hazreti muhammed [s.a.v.]

alemlerin rabbi olan Allah-u teala (c.c.) hazretlerinin habibi ve sevgilisi. bizlere ve bizim gibilere yani topyekün insanoğluna peygamber olarak gönderilmiş Allah'ın elçisi. uğruna canlar feda. esfele safilin olanın anlayamayacağı aşikar zaten. eşşek kadar adam oldunuz da, eşşek kadar olamadınız vesselam.
devamını gör...
şanın öyle büyük öyle yüce ki, seni inkar ederken bile yüceltmek zorunda kalıyorlar...

şanın öyle büyük öyle yüce ki, asırlardır sana saldıranlar, kemikleri toprak olduğu halde, hafızalarda isimleri yok olduğu halde sen hala varsın...

şanın öyle büyük ve öyle yüce ki, sana saldıranların ismine sürecek en ufak lekesi bile sana bulaşmıyor...
devamını gör...
ismine kurban olduğum(sav),bizler islamın fetret devrinde gelmiş günahkar müslümanlarız.senin peygamberliğinde gelen son dine inandık. lakin gereklerini layıkıyla yapamıyoruz.fakat imanımız tamdır.sende yaratılmışların en üstünü en takvalısısın.senin bizi sevdiğini biliyoruz biz de seni seviyoruz.
devamını gör...
bunca cürme, günaha, isyana ve bunca zulme, gadre rağmen nasıl oluyor da başlarımıza taş yağmıyor, kıyametler kopmuyor diye merak ederken....

sadece ama sadece sözlükte şu başlık altında alemlerin sultanı (sav) hakkında yazılan onca yazıyı okudukça anladım... anladım ki o, bütün letafetiyle, merhametiyle, muhabbetiyle ter-ü taze hala aramızda!

sanki dün gitmiş gibi, sanki kapı açılacak da her an içeri şereflendirecek gibi... hepimizde uzanıp o'nun eteklerine yapışır gibi bir hava ve eda hakim.

ümmeti o(sav)'nu bırakmamış, o da bizi bırakmamış...

bırakma bizi.
devamını gör...
"kim ki muhammed'e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki, muhammed (a.s.m.) ölmüştür. kim ki Allah'a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah hayy'dır, ölümsüzdür."

"muhammed ancak bir peygamberdir. ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. o ölür veya öldürülürse gerisin geri mi döneceksiniz? kim geri dönerse Allah'a en küçük bir zarar vermiş olmaz. fakat şükredenlere Allah mükâfatını verecektir."

yani insanları provoke etmem için bir yerinizi yırtmayın. her mümin Allahresulü'nün vefat ettiğini bilir. bunu müminlere hatırlatmak için bir yerlerinizi yırtmak bir anlam ifade etmiyor.

her nefsin ölümü tadacağını bildiğimizden fazla aptallaşmaya gerek yok...
devamını gör...
herkes kendinde rasulullah’tan bir parça bulabiliyor... çünkü o, dünyada bir insanın başına gelebilecek her sıkıntıyı yaşadı. istisnasız hepsini... o yetimdi... evlat acısı da yaşadı...yaşadığı topraklardan hicret etmek zorunda kaldı.. .çocuklar tarafından taşlandı...kendi amcaları onu öldürmekle tehdit etti...davası için yalnız kaldı. o’na deli dediler. sen şairsin, bu söylediklerin gerçek değildir dediler...dediler de dediler.

bu saydıklarıma dayanabilecek başka kim vardır ki?
devamını gör...
--- alıntı ---

Allah resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) esirlere yaptığı muameleyi şu şekilde maddeleştirilebiliriz:

1. fidye karşılığı serbest bırakma: bu durum bedir'de olmuştur. bunlardan zengin olanlar fidye karşılığında serbest bırakıldılar. yoksul olanlar da karşılıksız serbest bırakıldı. diğer bir kısmı da müslüman çocuklara okuma-yazma öğretmek şartıyla serbest bırakıldılar.

2. karşılıklı mübâdele: resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), müşriklerden aldığı esirleri bazen de, müşriklerin elinde bulunan esirleri hürriyete kavuşturma karşılığında serbest bırakırdı. yani karşılıklı esir mübâdelesi yapardı.

3. karşılıksız serbest bırakma: resûl-i ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde esirlere yapılan muamelenin en güzeli ve en fazla uygulananı da budur. bedir esirlerinden bir kısmı karşılıksız serbest bırakılmışlardır. müreysî, mekke fethi ve huneyn savaşlarında böyle yapılmıştır. serbest bırakılan esirlerin hemen hepsi de neticede müslüman olmuşlardır.

4. esirlerin öldürülmesi: asr-ı saâdet'te savaşlarda esir alınanlar öldürülmemiştir. öldürme sadece bir kere vukû bulmuştur, o da bedir savaşı sonrası olmuştur. bedir'de alınan esirlerden nadr b. hâris ve ukbe b. ebî muayt öldürülmüşlerdir. bu iki esir, esir oldukları için değil, daha önce işlemiş oldukları suçlardan dolayı cezalandırılmışlardır.
--- alıntı ---

peygamberimizin savaş ve esirlerine muamelesi bu şekildedir. aksini düşünmek onun rahmet peygamberi olmasına uymaz ve biliyoruz ki kendisi Allah'ın emirlerini uygular. ayrıca modern hukukta bu kadar insani mumamelelerle karşılaşmayız bile.
devamını gör...
o'nun döneminde yaşamadınız, o dönemin neler getirdiğini,kültürünü,coğrafyasını asla bilmiyorsunuz. koşullarına ve kültürüne yabancı olduğunuz bir topluma gelen bir insana böyle yakıştırmalarda bulunmak sadece cahillerin işidir.

o'nun merhamet peygamberi olduğunu,küçük bir çocukken bile bir gün olsun paylaşmadan bir şeyleri yemediğini,adaletli olmayı,ölçüde ve tartıda hileye gitmemeyi emrettiğini söylemiyorsunuz.

aynı adam faiz ve tefecilik yüzünden kızlarını diri diri toprağa gömen bir sistemi altüst ettiğinden bahsetmiyorsunuz mesela.
geçiyorum insanların hakkını,hayvanların bile hakkını gözettiğini nedense söylemiyorsunuz.

kölelik sistemine baş kaldırdığını,bilal-i habeşi veya selman-ı farisiyi anlatmıyorsunuz.

o hz muhammed'dir.

suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
bir gül açılmaz yüzün teg verse min gülzâre su

demiştir fuzuli o'nun için. yarım saattir onu nasıl övsem diye düşünüp duruyorum. doğmadan önce övülmüş,allah tarafından övülmüş birini bir fani ne kadar överse övsün eksiktir.

şimdi asıl mevzuya gelelim. herkesin görüşüne saygı duymak gerekir başkalarının canına ve özgürlüğüne kast etmediği sürece. din, konusu fikir ve düşüncelerinin üstündedir. hassas bir noktası vardır. ya inanırsın ya da inanmazsın. inanıyorsan saygı duyarsın,inanmıyorsan inanmadığın bir konu hakkında yorum getirmen senin kendinle çelişmen demektir.

lütfen bir başkasının dinine,düşünccesine,inanış biçimine müdahale etmeyin. çünkü birinin inandığına saygısızlık ettiğinde diğeri de senin inandığına saygısızlık edecektir.

yapmayın,lütfen yapmayın.
devamını gör...
insanlığın iftihar tablosu.
ama en çok tanım girilen başlıklarda sıralamaya girememiş bir durum söz konusu. ihsan eliaçık, fethullah gülen bile en çok tanım girilen başlıkların içinde. ayıbımız aslında.
devamını gör...
fir'avn'ların,
karun'ların,
bel'am'ların,
çarklarına çomak sokarak, rantlarını ve imtiyazlarını kesen en büyük insan ve peygamberdir.
devamını gör...
kardeşlerimi ne zaman göreceğim demiştir. ya resulallah dediler biz senin kardeşlerin değilmiyiz? siz benim ashabımsınız dedi kardeşlerim sonradan gelecek...beni görmeyip de bana iman eden kardeşlerimi ne kadar çok görmek isterdim...

onun kardeşlerinden olmak ümidiyle...
devamını gör...
''kainatin yaratılma sebebi'' iddiasının nereden çıktığını merak etmekteyim. dayanağınız hangi ayetse yazar mısınız?

''ben âlemlerin rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim'' * diye belirtiliyor. elçi nasıl ''yaratılma sebebi'' olur. bu iddia zariyat suresi 56. ayet ile de çelişmez mi?
devamını gör...
Allah'ın peygamberi, beşer resül.

Allah’ın bizlere öğrettiği sağlam ve her türlü aşırılıktan uzak “beşer peygamber” tasavvurunu gözden geçirmek için yine o’nun sözlerine başvurmak gerekmektedir. çünkü kendi yarattığı ve peygamber olarak gönderdiği kişileri o’ndan daha iyi tanıyan ve tanıtan hiç kimse olamaz. Allah teala şöyle buyurmaktadır:

“muhammed, sadece bir resûldür / elçidir. ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir.” (âl-i imrân, 3/144)

“de ki: «fesubhânallâh! ben beşer peygamberden başka bir şey miyim?» (isrâ, 17/93)

“de ki, ben de tıpkı sizin gibi bir beşerim. bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bildiriliyor. artık kim rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.” (kehf, 18/110)

“biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle o’na çağıran, etrafını aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.” (ahzâb, 33/45–46)

“de ki: «ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uyarım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.» (ahkâf, 46/9)

“de ki: doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.

de ki: gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, o’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.

benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön­derdiklerini tebliğdir o kadar.” (cinn, 72/21–23)

“de ki: ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. ben gaybı da bilmem. size, ben bir meleğim de demiyorum. ben, sadece bana vahyolunana uyarım. de ki: kör ile gören hiç bir olur mu? hiç düşünmez misiniz?” (en’âm, 6/50)

“de ki: ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim: ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.” (a’râf, 7/188)

“ve seni başka değil, âlemlere bir rahmet olmak için elçi gönderdik.” (enbiyâ, 21/107)

bu son ayete özellikle dikkat çekmek gerekmektedir. bu ayette Allah teala peygamberimizin bir beşer/insan olarak yaratılışını değil, risâletini/elçiliğini ön plana çıkarmaktadır. yani ayette “biz seni âlemlere rahmet olmak için yarattık” yerine “seni âlemlere rahmet olmak için resul/elçi gönderdik” buyurulmaktadır. görüldüğü gibi bu iki cümle birbirinden tamamen farklı manalar taşımaktadır. âlemlere rahmet olan; onun yaratılışı değil; peygamberliğidir. bu da peygamberimizin şahsından ziyade risaletinin ön planda tutulması gerektiğini göstermektedir.

ayetler gayet açık ve net.. biz, “yüzü suyu hürmetine tüm kâinatın yaratıldığı ve kendisinde Allah’ın tecelli ettiğine” inanılan insanüstü bir peygambere değil; tıpkı bizim gibi bir beşer olan ve bu yüzden bize örnek gösterilen (usve-i hasene), melek olmayan, gaybı bilmeyen, yeri geldiğinde rabbinden azar işiten , -tıpkı bizim gibi- işlediği günahları için tevbe – istiğfar etmesi istenen ama bütün bunların yanında büyük bir ahlak sahibi olan , risâleti açısından âlemlere rahmet olarak gönderilen ve her yeri bu risâlet nuru ile aydınlatan beşer peygambere iman etmekle mükellefiz.

çünkü bu, bizim imanımızın ilk şartıdır, olmazsa olmazıdır… bir kişinin mü’min olabilmesi için öncelikle Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve peygamberin o’nun kulu ve resulü/elçisi olduğuna şahitlik etmesi gerekir:

şahitlik etmek demek, tanıklık etmek demektir. tanıklık ise olayı hiçbir şüpheye yer vermeksizin görmek demektir. bu yüzden “ben mü’minim” diyen herkesin, peygamberimizin Allah’ın resullüğünden önce herkes gibi bir kul (abd) olduğuna tanıklık etmesi yani bunu gözüyle görmüş gibi kesin bir şekilde bilmesi ve inanması gerekir. onun her şeyden önce bir kul olması ise, aşırı yüceltmeci, beşer üstü bir peygamber tasavvuruna islam’da yer olmadığının en temel göstergesidir.

bütün bunlardan sonra bazı yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için şu gerçeği dile getirmemiz gerekmektedir. peygamberimizin beşer vasfı bir gerçeğin yarısıdır. o, Allah’ın kulu ve elçisidir. dolayısıyla onun beşerliği kulluğuna, peygamberliği de resullüğüne tekabül eder. o, muhteşem ahlakıyla, örnek kişiliğiyle (usve-i hasene), mü’minlere olan engin merhamet duygusuyla, adaletiyle, şefkatiyle… bir insan olarak yine herkesten, hepimizden üstündür. fakat bu üstünlük, çalışıp gayret gösterilmiş ve hak edilmiş bir üstünlüktür. işte onun bize örnek gösterilmesinin sebebi de budur. bunu bir kenara bırakarak onu beşer üstü bir varlık gibi görmek ve göstermek, sebebi ne olursa olsun ilk başta resulullah’a haksızlıktır, onun örnekliğini yok etmektir. bu yüzden her müslüman bütün davranışlarında olması gerektiği gibi bu konuda da dengeli ve dikkatli olmalı, resulullah'ı Allah’ın tanıttığı şekilde tanımalı ve her durumda onu örnek alarak yaşamaya çalışmalıdır.

edit: imla.
devamını gör...
sanırım kendisini rahatsız eden ya da kendisine çıkar sağlayabilecek her şey için ayet oluşturulmuş islam peygamberi.

4 eş mi? ayet iniyor. miras davası mı? ayet iniyor. savaş ganimetleri mi? ayet iniyor. akıllı bir insanın burdan bir şey çıkarabilmesi gerekiyor ama, hala aynı seviyedeyiz.
devamını gör...
bazı ayetleri kendi yazdığı iftirasıyla saldırılan efendimiz (sav)... ahzab 50. ayet de buna delil gösterilir. bak kendi yazmış derler...

şimdi efendimiz bu ayeti kendisine göre yazmışsa şayet hala kızı, dayı kızı, amca kızı ve bir çok akraba kızı ve kendisine helal kıldığı diğer kızlarla evlenmiş olması lazım...

bak sana bir şey söyleyeyim mi çok şaşıracaksın... peygamberimizin hz. hatice'ye kadar tek eşli olduğunu hz. hatice sonrası evlendiği diğer kadınlardan hiçbir çocuğu olmadığını, evlendiği diğer kadınların ise hz. ayşe ve ismi şu anda aklımda olmayan diğer kadın sahabe hariç çoğunun 60 yaşının üzerinde olduğu hatta 80 yaşında bir kadın sahabeyle de evlendiğini biliyor muydun?

hayır yani peygamberimize şehvet düşkünü diye bir iftira atacaksan bir evliliklerine baksaydın. hz. hatice'den 7 tane çocuğu olurken üstelik korunmanın da çok iyi bilinmediği devirlerde hz. ayşe başta olmak üzere diğer kadın sahabelerden neden hiç çocuğu olmamıştır, diye birazcık sorgulasaydın, bu ayeti örnek göstermeden önce biraz düşünürdün.

neyse burada çok şeyi öğrenebilirsin...
devamını gör...
20.
mihrabım!..

mihrabım'a uğra sabâ yeli, huzuruna varıp edeble, selamımı ilet, heceler yarım yamalak, heyecanlar salkım saçak...

"and olsun kuşluk vaktine...", kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır, ve ışıklar nurunun âşığıdır.

"geceye and ederim ki...", onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık; gece yarısı hasretle uyanıktır.

"güneşe and olsun..." ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi, ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi.

ahmed!.. gönüller gıdası, ruhlar şifası... gözlerin feri, şerefin zaferi... dudağının değdiği bir güle bin can feda ahmed, eline değmiş bir ele cihanca cihan feda!

ışığım!

göz kırpasıya burak'ınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler, nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar, nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. sen var iken kıblem, gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler, ya hangi renk ile iltica etsin dallarına çiçekler.. cemalini gören âşık, görmeyen âşık iken nurum, gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler..

günaydınım!

tohum versen de bize mahsul olabilseydik, kanat olsan da bize katına varabilseydik. şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik, sana kanabilseydik. bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik. himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik; bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik!

sevgilim!

kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık, sen açıklık içinde açıklıktın. seninle sevgiler sevgili olur, seninle muhâlimiz hâle dururdu. mühürleri kaldırmada son idin sen, can kilitlerini açmada sonuncu, gülümsesen. seni görenlerin güneş düşerdi gözünden, seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden. birer efsaneydi iki yanağın; hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.

sultanım!

adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların, adını gizli anıyor âşık'ı nâlanların. kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan, âzâd oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve sağımızdan. ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü, biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü. tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz. insanlık güneşe nispet zulmete döndü, balıklar suya öfkelendi, kuzgun ete döndü; bahtımız hasrete döndü.

hasretim!

gümüş tenli yusuf'u arayanlar gül teninde yusuflar ülkesine girdiler; cennet peşinde koşanlar gül cemalinde cennetlere erdiler.

'körün elinden tutana hak'tan yüzlerce ecir vardır! buyurmuştun. kıyam et, tut körlerinin elinden ve israfilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar. yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt, yine öğüt, yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına.

övüncüm!

ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti... akşam oldu, düğün geçti.. ve gece olmadan, yesrib?in güneşi, kerem kıl, tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin, ve artık getirdiğin kutsal emanetin kaybolacağından korkmasın ümmetin!. kalbimizi kaydırmadan, bize onu haşre dek bakî kılma ruhsatı ver, ve yalın unutuşların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde kıvrandırma, yeter. gel, son kez ilk baharımız ol!. bu mevsim güller incitilmesin, gamküsarımız ol!..

ömrüm!

tâhâ ve yâsîn aşkına...

öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm!.

iskender pala / 'nurundandır bütün nurlar'
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar