huzursuzluğun kitabı

fernando pessoa'nın enfes olduğu kadar trajik kitabıdır. dar vakitlerde okunmaması tavsiye edilir.
kalın bir kitaptır. beğenilen cümlelerin altını çizme hastalığınız varsa, altı çizili dizelerden de bir kitap oluşabilir, o derece.

--- alıntı ---
asla gerçekleşemiyoruz. karşı karşıya duran iki uçurumuz biz. cennet'i hayranlıkla izleyen bir kuyu.
--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---
bir fincan kahve; loş bir odada, yarı kapalı gözlerle içilen, kokusu içe işleyen bir sigara... hayattan bu gerçeklikten başka talebim yoktur, bir de düşlerimden... az mı bu? bilmiyorum. hem az nedir, çok nedir, onu biliyor muyum?
--- alıntı ---
devamını gör...
"nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok." "durgunluğun derin yarıklarına orantısız parçaları düşmüş, sıkıntılı bir enkaz olma hali” ile özdeştir bu. yaşam, pessoa için, arka kapısı cennete ya da cehenneme açılan bir han değildir; "arafta kalmış bilincin yuva yaptığı, can sıkıcı bir bekleme odasıdır."

kitap bu tırnak içine aldığımız cümleleri içeren mektup ile açılır. arkadaşı carneiro'ya yazmıştır yazar. ve bu mektubun sonunda bir soru vardır, cevaplaması imkansız: "hissetmek ne renktir acaba?"
devamını gör...
çaba sarf etmek bir suçtur, çünkü her eylemle bir düş ölür.

bu söze kadar normal bir kitap olarak gözükmüştü gözüme. sonraları anladım ki bu kitap hayatımda uzun müddet yer edinecek. yaklaşık on sene önce yüreğinin götürdüğü yere git isimli kitabı okuyunca günce okumayı sevdiğimi anlamıştım. bu kitabı da sevecektim. fakat bu kitap normal bir günce olmaktan, dünyaya dair görüşler üzerine yazılmasıyla çıktı kalbimde. hatta. hatta. ve hatta ben de bu kitabı okumaya başladığım ilk günden beri günlük yazıyorum.
hoşuma giden birkaç cümlesini paylaşmak isterim:

+hayat tecrübesi insana bir şey öğretmez, tıpkı tarih gibi.

+bir bireye bahşedilmiş olan ruh, başkalarıyla ilişki kurmak uğruna ödünç verilmemeli.

+ve nihayet, ne mutlu her şeyden vazgeçene; her şeyden vazgeçtiğine göre elinden hiçbir şeyi alınamayacak olana.

+insanları yönetmenin temelinde iki ilke yatar; onları baskı altına almak ve aldatmak.

+hayatımızı böyle öldük işte. ayrı ayrı ölmeye o derece dalmıştık ki tek bir varlık olduğumuzu, ikimizin de ötekinin yanılsaması olduğunu, kendi içimizdeyse varlığımızın basit bir yankısı olduğumuzu göremedik.

+bir bedeni olan insanlar olarak giyimli hayvanlar kategorisinde yer aldığımız gibi, aynı zamanda en temel özelliği kıyafetsiz dolaşmamak olan bir ruha sahibiz.
devamını gör...
fernando pessoa tarafından ele alınmış içerisinde haddinden fazla hakikati söyleyen cümleler geçen bir günce. insanlık dediğimiz yalanı ne de güzel açıklıyor...

insanlık kültü, özgürlük ve eşitlik gibi kutsal kavramlarıyla hayvanların tanrı sayıldığı, tanrıların da hayvan kafalı olduğu antik dinlerin dirilmiş hali gibi gelmiştir bana hep.
devamını gör...
"istemeden varım ve istemeden öleceğim. olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."
devamını gör...
en son bitirdiğim, öldükten sonra kıymeti anlaşılan fernando pessoa kitabı. başa dönüp dönüp okunulası...

"istemeden varım ve istemeden öleceğim. olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."

"kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi."

"hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız."
devamını gör...
portekiz edebiyatının en önemli eserlerinden biri. hayatın anlamını sorgulamak açısından ise sarsıcı bir etkiye sahip. her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve onu sonsuzca çoğaltan bir parçası...

"belki sevecek başka bir şey bulamadığımdan böyle oluyor, ama belki de insan sevgisine değer hiçbir şey olmadığından; duygusallığa kapılıp sevgimizi birine vakfetmeye niyetlendiysek, yıldızların sonsuz kayıtsızlığındansa benim gösterişsiz mürekkep hokkası yeğdir."

"her şey elimden kaçıyor, buharlaşıyor. bütün hayatım, anılarım, hayal gücüm ve içerdikleri ve nihayet kişiliğim - her şey benden kaçıyor, her şey buharlaşıyor. başkası olmuş olduğumu, başka hissettiğimi, başka düşündüğümü hissediyorum hep. bir başka dekorda oynanan bir temsilmiş seyrettiğim. ve kendi kendimi izlemişim..."
devamını gör...
psikolojik olarak sağlam olunmayan dönemlerde okunmaması gereken müthiş bir eser. insanı her fırsatta boşluğa ve düşünmeye ittiği için tek çırpıda okuyup bitirilecek türden değil.

-"gölgelerin içindeyken, bireyciliğin yaşamdan hiç ama hiçbir şey beklememek anlamına gelen soyluluğuna erişsem..."

-"istemeden varım ve istemeden öleceğim. olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."

böyle kitaplar kolay kolay yazılmaz. kıymetini bilmek lazım gibi geliyor bana.
devamını gör...
--- alıntı ---

"ölümden yapılmışız biz. hayat diye kabul ettiğimiz şey, gerçek hayatın uykusu, varlığımızın gerçek halinin ölümüdür. ölüler doğar, ölmezler. iki dünyayı ters sırasıyla biliriz biz. yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür; ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız.
hayat dediğimizle ölüm dediğimiz arasındaki ilişkinin aynısı, uykuyla hayat arasında da vardır. hep uyumaktayız ve bu hayat bir düştür, bir metafor olarak ya da şiirsel anlamda değil, gerçekten bir düş.
yaptıklarımız arasında üstün gördüğümüz ne varsa ölüme benzer, her şey ölümdür. idealler, hayatın anlamsız, yararsız olduğunun itirafından başka nedir? sanat, hayatın inkârı değil midir? bir heykel, ölümü çürümez bir maddeye hapsetmek üzere şekillendirilmiş, ölü bir bedendir. hayatın içine daldığımızı hissettiren haz bile, kendi içimize dalmayı, hayatla aramızdaki bağları koparmayı ifade eden, ölümün oynak bir gölgesidir."

*

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

"utangaçlık asil bir huydur, ne yapacağını bilememek övünülesi, yaşama becerisinden yoksun olmak ise insanı yücelten bir özelliktir.
..
çürümüşlüğümüzden doğan bu zayıf pırıltılar, hiç olmazsa, karanlıklarımızın ortasında bir ışıktır.
sadece acı bizi büyütür.."

*

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

"..evrenin anlaşılmazlığını tespit etmiş olmak bize yetmeli; onu kavramaya çalışmak bir insandan daha azı olmak demektir, çünkü insan olmak, zaten evrenin anlaşılamayacağını bilmek anlamına gelir. "

*

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

"nedenini bilmesem de, her işte tereddütlüyüm. zihnimde yarattığım, kendime özgü ideal düz çizgiyi bulmak için, kim bilir kaç kez aramışımdır iki nokta arasındaki en uzun yolu. etkin bir canlı olmayı beceremedim hiç. insanların hiç ıskalamadıklarını ben ıskaladım; ötekilerin olanca doğallığıyla yaptıklarını, ömür boyu bilinçli bir şekilde yapmaya uğraştım. başkalarının neredeyse istemeden elde ettiklerine erişmeyi diledim hep. hayatla benim aramda, baştan beri mat camlar oldu: ne gözümle, ne elimle algıladım onları; ve ne hayatımı yaşadım ne tasarladıklarımı, olmak istediğim kişinin düşüydüm sadece; düş bizzat irademle başlamıştı, tasarılarım asla olmadığım o insanın en büyük hayalleriydi.
duyarlılığım mı aklıma göre fazla coşkun, yoksa aklım mı duyarlılığıma göre, diye sordum kendime hep. öteden beri ya birinde ağır kaldım ya öbüründe ya da ikisinde birden.."

*

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

"mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor. insani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu. ama gerçekte bitkisel hayatta olduklarından, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gider.."

*

--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar