islam'da mehdi inancı

yoktur. mehdilikle ilgili hadisler buhari ve müslim'de yoktur. ibn mace, ebu davud ve nesai'de olmaları ise tamamen politik-konjonktürel bir durumdur. horasan'dan siyah sancakla ortaya çıkıp gelen abbasiler döneminde üretilmiştir çoğu. beklenen kurtarıcı inancı özellikle iran ve hint ile mezopotamya kaynaklı mitolojilerden alınmadır. abbasilerin, emevi zulmünden bıkmış usanmış topluluklara (ki bunların çoğu islam öncesi inançlarında kurtarıcı fikri bulunan ve islam'ı seçmelerine rağmen asabiyet duyguları nedeniyle müslüman toplum içerisinde addedilmeyen, bu coğrafyaların topluluklardır) umut aşılamak için ürettikleri bu hadisler islami özellikler de barındırmaz zaten. adeta kehanet-vari içerikleri vardır. abbasilerin ilk üç halife-sultanı saffah, mehdi, mansur'ın isimlerinin beklenen mehdinin sıfatları olması asla bir tesadüf değildir. bütün bunlar ve burada yazamayacağım kadar çok olan teknik incelemeler, islam'da mehdi inancının olmadığına delalet eder.

not: bugünkü "mehdi" algısı çoğunlukla tasavvuf kökenlidir. ondan önce hadis mecmualarında geçtiği iddia edilen kişi müslümanlara liderlik/imamlık yapacak bir zat olarak tarif edilir. öyle adından tutun da saçının, gözünün rengine kadar tarif edilen rivayetler de yoktur. bugünkü mehdi algısı tamamen şiilikten alınmıştır. bunun da nedeni tarihi arka plandır. evvela abbasiler dönemindeki, sonrasında ise haçlılar ve moğollar nedeniyle islam dünyasında oluşan kaotik atmosferde islam toplumu sığınacak bir liman ararken, bunu fırsat bilen gulat şiiler sünni islam anlayışına kendi "mehdi" anlayışlarını taşımışlardır. bu zahidler ve mutasavvıflar eliyle olmuştur. bu konuda biri eski diğeri modern iki önemli eleştiriyi siz kariine sunuyorum.

ibn haldun ve ahmet yaşar ocak.
devamını gör...
vardır. kuran okuyanlar iyi bilirler ki nisa suresi 159. ayete:

"andolsun, kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır."

dini islam olan herkesin inanması gereken bir kişidir mehdi.yoktur diyen ya müslüman değildir ya da küfre giren kişidir.
şu site de bir çok kuran dan örnek vererek açıklamışlar.günümüz de her sakalı üçkağıtçının kendine mehdi demesine aldanmayın ayrıca.
mehdi geldiğinde ben mehdiyim diye dolanmayacaktır ortalıkta zaten o gelmeden olacak çok şey vardır daha.
https://sorularlaislamiyet....
edit :kuran da hz.isa nın ölmediğide yazıyor.bize ait değil demek te küfüre giren bir durumdur. bu durumlar insanı dinden çıkarır tabi zaten inanmıyor olmama ihtimali çoktur böyle söylemler diyenlerin. atığım link te hz.isa hakkında da bilgiler var.
nisa suresi 157.ayet


"ve: 'biz, Allah'ın resulü meryem oğlu mesih isa'yı gerçekten öldürdük.' demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. ama onlara (onun) benzeri gösterildi. gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. onu kesin olarak öldürmediler."

şii miş sunnimiş yok bilmem neymiş böyle şeylere takılmayın islam da inanan ve inanmayanlar vardır.siz zaten bu ayrıma girip aslında suni de böyle şii de şöyle diyerek baştan niyetinizi belli ediyorsunuz.
madem şii o kadar biliyorsunuz. hz. ali hangi din için savaşmış hangi ibadetleri yapmış kimin yiğenimiş kimin damadıymış.kuranın ve islam aleminin müslümanlığın koruyucu ve halifesi neden olmuş.peygamberimiz için ölümü kaç kere göze aldığını. arslan lakabını ne yolunda kazanmış. öğrenin önce.tüm hayatını böyle yaşayan sonunda da şehit olan islam aleminin en büyüklerinden hz.ali yi örnek alıp onun tüm değerlerlerine laf uzatmakta ayrı bir ironi.
devamını gör...
israiliyat inancı maalesef. aynı zamanda hz isa'nın ölmediği ve tekrar zuhur edeceği de bize ait olmayıp hristiyan inancıdır.

"mehdi ümmetin tembelliğin adıdır"

aliya izzetbegoviç
devamını gör...
dünya hayatının bitmesine bir gün bile kalsa Allah celle celalühü o günü uzatır ve ehlibeytim den olup da ismi ismime babasının ismi babamın ismine uyan bir kimseyi (mehdi) olarak gönderir. buyurulmuştur.
tirmizi ebu davud ve ibni mace

sunni akideye göre vasıfları yukarıdaki hadiste bildirilen mehdi'nin şahsen kim olduğu bilinmemektedir.
ehl-i sünnet itikadına göre kıyamet alametlerinden olan mehdinin zuhuru dinin asıllarından olmamakla beraber kıyamet yaklaştığı ve kıyamet alametleri görüldüğü zaman olacaktır resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin haber verdiğine göre beşeri hususiyetlere sahip olarak dünya siyasetini ve islam aleyhindeki dengeleri altüst edecek ve deccal ile savaşacak gökten inen isa aleyhisselam'ın da yardımıyla onu öldürecektir.
 ömer nesefi akaidi
a. karamustafaoğlu
devamını gör...
yahudilikten hıristiyanlığa , hıristiyanlıktan şiiliğe , şiilikten de kediciklere geçmiş saçmalık.

islam düşüncesindeki ayaklanma ve kıyam , zulme karşı isyan kavramlarının pasifize edilmek istenmesi neticesinde, ezilen insanları hayali bir beklentiye sokmak için uydurulmuştur. çaresiz insanın adaletsizliğe , zulüm ve baskıya karşı geliştirdiği bir aksiyondur.

zaten sadece şiiler gibi zalim hükümdarlara karşı koymayı reddedip , zulüm ve kan dökmeye karşı takiyye yapmayı falan tercih eden ekoller arasında yaygınlaşmıştır. ehli sünnet zalim hükümdara isyanın kılıçla olmasını reddetmekle beraber bu yönetimlere karşı emri bil maruf ve nehyi anil münker metodunu benimsemişlerdir. ama asla ve kata mehdilik gibi bir saçmalığı savunan olmamıştır.

hariciyye zaten mehdiliği geç zalim hükümdarlara direkt kılıçla isyanı farzdır der. mutezile imamları da zalim iktidarlara karşı kılıcı tercih eder. zeydiyye var bi de ki şii falan değildir bunlar hatta ehli sünnetin 5. mezhebi olarak bile kabül edenler var bunlar da aynen mutezile'nin yanında yer almışlar bu konuda.

geriye şii ve kurayş'in bazı bağnaz kabileleri kalmıştır bu görüşü kabül eden. kahdaniler, kelbiler, madariler gibi tamamen içine kapanmış kabilelerde görüyoruz. zalim hükümdarlara karşı içlerindeki kini bu şekle dönüştürmüşler onlar da . o zamanki şartlarda saygı duymak lazım. ama islamda mehdi diye bir şey yok.
devamını gör...
kuran ve sünnet ehlinin inancıdır. maalesef müslüman insanların içinde bulunduğu akideyi ortaya koyan bazı meseleler vardır islam inancında. sünnet'in teşrii meselesi, hadislerin konumu, şefaat, Allah'tan başkasından yardım, istiva, isa ve mehdi aleyhisselam gibi bazı meseleler, insanların ayrışmasına sebep olmuş meselelerin başındadır. hele ki islami bir eğitimi olmayan, tedrisattan geçmemiş insanımızsa "mantığına" uygun şeyleri okumuş olmasından ve "mantığına" uygun olan şeylerin "doğru" olduğu kanısınca, okuduklarından yaptığı çıkarımlarla bir inanç ortaya koyup, bu inancı paylaşmayan insanlara kimi zaman galiz kimi zaman hakaretvari ifadeler kullanarak aşağılar ki hele hele "sünni dini" gibi müslüman ağzına yakışmayacak ifadeler kullanarak rencide yoluna gider. "ben bu şekilde inanıyorum", "araştırmaların sonucu fikrim bu şekilde, bu şekilde düşünüyorum" demek başka bir şey, bu böyledir demek başka. şimdi o halde bir başkası gelip "hayır senin islami bilgin yok, sen kimsin ki yok diyorsun" der ve "doğru bu" derse alınmaca gücenmece olmamalı diye düşünüyorum.

bu konuda usulcüsü, müfessiri, muhaddisi, akidecisi gibi ilmin çeşitli dallarında söz sahibi olmuş alim insanlar (ki bu insanlar kuran ve sünnet ehli insanlardır) hadisleri rivayet etmiş, hadislerin işaret ettikleri noktaları izah etmiş ve inancı ortaya koymuş.

günümüzde sünnete olan bakış açısı zaten hastalıklı olunca, islam inancı içinde "yukarıda saydığımız bazı başlıklar"ın tartışılması ve ısıtılıp sürekli öne sürülmesi, ki mürekkep yalayan-yalamayan herkesin konuştuğu bir mecra olunca islami meseleler, böyle her kafadan bir ses çıkması çok doğal oluyor. kaldı ki bu durum doğal değil. şimdi o halde sıkıntı nerede? sıkıntı bu insanların bakış açısına göre zaten sünnetin ve sünnetin işaret ettiği şeylerde olunca, mehdi aleyhisselam'ın önce ehli kitap'tan sonra şeytan şii'lerden "sünni dinine" girdiğini söylemekte kimse beis görmeyecektir.

hele izzetbegoviç gibi "büyük islam alimi" kalkıpta diyorsa ki; "mehdi bekleyişi tembelliktir", meselenin tartışması orada bitiyor.

herhangi bir şeyi inkar etmenin adı, tembellik olamaz, kulp takmak olamaz. yine yukarıda izahını yaptığımız gibi, siz sünnetin işaret ettiği bir şeye; "yalan, iftira, palavra, ehli kitap'tan şia'ya, sonra sünni dine giriş yapmıştır" gibi galiz ifadeler kullanırsanız, elin oğlu da gelir, sizi sünnetin düşmanı ilan etmede acele eder.

Allah bize hidayet etsin ve doğru yola iletsin, benim inancım Allah'ın ve rasulü aleyhissalatu vesselam'ın haber verdiklerine teslim olup bu şekilde bir dine inanmak olup, "bence" ifadesini kullanmamaktır.

inanmayan kişi de lütfen kalkıp "yoktur" gibi ifadeler kullanmasın, "ben bu şekilde inanıyorum" derse hem tahrik olmaz, hem de cedel olmaz.

Allah'u alem.
devamını gör...
sanki 20 yıldır gundemdeymiş te kalkmış tartışmasını yapıyor adam.
1400 yıllık meseleye bugün kalkipta "yok öyle bişey" demek nasıl bir gâfilliktir. buhari'de yokmuş ebu davud' ta varmış. bunu diyen adam buhari'yi görse dizinin bağı çözülür.

inananlar inanma sebeplerini anlatabiliyor çeşitli kaynaklarla fakat inanmayanların "uydurmadır yahut israiliyattır"dan başka argümanları yok.

bir tek bana mı tuhaf geliyor bu tezat.

kur'an-ı anlamak için hadise tefsire gerek yok deyip 80 tane kitap yazanlar da bu taifedendir zahir.
devamını gör...
insanoğlu, uzun tarihi boyunca birçok defa büyük kitlesel kargaşa ve bunalımlarla karşı karşıya kalmış, bu dönemlerde kendilerine hem dinî alanlarda hem de dünyevi iktidar alanlarında rehberlik edecek birilerini bulma arayışına girmiştir. bu arayış, başta kutsal metinler olmak üzere zaman zaman inanç, düşünce ve kültürel kaynaklar tarafından da beslenmiştir. tevrat ve incil’de zikredilen ve bir gün vazifesini tamamlamak üzere ortaya çıkması beklenen kurtarıcı “mesih” etrafında beslenen beklentiler; azteklerde “quatzalcoatl”, eski mısır’da “ameni”, hinduizm’de “kalki”, budizm’de “maytreya”, mecusilikte “saoşyant” şeklinde isimlendirilmiştir. (geniş bilgi için bk. mahmut çınar, tarihte ve günümüzde mehdîlik, istanbul 2013, s. 39.)

bütün ümmetin kur’an’da açıkça ifade edildiği gibi kur’an ve sünnetten başka hiçbir dinî otoriteyi mutlak olarak kabul etmemeyi, bunların dışında kalan herkes ve her kurumun tartışmaya açık olduğunun farkında olan bir tavır içerisinde olması en doğru ve en garantili olanıdır. ayrıca ümmetin tamamı veya bir kısmının işlerini uhdesine alan bir şahs-ı maneviden bahsedilecekse, bu şahs-ı manevi yine ümmetin bizzat kendisidir. yard. doç. dr. mahmut çınar
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar