homeros

destan yazarı\anlatıcısıdır. anlatımı kör olmadığını kanıtlayacak kadar görsellikler içerir. kendisi de bir efsanedir. hakkında masallar uydurmayı pek severler.

işin aslı i.ö. dokuzuncu yy civarlarında yaşamış anadolu'lu bir ozan olduğudur.

ilyada ve odysseia günümüze gelen eserleridir.
devamını gör...
bir ara parçalamıştım bir şeyler. buyrun efendim:


--- alıntı ---

"Herkes başlangıçtan itibaren Homeros'u öğrendiği için..."
Kolophonlu Ksenophanes


Bir arkeolog adayının veya arkeolojiye meraklı bir insanın, bu dünyaya girerken eline aldığı ilk eserin yazarı; antik çağlarda Ege kıyılarında bir bebeğin dünyaya geldiğinde kulağına çalınan ilk sözlerin sahibi; antik dünyada avam ve elitin en büyük kültürel kesişim noktası; şiirin ve edebiyatın yaşayıp yaşamadığı bilinemeyen babasıdır Homeros.

Hakkındaki tartışmalar, öldüğü kabul edilen yıllardan (MÖ 7.yy'a doğru) hemen sonra başlar. Eserlerinin ona mı ait olduğu, yoksa anonim halk öyküleri mi olduğu; nereli olduğu veya nerede öldüğü gibi net sorulardan, Homeros bilimlerinin incelediği karmaşık sorulara kadar genelde cevapsız kalan bir çok sorunun öznesidir Homeros.

Yunan toplumunun dinini ve inanışlarını, tanrıları ve onların görevlerini sınıflandıran bir insanı "sadece" bir şair olarak kabul etmek, pek de yeterli bir tanım olmayacaktır. Din bilgini veya peygamber demek ise düpedüz yanıltıcı bir yorum olur. Arkeolog ve maceraperestlerin yüzlerce yıl boyunca, ellerinde şiirleriyle antik kentleri aradığı bir şaire, coğrafyacı da denilebilir. Eğer iddia edildiği gibiyse, gözleri görmeyen bir coğrafyacı. Bu dünyaya ait bilinen ilk yemek tarifi bile onun mısralarından dökülür. Ve "böyle bir eseri ancak bir asker yazabilir" der Napolyon.

Eserleri üzerine yapılabilecek en sade tanım, MÖ 8.yy'ın dünyasını bir paket halinde sunduğu olabilir. İnsanlar arasındaki sosyal ilişkileri; değerlerinin neler olduğu, neye öfkelendikleri veya neye güldükleri, şaşırtıcı detaylarla birlikte sunulur. 'Ve yüzlerinde çarpılmış bir ifadeyle gülümsediler' der Homeros ve psikoloji üzerine ilk verileri Homeros'ta bulur Egon Friedell. Özenli insan portreleri, okuyucuyu o günün dünyasının tam kalbine yerleştirir. Modern zamanlarda yapılan tarih filmleri veya yazılan tarih romanlarıyla kıyaslanınca, Homeros'un tanrıları gerçekten varolmuş gibi dururlar. En azından geçmiş, kendi saflığı ve abartısıyla anlatılırken en ufak bir kurgusal hataya dahi düşülmemiştir. Geriye gidişler ve flashback'ler esere dinamizm katarken, görüntü bir anda durur, bir kişiye odaklanır ve okuyucuyu (dinleyiciyi) bir anda savaşın ortasından alıp bir aşk hikayesine götürür. Çeşit çeşit bitkiler ve hayvanlar, insanların çevresindeki floranın ve faunanın eksiksiz bir şekilde canlanmasını sağlar. Ama mesela horozdan bahsetmez Homeros, çünkü henüz kümes hayvanları ile Ege dünyası tanışmamıştır. Dionysos'tan tek bir kere bahseder, çünkü Dionysos Yunan tanrıları arasına yeni katılmıştır ve herkes kadar Homeros için de henüz yabancı bir tanrıdır. Bahsettiği konular kadar, tamamen habersiz olduğu konular da bu dünya üzerine merak taşıyan herkes için büyük bir nimettir. Yaşayıp yaşamadığını bilemeyecek olmamız ise ancak tarihin büyük ironilerinden biri olabilir.


ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN

Öldüğü kabul edilen yıllardan hemen sonra Khios (Sakız) Adası'nda, Homeros'un soyundan geldiğini iddia eden, kendilerini Homerosoğulları olarak adlandırmış bir aile, ozanın şiirlerini okumayı kendi tekellerine almış ve artık zenginleşmekte olan İonia'nın festivallerinde, bu destanları okumaya başlamışlardı.

Batı Anadolu kentlerinin, tüm Karadeniz ve Akdeniz'i kolonileriyle donattığı bir dönemde, Homeros'un destanları da, diğer tüm Yunan adetleri gibi bütün eski dünyaya yayılmaya başlamış ve zamanla ozanın kendisi de destansı bir kişilik olmuştu. MÖ 550'li yıllarda, Atina'da tümüyle yazıya geçirilen eserleri, elit ailelerin çocuklarının gidebildiği okullarda (Gymnasion) okutulmaya başlanmış; sözleri, akrostişler ve anagramlar yoluyla çözülmek için uğraşılan büyülü ezgiler olarak yorumlanmıştı. Savaşlardan önce olumlu yargılar alabilmek için kahinler Homeros'u anlamaya çalışmış, komutanlar ve krallar, Troia Savaşı'nın geçtiği yerlerde kurbanlar ve sunular yapmış, kendilerini Homeros'un kahramanları ile özdeşleştirmişlerdi. Troia, çağlar içinde Doğu-Batı halklarının, kendi köklerini bulduğu bir ütopya ve bu kültürlerin mücadelesinin miladı olma özelliği kazanmıştı. Yunanlılarla savaştıkları dönemde Pers İmparatorluğu'nun kralları, kendilerini Asya halklarının koruyucusu olarak görüyor ve Troialıların mirasını paylaşıyordu. Perslere karşı savaşmış, Yunan komutanı Agesilaos, Akhalar'ın kralı Agamemnon'a öykünüyordu. Büyük İskender ise kendisini Akhaların kahramanı Akhilleus ile kıyaslama eğilimindeydi.

Homeros'un şarkıları, ilk okunmaya başlandığı 8.yy'dan itibaren, 500 yıl boyunca Yunan toplumunu derinden etkilemiş ve izlerine yazılı yazısız her tür materyal üzerinde, her tür farklı yorumu ile rastlanmıştı. Homeros üzerine ilk metodik tartışmalar ise, Hellenistik Dönem'le başlar (MÖ 4. - MÖ 1. yy). Homeros'un şiirlerinin ilk olarak ne zaman yazıya geçirildiğinden, Homeros'un nereli olduğuna, hatta Homeros adında birinin yaşayıp yaşamadığına kadar uzayan tartışmalar, günümüze kadar, neredeyse kesintisiz devam etmiştir.

Antik Yunan'da, Homeros'un kendi yurttaşları olduğunu iddia etmeyen kent yok gibidir ve Homeros'un gerek adını, gerek eserlerinde kullandığı dili inceleyerek, nereli olduğunu anlamaya çalışan Hellenistik dönem bilginleri, farkında olmadan filoloji biliminin temellerini atmışlardı.

4.yy'da, konusu Homeros olan bağımsız bir bilim doğmaya başlamış; İlyada bölümlere ayrılmış, giriş ve sözlük gibi eklentilerle yayınlanmaya başlamıştır. Günümüz bakış açısıyla değerlendirildiğinde, gözden kaçırılacak önemli bir yeniliktir bu. Homeros'un eserlerinin ilk kez yazıya geçtiği dönem, MÖ 550'li yıllar olarak kabul edilir. Fakat bir kutsal kitap anlayışıyla yazıldığı o tarihten farklı bir anlayışla; eserlerin incelenip yayınlanmaya başlanması ile, editörler ve metin eleştirmenleri (Diaskeuastai) ortaya çıkmış, edebiyat ve bilim tarihi üzerine sistemli çalışmalar yapılmaya başlanmış; İskenderiye ve Bergama kütüphaneleri cilt cilt Homeros çalışmaları yayınlamış ve Homeros'un hayat öyküsü üzerine araştırmalar yapmışlardır. Bu araştırmalar, bilim dünyasının ilk sistemli çalışmaları arasında yer alır ve doğal sonucu olarak da ilk bilimsel polemikleri yaratmıştır.

Doğum yeri için onlarca yer gösterilmiş ve hiçbirinde tam bir uzlaşma sağlanamamış; adının Aiol lehçesinde kör anlamına geldiği, bu yüzden de kör olduğu (ve aynı zamanda da Aiol kökenli olduğu) iddia edilmiş; bu iddiaya, adının İon lehçesinde köle anlamına geldiği ve bir köle olarak satıldığı (yani İonialı olduğu) iddiası ile karşılık verilmiştir.

Eserlerinin, ona ait olmadığını söyleyen "khorizont" adlı bir grup ortaya çıkmış, kimileri sadece İlyada'yı yazdığını, kimileri de, kimi pasajların ona ait olmadığı ve sonradan eklendiğini ileri sürmüştür. Yine bu dönem yaşayan Lukianos, iddialardan sıkılmış olacak ki, Homeros yorumlarını, kendince protesto etmiştir:

"Aradan iki üç gün geçmişti ki, ozan Homeros'a rastladım. İkimiz de kimseye
bağlı olmadığımız için, ona birçok konuda gönül rahatlığıyla sorular sorabildim.
Nerede doğduğunu da sordum bu arada. Bunun bizler arasında hala
çetin bir tartışma konusu olduğunu açıkladım kendisine. Homeros, çeşitli uzmanlarca
kendisinin doğum yerinin Khios, Smyrna ya da Kolophon olarak
gösterildiğini, oysa gerçekte birçoklarınca Tigranes diye bilinen Babylon'lu
olduğunu söyledi; ancak Yunanlılara köle (Homeros) olarak satıldıktan sonra
Homeros adını almıştı. Başka sorular da sordum. Peki, dedim, destanları kitapta
toplayanların yadsıdıkları dizeler gerçekten senin mi? Hepsinin kendisinin
olduğunu söyledi. O zaman, Aristarkhos ve Zenodotos okulunun bütün
o bilgiççe saçmalarını bir bir saydım Homeros'a. Ardından da, İlyada'ya niçin
Akhilleus'un öfkesiyle başladığını sordum. Gerçekte hiçbir nedeni olmadığını,
salt kafasına öyle estiği için öyle başladığını söyledi. Birçok uzmanın ileri
sürdüğü gibi ilk önce Odysseia'yı yazıp yazmadığını da çok merak ediyordum.
Bu sorumu, hayır, diye yanıtladı Homeros. Artık körlüğü konusunda söylenilenlerin
doğru olup olmadığını sormama gerek yoktu, çünkü kör olmadığını
kendi gözlerimle görebiliyordum."


HOMEROS'UN KÖKENİ

"Üç kez tyran olan, üç kez sürgüne gönderilip yeniden
başa geçen devlet adamı Peisistratos'um ben; Homeros'un
dağınık şiirlerini toplayıp bir araya getiren Peisistratos.
Çünkü Smyrna kentini Atinalılar kurduklarına göre, o
yüce ozan da bizim yurttaşımızdı."


Konu Homeros olduğu içindir ki, Yunan dünyasında onun kendi vatandaşı olduğunu iddia etmeyen kent yok gibiydi ve sonrasında işin içine Romalılar da girecekti. Ozan hakkında bilgi veren kaynakların, yazının Batı dünyasında kullanıma girişi kadar erken tarihlere dayanması bile, tartışmanın aslında ne derece köklü olduğunu ima eder. MÖ 7 ve MÖ 6. yüzyıllara ait en erken belgeler, ondan, "geçmiş zamanlardaki adam" diye bahsederek konuya girer ve yüzyıllar boyunca nerede doğduğu ve yaşadığı gibi, nasıl bir yaşantı sürdüğü ve nerede öldüğü, hatta ölüp ölmediğini dahi, hiçbir konuda uzlaşmaya varamadan tartışırlar.

"Böylesine ulu bir ozanın ölümlü olup olamayacağı yolundaki kuşkular, onun doğum yeri konusunda da benzer bir belirsizliğe yol açmıştır. Çeşitli uzmanlar Homeros'un Smyrna'da, Khios'da, Kolophon'da, İos'da, Kyme'de, Troas bölgesindeki Kenkherai'da, Lydia'da, Atina'da, İthaka'da, Kıbrıs'da, Salamis'de, Knossos'da, Myken'de, Mısır'da, Thessalia'da, İtalya'da, Lukiana'da, Gryneia'da, Roma'da ve Rodos'da doğduğunu ileri sürmüşlerdir." Diye belirtir, MS 10. yüzyılda yazılmış Suidas Sözlüğü.

Satır aralarında ozandan bahsetmenin ötesinde, doğrudan onu anlatan en önemli kaynaklar, günümüzün biyografilerine denk düşen antik vite'lerdir. Günümüze ulaşmış yedi Yunanca Homeros Vite'sinin yanında çok sayıda Roma Dönemi çalışması bulunmakla beraber, daha erken döneme düşen Yunanca kaynaklar baz alınırsa, geriye yedi kentten oluşan bir liste kalır: Khios (Sakız Adası), Smyrna (İzmir), Kyme (İzmir-Aliağa), Kolophon (İzmir-Değirmendere), Atina, İos ve Argos.

Üst kısımda Atina tyranı Peisistratos'ın aktarılan ifadesinden de anlaşılacağı gibi, Atina'nın Homeros üzerine iddiası, Smyrna halkının kendileri ile aynı soydan gelmesi üzerine dayanır ve ozanın Smyrnalı olduğu ön kabulüne sahiptir.

İos Adası'nın öyküsünde bir tanrı veya yabancı biri tarafından hamile bırakılan genç bir kızın, ailesi tarafından utanç nedeniyle köle olarak (Smyrna'ya) satıldığı ve burada Homeros'u doğurduğu anlatılır, ki hikaye benzer biçimde Homeros'un Smyrna'da doğduğunu kabul etmektedir.

Argos'un iddiası, Homeros'un lehçesi ile kentte konuşulan lehçe arasındaki farktan dolayı, baştan çürümektedir. Bu iddianın temelinde, Argos'ta Apollon ve Homeros onuruna düzenlenen müzik şenliği, geçmişi erken dönemlere giden bir ozan geleneği ve Homeros şiirlerinin siyasal olarak bu merkezde çok tutulması olduğunu belirtir G.Thomson.

Kolophon'un iddiası üzerine çok net veriler yoktur ve bu iddiayı sadece Kolophonluların sahiplenmesi pek de yansız olmadıklarını düşündürtür Geriye kalan Khios (Sakız Adası), Kyme (İzmir-Aliağa) ve Smyrna (İzmir), antik dönemde en güçlü adaylar olarak karşımıza çıkar. Hermos Nehri'nin (Gediz) Ege'ye döküldüğü alanın etrafında dar bir üçgen meydana getiren bu kentlerin buluştuğu coğrafya, krallığın oldukça zayıf nüvelerle de olsa son demlerini yaşadığı bir bölge ile (Aiolis), sosyal ve kültürel hayatta bir gelişim içine girmiş bir bölgenin (İonia) kesiştiği bir yerdir. Benzer bir kesişimi, iki bölgenin lehçeleri Homeros'un şiirlerinde de yaşar.

Şiirlerinin Aiol beylerinin misafirliğinde filizlendiği, İonia festivallerinde boy attığı düşünülebilir. Feodal yapıdaki çatlamaların, yani şairleri himaye eden kral/beylerin zayıflamasının ardından, şairlerin en önemli buluşma yeri Delos Adası'ndaki Apollon onuruna düzenlenen festivaller olmuştu. Zenon'un aktardığına göre, çok yürekten şarkı söyleyen biri için Yunanca'da şöyle bir söz vardı: "sanki Delos'a gidecekmiş gibi söylüyor."

Epik şiir, eski bir dünyanın soyluluğunun anlatıldığı, feodal bir ortamda, geçmişin anılarıyla beslenerek gelişmişti. "Ionia'daki ticaret, politika ve bilim cümbüşünün içine düştüğündeyse çiçeğe durdu bu şiirler. Koşullar benzersizdi". Egon Friedel

Bu benzersiz koşulların ürünü Homeros'u doğuran topraklar, Sakız Adası'nın da kültürel açıdan dahil olduğu İzmir çevresinde bir yer olmalıydı. Fakat böyle olmama ihtimali de vardır. Söz konusu olan bir destan, bir şair ve bir dünya ise, bunları doğuran daha da geniş bir kültürel iklim ve ortaya çıkan "şey", evrensel bir değerdir.


--- alıntı ---

devamını gör...
homeros bu güne değin çoğu kez tütsülenmiş şekilde anlatılmıştır.
ilahi hakikatı anlayamadan kafasından öyle şeyler yumurtlamışdır ki, anlattıklarıyla vakit geçirenler ya ahmaktır ya da ruhaniyeti heyula şeylerin arasında aramakla, "ibnü-l fehm olduklarına kâni olduklarını sanarak", salaklıklarını taçlandırmışlardır.
bir hobi olarak homeros'un destanlarını (edebiyatını)okumak da zararlıdır.

mâlumunuz hâliyle homeros efendi, ecdad-ı anadolu'nun pek bü edebiyat-ı meşhud hicazkar bir indine hâlis postniş' idi. fikrinden cehl saçan bu ehli mürted, yunan esatirine haiz eden eserleri'ilen, ilyada destan-ı kebir'ine müellef olarak tanrı(lar)'ın harbi gibin habis bir işe yeltenerek, achilles işkembe-i kübrâsı ilen paris hengâmesini istikbar ederkene, hector cüssesini de recm ettirmeyerek, ve lalettayin manzumeyle geçiştirmeyerek, uyduruk ve fevkalâde zararlı bir kapı aralamıştır. tiz kellesi ıçurula.

bunla da yetinmeyen bu kör lakaplı'n sefil, ömr-ü güzeşte'nin harap olmasına reşit bir ozan imiş. yunâniyan masalları bu herüf'ün taçlamasıy'lan; aklın ne dünlü nevrasteni olduğunun saikasıdır. bu mazlumun eserlerinde bi'hakkın hep yalan ve dolan
mevcuttur. yani, bütün anlattıkları boş bir rüya'dır. kendi hayallerine ve vehmine tapınan da ilk beşer değildir.

zapt olunan tüm eserleri yakıla ki, diğer nesiller mal olmaya.

bitti.

böyle anlatmak hoşmuş. herhalde okunur. *





devamını gör...
bizim kurt binici gibi biri lan. sürekli görücüye gitmiş istediğini bulamamış. sona kadınlara, kıla tüye sarmış bir abimiz. odissesine az buçuk bakan anlar. odissede sürekli nohut oda bakla sofadan, gülen kadından, aile ortamının güzelliğinden bahseder.
devamını gör...
truva savaşını anlattığı ilyada eseri savaştan yaklaşık 500 yıl sonra yazılmıştır. bazıları homeros'un olmayan bir savaşı anlattığını yazmıştır. ama arkeolojik veriler truva savaşının gerçekten yaşandığını ortaya koymaktadır.
devamını gör...
(bkz: #5982324)

ne demek tanimimdan sonra var böyle bir sey demek. yalanci mi diyorsun bana? benim sozum gecer akce degil mi? mecidiye miyim ben?

ayip bee bu bana yapilir mi? bana? jbd ustaya? *
devamını gör...
ilyada ilce farketmez esprisine maruz kaldın mi hiç? kalmadi isen benden olsun.

ilyada yazarı. erinmemiş yazmış emeğe saygı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar