hazreti muhammed [s.a.v.]

1182.
ey uykudan kalkıp uykusuzlukla gözlerini sürmeleyen
sürmen bakışı anlatmaya yeter mi
gözlerim bütün ömür seni seyretse
bakmaya doymamış olurum.
karşılarken ecelimi
geçen zamana hamdolsun zira
düşünemem iyisini.
ah yolculuktaki ayrılık
ve yarım kalmışlık olmasaydı
yağmur getirmeyen bulut gibidir
eli boş gelen elçi
bırak zevk alsın gözlerim sana bakarken
yüzünün nuru,siler bakışın karanlığını
devamını gör...
1183.
"gözyaşına secdelerle yön veren elçi. gönülleri muştulayan yüce müjdeci. kuşandık aşkını çile ne olur ?"

yavrularını emziren anne köpeğin huzurunu bozmamak için 10000 kişilik ordusunun güzergahını değiştiren peygamber.
devamını gör...
1184.
ne kadar özlemle anıyoruz seni bu devirde bir bilsen. senin gül kokuna ihtiyacımız var toplanmak için. dağınız bitap düştük çok yorgunuz bir olamıyoruz diri olamıyoruz senin adını senin davanı anlatamıyoruz dünyaya. bırak anlatmayı ya resullallah tam olarak anlayamıyoruz bile seni. senin kapına gittiğin ebu cehillerin vardı biz değil ebu cehillerin yanı başımızdaki müslüman kardeşimizin bile kapısını çalamıyoruz. sorsan herkes bilir seni konuş desen iki dakikadan fazla konuşamaz. konuştuğumuzu ne kadar amelimize yansıtıyoruz o ayrı bir girdap bizim için. anlayamadık seni anlatamadık seni. sen yine de bizi ümmetin olarak kabul eder misin ya resulallah.
devamını gör...
1186.
"vema erselnake illa rahmeten lil alemin" "biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" enbiya suresi 107. ayet. bize sadece kuran yeter diyenlere inat "rehber" olarak "canımızdan daha çok" sevmemiz gereken son peygamber. insanlığın iftihar tablosu.
devamını gör...
1187.
devre dışı bırakılmaya çalışılan, israiliyatçıların, yahudileşme temayülündeki "benim için tek gerçek kurandır" diyenlere göre lüzumsuz, sen ben gibi bir adam.

amaç; o olmaksızın bir islam ibmiklemek. necis zihniyetten neyi ibmikleyeceksen artık.

edeb ya hu!

alemlere rahmet olarak gönderildiği apaçık ifade edilen, sevgilim diye şerefyab edilen, perdesiz görüşülen, herşeyi senin için, seni kendim için yarattım diyen Allahın, doğrudan tek muhattabı.






devamını gör...
1189.
big bang diyorlar ya hani işte o vakit aleme bir nur saçıldı. galaksiler, yıldızlar, gezegenler hep bu nurdan var oldu. biz dahi yıldız tozundan var edildik. her bir zerremiz o nurdan. dervişler o yüzden ya nur, en-nur derler. bilene.
devamını gör...
1190.
Allah'ın peygamberi, beşer resül.

Allah’ın bizlere öğrettiği sağlam ve her türlü aşırılıktan uzak “beşer peygamber” tasavvurunu gözden geçirmek için yine o’nun sözlerine başvurmak gerekmektedir. çünkü kendi yarattığı ve peygamber olarak gönderdiği kişileri o’ndan daha iyi tanıyan ve tanıtan hiç kimse olamaz. Allah teala şöyle buyurmaktadır:

“muhammed, sadece bir resûldür / elçidir. ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir.” (âl-i imrân, 3/144)

“de ki: «fesubhânallâh! ben beşer peygamberden başka bir şey miyim?» (isrâ, 17/93)

“de ki, ben de tıpkı sizin gibi bir beşerim. bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bildiriliyor. artık kim rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.” (kehf, 18/110)

“biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle o’na çağıran, etrafını aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.” (ahzâb, 33/45–46)

“de ki: «ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uyarım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.» (ahkâf, 46/9)

“de ki: doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.

de ki: gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, o’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.

benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön­derdiklerini tebliğdir o kadar.” (cinn, 72/21–23)

“de ki: ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. ben gaybı da bilmem. size, ben bir meleğim de demiyorum. ben, sadece bana vahyolunana uyarım. de ki: kör ile gören hiç bir olur mu? hiç düşünmez misiniz?” (en’âm, 6/50)

“de ki: ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim: ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.” (a’râf, 7/188)

“ve seni başka değil, âlemlere bir rahmet olmak için elçi gönderdik.” (enbiyâ, 21/107)

bu son ayete özellikle dikkat çekmek gerekmektedir. bu ayette Allah teala peygamberimizin bir beşer/insan olarak yaratılışını değil, risâletini/elçiliğini ön plana çıkarmaktadır. yani ayette “biz seni âlemlere rahmet olmak için yarattık” yerine “seni âlemlere rahmet olmak için resul/elçi gönderdik” buyurulmaktadır. görüldüğü gibi bu iki cümle birbirinden tamamen farklı manalar taşımaktadır. âlemlere rahmet olan; onun yaratılışı değil; peygamberliğidir. bu da peygamberimizin şahsından ziyade risaletinin ön planda tutulması gerektiğini göstermektedir.

ayetler gayet açık ve net.. biz, “yüzü suyu hürmetine tüm kâinatın yaratıldığı ve kendisinde Allah’ın tecelli ettiğine” inanılan insanüstü bir peygambere değil; tıpkı bizim gibi bir beşer olan ve bu yüzden bize örnek gösterilen (usve-i hasene), melek olmayan, gaybı bilmeyen, yeri geldiğinde rabbinden azar işiten , -tıpkı bizim gibi- işlediği günahları için tevbe – istiğfar etmesi istenen ama bütün bunların yanında büyük bir ahlak sahibi olan , risâleti açısından âlemlere rahmet olarak gönderilen ve her yeri bu risâlet nuru ile aydınlatan beşer peygambere iman etmekle mükellefiz.

çünkü bu, bizim imanımızın ilk şartıdır, olmazsa olmazıdır… bir kişinin mü’min olabilmesi için öncelikle Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve peygamberin o’nun kulu ve resulü/elçisi olduğuna şahitlik etmesi gerekir:

şahitlik etmek demek, tanıklık etmek demektir. tanıklık ise olayı hiçbir şüpheye yer vermeksizin görmek demektir. bu yüzden “ben mü’minim” diyen herkesin, peygamberimizin Allah’ın resullüğünden önce herkes gibi bir kul (abd) olduğuna tanıklık etmesi yani bunu gözüyle görmüş gibi kesin bir şekilde bilmesi ve inanması gerekir. onun her şeyden önce bir kul olması ise, aşırı yüceltmeci, beşer üstü bir peygamber tasavvuruna islam’da yer olmadığının en temel göstergesidir.

bütün bunlardan sonra bazı yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için şu gerçeği dile getirmemiz gerekmektedir. peygamberimizin beşer vasfı bir gerçeğin yarısıdır. o, Allah’ın kulu ve elçisidir. dolayısıyla onun beşerliği kulluğuna, peygamberliği de resullüğüne tekabül eder. o, muhteşem ahlakıyla, örnek kişiliğiyle (usve-i hasene), mü’minlere olan engin merhamet duygusuyla, adaletiyle, şefkatiyle… bir insan olarak yine herkesten, hepimizden üstündür. fakat bu üstünlük, çalışıp gayret gösterilmiş ve hak edilmiş bir üstünlüktür. işte onun bize örnek gösterilmesinin sebebi de budur. bunu bir kenara bırakarak onu beşer üstü bir varlık gibi görmek ve göstermek, sebebi ne olursa olsun ilk başta resulullah’a haksızlıktır, onun örnekliğini yok etmektir. bu yüzden her müslüman bütün davranışlarında olması gerektiği gibi bu konuda da dengeli ve dikkatli olmalı, resulullah'ı Allah’ın tanıttığı şekilde tanımalı ve her durumda onu örnek alarak yaşamaya çalışmalıdır.

edit: imla.
devamını gör...
1191.
kendisinin muhteşem ahlakıyla, örnek kişiliğiyle, mü'minlere olan engin merhamet duygusuyla, adaletiyle, şefkatiyle ilgili bilgilerin hangi kaynaktan alındığını merak ettiğim nebi...

hadisleri reddeden bir insan peygamber hakkında bu kadar malumata nasıl sahip olabilir? hadisleri kabul etmeyi peygambere tapınma olarak görenler, bu durumda kendilerini de peygambere tapınıyor olarak görüyorlar mı?..
devamını gör...
1192.
kendisine yalan isnad edenlerin en büyük saygısızlığı yaptığı peygamberim.

kuran'a aykırı bir şey konuşmaz. bunu diyoruz; peygambere yalan isnad edenlere karşı çıkıyoruz ancak rivayetlerle Allah'ın dininden ayrı bir din oluşturmuş olanlar bunu ''hadis inkarcılığı'' olarak göstermek istemekteler.

Mesela; Buhari, ibni mace, tirmizi, nesai Ebu davud rivayeti olan; ''Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır'' gibi bir söz söylemez çünkü bu sayılanları ''uğursuzluk'' olarak nitelemesi kuran'la tezattır.

Şunu söylemiş olamaz; ''Ey kadınlar, sizler cehennem odunusunuz.'' [3039-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-72/15

deve idrarı için şifa bulursunuz demiş olamaz. (bkz: deve idrarı içmek ile ilgili hadis)

şunu söylemiş olamaz; ''eti bıçakla kesmeyin.'' [3188-ebu davud]

şunu söylemiş olamaz; ''bundan yüzyıl sonra kıyamet kopacak.''

çok fazla var maalesef. ama şu rivayette bir çarpıklık görmüyorum; ''birbirlerini sevenler için nikah kadar güzel bir şey yoktur.'' ;)

kuran'la tezat olanlar hadis-i şerif olamaz. elbette günümüze sağlam şekilde ulaşmış hadis-i şerifler de vardır ancak çok az sayıda olduğu kanaatindeyim.
devamını gör...
1193.
suudi arabistan ''imparatorluğu'' ayakları altındayken hasır üstünde yatmaktan orası burası morarmış peygamber. ''biricik'' rehberimiz.. nedense kızına bir metrakare mülk bırakmayı düşünmemiş. soyundan gelenler nesiller boyu ömürleri boyunca çile, ızdırap ve sıkıntı çekmişlerdir.
insanlarla iyi geçinmek aklın yarısıdır sözlerinden bir sözüdür.
devamını gör...
1195.
o'nun sarayı çamurdan yapılmış bir odadan ibaretti, yükleri taşıyan ve odaları yapan işçilerden biriydi. avlusu odundan ve bir kaç hurma dalıyla örtülmüştü. o'nun sahip olduğu şey tamamen buydu.
devamını gör...
1196.
adının sol frame'de görünmesi bile yüreğimizi titretmeye yeten fahri kainat... ne çok ihtiyacımız var sana... belki de tek muhtaçlığımız sana. senimiz olsa başka bir şeyimiz olmasa...

devamını gör...
1197.
( #1563547 ) kardeşim kaç defa dedim hadis usulu bilmeden hadis eleştirmeyin diye. sadece ilk hadisi buraya yazacağım öbürlerini istersen okursun http://www.islam-tr.com/for...


uğursuzluk

herhangi bir şeyde bulunduğu zannedilen ve işlerin ters gitmesine sebep olarak ileri sürülen hal.

değişik çağlarda pek çok kişi ve toplumlar çevrelerinde gördükleri bir takım eşyalarda, hayvanlarda ve tabiat olaylarında uğursuzluk bulunduğuna inanmıştır. çağımızda bu uğursuzluk anlayışını üzerinden atamamış pek çok insan görülür. bu tipteki insanlar, uğursuz olarak niteledikleri şeylerden, kendilerine bir kötülük ve zarar geleceği inancındadır. daima bu tür şeylerden uzak durmağa çalışırlar. hiç bir dinî ve ilmî kaynağı olmayan "uğursuzluk" anlayışına sahip olsalar, hayatların her safhasında korku ve endişe içinde bulunurlar.

aslında hiç bir şeyde uğursuzluk yoktur. hiç bir şey doğuştan uğurlu değildir. uğursuzluk olsa olsa herkesin kendisinde, kendi yorumunda ve anlayışındadır. halk arasında sık sık kullanılan "uğurlu geldi" veya "uğursuz geldi" gibi sözler birer zan ve kuruntudan ibarettir.


peygamber (s.a.v) bir hadis-i şerifinde, "islâm'da taşe'um (uğursuz sayma, kötüye yorma) yoktur; en iyisi tefe'uldur (iyiye yorma)" (buharî, tıb, 54) buyurarak, bu zararlı anlayışın islam'da bulunmadığını ifade etmiştir.

diğer bir hadiste ise: "eşya da uğursuzluk yoktur, safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur" (muslim, selâm, 102) buyurulmuştur.


uğursuz saymak

5754 - ebu hurayra'dan, dedi ki : rasulullah (s.a.v.)'i "uğursuzluk yoktur. bunun hayırlısı tefe'uldur" diye buyururken dinledim.
ashab: "tefe'ul nedir diye sorunca, Allahrasulu (s.a.v.) : "sizden birinizin işiteceği güzel bir sözdür" buyurdu.
(ibn hacer el askalani; fethul bari (sahih-i buhari şerhi); bab tıb, c. 11 s. 489)

2859- sehl ibn sa'd es saidi'den nakledildiğine göre rasul-u ekram (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"eğer uğursuzluk bir varlıkta olacaksa kadında , atta ve evde olur".

abdurrazzak'ın musannef'inde ma'mer'den naklettiğine göre hadiste işaret edilen uğursuzluk şöyle açıklanmıştır: "kadının uğursuzluğu kısır olması , atın uğursuzluğu sırtına binip cihad etmemek ve evin uğursuzluğu ise kötü komşularla olmaktır".
ebu davud'un ibnu'l kasım'dan naklettiğine göre imam malik'e bu konu sorulmuş o da : "öyle evler var ki , insanlar orada otururlar ve helak olup giderler" diye cevap vermiştir.
maziri, imam malik'in bu sözünü şöyle yorumlamıştır : "imam malik de hadisi açık ifadesine göre kabul etmiştir. bunun anlamı şudur: bazen kul Allahın takdiri ile hoşlanmadığı bir evde ve bölgede yaşamak zorunda kalabilir. bu durumda ev adeta bu kötü durumun bir sebebi gibi olur ve uğursuzluk eve izafe edilir".

ibnu'l arabi ise imam malik'in bu sözüyle ilgili olarak şunları söylemiştir:
"imam malik uğursuzluğu eve izafe etmek istememiştir. burada sadece bir dil özelliği söz konusudur; halkın kullanımına uygun olarak böyle bir ifade kullanılmıştır. o bu sözüyle şuna işaret eder: böyle kötü bir çevrede bulunan kimseler kendi inançlarını korumak ve batıla düşmemek için orayı terk etmelidirler."

bana göre ibnu'l arabi'nin açıklaması daha doğrudur. bu yönüyle hadis -bulaşıcı olmadığı halde- cüzzamlı bir hastadan kaçmaya benzer. çünkü bir kimse cüzzamlı hastaya yaklaşıp aynı hastalığa yakalanacak olsa bunu ondan kaptığına ve o hastanın uğursuzluğuna inanabilir. işte böylesi durumlardan kaçınmak için onlardan uzak durulması emredilmiştir. dolayısıyla oturduğu evde böylesine rahatsız edici bir durumla karşı karşıya olan kimse de oradan taşınarak bu sorununu çözebilir. zira bu evde oturduğu sürece oranın gerçekten uğursuz bir mekan olduğuna inanmaya başlayabilir.
(ibn hacer el askalani; fethul bari (sahih-i buhari şerhi) ; bab cihad ve siyer, c. 6, s. 190 - 191)


5094 - ibn ömer'den , dedi ki : peygamber (s.a.v.)'in huzurunda uğursuzluktan söz ettiler. peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu. "eğer uğursuzluk herhangi bir şeyde varsa bu, evde , kadında ve atta söz konusu olur."

5095- sehl ibn sa'd'dan rivayete göre rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"eğer (uğursuzluk) bir şeyde varsa atta, kadında ve meskendedir".

5096- usame ibn zeyd (r.anh)dan rivayete göre: peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim"

izahat :

"kadının uğursuzluğundan sakınılması"
burada (uğursuzluk anlamı verilen) : "eş-şu'm" uğur anlamına gelen "el-yumn"un zıttıdır.

"ve yüce Allah'ın : "muhakkak ki eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır" (teğabun 14) buyruğu ." bununla (buhari) uğursuzluğun yalnızca bazı kadınlar hakkında söz konusu olduğu, diğer bazıları hakkında da söz konusu olmadığını işaret etmek istemiş gibidir. buna da ayet-i kerime'deki kısmilik bildiren (....dan anlamındaki) "min"in delaletininden hareket ederek işarette bulunmaktadır.


ahmed b. hanbel'in rivayet ettiği gibi ibn hibban ve hakim de sahih olduğunu belirttiği aynı zamanda sa'd' ın merfu olarak rivayet ettiği hadis şöyledir :
"şu üç husus ademoğlunun mutluluğundandır: saliha bir kadın , uygun bir mesken ve uygun bir binek. şu üç husus da ademoğlunun bedbahtlığındandır : kötü kadın, kötü mesken ve kötü binek".


"ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim"
şeyh takıyyuddin es subki der ki : buhari'nin bu hadisi (5096) , ayet-i kerimeyi bab başlığında zikrettikten sonra ibn ömer ve sehl yolu ile gelen iki hadisin akabinde zikretmesi, uğursuzluğun, kendisinden düşmanlık ve fitne görülen kadınlara tahsis edildiğine bir işarettir. bazı kimselerin anladığı gibi kadının topuğundan bile uğursuzluğun söz konusu olduğu yahut kadının bunda bir etkisinin olduğu şeklindeki anlam doğru değildir. zaten bu , ilim adamlarından hiçbir kimsenin belirtmediği bir görüştür. kadının bunda bir sebep olduğunu söyleyen kimse de cahildir. çünkü şeriat koyucu, yağmuru yıldızların doğuşlarına bağlayan kimse hakkında mutlak olarak kafir ifadesini kullanmıştır. o halde kadının herhangibir dahlinin bulunmadığı bir husus dolayısı ile şerri kaddına nispet eden kimsenin durumu ne olabilir? olsa da görülen bir kaza ve kadere uygun bir halin ortaya çıkmasından ibarettir.

hadisten çıkarılan sonuçlar :

1- kadınlar dolayısıyla fitneye maruz kalmak, başkaları dolayısıyla fitneye maruz kalmaktan daha ağırdır. bunu yüce Allah'ın "kadınlar .... gibi arzulanan şeylere sevgi, insanlara süslü gösterildi" (al-i imran 14) buyruğu da buna tanıklık etmektedir. yüce Allah onları arzulanıp , sevilen şeyler arasında saymış ve direk türler arasında önce onları zikrederek başlamıştır. yine muşahede ile görülen şu ki : erkeğin , yanında bulunan hanımından olma çocuğuna karşı olan sevgisi, bu durumda olmayan başka bir kadından doğma çocuğuna olan sevgisinden daha fazladır.

2- hukemadan birisi şöyle demiştir: kadınlar tamamıyla bir şerdir. onlardaki en şer olan husus ise onlardan mustağni kalamayıştır.
kadınlar "akli" ve dini bakımdan eksiklik" ile nitelendirilmiş olmakla birlikte erkeği akli ve dini bakımdan eksiklik gerektiren hususları işlemeye de iterler. erkeğin dini hususlardan uzaklaşarak dünyaya talip olmak üzere hırs göstermesi gibi .... bu ise fesadın en ağır halidir.

muslim , ebu said yoluyla gelen "ve kadınlardan sakınınız" diye bilinen hadisin bir kısmında şunları da zikretmiş bulunmaktadır: "çünkü israiloğullarının fitneye ilk maruz kalması, kadınlar hususunda olmuştu."

(ibn hacer el askalani; fethul bari (sahih-i buhari şerhi) ; bab nikah, c. 10 s. 381 - 383)
devamını gör...
1198.
taif te peygamberimiz taşlanmıştı da yine de o taiflilerin helakına razı olmamıştı.
hey gidi gafil müslüman, alacağın ne çok ders var.
devamını gör...
1200.
onsuz dünya karanlık, ona uyulmayan hayat ne kadar manasız, boş ve amaçsız, benim, bizim gibileri cehennemden, ebedi azaptan, sonsuz hayal kırıklığından sakındırmak için, Allah ile yüzyüze, perdesiz görüşme saadetine eriştikten sonra, dünyaya, siyah sürgüne geri dönecek kadar ümmetine bağlı, yazık bize yazık ettik kendimize.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar