ibadet

abd- kul kökünden türemiş arapça bir kelimedir kanımca... kulluk yapmak anlamına gelir bir bütünlük olarak ele aldığımızda. sadece namaz ı değil, konuşma,tefekkür, dua, namaz, gülümseme, selam verme, iyilik yapma vs. gibi bir çok hasleti de içinde barındıran çok geniş bir kelimedir.
devamını gör...
adem*'in asli vazifesidir. bir namaz ibadeti bile asli rükunlarıyla, ademin yaratılış sebebini haykırır gören gözlere...

http://img146.imageshack.us/img146/2627/adem.jpg

"Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler." (FURKAN, 64)

"Ey iman edenler! rükã» edin, secde edin, hasılı yalnız Rabbinize ibadet edin, hayırlar işleyin ki felaha eresiniz." (hac, 77)

mã®m'in secdesi dahi elif'edir. elif, Allah'ı temsil eder. mim, mümin kulları, muhammed'i (sav), muttakileri remzeder. adem*, ancak salih ibadetle rabbine yönelirse felaha erişir.
devamını gör...
cennete gidebilmek için yapılması şart görülen hal ve davranışlar bütünü.

bir çeşit, yaratıcı'ya yalakalık yapma aracı. hani nasıl ki ilkokul öğrencileri hocanın gözdesi olup notları havada kapabilmek için her türlü kılığa girer; ibadet edenler de bunun bir benzerini yapıyorlar bence. tek amaç cennete gidebilmek, yapılan şey yaratıcı'nın gözüne girebilmek, kullanılan araç ibadet. bu kadar basit miymiş cennetin yolu?
devamını gör...
kelime anlamı itaat etmek, boyun eğmek, tapmak, kulluk etmek, küçüklüğünü kabul etmek demektir. åžer'i anlamı ise, Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği ve razı olduğu bütün gizli-açık amel ve sözlerdir. bunlardan bazıları; iman, islam, ihsan, dua, korkmak, umut etmek, tevekkül etmek, ummak, gönülden saygı duymak, yönelmek, yardım istemek, sığınmak, yardımına çağırmak, kurban kesmek, adak adamak, ilah olarak yalnızca Allah'ı tanımak, Allah'ın hükmüne teslimiyet göstermek, Allah için sevip Allah için buğzetmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, tavaf etmek, tevbe-istiğfar etmek vs. dir.


ibadet niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan, cenab-ı hakka yakınlık ifade eden ve özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerden ibarettir. bu, bizi yoktan var eden, bize sayısız nimetler bahşeden yüce Allah'ı ta'zã®m (ululamak, yüceltmek) amacı güden bir kulluk görevidir.[elmalılı hamdi yazır, hak dini kur'ân dili, istanbul 1935, 1/95]


bu duruma göre ibadet, cenab-ı Allah'a karşı gösterilen saygı ve hürmetin, en yüksek derecesini ifade eder. en geniş anlamda ibadet, Allah'ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır.[hamdi döndüren, åžamil islam ansiklopedisi: 3/53]


ibadet, kendini kul olarak kabul eden insanın rabbine karşı teslim oluşu ve rabbine itaat edişidir. ibadet, yüce yaratıcı karşısında kişinin benliğinin derinliğinden gelen bir saygı ile boyun eğmesidir. ibadet, Allah'a karşı duyulan saygı ve azamet duygularının en yücesidir. kul bu duyguyu, Allah'ın emirlerine uyarak, yasaklarından kaçınarak yerine getirir.

Allah'ın razı olduğu bütün ameller ibadet kapsamına girer. bir diğer deyişle salih (doğru ve güzel) kabul edilen bütün ameller (fiiller)in yapılması ibadettir. çünkü Allah, insanlardan güzel davranışlar ve kendi hükümlerine itaat istemektedir. yani Allah'a itaat manası taşıyan her hareket ibadettir.

ibadet, 'abd' kelimesinden türetilmiştir. bu da; en yüce bilinen bir varlığa itiraz etmeksizin, karşı gelmeksizin itaat etmek, boyun eğmek demektir. eskiden kölelere de 'abd' denirdi. onlar, sahiplerine karşı gelmeksizin itaat ederlerdi. çünkü onlar efendilerinin malı sayılırlardı.
insanın Allah karşısındaki durumu, kölenin efendisi karşısındaki durumu gibi değildir. insanlar Allah'ın köleleri değildirler. ancak insanlar mutlak itaatı, boyun eğmeyi ve en yüksek tazimi Allah'a yapmak zorundadırlar. bunun adı kulluktur, yani ibadettir.[hüseyin k. ece, islam'ın temel kavramları, s.f. 282, beyan yayınları ]

ibâdet kelimesi, "abede" fiilinin masdarı olup "itaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, bağlanmak ve hizmet etmek" anlamlarına gelir. ibâdet kelimesinin türediği "abd" kökü, şu anlamlara gelir:

1) hürün karşıtı olan köle,
2) boyun eğmek ve itaat etmek,
3) kulluk etmek, ilâh tanımak, tapmak,
4) bir şeye bağlanıp, ondan ayrılmamak.

bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ibâdet kelimesinin ifade ettiği esas manalar; "kişinin yüksek ve üstün birine karşı baş eğmesi, itaat etmesi, kendi hürriyetinden ferâgat ederek onun karşısında her türlü isyanı terk etmesi, tam bir bağlılıkla ona boyun eğmesidir." işte bu durum, kulluk ve itaattir. ibâdet, itaat etmenin bir çeşididir. bu itaata layık olan da, hiç şüphesiz gerçek ma'bud olan Allah'tır. çok ibâdet edene âbid; kendisine ibâdet edilene de ma'bã»d denir.

kur'ânã® bir terim olarak ibâdetin genel anlamdaki tanımı şudur: "yapılması sevap olan, Allah'a yakınlık ifade eden, yalnız o'nun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızâsını kazanmak niyetiyle yapılan, her türlü harekete ibâdet denir."

demek ki islamã® manasıyla Allah'a ibâdet: "insanın rã»hen ve bedenen, gizli ve açık bütün mevcudiyetiyle yalnız Allah'a yapmış olduğu şuurlu (bilinçli) bir tâat ve kurbettir."
"ibâdet" kavramı, "kurbet" (yakınlık) ve "tâat" (sevap olan şeyler) kavramlarının anlamını da içermektedir. dolayısıyla ibâdet eden insan, hem Allah'a yaklaşmış, tanıyıp kulluk etmiş, boyun eğmiş ve hem de o'na itaat etmiş olur. mesela namaz kılan bir insan, Allah'a tâat, ibâdet ve kurbet görevlerini yapmış olur. namazın kabul olması için de "iman", "ihlâs" ve "niyet" in bulunması gerekmektedir. korku ve ümit içinde hem zâhir, hem bâtında sonsuz bir alçak gönüllülük ile sınırsız bir ta'zimi ihtiva eden ibâdet, "kibir" ve "riyâ" kabul etmez."ibâdet", boyun eğmenin, itaat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun en son noktasıdır. ibâdet, insanın Allah'ın râzı olduğu şeyi yapması, yerine getirmekle yükümlü olduğu fiilleri emrolunduğu şekliyle hayata geçirmesi, hiçbir şey gözetmeden Allah'a kulluk etmesi ve bunu, sadece o'na boyun eğip itaat etmek için yapmasıdır.

itaat büyük bir makamdır. ibâdet/kulluk yapan "âbid/abd" (kulluk yapan/kul), itaat ve ibâdetle Allah'a bağlandığı için şereflenir. Allah teâlâ, rasulü muhammed (s.a.v.)'i, makamların en şereflisi olan "risâlet" makamında "abd/kul" kelimesi ile isimlendirmiştir. (2/23, 17/1, 18/1, 57/9)

o yüzden şehâdet kelimesinde bile "rasül" kelimesinden de önce; daha önemli ve daha şerefli olduğu için "abduhu: o'nun kulu" ifadesi kullanılır. çünkü risalet, muhammmed'in (s.a.v.) diğer insanlara yönelik ilişki ve görevini ifade ederken; "abd/kul" ifadesi, onun rabbıyla ilişkisini ve bağını anlamlandırır. Allah'la irtibatın, diğer insanlarla ilişkiden daha şerefli olduğu da açıktır. biz de, şeref ve fazilet istiyorsak, bunun Allah'la bağımızı güçlendirmekten geçtiğini, yani ancak ibâdet ve kulluk görevlerimizde derinleşmekle makamımızı yükseltebileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.

ibâdet, imanın uygulanması, hak ve doğru kabul edilen esasların günlük hayatta yaşanması olduğundan, Allah katında tâat kabul edilen her davranışın bilfiil uygulanmış, yapılmış olması gerekir. yoksa, yalnız istek halinde kalıp, davranış sahasına çıkmayan duygu ve düşünceler, Allah'a yakınlık anlamına gelen kurbet ve tâat olsalar da, ibâdet değillerdir. gerçek iman kulun kalbine girdiği zaman bu pratiğe salih amel şeklinde yansır. Allah insanlardan söz söylemelerini değil, sözlerini doğrulayacak salih amel işlemelerini ister. bunun yanında, niyetsiz, sadece görünürde yapılan işler de ne olursa olsun, ibâdet sayılmazlar. niyetsiz yatıp kalkmak namaz olmadığı gibi, niyetsiz aç durmak da oruç değildir. o halde kötü niyetle, veya Allah'a itaat ve yakınlık kastından başka bir maksatla yapılan işler, ibâdet olamazlar.




devamını gör...
" peder ve valideye karşı muhabbetin, cenab-ı hak hesabına olduğu için hem bir ibadet, hem de onlar ihtiyarladıkça hürmet ve muhabbeti ziyadeleştirirsin. "

( risale-i nur külliyatı )
devamını gör...
akaidi ve imani (i'tikad ve imana dair) hükümleri, kavã®(kuvvetli) ve sabit kılmakla meleke haline getiren ancak ibadettir.
evet Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden(yasaklarından) sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdanã® ve aklã® olan imanã® hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. bu hale, âlem-i islamın hal-i hazırdaki(şimdiki) vaziyeti şahiddir.
ve keza ibadet, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve maade, yani dünya ve ahiret işlerini tanzime sebebtir ve şahsi ve nev'ã® kemalata(ferdin ve insanlığın olgunlaşmasına) vasıtadır. ve halık ile abd(yaratıcı ile kul) pek yüksek bir nisbet v e şerefli bir rabıtadır(bağdır).
işarat ül icaz
devamını gör...
ibadet, kul ile ma’bud arasındaki bağda, abdin ma’bud’a karşı aczini, fakrını ve kusurunu bilerek, iradesi ile tüm istidatlarını kullanarak tazim ve hürmetini sunmasıdır. ibadet Allah sevgisinin en güzel tezahürü, Allah sevgisinin neticesi ve şükrün gereğidir.

http://www.risaleinurenstit...
devamını gör...
birbirine girmiş iki anlamı ifade eden bir kelimedir. bir durumalışı betimler. bu, sonsuz bir sevgi ile sonsuz bir tevazudur.kamil bir sevgiyle bütünleşen kamil bir tevazu. işte; ibadet budur.tevazusuz sevgi, ya da sevgisiz tevazu ibadetin anlamını gerçekleştirmez. bir parça tevazu ile bir parça sevgi de ibadeti gerçekleştirmez. bütün bir tevazu ve bütün bir sevgi zorunludur.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar