islam'da şefaat

bakara 48 de değinilmiş olan konudur.



--- alıntı ---

Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.8 Onlara yardım da edilmez.

--- alıntı ---

devamını gör...
“rahman’ın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecektir.” (meryem 87)

“o gün, rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (taha 109)

“onlar Allah’ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler.” (enbiya 28)

“o’nun izni olmadıktan sonra hiçbir şefaatçi şefaat edemez.” (yunus 3)


--- alıntı ---

her şeyden önce şunu belirtelim: kur’an‘da şefaatçilerin şefaatinin fayda vermeyeceğinin vurgulandığı ayetlerde söz konusu edilenler, inkârcılar/müşriklerdir. ilgili ayetlerin bağlamlarından bu husus açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

“2/el-bakara, 254 ayeti bunun istisnasıdır. zira bu ayet, iman edenlere hitapla başlamaktadır” denerek itiraz edilebilir. ancak ayetin sonunda kâfirlerin zalimlerin ta kendileri olduğunu vurgulayan ifadeye dikkat edilmelidir. fahruddîn er-râzî‘nin de dikkat çektiği gibi bu ifadenin, iman edenlere hitapla başlayan ve “ne dostluk, ne de şefaat vardır” diyen ayetin sonunda yer alması, dostluğun ve şefaatin bulunmamasının kâfirler için söz konusu olacağını ihsas eder.

ikinci olarak, ahirette şefaat olmayacağını bildiren ayetlerin ifadeleri umumîdir; dolayısıyla tahsise müsaittir. özellikle ahirette şefaatin vuku bulacağını bildiren haricî delillerin varlığından sonra bu ayetlerin umum ifadelerinin tahsisi kaçınılmaz hale gelir.

şefaati nefyeden ayetlerin umumunu tahsis eden ayetlerin başında, Allah teala‘nın razı olup izin verdiği (1) ve Allah teala‘dan bir ahit almış kimseler (2) için şefaatin söz konusu olacağını ifade eden ayetler gelir. keza mü’minlerin bağışlanması bağlamında hz. peygamber (s.a.v)’in istiğfarın zikreden ayetler (3) de şefaatin nefyeden ayetlerin umumunu tahsis eden ayetlerdendir.

bunlar yanında günahkâr mü’minler için şefaat edileceğini bildiren hadislerin manen mütevatir olduğunu (4) da hesaba katarsak, şefaati nefyetmenin o kadar basit bir mesele olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar.

fahruddîn er-râzî, 2/el-bakara, 48 ayetinin tefsiri esnasında5) mu’tezile’nin büyük günah işleyen mü’minlere ahirette şefaat olmadığı inancına istidlal ettiği 10 ayet ve 4 hadis ile bunların istidlal vecihlerini ayrıntılı olarak zikreder. ardından ehl-i sünnet‘in delillerini verir, mu’tezile‘nin bunlara itirazını ve ehl-i sünnet‘in cevabını zikretmeyi de ihmal etmez. konuyla ilgilenenlerin, alabildiğine detaylı bu nefis tahkiki mutlaka incelemesi gerekir.

milli gazete – 26 aralık 2005
ebubekir sifil


1. 21/el-enbiyâ, 28; 2/el-bakara, 255.
2. 19/meryem, 87.
3. 4/en-nisâ, 64; 47/muhammed, 19.
4. bkz. el-kettânî, nazmu’l-mütenâsir, 246 vd. el-kettânî burada şefaat hadislerinin mütevatir olduğunu tasrih eden ulemanın isimlerini ve ilgili ifadelerini detaylı olarak zikretmiş, öncesinde de hadisleri zikreden sahabîleri tadat etmiştir.
5. et-tefsîru’l-kebîr, ııı, 53-66. çevirisinden bakmak isteyenler için ıı, 498-523.

--- alıntı ---
devamını gör...
yine kafirler için gelen ayetlerle inkar edilmeye çalışılan hakikattir.

bakara 47-48

ey israiloğulları! size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. onlara yardım da edilmez.

neymiş yahudiler inanmadıkça şefaat yokmuş.

“rahman’ın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecektir.” (meryem 87)

“o gün, rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (taha 109)

“onlar Allah’ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler.” (enbiya 28)



görüldüğü gibi şefaat vardır ancak sadece Allah ın izin verdikleri şefaat edebilir. bu kuran ayetleri her şeyi ortaya koyarken tabi yüzlerce hadis var. samimi bir müslüman için bu kadarı kafi. din uydurmaya çalışanlar için ne desen fayda etmez.
devamını gör...
şefaat ayetlerle sabit olarak vardır. ancak bu beyaz sayfaları işaret eden bir kavram değildir. Allah ister melek ister peygamber olsun, kimseye bir kimsenin kurtuluş onayı yetkisi vermemiştir. 'yalnız benim izin verdiklerim şefaat edebilir' bu kurtuluş kararını vermek üzere bir inisiyatif sağlama değildir. Allah kendi ile çelişmez. çelişirse Allah olmaz. yani bırak şeyhini peygamber dahi sana torpil ya pa ma ya cak tır. zaten Allah'ın razı olmadığı bir kuldan haşa peygamberinin razı olup ricacı olması düşünülemez. öyleyse farklı kitaplara iman ediyoruzdur.

şurada mehmet okuyan'ın dinleyeni karlı çıkaracak bir izahı var.



öte yandan her başlığı tekrar tekrar açmadan önce bi şefaat yazıp aratın zahmet olmazsa.

(bkz: şefaat)
(bkz: peygamber şefaati)
(bkz: peygamberin şefaat yetkisinin olmaması)
devamını gör...
araştırmalarıma istinaden kendimce bu konuya değinmeyi uygun buldum. bir eksiklik veya yanlış var ise bizden, hidayet ve doğruluk Allah'tan.

şefaat bahsi ehli sünnetin ekseriyetinde kabul görmüş olmasına rağmen islam'ın temel ilkeleriyle bağdaşmayan bir konu olduğu için hep aklıma takılırdı. gerçekten bizim inancımızda aracılık var mıydı?

şefaat, bir kulun bağışlanması için mertebesi ilah tarafından yükseltilmiş kişilerin aracılık etmesine, vesile olmasına deniyor. Bu anlayış; yani aracılık, ilk olarak müşriklerde, yani putperestlerde kendini gösteriyor. müşrikler Allah'ın varlığına inanan kimselerdir. hataları, Allah'ın yanına ortaklar seçip ona yardımcılar tayin etmeleridir. örnek vermek gerekirse Allah yağmur yağdırmak ister, bunu yağmur tanrısına buyurur, o da vazifesini yerine getirir. kullar ise yağmur dilerse bunu doğrudan Allah'tan istemek yerine yağmur tanrısına giderler, onun aracılığıyla isteklerini Allah'a iletirler.

yine bozulmuş din olan hristiyanlık inancında bu vazifeyi rahipler üstlenmiş. Allah'ın yeryüzündeki tezahürü, vekili veya velisi olarak kabul edilen bu din adamlarının kulları affedebilme, günah çıkartma gibi bir güçlerinin olduğu kabul görmüş.

bu anlayış islam'ın ilk zamanlarında hiçbir şartta ve gerekçeyle uygulanmamış. ancak sonraları nebilerin ismet sıfatı taşıdıkları, onların Allah'ın en sevgili kulları olduğu düşüncesiyle pekiştirilerek peygamberlerin hatrına/hürmetine rabbin kulu affedebileceği inancı hasıl olmuş.

peki bu konuda kur'an ne diyor?

yunus suresi 3'te ; ......... onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz....... diye bir bölüm vardır. mealen doğrudan konuya reddiye veriyormuş gibi görünse de sure içeriğine bakınca tam olarak öyle olmadığını görüyoruz. çünkü ikinci ayette müşriklerin rasulü büyücülükle suçladığına değinilmiş, bunun üzerine Allah kendisi takdir etmedikçe hiçbir kulunun başka bir kulu üzerinde olumlu veya olumsuz tesiri bulunamayacağını belirtmiştir.

yine yunus suresi 18'de; allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek, yararları da dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. de ki: "siz, Allah'a göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? o, sizin şirk katmakta olduklarınızdan uzak ve yücedir." diye buyrulmuştur. dönemin kureyş kabilesine baktığımızda, yine dönemin arap coğrafyasında en güçlü otorite olduğunu görüyoruz. onlar (müşrikler) bunun Allah'ın bir lütfu olduğuna inanmışlar ve nasıl yaşarlarsa yaşasınlar edindikleri putlar (aracılar) sayesinde allah'ın onları affedeceklerine inanmışlar. kur'an bu ayetler onların bu görüşüne doğrudan karşı çıkmıştır.

yine hud suresi 45-47 arasındaki nuh peygamber ile Allah arasındaki diyalog çok dikkat çekicidir. sure genelinde hz. nuh'un kavminin sapmışlığından dolayı helak oluşuna değiniliyor. bilindiği üzere nuh peygamberin oğlu (rivayetlere göre ismi kenan) iman etmemiş, gelecek tufandan haber alınca dağa çıkıp bundan kurtulabileceğini öne sürerek peygamberin yaptığı gemiye binmemiştir. bunun üzerine demir almadan önce nuh peygamber oğlu için Allah'tan bağışlanma dilemiş ancak bu istek çok sert bir şekilde reddedilmiştir.

45/46/47; nuh, rabbine seslendi. dedi ki: "rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. sen hakimlerin hakimisin." / dedi ki: "ey nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." / dedi ki: "rabbim, bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."

yine görüyoruz ki bir nebi bile olsan kendi oğlun için dahi af dilemen -rabbin rızası yoksa- bir şey ifade etmiyor.

yine hud suresi 81. ayette hz. lut'un kavmi helak olacakken iman etmemiş eşini geride bıraktığını görüyoruz.

son olarak Allahu teala hud suresi 105'te; -kıyametin- geleceği günde, o'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez......... buyurmuştur.

sonuç olarak; peygamberlerin eşlerinin ve çocuklarının bile affedilmesi için bir aracılık yetkisinin bulunmadığını görüyoruz. Allah'ın resulü hz. muhammed peygamberin kızı fatıma'ya söylediği “ey resulullah’ın kızı fatıma! sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.” bu söz bile aslında durumu özetler niteliktedir. hal böyle iken nebilerden, alimlerden, velilerden ve hatta şehitlerden aracılık beklentisinde bulunmak bana doğru gelmiyor.

tüm bunların aksini düşünen biri varsa delilleriyle gelip hatamızı düzeltebilir, yanlışsak doğruyu gösterebilir. Allah hakimdir, bilendir.
devamını gör...
vardır. çok bilirmiş gibi sağdan soldan ayet toplayıp şefaat var mı yok mu diye felsefe yapmaya gerek yok. bilenlere danış arkadaşım ilim girmemiş, zekası müphem beynine değil! ayette o varmış ayette bu varmış. ayette mahşer gününde günahları sevaplarından ağır basanların ilelebet cehennemde kalacağı da söyleniyor. o zaman hepimiz komple cehennemde yanacağız. kur'anı kerim öyle meal okunup da kafandan hüküm verebileceğin bir kitap değil. sahih hadisler nerede? şefaat hakkında selef(selefilik değil, bunu bilmeyen sığırlar da var) alimlerinin beyanları nerede? şimdi çıkıp birisi ''işte gördünüz kur'andan üstün tuttu hepsini'' de der. biz bu ahmak insanlardan bıktık usandık.

şefaat her istediğin kişiye yapılır diye bir iddiası olan mı var? şefaat kafire de yapılabilir iddiası olan mı var? şefaat Allah'ın izni olmadan da yapılabilir diyen mi var? fahr-i kainat efendimiz Allah teala hazretlerinin rızası olmayan bir şey yapar mı, kafanız mı basmıyor? Allah'ın dilediği ve müsaade ettiği kişilere, şefaat yetkisi olanlar şefaat edecektir. madem şefaat olmayacak ''ümmetî'' diye yalvarmanın ne manası vardı haşa?

islam'da şefaat de var, istimdat da var, tevessül de var, istiane de var. bunları inkar edenler mahşerde şefaatten mahrum kalacaklar.
devamını gör...
var olup olmadığı islam alimleri tarafından ittifak görmemiş bir konudur. selef imamlarının kahir ekseriyeti bu konuda "şefaat vardır" demiş olabilir ancak biz islam dünyasında ruhban sınıfına karşıyız. bu duruşumuz ilimlerine muhalefet ettiğimiz veya takvalarını hiçe saydığımız için değil, yeri geldiğinde resulünü azarlayıp uyaran Allah'ın dininde "hatasız" kimsenin bulunamayacağına iman ettiğimiz içindir.

ilgili ayetler sağdan soldan değil, doğrudan rehberimiz kuranı kerim'den alınmıştır. Yine ilgili ayetlerin indiği dönem, şartlar ve muhatabı ayrıntılarıyla eklenmiştir. Tanım hazırlanırken ayetler ve tefsirleri için tefhimu'l kur'an'dan yararlanılmıştır.

verilen cevap iğrenç bir üslup ile verilmiş ve içinde fazlasıyla hakaretler barındırıyor. benim buna cevap verme sebebim kendisinin aklının yatacağına inanmam değil, okurların doğruya ulaşmasına vesile olacağına olan inancımdır.

bakın bu tavır bizi tezveren dedelere gidip yakınmalara, dilek ağacına çaput bağlamaya, şeyhlerin eline dokunup tövbe almaya götürüyor. bunun adı put değildir de nedir? bunun adı şirk değildir de nedir?

vallahi selefiler (selef değil!) tasavvuf ehlini tekfir ederken bu sebepten ediyor. ve ne kadar yanıldıklarını yalnız Allah bilir.
devamını gör...
"takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah´ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir"

meryem 86. 87.ayet.

87. ayette günahkarlardan söz ediliyor. yani iman edip şirk işlemeyen, günahı fazla olanlar.

https://www.google.com/url?...
devamını gör...
vardır, kur'an ve sünnetten öyle anlaşılıyor. yoktur yorumunu çıkarmak biraz zorlama bizce.

ama inkar edene nasib olmayacaktır muhtemelen. inşallah olur tabi ki, olmasın diye beddua etmiyoruz. Allah cümlemizi nail eylesin, amin.
devamını gör...
ayette onun izni olmadıkça kimse şefaat edemez buyrulmuş. yani bunu okuyup da şefaat yoktur demek okuduğunu anlamamak demektir. süper akıllı arkadaşım tersten okursan yani Allahın izin verdikleri şefaat edebilir demek oluyor bu. anadın? heh şimdi o izin verilenler kimler onları tesbit etmek lazım.
devamını gör...
hakkı bulmaya çalıştığını ''iddia eden'' varlıkların diline doladığı kavram.

-alıntıdır-

eskiden vehhabiler şefaati inkâr ederlerdi. şimdi onlar bile şefaati hak bilirken, günümüzün mezhepsizlerinin ve sünnî olmadıklarını açıkça söyleyenlerin, inkâr etmesi gerçekten de eksantriktir. reformcu yazar, (bu kitapta, kitap ve sünnet esas alınmıştır) dediği halde, diğer hususlarda olduğu gibi, şefaat hususunda da tamamen kitap ve sünnet’e aykırı görüşler bildiriyor, çünkü kitap ve sünnet’te, peygamberlerin, meleklerin, âlimlerin, şehidlerin ve daha başkalarının şefaat edeceği açıkça bildiriliyor. kâfirlere şefaat edilemeyeceğini bildiren âyet-i kerimeleri alıp, müminlere de şefaat edilmeyeceğini söylemesi, yazarın ne kadar sinsi bir mezhepsiz olduğunu göstermektedir. bir hadis-i şerif meali:

(kâfirler, kâfirler için gelmiş olan âyetleri, müslümanlara yükletirler.) [buhari]

----------------------------------------------------------

düzeltecek varsa memnun oluruz demiş arkadaş. ayetlerin kimin için indiğini, hangi olaylar üzerine indiğini, konuyu açıklayan hadisleri ve selef alimlerinin beyanını öğrenmeden bir ayet hakkında hüküm çıkarmayalım.

----------------------------------------------------------
alıntıdır.

şefaati inkâr etmek büyük sapıklıktır. kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(o gün, kimse şefaat edemez. ancak rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [taha 109]

(rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [meryem 87] (müfessirler, “bu iki âyet-i kerimeye göre, Allahü teâlânın izin verdikleri şefaat edecek, başkaları edemez” diye açıkça bildiriyorlar.)

(sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [necm 26] (melekler de, ancak, Allah’ın hoşnut olduğu kimselere şefaat edebiliyor.)

(bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [zümer 44] (çok şefaat edecekler vardır ki, hepsi de Allahü teâlânın iznine bağlıdır.)

hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(kıyamette ilk şefaat eden ben olacağım.) [müslim]

(bütün peygamberler şefaat edecektir.) [buhari]

(kıyamette peygamberler, sonra âlimler ve şehidler şefaat eder.) [ibni mace, deylemi]

(kur’an kıyamette şefaat eder.) [müslim]

(kıyamette Allahü teâlâ, “melekler, peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı” buyurur.) [buhari]

bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da, şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. bütün âlimlerin en büyüğü olan imam-ı a’zam hazretleri de, (peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir) buyurdu. (fıkh-ı ekber)
devamını gör...
şefaat ya Allah !
islam'da şefaat vardır ve şefaat edici Allah'tır.

er-rahman, es-settar, el- gafur, el- gaffar esmalarının tecellisinden sonra Allah dışında bir şefaatçiye ihtiyaç duyulması, bu isimleri ya hakkıyla bilmemeyi, ya da hakkıyla iman etmemeyi gerektirir.

zümer suresi, 43. ayet: " yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? de ki: "ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"
zümer suresi, 44. ayet: "de ki: "şefaatin tümü Allah'ındır. göklerin ve yerin mülkü o'nundur. sonra o'na döndürüleceksiniz."
devamını gör...
çok sıkan konu. bu adamlar ekmeği de fırın yerine Allahtan alsa ya. ya da hastalanınca peygamber gibi ya şafi enteşşafi dese ya, doktora falan gitmese. Allah peygamber için kuranda kendi sıfatlarını kullanmış, rauf ve rahimdir buyurmuş, rahmetin bizatihi kendisidir buyurmuş. yani benim rahmaniyetim, raufiyetim peygamberden tecelli eder buyurmuş ama yok adamlar hala biz rahmetten mahrum olalım diye diretiyor. tamam kardeşim hadi gidin bakalım. peygamberden başka nerede rahmeti şefaati bulacaksınız. hadi bulun bakalım.
devamını gör...
mü'min suresi ne kadar ümid vericidir;

7) "arşı taşıyan ve onun etrafında bulunan melekler, rablerini överek tesbih eder, o’na inanır ve mü’minlerin bağışlanmaları için şöyle dua ederler: “rabbimiz! senin ilmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. o halde tevbe edip sana yönelen ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları kızgın alevli cehennem azabından koru!”

meleklerin mü’minlere istiğfarından maksat; onlara şefaat etmeleri, onları tevbeye yönlendirmeleri ve onlara bağışlanmayı gerektiren amelleri ilham etmeleridir. burada meleklerin insanların günahlarını bildiklerine bir işaret; cinsler farklı olsa da imanda ortaklığın nasihat ve şefkati gerekli kıldığına bir tenbih vardır. zira iman, meleklerle mü’minler arasında en kuvvetli ve en mükemmel bir bağ teşkil etmektedir. (bursevî, ruhu’l beyân, vııı, 157)

8) “rabbimiz! hem onları, hem de onların babalarından, eşlerinden ve nesillerinden sâlih olanları, kendilerine va‘dettiğin sonsuz nimet ve ebedî mutluluk yeri olan adn cennetlerine yerleştir. şüphesiz sen kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olansın.”

.... melekler sadece mü’minlerin kendilerine değil, ana-baba, eş ve nesilleri için de dua ederler. çünkü cennet ehlinin sevinç ve sürûrlarının, neşe ve kıvançlarının tam ve mükemmel olması için bu gereklidir. böylece onlar birbirine komşu konaklarda bir araya gelmek suretiyle gözleri aydın olur, sevinirler. nitekim Allah teâlâ bir diğer âyet-i kerîmede şöyle buyurur: “iman edenleri ve onların nesillerinden makbul bir iman ile kendilerinin izlerini takip edenleri cennette birbirlerine kavuşturacak, bu kavuşturma sebebiyle kimsenin sevabından da bir şeyi eksiltmeyeceğiz…” (tûr 52/21) âyet şu mânaya gelmektedir: “gözleri aydın olsun diye hepsinin derecesini eşitleriz. derecesi aşağı olanla müsavi olsun diye derecesi yüksek olanın derecesini alçaltmayız. aksine katımızdan bir nimet ve lutuf olarak bir çok amellerini eşitleyerek amel bakımından eksik olanın derecesini yükseltiriz.” (ibn kesîr, tefsîru’l-kur’ân, ıv, 72, 241)
saîd b. cübeyr (r.h.), “mü’min cennete girdiği zaman babasının, oğlunun ve kardeşinin nerde olduğunu soracak, ona, «amelleri bakımından onlar senin derecene ulaşamadı» denilecek. mü’min kul: «ben hem kendim hem de onlar için amelde bulunmuştum» diyecek de onlar onun derecesine kavuşturulacak” deyip sonra bu ayeti okumuştur. (taberî, câmi‘u’l-beyân, xxıv, 57)
dolayısıyla âyet-i kerîmede tevbe edip halini düzelten bir insanın bereketinin ana-babalarına, eşlerine ve nesillerine de ulaşacağına ve onların bu bereketle cennet ve onun nimetlerine nâil olacaklarına işaret edildiği anlaşılmaktadır.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar