1441.


--- alıntı ---

"90'lı yılların hemen başlarında çıdam yayınlarının çok sayıdaki davetsiz misafirlerinden biri de, abd'nin islam ülkeleri konusundaki uzmanlığına güvendiği bilinen graham fuller idi. zahmetsizce anlaşılabilen bir türkçe konuşuyordu. graham fuller önce bana güven telkin etmek istedi.. benimle konuştuğu sırada artık cia görevlisi olmadığını hassaten vurgulamak gereğini hissetti.. daha sonra benim işitmekten çok memnun olacağımı düşündüğü bir tirada başladı. türkiye yıllar yılı avrupa'nın kuyruğuna takılmak zorunda bırakılmıştı. oysa türkiye'nin vasıfları takip etmeye uygun bir ülke değildi. türkiye'ye takip edilmek, baş çekmek yaraşırdı. işte türkiye o günlerde kendisine yakışan bu duruma kavuşmak için bir fırsat yakalamıştı. sovyetler birliği çözülmüş, türki cumhuriyetler serbest kalmıştı. türkiye'nin türki cumhuriyetlere önderlik ettiği takdirde dünya güçlerinden biri haline gelmesi hiç zor değildi. benim bütün bu sözleri mütebessim bir i çehreyle dinliyor olmam graham fuller'de söylediklerinin beni zevkten dört köşe ettiği izlenimi uyandırmış olmalı ki aniden sordu: '' şimdi ben bir düşman mıyım? bu soruya ne cevap verebilirdim ? ne münasebet! düşman ne kelime! ben dost diye sana derim! bu tarzda bir tepkiyi ben verir miydim?''

önce hiçbir şey söylemedim. amerikalıya cevap verebilmek için oturduğum yerden kalktım. çıdam yayınlarının duvarına büyükçe bir avrupa haritası asmıştım. harita kapsadığı alan içine kuzey afrika'yı ve türkiye'yi de alıyordu. birkaç adımda haritanın başına geçtim. sağ elimin başparmağını haritada istanbul'un bulunduğu yerin üstüne bastırdım. ''biz önce buradaydık'' dedim. sonra sağ elimle, başparmağımın istanbul'u merkez aldığı bir bir çember çizdim. ''tesir sahamız da buralardı'' diye ilave ettim. arkasından sağ elimin başparmağı ankara'nın üstüne kaydı. ''bizi buraya attınız!'' dedim. bir çember de orada çizdim ve ilave ettim: ''tesir sahamız bu kadar kaldı''. elimi hızla kafkasya'ya kaydırdım. bir yandan belli belirsiz bir çember çizerken, diğer yandan lakayt bir sesle sordum: '' buralara mı atmak istiyorsunuz bizi?''

--- alıntı ---

http://www.facebook.com/pho...
devamını gör...
1446.
olağanüstü kişiliği, hayranlık duyuları bir karakteri olan yazar arkadaşımız. bilgi ve tecrübesiyle sözlüğe çok şey katıyor. mütevaziliği ve alçakgönüllüğü ile muhatabları üzerinde derin bir saygı hissiyatı oluşturuyor. derinlemesine analiz eden, kavrayan felsefi yaklaşımı ile beğenimi kazanmıştır. meselelere vukufiyeti, adaleti benimseyen ilkeli yaşam tarzı, her türlü takdirin üzerinde. mutlu yarınlar umut dolu olabilmemiz için adeta bir karakter profili sunuyor bize. bu toplumda böyle insanların sayısının çoğalması lazım.

ayrıca gerçekten bakımlı, giyinmesini bilen, eli yüzü düzgün biri olduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. gülümsemesi bulunduğu ortamı aydınlatıyor, bakışları insan insanı pozitif duygularla sarmalıyor.
devamını gör...
1447.

--- alıntı ---
“Bu şiirlerle irtibat kurmayan insanlar adamdan sayılmaz mı? Adam olmak için ill...a bu şiirlerin desteğine mi ihtiyacımız var?” Bu tarihi bir vakıadır; bizim şiirden başka bir kültürel binamız yoktur. Batıda kapitalizmin gelişmesi onlara bir nesre dayalı, nesir yoluyla da gücünü hissettiren bir edebiyat vermiştir. Onun dışında bilim dili olabilecek bir yapı da kazandırmıştır batıda. Ama bizim ülkemizde şiir, tutunulacak tek dal olarak bugüne kadar gelmiş. Doğrusu bu şiirle bağ kurmayan bir zihni alanın hesaba katılır bir varlık göstermesi mümkün değildir. Nitekim biz toplum olarak bu şiirle, buna Divan Edebiyatı’nı, Halk Edebiyatı’nı, Tanzimat’tan Sonra Batı Tesirinde Türk Edebiyatı’nı, Cumhuriyetten sonraki edebiyatı dâhil ederek söylüyorum bunu: Bizim şiirle sıhhatli ve üretken bir bağ kurmayışımız bütün işlerimizin çıkmaza girmesinin ana sebebidir. Çünkü biz şiirle bağ kurmamak suretiyle kim olduğumuz konusunda, ne olduğumuz konusunda bir belirliliğe ulaşmayı reddediyoruz demektir. Ancak şiirle bağ kurduğumuz zaman kendimizi “aklı başında insanlar” telakki edebiliriz. "

İsmet Özel

("Şiir Çizgi, Şiir Nokta " Başlıklı Konferans Metninden, Bursa / 4 Mart 2006)
--- alıntı ---
devamını gör...
1450.
konuşurken vücut dilini ve özellikle ellerini çok iyi kullanıyor.





bir siyasetçi gibi akıcı konuşmuyor, konuşması, hitabeti her kelimeyi seçerek konuşmasından olsa gerek yavaş ve tutuk geliyor dinleyene, bazen iki kelime arasına uzun sessizlikler giriyor.
belki konuşmasındaki "kuran ı kerim i merkeze almadan söylenen her kelime yalan ve sahtekarlıktır" ifadesi gereği, söylediği her sözün içeriğinin dolu ve hakikate işaret etmesine verdiği önem nedeniyledir yavaş ve tutuk hitabeti.

el netice,
iyi şairdir, iyi düşünürdür, iyi yazardır, ama siyasetçiler gibi konuş(a)mamaktadır.
devamını gör...
1454.
tasavvufa bakışını merak ettiğim zat.onda çok büyük bir cevher var.yunus baba* gibi irticali heceyle nutuklar, nefesler falan söylediğini hayal etmek bille kişiye haz veriyor.
devamını gör...
1458.
iyi bir şairdir.
iyi bir yazardır.

ne düşüncelerini her gün milyonlarca insana ulaştırabilecek gazete(leri)si vardır, ne de her gün milyonlarca eve konuk olup fikirlerini kolaylıkla ifade edebileceği televizyon(ları)u.
bir işareti ile dünyanın dört bir yanından ses verecek sevenleri de yoktur, etki alanı yüzde yüz yerli biridir, sanmam yurtdışında takip edilsin, düşünceleri makes bulsun.

milyar dolarlık, hadi vazgeçtim milyon dolarlık bir parasal gücü de yoktur, fikirlerini yayabilmek için.
fikirleriyle, düşünceleriyle hemhal olmuş takipçilerinin, organize bir şekilde diğer genç ve zeki insanlara bu fikir ve düşünceleri aktardığı organizasyonları, yapıları da yoktur.

geçmişinde sosyalistlik olan, 70'lerde hidayete ermiş, okuduğunu, anladığını, düşüncelerini şiirleriyle - ki imgelere, mecazlara, yabancı kavramlara çokça yer veren bir tarz ile- ve yazılarıyla yerli düşünce dünyamıza hitap eden biridir kısaca.

elindeki imkanların, elinde imkan olanlar ile mukayese edilmesi bile abes olur; düşünceleri hariç.

ama söylediği bir söz, bir konudaki beyanı, bir benzetmesi, bir kavram tarifi bir anda gelir gündeme oturuverir, karışır ortalık.
doğrudur, yanlıştır, eksiktir, hatalıdır v.s, v.s... ama gündem olur.
nedir peki tehlike?
neden elindeki tek sermayesi düşünceleri olan biri bu kadar tepki çeker, muhalif doğurur?

neden bir düşüncenin, fikrin etki alanını genişletmenin maddi imkanlarından yoksun birinin dedikleri muhaliflerince bile dikkate alınır ve değerlendirilir?
sallayın gitisin, takmayın adamı, muhalefet etmeye gerek bile görmeyin, bırakın anlaşılmaz imgelerle "süslediği" şiirleri içerisinde kendince çalsın, kendince oynasın, meczup gibi davranın, meczup muamelesi yapın gitsin.
nedir hem muhalif olup, hem de söylediklerine önem atfetmekte ki mana?
bırakın 'marijinal' söylemleri, 'marijinal' takipçilerinin 'entel-dantel muhabbetlerine' meze olsun.

söyledikleri 'marijinal' ve 'uçuk',
söyledikleri edirne'nin dışına gidemez,
söyledikleri anında 'milyonlara' ulaşamaz,
söyledikleri kolayca 'yayılamaz',
söyledikleri kolayca 'anlaşılamaz' birine bu kadar önem atfetmek niye?

bu sorunun cevabını takip edenleri gayet iyi bilir,
cevabını bilmeyenler kendilerine sorsunlar, neden diye.
cevap orada.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar