insanın anlam arayışı

victor e. frankl ın güzide eserlerinden birisidir. kitabın özeti mahiyetinde iki cümle söylenir ise;

yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle hayatı sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline. ve bir nietzsche klasiğini akla getirir;

yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her ‘nasıl’a katlanabilir.

mutlak surette olmasa da okunması manidar olacak eserlerdendir. nazi dönemi işkenceler bir insanın hayata tutunuşu daha neler neler....
devamını gör...
şekere bulanmış zehirli yutturmacalara gözü kapalı aldanan modern insanın, eksikliğini duymadığı arayış.

daha, bilmedikleri bir kelimenin manasını öğrenecek meraktan, hevesten, dikkatten mahrum bu insanlar, hayatı anlamlandırmak gayretinden ne de uzaklar!.. en adi rüyalarından bile anlam umarlar; hayatın anlamına gözlerini yumarlar. nereye kadar, gölgeleri gözlerine ilişen bu karmaşanın, içlerinde yankılanan gürültüsüne kulak tıkayacaklar?

makyajlı yüzleri, kokuşmuş leş ve kan pislikleri gibi, ruhlarını bulandırıyor, duymuyorlar. hakikate ait, güzel olan ne varsa zulmetli renklerle, plastik kokularla musallat oluyorlar. baştan ayağa kibir kesilmiş insan maketleri, doruklardan yukarısı ve ufuklardan ötesini unutup kafalarını ceplerine sokmuşlar. kabuslarca ecel terleri döküp, içlerini para karşılığı boca ederek birbirlerine, değerleri satıyorlar. ne kendilerini tanıyorlar aynalarında, ne bir başkasını karşılarında. ne oldukları da, kendileri dahil, kimsecikleri ilgilendirmiyor; sanki göğüslerinde atan, sırf etten bir kese, çapsız başlarındaki ise bir buçuk kilo kıyma. inandıklarını düşünmüyor, düşünmediklerine inanıyorlar. çoğu aslında inkar ettiğini savunduğu şeyleri savunuyor, fakat onlara ne bunu haber veren, ne bundan dolayı bir hesap soran var.

yazın bulutsuz gökyüzünden asfalt zemine çarpan sıcağın kesif neminden terleyip serinliği, kimsenin kimseyi tanımadığı kalabalık insan selinden bunalıp yalnızlığı, kulaklarını verdikleri hiçbir müziğin bastıramadığı trafik gürültüsünden yorulup sessizliği hayal ediyorlar; ama tıpkı rüzgarın önüne katıp sürüklediği yapraklar gibi, hayatın onları kuşatan pazarlıksız koşulları değişmedikçe, gaye edindikleri vaziyet ve çevre bile arzu ettiklerinin hiçbirini karşılayamıyor.

yazık değil mi? böyle bir dünyaya gelmişse insan, yerini yadırgamaz mı hiç? kesintisiz öfke ve şehvette, hırs ve gururda, servet ve şöhrette midir yani, insanı merhametten, adaletten, bunca doğrudan, iyiden, güzelden edecek kıymet?
devamını gör...
modern insanın daha çok aradığı ve bulamadığı için ya da bulmaya mecali olmadığı için ümitsizliğe düştüğü sonunda da vazgeçerek dünyaya daldığı arayışıdır.

anlam arayışı içinde gezdirdiği beyninde köküne su verdiği mesele nedir sorusuna cevap aramasıdır. bize sürekli olarak dünya zevk ve lezzetleri ile iştigal ediyor gibi görünen nice insan bir başına kaldığı zaman hayatta ki varoluş sebebini sorguluyor. neden ben bu hayattayım diyerek ve amacım nedir sorularını sorarak kendisince tatmin yolları bulmaya çalışıyor.

aslında dindar insanlarda arayış daha az gibi... biz çoğu tıkandığımız yerde üzerine gitmek bir yana dursun "n'apalım hayırlısı buymuş" veya "kaderimiz böyle" veya "en iyisini Allah bilir" diyoruz-amenna ve saddakna buna iman ediyoruz zaten. fakat üzerine gitmiyoruz. hayatın anlamını bulma konusunda evimizin duvarında asılı olan kur'an-ı kerim'i açıp okumuyoruz. mealini tetkik edip acaba "rabbimiz bize kuran'da anlattığı kıssalar ile ne demek istiyor" diye rahatsız olmuyoruz. yaptığımız neredeyse bütün gündelik işlerin tek bir tanesini bile neden bunu böyle yapıyorum diyerek alışkanlıklarımızdan vazgeçmiyoruz.

aslında kader dediğimizde, hayatta bulamadığımız anlam da bizim alışkanlıklarımız ve korkularımızdan kaynaklanıyor.
devamını gör...
"her çatışma zorunluluk gereği nevrotik değildir; bir ölçüde çatışma normal ve sağlıklıdır. benzer bir şekilde acı çekmek her zaman patolojik bir olgu değildir; acı, nevrotik bir semptom olmaktan çok, özellikle varoluşsal engellenmeden kaynaklanıyorsa, insanca bir başarı da olabilir. insanın kendi varoluşuna anlam bulma arayışının, hatta buna yönelik kuşkusunun, her durumda bir hastalıktan kaynaklandığını ya da böyle bir hastalığa yol açtığını kesinlikle reddediyorum..
..bir insanın, yaşamın yaşamaya değer oluşuna ilişkin kaygısı, hatta umutsuzluğu, varoluşsal bir bunaltıdır ama kesinlikle bir ruh hastalığı değildir. "
devamını gör...
kahvenin kırk yıl hatırı olmasının sebebi olan arayıştır. kahvenin tadına değil günülden gönüle yansıyan feyzedir ülfet.

o kahveye anlam katan hatırdır dostun muhabbetidir. o yüzden 'muhabbetten muhammed oldu hasıl, muhammedsiz muhabbetten ne hasıl' denmiştir.
devamını gör...
ömür boyu sürüyor.
bir başka bakış açısı ile insan cenabı hakkın esmasına ayine. ancak her insanda farklı esma ağır basıyor. işte insan bu esma'yı,kendinde bilhassa ağır basan esmayı bulsa bu noktasını tekamüle çalışsa mükemmel insan olacak...

devamını gör...
evet var böyle bir arayış. ama nasreddin hoca gibi yanlış yerlerde arıyor insan. bu arayışın cevabını sana ancak Allah verebilir. müslümanlar hemen gerinmesin biz bulduk diye. hayır canlarım. insanın iman düzeyi, anlayış, algı düzeyi yer kürenin, gök yüzünün katmanları gibi. efendimiz her gün 70 istiğfar çekermiş. neden? çünkü her yeni gün başka bir seviyeye çıkıyor insan. iki günü denk olan o yüzden ziyanda. her yeni gün bi üst katmana çıkman gerekiyor. tıpkı bir bebeğin günden güne gelişmesi gibi. Allah'a seyir. vuslata erince alacaksın cevabını. ve yaratılan her insan için o anlam farklı. her bir insanın Allah'ta farklı karşılığı, anlamı var. o anlamı gidip Allah'tan öğrenmelisin ey insan.
devamını gör...
süregelmiş ve süregelecek durum.

insan, an’ın değil hep bir sonun arayışında.şimdiki zamanı, gelecek zamanın bir teminatı olarak görüyor. oysaki geçmişi de, hep şimdi’nin arayışıyla süregelmiş. bu da adım atılmamış zamanın karanlığından kaynaklanıyor.

bilmediğimiz bir şeyin bize anlatılması nasıl olabilir? bir âmâya maviyi nasıl anlatabilirsiniz?ancak karanlıkla.

kendimize öncelikle bu soruyu soralım: neyi arıyoruz? aradığımız şeyin tanımını tam olarak yapabildik mi?
üzüntü mesela, bitmek bilmeyen hatta pnömoniye çeviren bir üzüntü.
gerekçelerine bakarsak, kısaca gerçekleşememiş olmak gösterilebilir. yani hiç vakıf olmadığımız, bilgisine sahip olmadığımız bir mefhum için üzülüyoruz.

gerçekleşse ne olacağından, olsa bile bize ne getireceğinden ziyade hep olmamış bir son için tüm bu hakikat üzerine döndürüyoruz dünyamızı.

beklenti yükseltir, gerçekleşmesi bitirir. talibi olunanla, olan arasında kapanmayan aralıktan bakar dururuz tüm hayatımıza.
devamını gör...
bazen bir yazı da bazen bir sokak kedisinde bazen bir ağacın düzensizce oluşturduğu görüntüdedir bu arayış, her şeyi büsbütün anlamlandıramayız mesela tanrıyı, evreni, insanın doğasını ilginç varoluşlardır bunlar, bunları anlamlandırmak zordur, sürekli bir şeyler bir parça eksik olur.

yani anlayacağınız insanın anlam arayışı bitmeyecek olmasıdır, öldüğünde hissettiği o soğukluğa kadar hep bir arayış içinde
olacaktır.
devamını gör...
insan beyni kavramları anlam denen bağlam ile bağdaştırarak çözer. insanın anlam arama sebebi ise yaşam denilen kavram için bağlam bulamamasıdır. bunun nedeni ise bilincinin ne olduğunu tam olarak çözememesindendir. basitleştirecek olursak bilincin, bilinci tanımlayamamasıdır. lakin bu durum bilişsel açlığı tetikler ve zihnin çalışma kapasitesini arttırır.
devamını gör...
insan gerçek manada en dipte olduğu anda bu arayışa girer, kendini gerçekten içinden çıkılmaz bir dertle karşı karşıya iken...
ve insanın rabbine en yakın olduğu anlar da böyle anlardır, en samimi haliyle yardım istediği, en savunmasız hali bu andır.
ama rabbinden istediklerine kavuşunca insan yine nankör davranır, unutur o savunmasız halini, ta ki yine en dibe vurana kadar...
devamını gör...
kendine tapmayı marifet sanan post modern insana kapak mahiyetinde bir kitap. kendinizi şükürsüz hissettiğiniz bir zaman dilimindeyseniz açın okuyun, şükür namazı bile kıldırır.

ufacık spoiler —-

“kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir.”
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar