hatırlanan ilk cenaze

bir çocuğun ölüm gerçeği ile ilk karşılaşması, anlatılmakta güçlük çekilen bir olguya karşı ilk deneyimi. tabutun içinde varlığı bilinen ilk mevta.

4-5 yaşlarındayken karşılaştığım ve hatırladığım, zayıf ve hastalıklı yunus dayının tabut omuzlarda köyün mezarlığına götürülmesi sahnesidir benim. sonrasında evlerinin oralarda gezip camlarından içeri bakarak ölülerin birçok kan akıttığı ama görünmediği ile ilgili korkutucu akran paylaşımları. yunus dayının varken yok hale gelmesi, ağlaşmalar olay bütünlüğünden kısmen kopuk çeşitli film sahneleri gibi üç dört çekimlik kısa anlarla ve duygularıyla birlikte belleğimde.
devamını gör...
insanın ölümü anlamlandıramadığı dönemlere rastlayan cenazedir.

benim için 4-5 yaşlarıma rastlayan dedemin cenazesidir. ölümü anlamlandıramıyorsun. herkesin ağlaması, üzülmesi saçma geliyor. her şey şaka gibi. öyle ki annene "bana şaka yapmak için hacı dedeyi mezarından çıkarıp getirdiniz değil mi?" diyorsun. hacı dedenin daha evvel öldüğünden haberdarsın. mezarını biliyorsun. toprağın altında öylece yaşamını sürdürmeye devam ettiğini sanıyorsun. ötesi yok senin için. dünya var, yaşam var sadece. hayatında olan bir insanın, seni seven birinin toprak altında yaşamaya devam edeceğine ihtimal vermiyorsun yine de. hiç tutar yanı yok. saçma, çok saçma.

bugün dönüp baktığında gördüğün bir sürü ölümü hatırlıyorsun, sana şaka yaptıklarına inanmak istiyorsun. oysa yaşananlar iğrenç derecede gerçek.
devamını gör...
lisedeki müdür yardımcımızın annesinin cenazesi. mezarın başında ağlamıştı adamcağız. maalesef ben fazla birşey hissedememiştim. sonra annemin babasını, annemin amcasını defnedişimiz geliyor aklıma. anneciğim ağlamıştı biz tabutu götürrken. kardeşimin erken doğumla hayatını kaybeden bebeğini toprağa verişimiz geliyor sonra aklıma. bana sarılıp sarsıla sarsıla ağlamıştı. insanları teselli etmek çok zor böyle zamanlarda. herhalde ben de babamı toprağa verirken (yazarken bile ürperdim) ağlarım. senedim yok ama önce o gidecekmiş gibi geliyor bana. sonra annem sonra ben.
bir insanı yıkayıp toprağa bırakıyoruz. ne acayip şey.
devamını gör...
ölen kişiye göre değişen ruh halleri içerir, komşu ise pek bi samimi olmayan halde üzülürsün ama yakınlarından biriyse boş boş bakar durursun.
eski bir arkadaştan gelsin en iyi anlatan (#391983)
devamını gör...
sızde ız bırakmış olması muhtemeldir.
yil 2006 2007 annem tesadüf eserı çocukluk arkadaşıyla karşılaştı. beraber büyümüşler, annnemle yaşıt. anem o ara 33 yasinda. nergis abla o karşılaşmadan 1 yıl sonra öldü, kimsesi yoktu bir tek öz olmayan kız kardeşı ve nışanlisi vardı cenazesinde, yüzünü gördüm, ölmemışte uyuyor gıbıydı çok gençtı, o yüzü görseniz öldüğüne ınanamazdınız. prosedürler halledildi, topraga koydular. yaşım çok ufak değildi ama zor bir andı. en çok kimsesizligi oturdu içime aslında. gerçı nergis abla da öldüğü ıçın mutlu gibiydi, bilmiyorum, değışık. Allah ölmüşlere rahmet etsın.
devamını gör...
10-11 yaşlarındayım. yengem vefat etmiş. yaz tatillerinde ara ara gördüğüm, hafızamda çok da yer etmeyen birisi idi aslında. ama cenazesinin hatırası daha büyük oldu. ölüm kelimesinin nasıl bir karşılığı olduğunu fark etmeye başladım. cenazesi evin önüne getirildiğinde 3. kattaki pencereden izdiham denebilecek bir kalabalığın sessizce ağlamasına şahit olduğum anlarda amca, teyze dediğim evlatlarının nasıl küçücük bir çocuk gibi kanadı kırık kaldığını gördüm. hissettiklerim sadece boşluktu. bulunduğum salon o'nun salonuydu ama o yoktu. herkes etrafındaydı ama o yine yoktu.

ertesi sene de anneannem vefat etti. aynı meydana o geldi o yaz da. annemin haykırışlarını, ağlamaktan küçülen gözlerini unutamadım. uzunca bir süre de annemi kaybedeceğim korkusu ile savaştım. hâlâ da sürüyor. ölümle ne tür karşılaşırsanız karşılaşın ya da yüzleşirseniz yüzleşin, buz gibi bir gerçek. hele küçükken daha soğuk ve anlamsız geliyor insana.
devamını gör...
2000 yılında 5 yaşındayken ki dedemin cenazesi. tel dolabın üstünde hobby şeker vardı. sandalyenin üstünde çıkıp o şekeri almaya çalışıyordum.
devamını gör...
6-7 yaşlarımda halam vefat etmişti. çok net hatırlıyorum. kanser hastasıydı ama tabi çocukken kanserin ne olduğunu falan bilmiyordum. çok güler yüzlüydü. çok acılar çekmiş hastalığından dolayı ama bize hep tebessüm ederdi.
devamını gör...
ben 10 yaşındayken akciğer kanseri olan dayım son nefesini gözümün önünde vermişti. benim için buda'nın acı ve keder kavramlarıyla sarayın dışında ilk defa tanışması gibi bir durumdu. dayımı da babam kadar severdim. ilk kırılma noktam olarak da tarif edebilirim. ölünce tam olarak nereye gideceğini öğrenmek için imam şar'ani'nin ölüm kıyamet ahiret'ini okumuş, orada ölenin ruhuna okunan kur'an ve yapılan zikrin fayda sağlayacağı yazdığı için kur'an okumayı öğrenmiştim.
devamını gör...
2003 yılıydı, 5 yaşında olmam gerekiyor. babamın halası vardı, medine hala. bizi görüp memlekete döndükten sonra ölüm haberi gelmişti. haberi geldiği sırada annem dolma yapıyordu hala hatırlıyorum.**

medine hala beni kızdırmayı çok severdi, beni kızdırdıkça keyif alırdı ve xwedê starke (allah star etsin)* derdi. bir de çok horlardı rahmetli. beyaz tülbentli kısa boylu bir kadındı.
yıllar sonra kendisini rahmetle anmış olayım böylece.
devamını gör...
4 -5 yaşlarındayım. 1980 öncesi sıkıyönetim zamanı. gece polis arabası bahçe kapısının önüne geliyor, polis kapıyı çalıyor, arabada bir tanıdık da var. babam karakola gidiyor, halamın eşi eniştem vefat etmiş. annem ve ablam ağlıyor, ben bir şey anlamıyorum. sadece televizyonu açmama izin vermiyorlardı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar