işe geç kalmak

gelecekte mazaret aramamak için en başından beri işe her geç gidişte bir bahane bulmamayı ilke edinmek ve ben böyleyim demek cesaretini göstermek gereken durum
devamını gör...
alışkanlık haline geldiği vakit sizin yerinizde olmak isteyen birçok kişi arasından biri seçilir sürekli geç gelen kişinin koltuğunu kapar*
devamını gör...
aslında arasıra geç kalmak keyiflidir. herkes kostururken sen oturup bi çay içersin, zaten geç kalmışım bari bi çay içeyim dersin. ben òyle diyorum.

şu an minibüsteyim ve geç kaldım işe gidiyorum. çay içtim mi hayır.
i§e 4 saat geç kalınır mı ulen?.
devamını gör...
bize bizi çok sevdiğini, sırf bize hizmet için yıllarca ailesini bile ihmal ettiği civanmertliğini anlatan ama neden istifa ettiğini söylemeden mevzuyu anlamamızı yine bizim yüksek zekamıza bırakarak çekip gidecek kadar yüce gönle sahip bir belediye başkanının, daha büyük abileri ve son demecindeki zülfiyare sitayişinden anladığımıza göre onu adam yerine koymayan daha daha büyük abileriyle beraber içini doldurup kucağımıza bıraktığı bir işkembeye dönmüş şehirde yüz binlerce kaderdaşımla beraber her sabah yaşadığım stres-i kebir.

hayatımın bir döneminde işe geç kalmakla aramdaki ilişki bülent ersoy'la makyaj, sabri sarıoğlu'yla şut, selçuk inan'la geriye dönmek kadar bütünleşikti.

mesai arkadaşlarının karşısında külotunun dikişli kısmını pantolonun üstünden gevşeterek yetkilerini hatırlatırken bir yandan da neden işe yarım saat erkenden gelip masamı ve işlerimi check etmediğimi söyleyen yöneticimizin henüz sabah zamanında kalkabilmek için üç ayrı telefonda alarm kurduğunu söylemesine ve bu iletiyi almamızla kişisel gelişim devrimimizi tamamlamamıza aylar vardı.

her sabah bindiğim otobüsümüzde ayrı tantana. dördüncü duraktan sonra pik yapan ve açılan arka kapıdan binenlerle diyagonal hareketliliğimiz, kaybetmemek için ingiliz anahtarı bağlayan tedbir fetişistlerinin arkadan öne uzattığı meçhule giden akbiller.

altıncı duraktan sonra tensel temas had safhada. yüzümde arko traş köpüğünün kokusu, otobüse binmeden sigarasından çektiği son nefesi marla singervari otobüsün içine üfleyen abinin bıyıklarına sinmek üzeredir.

ter, kaos ve geç kalma problematiğiyle tavana vuran hararet şehitlik durağını geçtikten sonra başlayan gırgıriye müziğiyle yumuşar. tüm otobüs ahalisi roman oynamaya başlar ve az evvel kavga ettiğimiz yol arkadaşlarımıza nispetli hareketler yapardık.

yolculuğumuz her sabah kravatımı çıkarıp elimle başımın üstünde sallamam ve gazi hamile çocuklu kadının koltuğunda oturan prostatlı amcanın kalkıp yere çömelerek çamaşır yıkama hareketi yapmaya başladığı an iş yerime takribi 200 mt kaldığını anlardım.

kravatımı boynuma bağlayıp kapitalizme sadakatimi tazelerken hala çamaşır yıkama hareketiyle şoförün yanında yerde oynamaya devam eden amcanın yanına varıp buruşuk alnındaki terleri siler ve öperdim.

yol arkadaşlarım dokuz sekiz müziği eşliğinde "daha on dakikan var acele etme" diyerek gerdan kırıp, cesaret aşılayarak beni durakta indirir ve yollarına devam ederlerdi.

bilirdim ki hınzırlar beni teselli ederek slip donlunun mobbingine uğurlarken perşembe pazarı'nda iyice kuduracaklar, otobüs şoförü amcayı üstüne işemesinden dolayı köprü girişinde otobüsten atacak.

kara bulutlar slip donlunun uzak diyarlara tayin olmasıyla dağılıp gitti. tıpkı yılmaz erdoğan'ın dediği gibi o gidince herkes o'na benzemedi. aksine bahçemizde güller açtı.

her sabah ofisimize geç gelen yöneticimizi kutu kutu pense'lerle karşıladık. üç tuvaletten birisine kendisine istihdam edip kapısına "arızalıdır" yazısı astırmıştı ama olsun huzur abdestli kapitalizmdeydi.

ne yazık ki öne geçtikten sonra engin ipekoğlu pijamasının altından ağlarla buluşan gollerle öğrenmiştik:
hiçbir güzel şey uzun sürmezdi.
tayin dalgası bu sefer de bizi vurdu.

eski hastalık yeniden nüksetti. bakalım hangi güzergahın müdavimi olacak, hangi koltuk camında daha fazla saç yağı biriktiğini analiz edeceğiz ?

kim istemez ki her sabah enseden kuyruk sokumuna yürüyen ter taneleriyle değil de zeyrek yokuşu'nu keyfekeder tırmanan sait faik şenliğinde gitmeyi ?

neyse yine en makulü komşudan telefonunu isteyip sayıyı üçe tamamlayarak alarmları kurmak.

bekle beni iett. sana geliyorum.
devamını gör...
konusursanız halledebileceginiz sorundur ben saat 9 da iş bası yaparsam benden verim alamayacaklarını ama 10 gibi işbaşı yaparsam gayet verimli olacagımı soyluyorum kabul edende oluyor etmeyende oluyor ama edenlerle çalışırken daha bi verimli çalıştığımı adamlar görüyor. derdifenâ bu duruma net şahittir.
devamını gör...
özel sektörde çalıştığım yıllarda işverenlerimin benimle ilgili şikayet ettiği tek şey vardı. o da işe geç kalmam. bunun dışında yaptığım işlerde çok iyiydim hiç bir eleştiri almazdım. bu geç kalma olayı gizli bir başkaldırımıydı iş hayatının sahte ciddiyetine bir eleştirel tepkimiydi hiç anlamadım ve yıllar yılı iş yerleri değişse de benim geç kalma huyum hiç değişmedi.
devamını gör...
her ne kadar esnek çalışma saatlerine sahip olan bir işte çalışıyor olsam da yine de kağıt üzerinde bir işe gelis saatimiz mevcut. ve ben hayatı boyunca her yere her zaman geç kalmış bir insan olarak maalesef iş hayatımda da her zaman böyle. kesinlikle kötü bir çalışan değilim hızlı çabuk iş bitirici toparlayıcı yönetici vs. lakin nalet olasi bu geç kalma meselesi benim en büyük bug ım.
eğer bu konuda titiz bir yerde çalışıyor olsaydım kesin atılmıştım ama neyse ki çok şükür ayrı bir pozisyonum var. bir insan her gün yataktan çıkıp koşar mi. evet koşuluyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar