hazreti muhammed [s.a.v.]

266. (Tematik)
babam benim o. kim ne derse desin. avuclarının içlerini öpsem sürsem yüzlerime. evinin önünde sadık bir köpek olsam. canım cananım varım senin olsun ya resullallah.
şefaat isteyecek yüzüm yok ya abdullah ın yetimi. çok mahcubum. seni Allah yetim etti, ben kendim yetim kaldım. seninle çağdaş olamadım. selatu selam sana ve ehlibeytine olsun! ve tabiki

şefaat ya resullallah.
devamını gör...
268. (Tematik)
ashabına yaptığı nasihatlerle aslında kıyamete kadar gelecek bütün müminlere nasihat eden peygamber efendimiz (sav) yolumuzu aydınlatmıştır. zaten o'nun ışığından başka bir ışık da yoktur.

resã»lullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"nerede olursan ol, Allah'tan kork! her kötülüğün ardından, onu silecek bir iyilik yap! insanlarla güzel ahlâk ile geçin."*

resûlullah efendimiz (sav) ebû zerr'i (ra) bir kabileye gönderiyordu. dedi ki:

"ey Allah'ın resûlü! bana tavsiyede bulun!" peygamber efendimiz de (sav) şöyle buyurdu:

"selâmı yay, yemek yedir. kabilenin önde gelen kişisinden nasıl utanıyorsan Allah tan da öyle haya et. kötülük yaptığın zaman hemen bir iyilik yap. gücün yettiği kadar ahlâkını güzelleştir." *
devamını gör...
273. (Tematik)
1500 yıl önce getirdiği düzen ve adalet günümüzde yoktur. kim ne derse desin, Allahsızlar anlamak istemesin. hangi insan her gün onun kadar anılıyor? dünya onun getirdiği adalete muhtaç.
devamını gör...
274. (Tematik)
haçlı seferleri esnasında hristiyan mitolojisine baphomet/bafomet adıyla konuk olmuş islam peygamberi. ortaçağ avrupasında hz muhammed (s.a.v) "mahomet" olarak anılıyordu. bafomet ise sonradan uydurulmuş bir şeytandır ve garip bir biçimde bazı masonlar tarafından saygıyla anılır.

dante'nin ilahi komedyası'nda hz muhammed (s.a.v) ve hz ali (a.s) cehennem'in sekizinci katına atılmış olarak tasvir edilmiştir. zira o dönemdeki hristiyan inancına göre onlar inancı bölmüştür.

incil'in parçalarından birinde (eyüb'ün kitabı) behemot adlı bir canavardan bahsedilir. yine ortaçağ'da bazı fanatik hristiyanlar, bu karakterin hz muhammed (s.a.v)'i temsil ettiğini ve bir uyarı olduğunu düşünmüştü.
devamını gör...
276. (Tematik)
bu da benim düğünüm olsun gelirim ey dost; ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kırıp zincirlerimi yine sana gelirim. gelmesem sana, sensizlikten yok olurum. yolunda ölmek için, seni ararken, sende tükenmek için gelirim. yalınayak, başı açık dosta kavuşmanın hayaliyle çıktım yola. 'gül'e doğru savurdu rüzgâr beni. dağın bağrındaki ateşten, kâinatı ısıtan güneşten sordum gül diyarını. 'güllerin efendisi'nden destur almak için ne lâzım.' dedim. o'nun adını duyunca; dile geldi dağlar ve taşlar, tebessüm etti güneş. hepsi bir ağızdan, 'teri gül kokan gül sultanı'ndan kabul görmek için seher kapılarının önünde kul olasın, bel kırıp boyun burasın. hakk'a yönelip el pençe divan durasın.' dediler. sonra, 'insan olana saygı duyasın, kırık gönüllerde tahtlar kurasın, yaralı gönüllere muhabbetinle merhem olasın.' diye nasihatte bulundular. 'hakk'ın sadık dostuna, hidayetin güneşine, inayetin gözbebeğine, rahmetin timsaline, rububiyet saltanatının dellâlına, kâinatın muallimine, habib-i zã®şan'a ve o'nun âline ve ashabına milyon kere salât ve selâm olsun.' dediler. âh efendim, can efendim, gül efendim! dosta giden çile dolu yollarda, getirdiğin huzura, nurunun aydınlığına muhtacım. bilirim kılâvuzu sensin dosta çıkan yolların, haritası sana emanet edilmiştir gül coğrafyasının. günahkâr bedenimi yüklenip azıksız bir heybeyle, nuruna kavuşmak ve şefaatine ulaşmak için yöneldim kapına. güneşin ağlayarak doğduğu bir vakitte, sızlanışım vardır ney misali. serin seherlerde uykularımı kaçıran hasretin vardır. seni ararken rüzgâra döktüm derdimi. sessiz bir 'âh'la kanatlandı kuşlar. ağır ağır aktı mavi bir menzile doğru bulutlar. kanayan gül yapraklarından, yaralı bülbüllerden geldi selâmı baharın. 'andım yine seni her şey yâdımdan silindi hayalin gönlümün tepelerinde gezindi bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi andım yine seni her şey yâdımdan silindi.' hayalini kurdum binlerce yıl uzaktan. bir tebessümüne hasret kaldı günahkâr bakışlarım. sen bir serap gibisin içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan... hayalin bile serinliktir kavrulan ruhum için, hayalin bile tat verir acıyan yüreğime. adın geldiği ve ismin can olduğu zaman cümlelerimin özüne, yok olur bütün düşmanlıklar ve savaşlar. ihtiyar dünya bin defa şahittir buna. hz. ömer'in öfkesi, potanda eridi efendim. hz. vahşi, günahları için gözyaşı dökmeyi senden aldığı nâmeyle öğrendi. gel efendim, bir gece yarısı cesedime can olmak için gel, damarlarıma aşkınla dolmak için gel! ah efendim, andım yine seni her şey yâdımdan silindi. 'keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam.' keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam. aşkının odunda pervaneler gibi can verip yansam. ebediyete ayarlı kalbimi, 'ya bâkã® ente'l-bâkã® ' sırrıyla hakk'a hediye sunsam. kalbini nasıl yarıp arındırdıysa melekler, ben de seni rehber edinip kirlerimden arınsam. rabbim'e giden yolda dünyadan firar etsem, merhametinin gölgesine sığınsam. ürkek ceylan misali yanına sokulsam. bir yolunu bulsam, muhabbet menbaı olan gönlüne aksam. ve yanlış efendilere köle olmaktan ebediyen kurtulsam. keşke hep aşkınla oturup, aşkınla kalksam.. 'anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek inleyip en taze hislerle hep bekleyecek anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek? ' anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek? beni de çağırır mı çağları delen sesin? bir dua sonrası ay yüzünle yüzüme bakıp, 'günahkâr olsan da gel! ' der misin? içimdeki sancının adı nedir, efendim? nedir beni bu zamansız mekânsız hasrete çeken, bu yüreğimdeki ağırlık, bu mücrim halimle ötelere duyduğum iştiyak da ne? sadık dostun ebu bekir, öfkeye galip gelen ömer, edep tacını giyen osman, sırrını emanet ettiğin ilim kapısı ali (r.anhum) hürmetine, beni de kucakla şefaatinle. nerededir gönlüne akan yol? sana vuslatın şartı can mıdır söyle? kurban olsun canım hakk'ın yoluna, vuslatına ferman gönder efendim. 'kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken ardından ne olur sana ulaşmam için kanadından bir tüy ver, pervaz edeyim hep ardından kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken ardından.' bedenim kafes efendim, kalbim tutsak bir güvercin gibi titriyor kafesinde. uzaklığın çekilesi dert değil. ismini ansam gecenin ıssız saatlerinde, bir cuma sabahı uykuyu beyninden vurarak duaya dursam, gül kokan bir muştuyla gelir mi melekler? korkuyorum bu gurbette sensiz kalmaktan. yüreğim sensiz karanlık, yüreğim sensiz gece... sana doğru kayıyor gönlümün göklerinde yıldızlar. bir gece kirpiklerim kapansa; sen, gül kokunu yüklenerek bir bahar edasıyla gelsen güneş gibi ısıtsan buzdan duygularımı. rüyalarım şeref bulsa güneşi kıskandıran cemalinle. kur'an ilmini elinden içsem ab-ı hayat misali. taif dönüşü ettiğin dua hürmetine kabul görsem tarafından, efendim... 'ey kupkuru çölleri cennetlere çeviren gül gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül! vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül ey kupkuru çölleri cennetlere çeviren gül.' ey susuz kalanlar için parmaklarından pınarlar akan sevgili! yaradan, 'habibim' demiş sana, 'sen olmasaydın gökleri yaratmazdım.' diye ilân etmiş âleme. ağaçlar köklerini sökmüşler toprağın bağrından yanına gelmek için. hurma kütüğü inlemiş rıhletinin ardından. ey taşlarla bile konuşan sevgili! bir gün gelsen bana, ağlayan gözlerimin tâ içine sürmeli gözlerinle nazar kılsan, nurun aksa gözlerimden gönlüme. ve öylece yanarak menziline varsam. 'mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım sensiz geçen bu acı rüyâdan kurtulayım mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım.' eğer dünya bir nefeslik dar mekânsa ve bu mekâna gelmek imtihansa kul için, mecnun eyle beni de gerçek leyla'ya. hubeyb gibi, mus'ab gibi, enes bin nadr gibi, ashab-ı bedr ve åžüheda-yı uhud gibi... candan canandan, evlâd u ıyalden geçerek sana geleyim. åžehadet olsun sensizliğin bedeli. bir kor saç ki içime, ocaklar gibi yanayım. bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana feda olsun yâ rasulallah. 'aklım senden uzakta kaldığı günleri saymakta ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta göster çehreni ki güneş guruba kaymakta aklım senden uzakta kaldığı günleri saymakta.' kalbimin çekirdeğinde inceden bir sızı; bu sızı senden efendim. sensizlikle imtihan etmesin beni yaradan. sana ulaşmak zor olsa da sana ulaşma arzusunu, senden uzak kalma korkusunu içimden almasın. bu diyarlarda vakit dolmadan, ölüm meleği emanetini almadan, güneş guruba kaymadan vaslına ermekle müjdelesin. beni bensiz bıraksın; ama sensiz bırakmasın. 'son demde hiç olmazsa gurã»bum tulã» olsun gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun her yanda tamburlar çalsın neyler duyulsun son demde hiç olmazsa gurã»bum tulã» olsun.' ah efendim, can efendim, gül efendim! 'kefenimi saçlarımdan giymeye başladığım şu demde', sana döndüm yüzümü. 'zaifem, bã®kesem âcizem, alã®lem, medet cã»yem zidergah et ilâhã®.' dualarım, hep senden yana. fidanları bile yeşertir gözyaşlarım. kapanırken bu âlemde gözlerimde perdeler, sen tut ellerimi. öyle bir alayla gel ki beni almaya, sümbüller, nergisler, lâleler eşlik etsin endamına. her tarafta tamburlar çalsın, neyler duyulsun, rüzgâr gül kokunu kâinata savursun. ağaçlar, yapraklar bu neşveyle düğün meclisi kursun. bari son demimde ruhum huzurla dolsun. neyin eksik olur ya rabbim, bu da benim düğünüm olsun..."

not: hakkında böyle bir yazı yazılmış. yazı bir internet sitesinde yazarlık yapan emire2 rumuzlu kullanıcıya ait. çok beğendim siz de okuyun istedim.
devamını gör...
277. (Tematik)
şu an sözlükte yazar olsaydı entrylerine güleceğim yazar olurdu. tıpkı ayetlerine güldüğüm gibi. ayrıca kendileri vakti zamanında paranoid şizofren olup gaipten sesler duymasıyla meşhur bi insandır. kafayı yemekle yememek arasında gidip gelen, eşi benzeri olmayan keskin zekasıyla idea dünyasında inanılması güç bir tanrı yaratmış, insanların da buna inanmasını beklemiş, aptal olanları hemen ikna etmiş, olmayanları da kılıçtan geçirmiş, bunu gören diğer ahali yusuf yusuf sesleriyle hemen onun safına katılmış, birileri çıkıp kendisine "ya sen ne ayak bir adamsın, bize sunacak daha mantıklı bir tanrı bulamadın mı, sonra da gelmiş niye putlara tapıyorsun diye trip atıyon" dememiş, diyememiş demişse de önce dili sonra da şeyi kopartılmış, kendisinden daha büyük egoya sahip bir tanrı yaratmış, yarattığı tanrının da bu alemleri kendisi için yarattığını söylemiş. ilginç valla.

ha bi de dönemin en güzel ve en genç kızları ile evlenmiş muhammed-ül emin. hele en genci hz ayşe. 9 yaşında mı ne. tamam da kardeşim 1 kadın neyine yetmiyo? neden en genç ve güzel kızları alıyosun eşin olarak. gözün doysun.
not: islamcı kesim bunu hz. muhammed onlara acıdığı için evlendi falan filan diyerek savunur. be güzel kardeşim bu adam neden tüm genç ve güzel kızlara acıyo? acınacak ne yönleri var bu kızların? yoksa o dönem tüm genç ve güzel kızlar fakir fukara falan mıydı. hadi onu geçtim 9 yaşındaki çocukla evlenmek ne oluyo lan? koskoca alemlerin sevgisilsi hz. muhammet-ül emin (s.a.v) sübyancı mıydı? tööbe tööbe tööbe...

edit: çarpıldım lan. valla. kaşım gözüm oynadı. acaip bir şey oldu bana. ay acıdı.
devamını gör...
279. (Tematik)
narsist.

33 ahzâb/56'da yer alan, süphe yok ki Allah ve melekleri, salevet getirir, peygamber (muhammed)e; ey inananlar siz de ona salevet getirin; tam teslim olarak da selâm verin.


ve ya;
kendi kendi için söylediği,

"ben adem ogullarinin seyyidiyim", "gözünüzü açin! ben Allah'in sevgilisiyim. Allah nezdinde gelmis ve gelecek bütün insanlarin en sereflisi, en yücesi benim.." .
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar