmalıdır. halka üç kategoriye ayrılmıştır. ilkini sadece şeyh temsil eder. ikinci kategoriyi teşkil eden dört seçkin üye şeyhle birlikte halkanın işlerini yürüten özel bir meclis oluşturur. bu üyelerden birinin ölümü halinde bir başka azzâbî onun yerine görevlendirilir. halka üyeleri içinden bir müezzin, okulda çocuklara kur’an okutmakla görevli üç hoca, cenazeleri yıkamak için beş görevli ve camide cemaate namaz kıldıracak bir imam tayin edilir. halka üyelerinden ikisi mescide ait mal ve gelirleri düzenleme görevini yürütürken bir üye de azzâbîlerin ve öğrencilerin yiyeceğinin dağıtımından, bir başka üye de caminin temizliğinden sorumludur. bütün halka mensupları üçüncü kategoriyi temsil eder.

halka, daha sonraki dönemlerde vehbî ibâzıyye ile bütünleşerek onun ayrılmaz bir kurumu olmuş, vâdîrîg gibi bazı bölgelerde halka yerine “azzâbe” kelimesi kullanılmıştır.

cerbe adasında v. (xı.) yüzyılın ilk yarısında bir şeyhin başkanlığında sadece ilim öğrenen halkaların bulunduğu görülmektedir. bu müessese cerbe’nin ispanyollar tarafından işgaline kadar (1511) devam etmiştir. cerbe’de halka meclislerinin en önemli şeyhi bir vehbî ibâzî olan fakih ebü’n-necât yûnus b. saîd idi. bu devrede trablus’un kuzeyindeki cebelinefûse’de de cerbe ile irtibat halinde bulunan vehbî ibâzî halkaları bulunmaktaydı.

1882 yılında fransa’nın mizâb bölgesini ilhakından sonra da azzâbe şeyhleri mizâb şehirlerinde ahlâkî otorite olma özelliğini devam ettirmişlerdir. bugün halkanın bölgedeki gücü mizâb’ın bazı şehirlerindeki talebelere ve camiye münhasır kalmıştır. mizâb ibâzî toplumunun kontrolünü elinde bulunduran halka şeyhi bölgede en büyük dinî ve ahlâkî otorite olarak kabul edilir.

bibliyografya:

ibnü’l-esîr, en-nihâye, “ĥlķ” md.; ca‘fer seccâdî, ferheng, tahran 1983, s. 329; serrâc, el-lüma`, s. 238, 267; ebû zekeriyyâ yahyâ b. ebû bekir, kitâbü’s-sîre ve aħbâri’l-eǿimme (nşr. abdurrahman eyyûb), tunus 1405/1985, s. 194; dercînî, ŧabaķātü’l-meşâǿiħ bi’l-maġrib (nşr. ibrâhim tallây), beyrut, ts. (dârü’l-fikri’l-arabî), ı, 3, 14, 17, 95-102, 145, 160, 167-169; şemmâhî, kitâbü’s-siyer, kahire 1301, s. 384-390; ali yahyâ muammer, el-ibâżıyye fî mevkibi’t-târîħ, beyrut 1385/1966, s. 421-426; a.mlf., el-ibâżıyye fi’l-cezâǿir, kahire 1399/1979, s. 176-192, 313-316, 546-551; ferhâd câbirî, nižâmü’l-`aźźâbe `inde’l-ibâżıyyeti’l-vehbiyye fî cerbe, tunus 1975; sâlih bâciyye, el-ibâżıyye bi’l-cerîd, tunus 1976, s. 185; seyyid sâdık-ı gûherîn, şerĥ-i ıśŧılâĥât-ı taśavvuf, tahran 1988, ıv, 243; muhsin kiyânî, târîħ-i ħânķāh der îrân, tahran 1369, s. 440, 453; abdülhay el-kettânî, et-terâtîbü’l-idâriyye (özel), ııı, 39-42; sabri hizmetli, “ibâdilikte azzâbe”, aüifd, xxıx (1987), s. 285-301; t. lewicki, “ĥalķa”, eı² (ing.), ııı, 95-99; dihhudâ, luġatnâme, xı, 777.

mustafa öz *
devamını gör...
halka. (الحلقة)

zikir veya ilim meclisi anlamında bir terim.

sözlükte “daire, insanların bir daire biçiminde dizilmesi” mânasına gelen halka (haleka) kelimesi, ilim öğrenmek için öğrencilerin bir hocanın ve zikir yapmak için sûfîlerin bir şeyhin çevresinde toplanmasını ifade etmek üzere “tedrîs” ve “zikir” kelimeleriyle birlikte “meclis” anlamında kullanılmıştır (halka-i tedrîs, halka-i zikir). namaz kılarken cemaatin saf teşkil etmesi istendiği halde sohbetlerde, vaazlarda ve derslerde çok defa halka veya hilâl biçiminde sıralanma tercih edilmiştir. dinleyicilerin kalabalık olması durumunda bir halkanın arkasında bir veya birkaç halka daha oluşturulur. böylece yapılan vaazın veya verilen dersin daha rahat dinlenmesi ve daha iyi anlaşılması sağlanır.

hz. peygamber zamanında ders ve zikir halkalarının mevcut olduğunu gösteren bazı rivayetler vardır. resûl-i ekrem mescidde ashabın biri öğretim, diğeri kur’an okuma ve dua olmak üzere iki halka teşkil ettiğini görmüş, bunların her ikisinin de hayırlı olduğunu söylemiş, fakat kendisi muallim olarak gönderildiğini belirterek öğretim halkasına dahil olmuştur (ibn mâce, “muķaddime”, 17). diğer bir hadiste halkada boş bulduğu yere oturan, boş yer bulunmadığında arkada ikinci bir halka başlatan kişiler övülmüş, halkaya dahil olmayanlar ise kınanmıştır (buhârî, “`ilim”, 8, “śalât”, 84). ayrıca hz. peygamber cemaate onar kişilik halkalar oluşturup yemek yemelerini tavsiye etmiştir (müslim, “nikâĥ”, 94). fakat namazdan önce saf düzeninde bulunması gereken cemaat böyle bir zamanda halka teşkil etmekten menedilmiştir (müslim, “śalât”, 119; ibnül-esîr, en-nihâye, “ĥlķ” md.). bir hadiste de zikir halkaları cennet bahçelerine benzetilerek müminlerin buralara devam etmesi teşvik edilmiştir (müsned, ııı, 150).

resûl-i ekrem zamanında mevcut olan zikir halkaları sonraki dönemlerde de varlığını sürdürmüştür. ancak başlangıçta ilim ve zikir halkaları henüz birbirinden kesin hatlarla ayrılmamıştı. halka teşkil etmek de sûfîlerin ayırt edici özelliği değildi. bundan dolayı ilk tasavvufî kaynaklarda zikir halkası tabiri üzerinde durulmamış, serrâc, ebû tâlib el-mekkî, kuşeyrî, hücvîrî ve sühreverdî gibi ilk sûfî müellifler eserlerinde zikir toplantılarını daha çok zikir meclisi şeklinde ifade etmişlerdir.

yaygın olmamakla birlikte zikir halkası tabirinin ilk sûfîler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. kaynaklarda şiblî’nin medine’de mescidde bir halka kurduğu kaydedilir. bünân b. hammâl de halka kurup oturan bir grup çocuk gördüğünü, içlerinden birinin onlara tasavvufî nasihatlerde bulunduğunu anlatır. ebû amr b. nüceyd, mekke’de ebû amr ez-zeccâcî başkanlığında bir halka oluşturulduğunu, ebû bekir el-kettânî ve ebü’l-hüseyin el-müzeyyin gibi büyük sûfîlerin bu halkaya katıldığını belirtir. abdullah el-ensârî’ye şeyhi sefere çıkmamasını, halka kurup oturmasını tavsiye etmişti (lâmiî, s. 209, 230, 267, 375). câmî, bazı sûfîlerin rüyalarında sohbet toplantılarının ve zikir meclislerinin halka şeklinde düzenlendiğini gördüklerini söyler (a.g.e., s. 259, 406). bu örnekler ilk sûfîlerin zikir, vaaz ve sohbet meclislerinde halka şeklinde oturduklarını göstermektedir.

bir sûfî semâ meclisinde vecde gelip ayağa kalktığı zaman halka şeklinde dönmeye (devretmeye) başlar, ona katılan dervişler de dönerken halkalar oluştururlar. bu sebeple semâ meclisine “deveran” adı da verilir. şeyhin etrafında halka olup dönen dervişler kutub çevresinde dönen âleme benzetilir. zikir halkalarının etrafında meleklerin halka oluşturup zikredenleri kuşattıkları kabul edilir. bütün bunlar sûfîlerin zikir halkalarına büyük önem vermelerine, bu halkaları feyiz ve irfan kaynağı saymalarına sebep olmuştur.

tarikat mensuplarının tekkelerde, zâviyelerde, mescidlerde, bazan evlerde, özellikle ihya ve niyaz geceleri teşkil ettikleri zikir halkalarına “halka-i dervîşân, halka-i tevhîd, halka-i irâdet” gibi isimler verilmiştir. bu halkalarda zikir, murakabe ve semâ yapılır, ilâhiler okunur, sohbet edilir. bir şeyhin halka-i irâdetine dahil olmak ona intisap etmek ve müridleri arasına girmek anlamına gelir. nakşibendiyye’de, sohbete katılan müridlerin şeyhin çevresinde halka teşkil etmesi özellikle tavsiye edilir (muhammed b. abdullah el-hânî, s. 32). tarikat silsileleri de birbirine bağlı halkalardan oluşan bir metinle tesbit edilir.

ulemânın gösterdiği tepkiden çekinen tarikat mensupları camilerde zikir halkaları oluşturmaktan kaçınmışlar, bu iş için tekke ve zâviyeleri, bazan da mescidleri tercih etmişlerdir.

bibliyografya:

ibnü’l-esîr, en-nihâye, “ĥlķ” md.; ca‘fer seccâdî, ferheng, tahran 1370 hş., s. 329; müsned, ııı, 150; buhârî, “`ilim”, 8, “śalât”, 84; müslim, “nikâĥ”, 94, “śalât”, 119; ibn mâce, “muķaddime”, 17; ebû bekir el-mâlikî, riyâżü’n-nüfûs (nşr. beşîr el-bekkûş - m. el-arûsî el-matvî), kahire 1401-1403/1981-83, ı, 32, 496; ahmed-i câmî, ünsü’t-tâǿibîn (nşr. ali fâzıl), tahran 1368 hş., s. 103, 229, 513; ebû mansûr el-abbâdî, śûfînâme (nşr. gulâm hüseyn-i yûsufî), tahran 1347 hş., s. 77; sübkî, ŧabaķāt, vı, 198, 209; lâmiî, nefehât tercümesi, s. 209, 230, 259, 267, 375, 406, 484; muhammed b. abdullah el-hânî, el-behcetü’s-seniyye, istanbul 1989, s. 32; seyyid sâdık-ı gûherîn, şerĥ-i ıśŧılâĥât-ı taśavvuf, tahran 1367 hş., ıv, 283; schimmel, mystical dimensions of ıslam, s. 159; abdülhay el-kettânî, et-terâtîbü’l-idâriyye (özel), ııı, 39-42; m. berekât el-beylî, ez-zühhâd ve’l-mutaśavvife, kahire 1993, s. 64; dihhudâ, luġatnâme, xı, 777.

süleyman uludağ *
devamını gör...
trt'nin yeni başlayacak dizisi. ahmet mümtaz taylan gibi solcular narıyo trt'de anlamıyorum. cidden hakkıyla totaliter olamıyor erdoğan. etrafında geziniyor sadece. iki binli yıllar öncesi özgürlük ortamını özledik reis.
devamını gör...
trt 1 her salı yayınlanan bir adet dizi. şaşırtıcı şekilde kaliteli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. öyle ki babam izlerken sardira sardira dizinin türk televizyonlarında aranan kan olduğuna kanaat getirdim. muazzam bir oyunculuk arka plan müzikleri ve alışılmışın dışında etkileyici çekim açıları var dizide. türk televizyonunun üstüne çimento dökülmüş kalıplarından az da olsa sıyrılmış olması sevindirici. azıcık da kendi milli dizilerimizle iftihar etme vakti gelsin artık.

ekleme: dizide beni en çok etkileyen iki husus; karakterlerin tiplemeleri ve müzikler oldu. senaryo başlı başına olmuş zaten.
devamını gör...
ilk çıktığında izlemeye başladım fakat sonradan internet bağlatınca terkettiğim diziydi. 3-4 gündür izliyorum tek sıkıntı süresi onun haricinde hakikaten güzel bir yapım.

arada sırada aaa vay be falan dedirtiyor yani tahmin edilemeyen durumlar ortaya çıkıyor. hunharca eleştirmeden 10. bölüme kadar geldim. ezel ve leyla ile mecnun gibi sıkıntısız ilerliyor umarım sıkıntısız bir şekilde devam eder ve sündürmezler.

şöyle uzaktan bakınca kaliteli kadrosunu görüyorsunuz bu oyunculardan kötü dizi çıkmaz diyorsunuz ve yanılmıyorsunuz.
devamını gör...
müthiş bir dizi. şu yaşıma geldim, 2 saat yayınlanmaya başladığından beri ilk kez bir türk dizisini normal hızında veya hiç atlamayarak izledim. vakit kazanma sahneleri bile anlamlı.

trt ile bağı bitmiş. üzüldüm halbuki trt’ye çok yakışıyordu. sanırım netflix’e transfer olacak. transfer olur olmasına da bu sezon finaliyle benim için final yapmıştır. 2. sezonu tutturur tutturamaz bilmiyorum ama tutturamaz gibi geliyor bana. hikaye bir saçma ay yapım dizisine dönüşmeye gayet müsait gibi geliyor.

netflix’e geçtiğine göre adem ve cihangir arasında bir kıpraşma bekleyin.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar