heykelcilik

heykel sanatı, gotik dönemde de mimariyle bağıntısını sürdürmüştür. bu bağıntı özellikle cephe dekorasyonunda dikkati çeker. katedralin bir parçası durumundaki heykellerin, yapının yüksekliğine uygun olarak normalden daha uzun yapıldıkları görülür. bunlar donmuş gibi dimdik duran figürlerdir. heykel sanatındaki bu donmuşluk, 13. yüzyıl ortalarında yumuşamaya, aziz figürleri bol giysileri içinde kımıldamaya, donuk yüzlü melekler gülümsemeye başlarlar. kucağında çocuk isa'yı taşıyan bakire meryem heykellerindeki dini ağırlığın giderek dünyevi bir ana oğul sevgisine dönüşüp, hafiflediği sezilir. gotik akımın son döneminin resim sanatında da katı kalıpların gevşediğini, şematik anlatımların yerini doğalcı betimlere bırakmaya başladığını görürüz. ama hem heykelde hem de resim sanatında doğal görünümü ön plana alan örnekler ancak rönesans döneminde ortaya çıkar.

http://ancientgreece.com
devamını gör...
ülkenin dört bir tarafı heykel iken neden ülkemizde dünyaca ünlü heykeltraşımız yoktur diye sorular sormama sebep olan sanat dalı...varda ben bilmiyorsam mallığıma verin...

ama asıl merak ettiğim soru ise bu heykeller madem bu kadar önemli neden müfredatımızda yoktur arkadaş?

ve niye osmanlı zamanında bu heykellere pek rastlanılmaz...tabi antik yunan heykellerini de yıktırmamışlardır sanata verdikleri saygı yüzünden...

velhasılı kelam bu heykelciliğin öğrenilmişlik çaresizlik psikolojisine yardım ve yataklık ettiği düşüncesindeyim....konu anlaşılmıştır umarım..
devamını gör...
asırlarca rağbet görmesinin sebebi, ölümlüleri ölümsüz gibi göstermesidir.
yani ölüm korkusunu şekilcilikle aşmaya çalışmış insanlar.

islam bu ve buna benzer nedenlerle yasaklamıstır.
ashabı kehf 309 yıl sonra şehre indiginde roma'da helenistik kültür baş göstermişti. insanlar heykellere yönelmisti. fütuvvet timsali olmasaydı o magaradakiler simdi hristiyanlıkta ahiret inancı olur muydu Allahu alem?
devamını gör...
"heykelcilik" denen nane, bu coğrafyada yerlerde sürünür. sebebi olarak "dini" öğretiler gösterilir ya hani ama ben hiç şahit olmadım ki bir osmanlı büyüğünün yada padişahının heykeline saldırıldığına...

genelde bile değil her zaman, bir çember sakallı çomar, elinde balta yada çekiçle atatürk heykeline saldırırken görüntülenir. bu dangalakların derdi aslında heykel falan değildir, din de değildir. dertlerinin ne olduğunu siz daha iyi bilirsiniz efendim...

ama...

heykeller de gene pare pare parçalanmaya devam ediyor. bizde "canım işte çember sakallılar kırıyorlar" deyip geçiyoruz. kıran çember sakallı olunca içimiz rahatlıyor. size samimi bir şey söyleyeyim mi? ülkenin dört bir yanına, parklara meydanlara, ne olduğu, kimi ima ettiği, ne anlama geldiği belli olmayan heykel niyetine dikilen sefilliklerin çoğunluğu arasında öyle garabet harikaları var ki, işi çember sakallılara bırakmadan benim elime çekici alıp gidip kırasım geliyor!

türkiye'de neden heykele kimsenin yüz vermediği, yontuya burun kıvırdığı uzun süredir tartışılır. "efendim, bizde bunun geleneği yok" denir, "bizim için yeni bir sanat dalı sayılır". gelenek neden bir türlü yaratılmaz, kurulmaz, kimse işin o yanına takılmaz orası da ayrı bir konu..

mesela şu nasıl bir heykeldir ya?

ne lan bu?

mesela öylesine garip atatürk heykelleri var ki, büyük önderi onurlandıracağız diye mezarında ters döndürecekler neredeyse...

şimdi soruyorum; heykel yaptığını sanan akademili şabalaklar neden türk milletine, halkımıza bu kadar uzak, bu kadar yabancı, bu kadar ilgisiz eserler koyuyorlar ortaya?

neden bir türk müziği, bir türk edebiyatı, bir türk mimarlık(!), bir türk dokumacılığı, bir türk halıcılığı, bir türk minyatürü, hatta yeni yeni bir türk resmi vardır da, bir türk heykelciliği yoktur?

giacometti'den arakladığınız ince uzun çıplak kadın figürleriyle kime ne anlattığınızı sanıyorsunuz?

ne idüğü belirsiz birtakım soyut hacimler kesip biçerek, aydın düşmanı çevrelerin sizinle "entel" diye dalga geçebilmelerine çanak tuttuğunuzun farkında değil misiniz? "canım, nasıl olsa kıranlar çember sakallılar" deyip geçmek, işin en kolayına kaçmak olmuyor mu?

ama bu güç ve zahmetli bir yol tabii, bir türk heykeli yaratmak, bir sentez yapmak, olmayan bir geleneği kurmanın onuruna kavuşmak. hem heykeli yontmak, hem heykelin seyircisini yontmak, hem de kendini yontmak sanatçı olarak...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.