hazreti muhammed [s.a.v.]

741. (Tematik)
bizler, hayata gözlerimizi sizin adınızın yankılarıyla açtık. bir büyüğün ellerinde kulağımıza okunan ezanda sizin adınız vardı. bu satırları içimdeki ezikliğin bir nişanesi olarak görünüz. size gerektiğince bir ümmet olamayışımın gözyaşları olarak telakki ediniz. az önce minarelerden yine adınız yankılandı. soğuk bir nisan gününde ortalığı ısıttınız adınızla. nağmelerde dolaşan adınız nağmeleri daha da güzelleştirdi. çiçek açmış ağaçlar, yapraklar sizin adınızla büyüdü, çocuklar sizin adınızla yetişti, sular sizin adınızla aktı. sizin adınızı duyup salâvat getirerek döndü dünya. siz geleceksiniz diye hazırlandı her şey. siz geldiniz sonra. alemlerin rabbi sizin için hazırlamıştı misafir mekanını. kullarının bekleme salonuydu dünya ve siz de bu bekleme salonunun en müstesna yerinde olabildiğince mütevazı bir şekilde beklediniz asıl mekana gidecek vasıtaları. bizler ise sizin yolunuzun zavallı birer takipçileri olarak sizin dünya adına sahip olamadığınız her şeye sahip olma hissiyle yandık tutuştuk. bekleme salonunda oturulup bekleneceğini unutarak burayı saraylara çevirdik, bir daha geri gelmeyeceğimizi bildiğimiz halde. siz bize bunları öğütlememiştiniz halbuki.
siz bize ebedi rehber oldunuz. biz ise en kötü, en rezil rehberleri aldık elimize sizi unutarak. gördüğümüz, duyduğumuz her şeye inandık. gıybetin ne kötü bir şey olduğunu unuttuk mesela. günahlarımıza mazeretler aradık her an. “yüzüne de söylerim ben bunları” dedik, arkasından konuştuğumuz insan hakkında. “bir kereden bir şey olmaz” dedik elimizi harama uzatırken. mazeretlerimizin bizi kurtaracağını zannettik ahmak bir zihniyetle.
sizden sonra dünya çok kere döndü sizin adınızı zikrederek. güneş çok kere doğup battı. adınız dünyanın dört bir yanına şimşek hızıyla gitmese bile ulaştı bir şekilde. ama öyle bir çağ geldi ki… adınızı ananlar hapse düştüler. adınızı anmak kanunlara ters geldi. isminizi andıktan sonra salavat getirmeyenin burnu yerlerde sürüneceği halde size asker arkadaşıymış gibi adınızla hitap eden ahmaklar türediler islam beldesinde. fethini haber ettiğiniz mübarek şehrinizde sizin getirdiğiniz dine muhalif icraat işlendi. her gece tonlarca para akıtıldı şeytan tuzaklarına. åžeytan sizin beldenizde kol gezdi de bir besmele çekilerek kovulamadı oralardan. beldeleriniz düşman botları altında çiğneniyor ya resulullah! mekke’nizde, medine’nizde karunlar türediler. firavunlar zaptettiler kudüs’ünüzü. istanbul’unuzda bel’amlar ortaya çıktı. size muhalif ne varsa el üstünde tutuluyor ya resulullah! size muhalif ne varsa “adam” statüsünde. adamların “adem” olması çok zor. bizler zavallı birer kuşlarız sensiz tek kanadı olan. ikinci kanadımız ol ya resulullah! ebabiller gibi gidelim ebrehe’nin ordusunun üstüne. ağızlarımızda kızgın taşlar olsun ağızlarımızı yaksa da. gözlerimizde bir damla yaş olsun beldeleri yananların yangınlarını söndürmek adına. sensizliğin buhranında kıvranan dünyaya son bir kez daha huzur sal! adının anıldığı yeri teşrif ettiğinizi biliyoruz. bizi sensiz bırakma! adınızın anılmadığı yerlerde adınızın anılmasına ne kadar muhtacız. ışığınızın ulaşmadığı yerlere bir güneş gibi ne zaman doğacaksınız? siz maddi olarak bulunmasanız da manevi olarak buradasınız ya resulullah! bizleri ademe mahkum etmeyin! ümmetinize yardım elinizi uzatınız. sizsiz bizim bir anlamımız yok ki.
Allah-ü teala “ümitsizliğe düşmeyin” diyor. bu yazdıklarım ümitsizliğin birer yansıması değil bilakis bizler son derece ümitvarız. çünkü bir peygamberimiz var, ümmetinin dar zamanında onlara inayet elini uzatan…
bu satırlar kalbi kararmış bir zavallının zihninden yansıdı buraya. sizin adınızla titremesi gerekirken hiçbir tepki veremeyen bir zavallının… gözyaşlarını toprağa akıtarak yeni çiçeklerin filizlenmesini sağlayamayan bir zavallının… ve sizden tek dileği var: ümmetinizden biri olmak, sancağınızın altında gölgelenmek. ya nebi! bizleri sensizliğe bırakma.
es selatü ves selamu aleyke ya resulullah!
devamını gör...
743.
her daim "ekrandakilerin bi yakınıdır kesin!" ya da "stüdyo ahalisi arayan olmayınca reyting planları dahilinde bir zavazingo yapmıştır !" diyerek şüphelenmekten kendimi alamadığım ve söylediklerine hikaye! nazarıyla baktığım şahsiyet.
bir de keşke birileri ona; "sayın ismini vermek istemeyen seyirci!" diye hitap etsin istediğim şahsiyet ?
devamını gör...
745.
şehitlerin efendisi hz. hamza'yı öldüren ve ciğerini söken vahşi; ve hz. hamza'ya müsle yapmış, müsle yaptığını gören diğer müşrike kadınlara da öteki şehitlerin cansız bedenlerinden kendilerine süsler yapmasını salık vermiş hind'i bağışlayacak ölçüdeki merhametine bir türlü açıklama getiremediğim peygamberim.
devamını gör...
746.
kendisi hakkında ekşi sözlük'te tasvip etmediğimiz tanımlar girilen, islam gibi güzide bir dinin peygamberi.

hakkında söylenenlerin yüzde doksanı yalan olabilir tabi, aueheuha!
devamını gör...
751.
70 yıllık ızdırap, çile ve zahmet dolu bir yolun sonunda onu 1 saniye görebilme ihtimali olan bir yerde olsa, o yola çıkmak için bir an bile düşünülmeyecek dünyaya şefer vermiş en mübarek insan.
devamını gör...
752.
sözlüklerde, * mubarek isminin yanında bir salavat dahi olmadan açılan başlıkları gördükçe hayret ediyorum. alelade başlıkların açıldığı sözlüklerde, mubarek isminin sol tarafta bir başlık olarak böylesine dolanması beni rahatsız ediyor. kaldı ki, burada yazılacak hiç bir tanım peygamber efendimiz'i (s.a.v) övmeye ve anlatmaya layık olamaz, buna kimsenin de gücü yetmez. anlayabilmek, şefaatine nail ve o'na (s.a.v) hayırlı bir ümmet olabilmek duası ile...
devamını gör...
753. (Tematik)
sıradan bir insan gibi yaşardı ama sıradan değildi. "insanlardan bir insan ol derdi"

bütün güzel huylar kendinde toplanmıştı. ifrad ve tefridden uzaktı.

ahlaki özellikleri doğuştan getirdiği özellikleri olup sonradan kazanılmış değildi. mekke'ye gelen tanımadığı bir tacirin hakkını savunmak için ebu cehil'in karşısında hayatını riske attığında henüz peygamber değildi..

sürekli mütebessim bir haldeydi. güldüğünde dişleri görünürdü..

çocuklardan arkadaşları vardı. onlara selam verir, oyunlarına katılırdı..

yere bakarak tevazüyle ve hızla yürürdü..

cömertti.. kendisinden bir şey istendiğinde hayır dediği vaki değildir. varsa verir yoksa sessiz kalırdı..

aşırı cömertliğinden kendisi hep fakru zaruret içerisinde yaşamıştır. zenginken fakir hayatını tercih etmiştir.

fakirlere olan muhabbeti zenginlere olan muhabbetinden fazla idi..

hediye almayı da vermeyi de çok severdi..

ben açım yemek getirin tarzında şeyler söylemezdi. yemek getirilirse yer, davet edilirse giderdi..

birine baktığında bütün bedeniyle bakardı. insanlara değer verir, herkesi ciddiye alır, yok saymazdı.

konuşanın sözünü kesmez, sonuna kadar dinlerdi..

konuşurken tane tane konuşur ve konuştuklarını tekrar ederdi..

merhametli ve affediciydi. intikam almazdı. ne ikrime ne vahşi ne de taif ve mekke halkı onun intikamına maruz kalmadı. "merhamet etmeyene merhamet edilmez" derdi.

merhameti sadece insanlara şamil değildi. ağaca vurarak yaprakları döken birini uyarmış, sallayarak yapraklarını dökmesini istemiştir..

mekke fethine giderken yolda bir köpeği yavrularıyla beraber gördüğünde onların yanına nöbetçiler bırakarak ordunun onları rahatsız etmesini önlemiştir..

neyse bu böyle uzar gider.

doğum günün kutlu olsun diyoruz..
devamını gör...
755.
mihrabım!..

mihrabım'a uğra sabâ yeli, huzuruna varıp edeble, selamımı ilet, heceler yarım yamalak, heyecanlar salkım saçak...

"and olsun kuşluk vaktine...", kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır, ve ışıklar nurunun âşığıdır.

"geceye and ederim ki...", onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık; gece yarısı hasretle uyanıktır.

"güneşe and olsun..." ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi, ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi.

ahmed!.. gönüller gıdası, ruhlar şifası... gözlerin feri, şerefin zaferi... dudağının değdiği bir güle bin can feda ahmed, eline değmiş bir ele cihanca cihan feda!

ışığım!

göz kırpasıya burak'ınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler, nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar, nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. sen var iken kıblem, gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler, ya hangi renk ile iltica etsin dallarına çiçekler.. cemalini gören âşık, görmeyen âşık iken nurum, gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler..

günaydınım!

tohum versen de bize mahsul olabilseydik, kanat olsan da bize katına varabilseydik. şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik, sana kanabilseydik. bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik. himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik; bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik!

sevgilim!

kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık, sen açıklık içinde açıklıktın. seninle sevgiler sevgili olur, seninle muhâlimiz hâle dururdu. mühürleri kaldırmada son idin sen, can kilitlerini açmada sonuncu, gülümsesen. seni görenlerin güneş düşerdi gözünden, seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden. birer efsaneydi iki yanağın; hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.

sultanım!

adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların, adını gizli anıyor âşık'ı nâlanların. kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan, âzâd oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve sağımızdan. ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü, biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü. tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz. insanlık güneşe nispet zulmete döndü, balıklar suya öfkelendi, kuzgun ete döndü; bahtımız hasrete döndü.

hasretim!

gümüş tenli yusuf'u arayanlar gül teninde yusuflar ülkesine girdiler; cennet peşinde koşanlar gül cemalinde cennetlere erdiler.

'körün elinden tutana hak'tan yüzlerce ecir vardır! buyurmuştun. kıyam et, tut körlerinin elinden ve israfilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar. yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt, yine öğüt, yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına.

övüncüm!

ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti... akşam oldu, düğün geçti.. ve gece olmadan, yesrib?in güneşi, kerem kıl, tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin, ve artık getirdiğin kutsal emanetin kaybolacağından korkmasın ümmetin!. kalbimizi kaydırmadan, bize onu haşre dek bakî kılma ruhsatı ver, ve yalın unutuşların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde kıvrandırma, yeter. gel, son kez ilk baharımız ol!. bu mevsim güller incitilmesin, gamküsarımız ol!..

ömrüm!

tâhâ ve yâsîn aşkına...

öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm!.

iskender pala / 'nurundandır bütün nurlar'
devamını gör...
758.
meded ya muhammed

sen hatıra gelmiyorsun artık. herkesin bir üstadı herkesin bir imamı, herkesin bir hocası var . sana bir hafta ayırdılar yıl içinde o haftada anıyoruz seni. sünnetini tartışır oldular buralarda. senin sünnetin zamana ayak uyduramamış diyorlar. herkes kendine bir sünnet buldu. farzı delenler de var, onlara girmeyeceğim.gittiğinden beri senin adına fikirler uyduruldu. senin önüne geçmeye niyet ettiler mi bilmiyorum, fakat geçirmeye uğraşan müridler var. burada olsaydı şöyle yapardı diyenler bile var. senin adına çok konuşan var ey nebi. ümmet dara düştü. senden meded istemeye korkar olduk, ona bile şirk diyorlar. Allah bize dünyada senden başka sevgili vermesin. bunu bizim için ister misin Allah'tan. son bir iyilik yapar mısın son bir iyilik...
devamını gör...
759.
bildiğim kadarıyla o biriyle el sıkıştığı zaman karşıdaki onun elini bırakmadan karşısındakinin elini bırakmazmış işte eğer o devirde yaşasaydım elini hiç bırakmayacağım insan...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar