hazreti muhammed [s.a.v.]

321. (Tematik)
uğruna "anam babam sana feda olsun ya rasulallah!" gibi büyük bir cümlenin söylenebileceği tek yaratılmış. bir müslüman için babasından anasından üstün tutulan, sevmeyenlerinin ona göre bir üslupla yaklaşması gereken rahmet peygamberi.

devamını gör...
324. (Tematik)
günümüzde alemlerin onun hatırına yaratıldığı peygamber efendimize inanmamalarını bir nebze olsun geçtim (kendi tercihlerdir) utanmadan, sıkılmadan hayasızca ifira atan şerefsizleri gözlemleyip ciğerlerim yanarak bunlarla aynı havayı solumak mecburiyetinde kalıyorum. Allahü telanın merhameti dünyada müminlere kafirlere herkese yetiştiği gibi ahirette kafirlere ( peygamber efendimize iftira atmak da bir beis görmeyenlere, onu aşalığayanlara, onu filozof olmakla itham edenlere, sünnetini beğenmeyenlere, şahsına en ağır hakaretlerde bulunan müfterilere) merhametin zerresi yoktur. nitekim hud suresi onbeşinci ayetinde mealen ( görüşleri kısa akılları eksik olanlar ahireti düşünmeyip her iyiliği, şöhret, mevki ve hürmet gibi dünya lezzetlerine kavuşmak için yapıyor. bu yaptıklarının karşılıklarını dünyada verir, umduklarından birini esirgemeyiz. çünkü iyiliklerinin karşılıklarını almışlardır. alacakları yalnız bozuk niyetlerinin karşılığı olan cehennem ateşi kalmıştır. hırs ve şehvetleri için, gösteriş için yaptıkları iyilikleri ahirette kendilerine yaramayacak bunları cehennemden kurtaramayacaktır. ) buyuruldu.

bugün peygamber efendimize hiçbir saygısı olmayanlar hakikat günü olan ahirette pişman olacakları gibi son pişmanlıkları fayda etmeyecektir. o dehşetli günde herbiri birbirine aval aval bakarak o uydurmuş oldukları dedikleri gerçeği kendi gözleri ile gördüklerinde sonsuz olan azaba düçar olacaklar, dünyada iken yapmış oldukları türlü hayasızlıkların karşılığını ahirette misli ile alacaklardır. kimseden bir şey okumamış öğrenmemiş, hiçbir yazı yazmamış iken ve seyahet etmeyen ve çevresinde olan bitenden haberi olmayanlar arasında hasıl olmuşken tevrat da ve incil de ve bütün başka kitaplarda yazılı olan şeyleri bildirdi. her dinden, her çevreden, her meslek erbabından ileri gelenlerin tümünü hüccet ve burhanlarla susturmuş bulundu. şimdi bu gerçeği nefislerinin kötü arzularına boyun eğerek görmek istemeyen insan(lar) dünya ve ahiretin efendisine en sıradan insanlara ağza alınamayacak adice, kahbece yalanlarına kılıf uydurarak iftira atıyor iftira atarken de bundan büyük bir haz duyuyorlar. peygamber efendimiz türlü mucizelerinin yanı sıra en büyük mucize olarak kuran-ı kerimi ortaya koymuştur ki tek bir ayetinden birini bile söyleyemezsiniz diye meydan okuduğu halde kimse 1400 küsur seneden beri dünyanın her tarafında islam düşmanları elele vererek, mallar, milyonlar dökerek uğraştıkları halde söyleyemediler. şimdi de milyonlar dökerek dezonformasyon silahını ve her türlü iletişim araçlarını bu uğurda taarruza geçirerek söyleyememek şöyle dursun daha beter rezil oluyorlar.

kuranı kerimde kimsenin yapamayacağı ve de söyleyemeyeceği şeyler o kadar çoktur ki; altısını bildirmek de aklı dar olanlar için büyük fayda var. bunlar:

1- icaz ve belagat: az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak çok şey anlatmaktır.

2- harfleri ve kelimeleri: harfleri ve kelimeleri arap harflerine benzediği halde ayetler sözler ve cümleler onların sözlerine, şiirlerine ve hutbelerine hiç mi hiç benzemiyor.

3- okunması: bir insan kuran-ı kerimi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor, usanmıyor, aksine okuma hevesi daha da artıyor.

4- geçmiş insanların halleri: geçmiş insanların hallernden bilinen ve bilinmeyenler kuran-ı kerim de açıkça bildiriliyor.

5- ileride meydana gelecek olayları bildirmesi: bunlardan çoğu zamanla meydana çıkmış ve hala çıkmaktadır.

6- bilinmeyen ilimler: kimsenin hiçbir zamanda hiçbir suretle bilemeyeceği ilimlerdir ki Allahü teala ulum-i evvelini ve ahirini kuran-ı kerimde bildirmiştir.

bugün bu mucizeleri görmek istemeyenler resulullah efendimize dil uzatmak gafletinde bulunuyorlar. inanmak ve inanmamak insanın irade-i cüzziyesindedir. yani kendi tercihidir. ama inanmama fasılını işlerken dünya ve ahiretin efendisine hakaret fiilini işlemek ve bunu yaparken tarihin yalan sayfalarına başvurmak bilimi de bu işe yalan yanlış alet etmek açık bir hayasızlıktır. daha da ağrını söylemek alemlere rahmet için gönderilen peygamber efendimizin ümmeti olan müslümanlara yakışmayacağı için susuyorum.

müslüman bir insanın peygamberine hakaret eden kimselere karşı emr-i bil maruf sorumluluğunu yerine getirmesi gerekmektedir. peygamber efendimize ilim ile saldıraya geçenler müsabakaya başlamadan hükmen yenilmiş sayılırlar. islam dini ilim dinidir. islam'la tanışıp kavuşma şerefine nail olan her medeniyet büyük bir ivme kazanarak insanlığın yönünü cahilliye devrinden ilim yönüne çevirmiştir.

bir hadis-i şerif'te " bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır " buyuruldu. bunu emreden bir peygambere ilim ile saldırmak islam tarihini bilmemekten ileri gelir. kafirlerin yalanlarını peygamber sözünden üstün tutan kişiler biraz olsun araştırmadan kendi kafalarında uydurmuş oldukları hayali şeylere din diyorlar. bu mürtedler tarihi de çarpıtarak bu topraklarda islam dini ile dünyaya hükmeden osmanlı devletini de ilimle uğraşmayan barbarlıkla dünyaya hükmeden bir devlet olarak görüyorlar. kargaların güleceği bu yalanları sahte vesikalarla belgelemeye çalışıyorlar.

daha çok şey yazacağımız alemlerin hatırına yaratıldığı peygamber efendimizi aşağı gören insan müsveddelerine bir ayet meali ile cevap vererek yazımızı noktalayalım.

Allahü tela peygamberimize tabi olmayan islamiyeti beğenmeyenlere sonsuz azap yapacaktır. nisa suresi yüzyetmişikinci ayet-i kerimesinde mealen : ( muhammed aleyhisselama inanıp ahirete yarayan işleri yapanlara Allahü teala vadettiklerini verecek ve ayrıca çok ihsan yapacaktır. Allahü telalaya ibadet etmeği yani muhammed aleyhisselama itaat etmeği, aşağılık gericilik sanıp kendilerine asri ve münevver diyerek büyüklük taslayanlara çok azap edecektir. kendilerini herkesin üstünde sanan bu kafirleri cehennemden kurtaracak bir yardımcı, Allahü tealadan başka bir kuvvet sahibi bulunamayacaktır ) buyuruldu.
devamını gör...
325. (Tematik)
onun(a.s) risaletini kabul edip ondan sonra peygamberlik dava eden,sahte resullerden bazılarının yazdığı kitaplar vallahi bize öyle gelmektedir ki muharref incildende muharref tevrattanda kalitelidir...onun azameti,gölgesinden faydalanan ve onu taklit eden sahte peygamberlerin batıl davalarında bile peygamberin(a.s) eşsiz yüceliği tecelli etmişdir...ne mutlu ışığı yayan şamdana düşmanlık etmeyip,aydınlığın gerçek kaynağını bulanlara...
devamını gör...
326. (Tematik)
Allah ın yüzü suyu hürmetine alemleri yarattığı hatta evlatlığının karısı ile evlenmesi için ayet indirdiği peygamber. yalansa yalan diyin.
devamını gör...
327. (Tematik)
çölde yaşayan birbirini boğazlayan cahil halktan, kız çocuklarının canlı canlı gömüldüğü, saygı ve sevginin olmadığı bir zamanda, dünyaya gelen; güzel ahlakı, dürüstlüğü ve bilgisiyle o insanları doğru yola getirmiş en büyük öğretmendir.
devamını gör...
329. (Tematik)
öncelikle (bkz: dalga geçmek ile fikir beyan etmek arasındaki ince çizgi)

evlatlığının değil -önce azat edip evlat edindiği, bir süre sonra babasının ismiyle çağırdığı- kişinin karısıyla evlenmesi için yüce Allah kendisine ayet vahyetmiştir.
art niyetli olarak yaklaşılmayacak ise hikmetini anlatmaya çalışalım:

"o zamanki arap toplumunda evlatlık edinilenler de, evlat olarak sayılıyor hatta fakir bir adamın güzel bir çocuğu tamamen gasp edilerek
benim evladımdır deniliyordu. bazı evlatlar ise kendi babalarını reddederek benim babam falancadır deme gafletinde bulunuyordu. veda hutbesinde peygamberimizin buyurduğu üzre;

-babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. cenâb-ı hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabã»l eder.

durum bu iken evlatlık olarak alınan kişinin asla kişinin "asli evladı" olamayacağı, babasından başkasına "baba" demenin de gaflet olacağı, efendimizin "kardeşi" zeyd'in zevcesi ile evlenmesi sonucu açıklığa kavuşturulmuştur.
tıpkı kabe'nin içindeki putların devrilmesi gibi "eylem" ile bu sosyal düzenleme sağlanmış oluyordu."

kur'an-ı kerimi hangi gözle okuduğumuz çok önemlidir. hakikati aramak için mi yoksa açık aramak için mi?
selam ve dua ile..
devamını gör...
331. (Tematik)
--- alıntı ---

...Mevcudatın en meşhuru ve a'dasınının * tasdikiyle dahi en mükemmeli ve en büyük kumandanı ve en namdar hâkimi ve sözce en yükseği ve akılca en parlağı ve on dört asrı fazileti ile ve Kur'anı ile ışıklandıran yedi cihan güneşi...

--- alıntı ---

*
devamını gör...
332. (Tematik)
yaäžmur



vareden'in adıyla insanlığa inen nur

bir gece yansıyınca kente sibir dağından

toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

en müstesna doğuşa hamiledir kainat



yıllardır boz bulanık suları yudumladım

bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım



hasretin alev alev içime bir an düştü

değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü



ihtiyar cübbesinden kan süzülür nebi'nin

gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

sarsılır ebu kubeys kovulmuş feryatlarla

evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak



zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım



yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü



bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

sükutu yar, sevinci dualar kadar derin



çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım



sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

en son, avucumuzdan inci ve mercan düştü



melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

mutluluk nağmeleri işitirler hıra'dan

bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

paramparça, ateşler şahının hayalleri



keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

o mücella çehreni izleseydim ebedi

sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım



sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

katil sinekler deldi hicabın perdesini

istiklal boşluğuna arılar nadan düştü



dolaşan ben olsaydım save'nin damarında

tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

ebedi aşka giden esrarlı yollarında

senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

on asırlık ocağın savururdum külünü



bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım



sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

bir bela tünelinde ağır imtihan düştü



badiye yaylasında koklasaydım izini

kefenimi biçseydi ebva'da esen rüzgar

seninle yıkasaydım acılar dehlizini

ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya



suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım



haritanın en beyaz noktasına kan düştü

kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

hakların temeline sanki bir volkan düştü



firakınla kavrulur çölde kum taneleri

ahuların içinde sevdan akkor gibidir

erdemin, bereketin doldurur haneleri

sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

åžemsiyesi altında yürürsün bulutların

sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların



devlerin esrarını aynalara sorsaydım

çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım



sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

ilkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü



yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından



madeni arzuların ardında seyre daldım

küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

senin için görülen bir düş de ben olsaydım



åžehirler kabus dolu; köylere duman düştü

tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali



hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

sesini duymayanlar girdabında boğulur

ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

åžaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin



saatlerin ardında hep kendimi aradım

bir melal zincirine takıldı parmaklarım

yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım



sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü



ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

mekanın fırçasında solmayan resim senin



yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım



tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

iniltiler geliyor doğudan ve batıdan

sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü



ıslaklığı sanadır ahımın, efganımın

içimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

nazarın ok misali karanlıkları deler

bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

renkleri birbirinden ayıran mihenk senin



bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım



yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

bir dönüm noktasında aklıma rahman düştü



nefesinle yeniden çizilecek desenler

çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

anneler çocuklara hep seni içirecek

yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin



damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım



kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

åžarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

insanlık bahçemize sensizlik hazan düştü



yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

senin için görülen bir düş de ben olsaydım

yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım

damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

nurullah genç
devamını gör...
335. (Tematik)
fahri alemin isimleri halleri tevrat da ve incil de yazılıydı, yahudi ve hristiyanlar teşrif etmesini bekliyordu. fakat kendilerinden gelmeyip araplardan gelmiş olduğu için bazıları hasetlerinden ötürü iman etmedi. halbuki, birçok alimleri ve akılıları insaf ederek müslüman olmakla şereflendi. onun peygamber olduğuna inanmamak onun büyüklüğünü üstünlüğünü anlamamak, onun kıymetini ve şerefini azaltmaz. Allahü teala inşirah suresinde (senin zikrini yükselttim) kendi ismimin yanında olarak her yerde söylenir buyurdu. yeryüzünde bir derece batıya gidildikçe namaz vakitleri 4 dakika sonra başladığı için dünyanın her yerindeki müslümanlar her günün her dakikasında ezan okumak da onun o mübarek ismi her an saygı ve sevgi ile söylenmektedir.
devamını gör...
336. (Tematik)
Allah' ın evlerine, yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmemezi fakat davet edilirsek yemeği yedikten sonra dağılmamızı emrettiği peygamber. kutsal kitap kuran ı kerime göre evlerinde sohbet etmek için de gidip oturmamalıyız. çünkü bu halimiz peygamberi üzer ancak o da bize bir şey söylemeye çekinir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmediği için bize bunları emretmiştir. peygamber eşlerinden bir şey isteyeceğimizde onu perde arkasından istemeliyiz. (kuran tüm insanlara geldiğine göre kadın-erkek, çolu-çocuk hepimiz için geçerli bu, zaten referans aldığım ayet ey inananlar diye başlıyor) bu sayede kalplerimiz daha temiz kalır. Allah'ın peygamberini üzmemiz ve o'ndan sonra eşlerini nikahlamamız asla caiz değildir. çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.
devamını gör...
337. (Tematik)
kadının bir meta gibi satılıp hatta kullan-at tarzında sokağa atıldığı bir zamanda gelerek kadına bir kimlik kazandıran ama bu kimliği bugünkü kadın haklarıyla karşılaştıran insanların asla anlayamayacağı resul.
devamını gör...
338. (Tematik)
şu meşhur kadının bir meta gibi satılıp hatta kullan-at tarzında sokağa atıldığı cahiliye döneminde hz. hatice ile hatice'nin teklifi üzerine evlenmiştir.
devamını gör...
339. (Tematik)
şimdi biz ne diyoruz mesela, güneydoğu'da kadınlar töre yüzünden öldürülüyor diyoruz değil mi? kan davaları yüzünden insanlar birbirini öldürüyor diyoruz mesela. şimdi bu lafı okuyan birinin " o zaman çocukları kim doğuruyordu?" demesi ne kadar anlamlı olur? bu o kişinin meseleyi derinlemesine anlamaktan ne kadar uzak olduğundan başka bir anlama gelmez. bir yerde töre cinayetleri oluyor demek, oradaki her insanın istisnasız töre cinayetine kurban gittiğini, ya da istisnasız herkesin töre cinayetine karıştığını göstermez. sadece o yerde böyle bir problemin toplumu rahatsız edecek seviyede olduğunu, meselenin nicelit ve nitelik olarak evrensel standartların dışında bir şekilde geliştiğini gösterir.

şimdi; "hz peygamber döneminde kadınlara değer verilmiyordu, kız çocukları diri diri gömülüyordu" denildiğinde birinin kalkıp "sen kadınlar eziliyordu diyorsun ama hz. hatice peygambere evlilik teklif etmiş, hani kadınlar eziliyordu.." demesi meselenin ne kadar da uzağında olduğunu gösterir. kız çocuklar gömülüyordu argümanına "o zaman insanlar nasıl ürüyordu)" sorusu da aynı mantıksızlığın bir ürünüdür. bugün doğuda aşiret reisi olan hanım ağalar var. o zaman bir şunu mu demeliyiz; "hani orada töreler kadınları öldürüyordu, hani kadınlar değersizdi, baksanıza hanım ağalara.." o zaman hanımağalara bakarak kadın hakları noktasından güneydoğunun türkiye'nin en modern yöresi olduğunu mu iddia etmeliyiz..?

kullanılmaya çalışılan mantık budur..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar