heyelan

üstad mustafa islamoğlu'nun şiir serisinin ismi...
günümüz müslümanının heyalan'ını anlatır...

2 tanesi şöyle...

heyelan ı

-havada bulut var-

geceleri gündüzlere örten

yılanlar gibi

örttük üstümüze muttasıl uykuları

yorgan yerine

eshab-ı kehf'in paylaşılan mirasından

yalnız uykusu kaldı bizde


atımızın terkisinde kızılelma çıkını

ayışığında koyulduk yola

kanımız damarlarımıza tıkıştırılmış delilerdi

hayaller denizine açıldığımız sallarla

heyamola çekiyorduk harikalar diyarına

onyedibin alemi bir pula sattık

çiğnediğimiz her yasakla onurumuz yükseldi

gün oldu

bir pula onyedibin takla attık

kıyametin konuk olduğu diyarda

kartalları vurduk

bizi geçmesinler diye

ahir zamanda


rüyamızı kanla bölen ayetlere kızarak

uyandık

kendinde ve agâh her şeye lanetler yağdırarak

tüm işe yarar organlarını kaybeden ben

bir kasap çengelinde bulduğum kalbime

müşteri oldum yeniden

kellemi rehin bırakarak

uykunun bilmem kaçıncı haline ulaşmak için

onlara karşı yürüyerek onların yolunda

gecenin müntehasına dayandık


haykırmanın kutsal büyüsü

işledi iliklerimize

bağırdık anlamadığımız sözleri

bağırdık sözlerimiz anlaşılmasın diye

karaya yüklediğimiz anlamı gözümüze alarak

daldık boyumuzu aşan suların körfezine

1987


heyelan ıı

-gök gürültüsü-


dolu dizgin sevdalarımızla

pimi çekilmiş bomba gibiydik

kaç heyecan istif ettik meydanlara

kaldırımlar rapraplarımızla uyandı kaç kez

asfaltları kanattık körkütük hıncımızla

sloganlar tilavet ettik ezberden

göndere pankartlar çektik mealler eşliğinde

otağ-ı humayuna ayarlı bileklerimiz

yerinden fırlayabilirdi bir emirle

eklem yerlerinden gelen

civata seslerini gizleyemedik

zihninin ve kalbinin olanca yoğunluğunu

adalelerine aktarmış atletler

yüreklerini molotof kokteyli diye attılar lağımlara

on soruda kellesiz savaşmanın yolları konulu

bilimsel dersler verdik

hem defterimiz hem kitabımızdı duvarlar

öğretmeni ve öğrencisi olduğumuz sınıfın

dost avına çıktığımız günler

bir çay içimi muhabbet

üçüncü hamur seviyesinde ülfet


tersine dönen çarkıfeleğin yüreğini aradık

kendimizi aradığımızı bilmeden

fecirle tehtid ettiklerimiz

üstümüzü örtüyorlardı gün doğarken

bülbüller gibi

1987







devamını gör...
" gün gelir şairlerin de dili tutulur
sözler seçilir sözlerden gerisi unutulur
kitabı eline alır bir şair şiirinden utanır
zamanın keskin gözleri vardır
ölümsüz olanı iyi tanır. (...)"

mustafa islamoglu kaleminden bir serüvenin anlatımıdır. ve finalinde şairin de dili tutulur.
devamını gör...
sen ki ankara’nın birisin
bu gece bu yatakta
çok hasta bir denizin uzantısı gibisin

belki ekmek, belki eylem ya da kadın bilemem
besbelli yarı yolda bırakıp da geceni
soğuyan ellerinden ansızın kaçıveren

kısır bir çağrı oldu uçurduğun martılar
yılkıda savruluyor her şeyin/hiçbir şeyin
bakarsın mavi tüter bazı ılık sabahlar
bir sevince eğilir yüzünü seyredersin
ama birden kararır güneşin vaatleri
içindeki tutkulu pul pul olur dökülür

ipucu bulamazsın, boşunadır uğraşın
kilitlendi nedeni, sonucu acımasız
tutunmak şöyle dursun değinmek olanaksız
‘seyredeyim’ diyorsun bakışların kayıyor
belki siyah bir inci, gecenin yalnızlığı
bulaşıyor nasılsa sokak lambalarına
ölü bir istiridye birdenbire ankara

korku ve avuntunun kervansaraylarında
esriyen imgelerin saniyeleri gibi
ezbere sekip giden mermi çekirdekleri
yazgına resmediyor bulanık afişleri

yatalak zamanın umarsız lehçesinde
anlamını yitiren her ne varsa bu kentte
inancın akışına karşı bir girişimle
kutsadığın saflarda heyelan yaratıyor

troya atlarını onurunda otlatan
yabancı emellerin tuzağına benziyor
silahlara adanan körkütük aymazlığın
eğitilmiş yanılgın, kullanılan yanlışın

cehennem tuvaline dönüşen bulvarları
acımasız çiğniyor kanın meddüceziri
ölümle yarışırken dalga dalga ivmesi
yanlış hücrelerini birer birer avlıyor
yabana bağışlıyor, eylemin hevengini

girmesen ne olurdu bu hüsran çıkmazına
kendi gözyaşlarından utanıyor gözlerin
kanına girse bile doğmamış sevinçlerin
besbelli gönüllüsün, hemen ölebilirsin


sen ki ankara’nın birisin
koynunda uyuttuğun denizin
başıboş tekneleri gibisin




| erdoğan özer, mart 1979 / melez zamanı
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar