ideoloji

hayat görüşŸü, kendi içinde tutalı olduğŸu iddia edilen hem düşŸünce hem de aksiyon boyutu bulunan hareket. mantalite. dünyayı anlamlandıran büyük anlatılar ve kurgular.

her ne kadar olumsuz anlamlarda kullansak da aslında her türlü hareketin, dinin, ve de oluşŸumun ideolojik boyutu vardır, olmak zorundadır. en nihayetine bir dieolojiye tabi olduğŸumuz gerçeğŸini inatla reddetmek yerine, ideolojinin farkında olmaktır bize asıl fayda sağŸlayacak olan. ideolojiyi at gözlüğŸü gibi giymek değŸil, kendine binek yapmaktır.

cemil meriç in "izmler idrakimize giydirilen deli gömlekleri" lafı alıntılanır her zaman. ama üstadın pek bilinmeyen bir sözü daha vardır, "ilimler ve ideolojiler" adlı bir derlemeye yazdığŸı önsözde zikrettiğŸi:

"ideolojiler açık denizdeki dümenimiz". onlarsız kayboluruz, serseri mayın gibi sürükleniriz patlamaya hazır.

devamını gör...
ideoloji kelimesinin kendisine alerjik olmayı kendine belletilenlerden değilseniz;
ideoloji nihayetinde, ortak bir dünya görüşünün hayatın farklı alanlarına aynı gözlükten bakması ve aynı akıldan yorumlamasıdır. ideolojilerin varlık bulma nedeni ihtiyaç, yaşam bulma şartı da somut gerçekle olan uyumudur.
örneklemek gerekirse;
köklerini hegelden alan nazi ideolojisini yaratan, alman ırkının 1. dünya savaşı sonrası yaşadığı psikolojik çöküntüdür. aynı ideoloji ilerleyen 10 yıl içerisinde alman yükselişini doğurarak nazizmin kalıcılaşmasını sağlamıştır.
bu durumda asıl tartışılacak olan nazi ideolojisinin doğruluğu ya da yanlışlığı değil, varlık sebebinin ve inandırıcılığının nedenleridir.

politik tutarlılıkla kastedilen ise
afacan üstadların anladığı gibi orman yeşildir, biber de yeşildir, o halde o la la.. şeklinde değildir.
tutarlılık toplumun bütün sorunlarına aynı akıl birliği ile bakabilmektir.
kadın sorununa da, azınlıklar sorununa da, demokrasi tartışmalarına da ve vesair konuların her birine zigzaglar çizmeden varoluşunuzu sağlayan fikri temellere dayanarak cevaplar verebilmektir.
bu cevaplar doğru ya da haklı olmazsa halktan reaksiyon alamayacağı için zaten en başa döneriz ve ideolojinizin yaşam bulma şansının kalmadığından bahsederiz.

ideolojilerin tu kaka şeyler olduğunu söylemek hem de bunu uhreviyata bağlayarak ifade etmek;
ideolojik değil ama çok
reel-politiktir.
devamını gör...
ideoloji; dünya, tabiat, toplum, birey ve gerçeklik hakkında sistematik ve tematik bütünlük oluşturan tutarlı fikirler kümesi anlamına gelir. ister küçümseyici (pejoratif) olsun, ister bilime göre ikincil sayılan bir fikri demeti sunmuş olsun veya belli toplumsal şartların var oluşunun düşünsel karşılığı olsun, bireyin ya da kolektif bir öznenin, toplumsal bir konumun düşünsel ve entelektüel karşılığıdır. bireysel olması ideolojinin aslında çok da bütüncül (totalistik) bir şey olmadığını ortaya koymaktadır. karl manheimâ’ın ideolojileri; toplumsal bağlamla uyarlanmış, karşıtlık taşımayan kavramlar olarak ele alması kolektif niteliğini ön plana çıkarmaktadır. ideoloji özlem ve hayalleri yansıtmakta, dünyayı belli bir perspektiften görmemizi sağlamaktadır. düşünme denilen etkinlik toplumların yaşayışlarına göre farklılık arz eder. öyle ki kulübedeki insan ile saraydaki insan haliyle farklı düşünmektedir/ düşünmek zorundadır. ideoloji de böyledir, topluma göre farklılık gösterir. bunun yanı sıra tek bir ideoloji kavramından da söz etmek güç hale gelmektedir. unutulmamalıdır ki, louis althusserâ’in belirttiği gibi; â“ideoloji bizim denizimiz, biz de denizdeki balık gibiyiz. o halde, herkes ideolojiyle yaşar.┠bireyler ve toplumlar istese de, istemese de bir ideolojinin peşinden gitmektedir.

ideolojilerin kendi içerisinde çeşitli düzeylerde farklılaştığını görmekteyiz. farklılaşma ideolojilerin birbirleriyle kesişmesini de doğurmaktadır. bu da günümüz için daha belirleyici olmaktadır. ideolojilerin 18. yüzyıldan itibaren dönüştüğünü ve evirildiğini görmekteyiz. bu dönüşüm ve evrilmeler neticesinde ortaya kendi içinde farklılaşmalar çıkmaktadır. böylece ideolojiler birbirleriyle eklemlenerek ve sarılarak yeni formlar oluşturmaktadırlar. ideolojiler çağırma işlemini cinsiyet, birey, din, dil, ırk, etnisite bağlamında gerçekleştirir. günümüz için çağırmayı sağlayacak homojenizasyondan, özdeşlikten söz etmek pek mümkün değildir. bu nedenle ideolojiler şu an için bireye kadar inerek, iltifat ederek dikkatleri üzerine çekmek zorundadır.

ideolojilerin işleyişleri yukarıdan aşağıya doğru bir doktrin biçiminde gerçekleşen bir yapıya sahip değildir. ideoloji ve özne arasındaki ilişkiyi belirleyen çok sayıda kesiciler vardır. geriye bakıldığında ideoloji kendi gerçekliğini özneye dikte etmekteydi. günümüz açısından ideoloji-özne ilişkisinin bu şekilde kurulabilmesi için sayısız engel bulunmaktadır. en temel engel ise sabitlenememedir. ilişkinin yukarıdan aşağıya doğru olabilmesi için özne ve ideolojilerin sabitlenmesi gerekmektedir. fakat bugün için böyle bir sabitleşmeden bahsetmek çok zordur. bu da ideolojilerin melezleşmesine ve çeşitlenmesine sebebiyet vermektedir. bugün için â“ötekiâ”yi yok etmek kendini yok etmekten farksız değildir. çünkü eklemlenmeyle â“öteki┠ben olmuş, ben de â“öteki┠olmuşumdur.

ideolojilerin hepsi batının ürünleridir. batı dışında gelişmiş ideolojiler (kemalizm, nasrizm, maozim, vs.) olmakla beraber, şu an için pek de yaygın ve geçerli değillerdir. ideolojilerin batı kökenli olması tarihsel olguların bizi buna getirmesiyle ilgilidir, saptamadan ibarettir ve planlı bir şey değildir.

ideoloji ilk olarak ontolojik düzeydeki sorulara karşılık gelir. ikinci olarak, epistemolojik düzeydeki sorulara ( bilginin kaynağı nedir? vs.) karşılık gelir. üçüncü olarak teorik düzey; epistemolojik düzeyle ontolojik düzeyi birbirine bağlar. bu safhada gözlemleme ve gördüklerini anlatma (teoritokos) gerçekleştirilir. dördüncü olarak metodolojik düzeyde öncüller anlatılır. son olarak ampirik düzey yer alır. burada hayatın sadece kavramlar dünyasında geçmediğini deneysel düzeyde de bir şey yapılabileceği ortaya konulmaktadır. örneğin; dövebilirsiniz, fakat dövme kavramına bir şey yapamazsınız. buna ilişkin olarak ideoloji bir şey söylemek ihtiyacı içine girer.

muhafazakârlık, liberalizm ve sosyalizm artık bir arada var olamayan siyasi bakış açıları değil. liberalizmin etkin bir siyasi proje olarak miadını doldurduğuna ve kapitalist dünya ekonomisinin yapısal krizinin etkisi altında çöküş sürecinde bulunduğuna inanıyorum. bu, ideolojilerin sonu olmayabilir. fakat bugün siyasi değişimin gerekli, kaçınılmaz ve dolayısıyla normal olduğu artık o kadar açık değil; artık bu tür bir inancın sonuçlarıyla başa çıkmak için bir ideolojiye ihtiyaç yok. yaklaşık elli yıl sürebilecek ve sonucu belirsiz olan büyük bir â“çatallanma┠olarak tanımlanabilecek bir geçiş dönemine girmekteyiz. bugünkü sistemimizin yıkıntıları arasından doğacak sistem(ler)in dünya görüşünü (ya da görüşlerini) önceden kestiremeyiz. eğer doğarsa, hangi ideolojilerin doğacağını ya da kaç ideolojinin mevcut olacağını önceden bilemeyiz.
devamını gör...
büyük iddialarla ortaya atılanları büyük ölçüde beşer tabiatına ters olmaları, her kesimi kucaklayamamaları, vaad ettiklerini gerçekleştirememeleri, insanlığın ihtiyaçlarına cevap verememeleri, bir kısım insani değerleri göz artı etmeleri, insanlar arasında kin,nefret ve gayz duygularını körüklemeleri sebebiyle birer düşünce enkazından öteye geçememişlerdir.*
devamını gör...
idealist insanların varlığıyla hayat bulan görüşler, fikirler, yaşam biçimleri.

idealist insanların tükenmesiyle onlarda tükenmeye yüz tutttu. artık dünyada tek ideoloji kapital.

türkiye'de en son milli görüş ağır darbe aldı. (benim için bitme noktasında) ama zaten parti bazında zayıflamadan önce mgv-agd'ler çoktan boşalmıştı. sol zaten bitik. ülkücüler de bitti.

diğerleri bir tarafa; türkiye'de hakim otoriteden bağımsız, halkı arkasına alabilen islami-siyasi hareketler geliştirilemedi.

sistem uçları törpüler...

(bkz: dünyayı peşinden sürükleyecek yeni siyasi akım)
devamını gör...
yokluğa göre oluşan fikir akımıdır. o nedenle bütün ideolojiler yok olanı buluncaya kadar sürer . örneğin kominizm parayı, feminizm kocayı, ateizm tanrıyı bulana kadardır..
devamını gör...
siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik düşünceler bütünüdür.
devamını gör...
egemen grupların çıkarlarını haklı göstermeyi sağlayan, paylaşılan düşünce ya da inançlar. ideolojiler, gruplar arasında sistematik ve yerleşik eşitsizliklerin olduğu bütün toplumlarda bulunur. bu kavram, ideolojik sistemlerin grupların sahip olduğu güçler arasındaki faklılıkları meşru kılmaya yaradığından, güç kavramıyla yakından ilişkilidir.
devamını gör...
'' ideolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri. istemesek de onlara muhtacız. kaosu kosmos yapan insan zekası, tecrübelerini ideolojilerle sergilemiş. ideolojiye düşmanlık, tek izm'e teslimiyettir. ideolojiler siyaset dünyasının haritaları. haritasız denize açılınır mı? ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz. pusulaya da ihtiyaç var. pusula: şuur. tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru. yalnızca ideolojilerin arkasına takılanlar pusulasızdırlar. ideolojilerin ışığına göz yumanları da sloganlar yönetir. karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır slogan.''

**
devamını gör...
cemil meriç "ideolojiler insan idrakine giydirilmiş deli gömlekleridir" diyor. gerçekten de bazen faydalarından çok zararlarına rastlıyoruz. "idealar aleminden" devşirdiğiniz soyut bir takım oyuncaklardan oluşan bir set ile, somut dünyayı anlamlandırma ve biçimlendirme çabası, bazen verimli sonuçlara yol açsa da, zaman zaman da sadece dar bir bakış açısını ve kısmã® bir gerçekliği temsil ediyor. üzerinde ısrarcı olunması ve hele şiddet yoluyla uygulanmaya çalışılması ise telafisi mümkün olmayan acıları doğurabiliyor. özetlersek aydın bir insanın fikir hayatında tuz kadar yer vermesi gereken bir şey olsa gerek. farklı ideolojilerin sağladığı değişik bakış açıları, meseleleri çözmemize yardımcı olurken, "avuç avuç" bir şeylerin içine boca etmek işin tadını kaçırabilir.

bir de bunların "bizden olan insanı ortaya koymak için var oldukları" ifade edilmiş (#.......). "biz" kavramının nasıl doldurulacağı gerçekten ciddi bir mesele, hem bu başlıkla ilgili değil, hem belki de beni aşan bir konu. ama biz kavramının yolunun özellikle ve öncelikle ideolojilerin içinden geçirilmesi ülkelerin toplumlarının benlik şuurlarında ciddi çatlamalara yol açabilir diye düşünüyorum. "biz" kendimizi tarif etmek için falanizim veya filanizimden daha iyi bir şey bulamaz mıyız? "-izm"ler yokken biz de yok muyduk? amcam "bizden" ama dayım "öteki" mi? peki o zaman bu ülkede yaşayan insanların asgari müşterekleri, ortak noktaları ne? acele verilmiş bir hüküm gibi görünüyor (belki de ben anlamadım, yazar konuyu açarsa müteşekkir olurum). naçiz kanaatim -mesela- bir belediye başkanını seçerken gereken kriterin hangi kampa mensup olduğundan farklı şeyler olması gerektiği. şehrin yüzünü güldürebilecek bir kişiyse varsın sizden olsun kardeşim.

(not: "burası türkiye kardeşim, herkes kadrolaşır, bilmiyor musunuz? "sağcılar" gelir, "takunyalıları" doldurur her yere, solcular gelir, eski tüfek militanları" düz mantık değil, sadece bir tesbit. "ve birinin iyi yahut kötü olduğu ile ilgili tek kriter "bizden mi, değil mi?" düsturudur. çekiverin kuyruğunu gitsin" sözleri ise, bir şeyleri desteklemekten ziyade mevcut durumdan şikayet etmek sadedindedir. "siz" ile ilgili olduğu kadar, "biz" ile de ilgilidir. ayar konusu ile ilgili bkz'ı da anlamış değilim, sen şimdi ayar mı verdin yani? hadi ya?)
(sirkencubin, 23.07.2003 12:03 ~ 24.01.2006 09:40)


ilginçtir, güzel memleketimde ideoloji deyince insanlar daha çok sosyalizm, komunizm, bolşevizm vb akımları anlamaktadır. ideolojiye önem veren bir insan pekala akp'ye de oy verebilir, liberal partiye de, anap'a da. oraya buraya gitmem, onu bunu yemem, içmem tripleri ise ideoloji ile ilgili olmaktan çok basit protesto gösterileridir, belki ideolojinin uygulamasında, teferruat kabã®linden hususlardır (-hayır kardeşim, ideolojiye önem veren insan halkın kadıköy meydanının içine etmez, şahsã® harcamalarını bakanlık bütçesinden yapmaz, toplum içinde kulağını karıştırmaz, sınavda kopya çekmez, hatalı sollamaz, çalmaz, çırpmaz, kazıklamaz... alll-looooooo, ideoloji diyorum boru mu buuu?- ehem öhhö, ne diyorduk?). toplumumuzun olmadık adamları yüceltebilmesinin muhtelif sebepleri vardır, akıl fikir eksikliği, değer yargılarının, toplumsal devamlılık unsurlarının aşın(dırıl)mış olması gibi pek çok şey sayılabilir, sıra ideoloji eksikliğine gelene kadar akşam olur. insanın aldatılma sonucu kendisinden olduğuna inandığı mihraklara oy vermesi mhp ile, akp ile sınırlı değildir (nedendir bilinmez serdedilen örnekler hep tek taraflı). chp de -mesela- etnik kimliklere, çeşitli toplumsal guruplara, sınıflara sahip çıkmak iddiasıyla halkın oylarını sömürmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. hep diyorum ya, konu hangi kampa mensup olduğunuz değil, ideoloji eksikliği hiç değil. ideolojinin eksikliği değil fazlalığı var memlekette.

soyut bir hakaret kelimesi değil. işin tabiatı bu: düşünme faaliyetinin temel dinamiklerinden biri soyutlama. ideoloji de bu faaliyetin ürünlerinden biri. somut dünyada gözlediğiniz bazı şeyleri soyut fikirlere uygulayarak tekrar kurguluyorsunuz (idea kelimesinin ne demeye geldiğini hatırlayın). her türlü düşünce faaliyetini ideolojiye indirgemek asıl insanı küçümsemek oluyor gibime geliyor.
(sirkencubin, 23.07.2003 23:30 ~ 24.07.2003 12:33)
devamını gör...
çok temel bir ders için: http://www.eksisozluk.com/s...
ve bunu * tekrar yapmayacağıma dair size söz veriyorum ama hassas althusserci haleti ruhiyem konuyu eksik tanımlamaktan korkmuş, daha doğrusu bu temel okuma üzerinden örnekleyerek devam etmek istiyorum, kuramsal dille boğmak istemiyorum. gayette güzel açıklamış özünde hiç sevmediğim zat. neyse daha özel bahanem ise bu dili şu an kullanmak istemeyen yanımın baskısıdır. adım marksiste çıksın istemem. ben marksist olmayan marksistim çok şükür.

ek olarak: foucaultçu yaklaşımın sorunu da buradadır. hatta manevi amcam althusser'in çözümlemelerini yapıp-söken foucault delisi aynı kritik hatayı iktidar ve bilgi ikilisi için de yapar ve bizi hasta eder. kuramsal dilden yorulanlar için örneklendirirsek bir zahmet onu da kendim yapayım değil mi? atıyorum *:

a kişisi:

"ben bir marksistim. o halde marksist olduğuma göre gün içinde sürekli marx'tan lenin'den filan bahsetmem gerektiğini düşünerek marx'tan ve lenin'den bahsediyorum. öyle de bi yapıyorum ki piiuvv. deli gibi de sakallarım var. tkplilerle filan takılıyorum. her gece 15 tane kırmızı tubırg içip sabah iğrenç bir ağız kokusuyla uyanmazsam mutlu olamıyorum. sonracığıma devrim türküleri söylüyorum. enternasyoneli zil sesi yapıyorum. o kadar ideolojiğimki bunu şahane bir bilinçle yapıyorum. bugün marx'tan bahsederken de hmmm evet biraz daha marx'tan bahsedeyim diyorum.
sizce ben ideolojik miyim yoksa ideolojik davranmaya mı çalışıyorum ya da ideoloji benim neremde sizce?"

b kişisi:

"ben ise yukardakinin aksine ve söylendiğine göre darbe sonrası apolitikleşen ve dünyada da berlin duvarı yıkıldıktan sonra gelişen post ideolojik ya da ideoloji sonrası bir devrin sıradan insanıyım. sabah kalkıyorum işe gidiyorum. yol uzun anam ağlıyor. siyaset miyaset umurumda değil. ara sıra gazete alırım hepsi o. sonra eve gelirim hanım zaten bir acayip evlendikten sonra ikimizde bir acayip olduk.
oğlan desen ayrı telden ufak kızı zaten söylemiyorum. yakında evlatlıktan reddedicem hepsini o olacak."

bu noktada şevki yılmaz'ın ses tonu * * dış ses olarak b kişisine seslenir:

-sana bir şey sorabilir miyim?
-tabi buyur
-kravatın ne güzelmiş nerden aldın?
-ha bu mu. internetten aldım ya ucuza buldum yoksa ben kim bunlara para vermek kim
-ha anladım tanıdık gelmişti de emin olmak için sordum. kredi kartıyla mı aldın?
-evet
-anladım
-çocuklarını sevmiyosun dimi? hatta karını bile...
-ya seviyorum da ne bileyim karı, karı gibi değil işe gidiyor işten geliyor ya çocuklar desen bir haller
-anladım. evlatlıktan reddecek misin peki?
-yok yahu lafın gelişi söyledim onu
-ama böyle bir hakkın var dimi?
-yani vardır herhalde duyuyoruz filmlerde
-peki bu tarih boyu uzun yıllardır süregelen paternal ilişkilerin yani insanlığın genetik mirasıyla oynamak olmuyor mu bu?
-nasıl anlamadım?
-senin aile kurumu dediğin şey tamamen hukuki metinlere indirgenmiş bir şeyden ibaret demek değil mi bu?
-yani... bilmem ki anlamam ben öyle şeylerden
-anlamazsın sen post ideolojik bir çağın adamısın ya ideolojiler filan da öldü tabi dimi anlamazsın
-ya bi git ya cins cins konuşuyon


be kişisi devam eder:

"ben anlamadım ama neyse işte ben de böyle sıradan bir adamım. ama bu dış ses bana sen gırtlağına kadar ideolojiksin filan diyor galiba. hatta sen ideolojiyi o kadar içselleştirmişsin ki artık onu göremiyorsun bile filan demeye getiriyor. asıl ideolojik olan darbe öncesi ideoloji maskesi takmaya çalışan çocuklar demeye çalışıyor. ama bu maske tıpkı maske filmindeki maskenin çalışmadığı sahnedeki gibi. jim carrey suratına yapıştırır ama maske 'çalışmıyordur'. ama benim ideolojim galiba gerçek ideoloji yani yeşil suratlı ne yaptığından bir haber ama yine de yapmaya devam eden adamım ben. ideoloji benim bilincimle yani idrakim ile bilinç-dışım arasındaki semptomdur yani oluşan yapısal dengesizliğin adıdır demek istedi galiba."

gerçek ideoloji budur. bir diğer örnek şöyle verelim eğer: ne konuştuğumuzu bilerek yani tam olarak konuştuklarınıza odaklanarak konuşmaya çalışın mesela. yani duyarak ve ağzınızdan çıkanları tam manasıyla hissederek konuşun biriyle bakalım anlaşabiliyo musunuz? muhtemelen sesler bir süre anlamsız gelecek hatta karşı tarafla iletişim konusunda epey bir sıkıntı yaşayacaksınız. düşünce düzeyinde de böyledir. tuzluk size lazım diyelim. "hmmm evet şu an bana tuzluk lazım olduğuna göre masanın ucundaki anneme tuzluğu bana uzatmasına dair uygun cümleler sarfedeceğim birazdan ve evet başlıyorum (sesli biçimde): anne tuzluğu uzatır mısın?" demem.
ama nolur konuşma üzerine bol nağmeli öğüt veren sözleri düşünmeyin şu an. o ayrı mesele.
velhasıl konuşma kendiliğindenlikle olur. ne yaptığımızı bilmeye odaklanırsak konuşamayız. yani bugün ideolojik diye eleştirdiğiniz ne kadar imge, simge varsa silin kafanızdan. buna geçmişin solcuları, müslümanları, sağcıları vesaireleri. onlar maskesi çalışmayan maskeliler. ya da ne konuştuğunu bilmeye çalışan acizlerdir. ideoloji öyle bir şey değildir. yani bugün ne kadar bir taraflarımızı yırtarsak yırtalım ben vücudumu mao dövmesiyle kaplatsam dahi ben liberalizmin ideolojisini içselleştirmekle uğraşıyorum şu an. iş arıyorum mesela.

gündelik gerçekliğimizde saklıdır ideoloji. ailemizde saklıdır. ama öyle olsa bile çok şükür islam bu konudaki tek direnç kaynağıdır. kastların kaskastı olduğu hindistan'da bile bu ideoloji galip geldi. ben babamı her ne sebepten olursa olsun mahkemeye verebiliyorsam aile kurumu çoktan çökmüş demektir. ailemle aramdaki ilişki hukuki metinlerle düzenlenen bok püsürden ibaretse bu aileye vurulmuştur en büyük darbedir. asıl ideoloji doğal gözüken bu şeylerde gizlidir. birinci dereceden akrabaların ifade vermek zorunda olmaması gibi istisnaları düşünün mesela. neden ifade vermeye zorlanamaz? anne, baba, kardeş bunlar sadece kan bağıyla açıklanamaz. insanlığın tarihsel-ideolojik mirası olarak "aile" kurumu denilen bir hadise var. ve ailem beni evlatlıktan reddedememelidir. yani ataerkilliğe getirilen sınırsız ve hadsiz eleştiri tamamen safsatadır.

yani ideoloji, somut tikel benliklerimiz ile onu zorla ya da ayartmayla ele geçirmeye çalışan soyut dünya arasındaki gerilimdir. benim şahsi gayem bu dünyayı saran ideolojik kümelenmeye karşı islamı savunmaktır dediğim ise işte ben de çuvallıyorum. yani bu işi kendiliğindenlikten kastettiğim şeyle yapan bir ton adam var: (bkz: bilmiyorlar ama doğrusunu yapıyorlar). hadi bu kadar anlattım burayı da kendimden başlayarak anlatayım. kendimi bu ideoloji dalaveresinde ayık filan görmüyorum. ben de o kafadaki imgelerden biriyim hatta. burdaki algım muhtemelen sosyalist cenahtandır şeklindedir ama çok şükür marksist olmayan marx'ı severim hegel'i daha çok severim ibn rüşd'e horon ederim. yani ucuz eklemlemecilerden değilim. diğer tarafta da tam tersini söylüyorlar gerçi neyse. bazen oryantalizme boğuluyorum elbet. ama ben eski türkçe bilmiyorum ne yapayım. her ne olursa olsun islam bu konuda neredeyse son kaledir. ben ne olursam olayım bu tikel kimliğimden ödün vermek istemiyorum. ha bunu kendiliğinlikle yapan müslümanları görmek beni en mutlu eden şey. ben bunu böyle yapamıyorum işte. namazını düzenli kılan insanları görünce çok mutlu oluyorum. kendiliğindenlikten diye sürekli kastettiğim freudun kendini-bilmeyen bilgi dediği yani babaannemin namaz kılışıdır. o bunu kendiliğinden yapar. asıl devrimci öznellik budur, parkalı ya da bozkurt yüzüklü çocuklar değil. şahsen ben işte bu son kalenin savunmasında yer almaya çalışırken o tipler gibi oluyorum ister istemez. beş vakit namazını biraraya getiremeyen biriyim. bunu vicdan meselesi olarak söylemiyorum. tam tersine vicdanım bile sızlamıyo bundan işte asıl beni rahatsız eden budur. işte o düzenli namaz kılan insanları görünce mutlu olmamın sebebi budur. umut var yani. işleri birilerine yıkıp kaçmak denebilir mi buna? denebilir tabi hiiç alınmam keşke alınsam. sen kimsin dediklerinde adımdan evvel müslümanım demek lazım. ama kendiliğindenlik lazım. benim niyetimde zaten bu kendiliğindenlikle işleri yapan müslümanlara bir nebze faydalı olmak. siz bunu yapıyorsunuz, doğrusu da onlar değil budur, inşallah her beraber doğrusunu yaparız demektir. benim bu sözlükte bulunmamın en ciddi nedeni de budur.
devamını gör...
"materyalizmin anarşiye sürüklediği cemiyeti ayakta tutan o" diyor remzi oğuz arık.
arık çağımıza ferman dinleten ideolojileri 6 başlık altında topluyor: demokrasi, terakkiye iman, ilme iman, geniş mezhepçilik, insaniyetçilik ve milliyetçilik.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar