ilk yara

bir gün hoca derste bir soru sorar;.cocuklar insan oğlunun doğumdan sonraki ilk yarası nedir??

bikaç kişiden doğru cevap gelir
+hocam göbek yarası..
-peki 2. yara nedir??

herkes derin derin düşürken biri atlar;
+hocam sünnet yarası
-cocuğum daha duygusal olsan hani*

yine derin düsünceler başlar..ve biri daha atlar;
+kalp yarası hocam
-işte şöyle olun ya*
devamını gör...
"benden kaçmana gerek yok,
değmemiş nazarım hiç
körüm hem doğuştan."

en çok şarkının girişindeki gibi bunu demek ister insan. hep benden kaçmana gerek yok demek. oysam, bensem kimse kaçmaz aslında benden. ama içimden çıkan canavar kimlikler yok mu. o an şöyle bir şey olur, evlenme programlarında biri pot kırınca ya da gelin ya da damat adayı, arkadan böyle müzikal topluluk garip donk sesi çalar ya, sanki her daim arkadan donk sesi çalıyor benim hayatımda. hep mahçup oluyorum sonra. neden böyle oldu, neden dedim, ben mi dedim, içimdeki canavar mı dedi, kim dediyse kim yaptıysa bile toplamda "ben" yaptım, bunu da kabul etmek gerekir.

"söylenmemiş güzel sözleri al,
hepsinin içinde hadi kendini bul.
bir karmaşa
hep yara bere, sonrası uzak değil oysa."

bir karmaşa, hep yara bere... hep yara bere ama gidecek rabbinden başka kimse olmadığını biraz geç keşfeden biri için yaralar ne kadar acıtıcı. bir yandan da sarılasım gelir böyle. konuşsa keşke benimle derim. bazen hani çok garip vururya tokadını, daha çok vursa bile isterim. vursa da ben benimle konuştuğunu sansam. oyalasam kendimi sarhoş olsam.

"geçen zaman merhem olur mu?
ilk günün yarası saklı hep şuracığımda."
geçen zaman neye merhem olmamış ki. şükür daha çok bağışıklık kazandık bir şeylere. merhem olmadığını hissetmek kimin tavrı ki? benim mi? içerdeki başka kimliklerin mi. şu güzel ama, tosluyorsun başın kanlar içinde ama kalkmışsın bile çoktan ayağa. kalkmayıp ne yapayım ki? neyin kimin yasını tutayım ki? alışsam olmaz bir şeylere ama kendimin üzerini karalayıp durursam da şeytana ayrı hizmet.


"son kez değil ama çok biliyorum,
elde duran hikayeye dönüyorum.
tükenmiş tarihimiz, kalıntı temsilimiz, kırık köşk sırçasında.
ilk kez değil ama son biliyorum elde duran hikayeye dönüyorum
tükenmiş tarihimiz, kalıntı temsilimiz, kırık köşk sırçasında."

döndün de ne oldu be arkadaşım? iyi mi oldu?

ben diyorum ki ben insanların hayatına bir konfeti gibi girmek istedim. merhaba dünyalı biz dostuz, der gibi mesela. ben geldim, der gibi. ama facia gibi girdim her seferinde. neden bilmiyorum... ama yenildikçe güçleniyorum.

dedi ki içimdeki aşık: şimdi güzel olan sadece gözlükler var. havada asılı bir gözlük.

aaa dedim ayıpsın, sen sadece gözlükleri mi sevmiştin?
sevmemiştim ama dedi, ben bile sana katılıyorum aşık bir kimlik olsam bile. doğru, hiçbir şey sandığım gibi değilmiş.

ha şunu bileydin dedim ben de. "doğrusu seni takdir ettim. hiçbir kural tanımayan yılların aşığı olarak, bunları söyleyebilmen büyük başarı."
işte keşke hep böyle olsan. biraz yola gelsen. biraz uysal olsan.
ortalık kan gölüne dönmese. en çok da kanatmasan gerçek ben'in dizlerini...


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar