jön türkler

2,abdülhamit döneminde (1876-1909) özellikle yurt dışŸında siyasal muhalefet hareketine katılan kişŸilere ve kurdukları örgüte verilen ad. ayrıca jön türk değŸimi fransızca "jeune turk" (genç türk) sözünden gelir.
devamını gör...
--- alıntı ---
(...)Siyonistlerin JönTürkler ve İttihat Terakki ile İlişkileri- Siyonistler, İsrail Devleti'ne izin vermeyen Abdülhamit'i kesin olarak saf dışı bırakmaya karar vermişlerdi. Planlarının ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini düşünüyorlardı. Bunun için de sadece dışarıdan yapılacak bir müdahalenin yeterli olmayacağı da ortadaydı. Dolayısıyla Abdülhamit karşıtı, bir iç muhalefet grubuyla iş birliği yapmak gerekiyordu. Yahudi liderler bu noktadan hareketle, Jön Türklerle iş birliği yapmaya karar verdiler. Siyonist lider Theodor Herzl bu tarihi kararı şöyle dile getiriyor:
"Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan'a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı." (Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt I, sf.374)
Jön Türkler ve daha sonra da İttihat Terakki hareketiyle kurulan sıkı ilişkiler sonucunda Osmanlı İmparatorluğu kısa sürede çökertildi. Bu konu hakkında yapılan önemli yorumlar vardı:
"Birçok Avrupalı yazar, Jön Türk hareketini ve İttihatçıları, Yahudilerin, dönmelerin ve gizli Yahudilerin elinde oyuncak olan bir Yahudi-mason komplosu olarak nitelemiştir." (Young Turcs, Freemasons and Jews, Eli Kedourie, sf.89)
1908 Jön Türk İhtilali öncesinde, Avrupalı Siyonist Yahudiler, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilerin Siyonizme hizmet etmeleri için uğraşmışlar, bu iş için üs olarak da çok sayıda Yahudinin yaşadığı Selanik'i seçmişlerdi. Burada çalışmalar yapan Siyonistler kısa zamanda kendilerine birçok Yahudi taraftar buldular. Siyonizm için çalışan her Yahudi bir kazanç olarak görülüyordu.
"Fakat en büyük kazanç Jön Türklerin içinde ünlü bir sima ve Osmanlı Parlamentosu'nda Selanik mebusu olan Emanuel Karosso oldu." (Germany, Turkey and Zionism 1897–1918, Isaiah Friedman, sf.143)

Abdülhamit'in devrilmesi için çaba gösteren İttihat ve Terakki üyelerinin en önemli destekçilerinden birisi de Siyonistlerdi.
Selanik Yahudilerinin görevi olan Jön Türklere Siyonizmi benimsettirme çabaları, özellikle Emanuel Karasso, Nissim Mazliyah ve Nissim Russo adlı Yahudiler tarafından yürütülüyordu.
"Karasso, Mazliyah ve Russo'nun görevi, Türk politikacıları Siyonizmden çekinmenin gereksiz olduğuna inandırmak, onları davalarına kazandırmaktı." (Germany, Turkey and Zionism 1897-1918, Isaiah Friedman)
"Yahudi Nissim Mazliyah masondu." (Türkiye'de Masonlar ve Masonluk, İlhami Soysal, sf.6)
"Yahudi Nissim Mazliyah yıllarca Osmanlı Meclisinde İzmir milletvekili olarak faaliyet göstermiştir. İttihat ve Terakki üyelerinin Siyonizme kazandırılmasında önemli görevler üstlenmiştir. 'İttihat ve Terakki gazetesinde yazıları yayımlanmıştır." (Türkler ve Yahudiler, Avram Galante, sf.91)

Arapların Türklere karşı öfke duymaları bölgeye gönderilen ajan provokatörler tarafından sağlandı. Arap dilini ve geleneklerini çok iyi bilen ünlü İngiliz casusu Albay T. E. Lawrence bölgede geniş kapsamlı faaliyetlerde bulundu.

Siyonizm sempatizanı olan Yahudiler de, Jön Türklere Abdülhamit karşıtı mücadelelerinde ellerinden gelen desteği veriyorlardı. Nissim Russo Jön Türklerle sıkı ilişkiler içerisindeydi.
Halkı 1908 İhtilali'ne dahil edebilmek için duvarlara ilanlar yapıştırmış, ihtilal sabahı kahve kahve dolaşarak attığı nutuklarla halkı isyana katılmaya çağırmıştı. Aynı akşam ihtilalcilerin isteklerini padişaha tebliğ etmek üzere saraya giden heyetin de sözcüsüydü. II. Meşrutiyet sonrası kurulan Siyonist cemiyetinin ilk üyelerindendi.
''Bir başka Yahudi 'iş birlikçi' Rafael Benuziyar, Selanik'te eczacıydı. Eczanesi Jön Türklerin buluşma yeri idi. Bundan başka İdare-i Hamidiye'ce şüphe altında bulunan Jön Türklerin haberleşmesi Benuziyar vasıtasıyla sağlanırdı. Benuziyar 22 Temmuz 1908 senesi akşamı, yani Meşrutiyetin ilan edileceği günün öncesi, Selanik duvarlarına bildiri yapıştıranlardan ve bunları evlere dağıtanlardan biri olmuştur. Aşer ve Avram Salem kardeşler, Fransa'ya kaçarak Jön Türk hareketine destek vermeye devam etmişlerdir. Leon Gatezno da Fransa'da Jön Türkler lehine büyük faaliyetler yapmıştır. Selanik manifatura tüccarlarından olan Tiamo, Selanik'teki Jön Türk grubuna büyük hizmetlerde bulunmuş ve servetini Jön Türklerin emrine vermiştir." (Türkler ve Yahudiler, Avram Galante, sf.94)

kaynak: masonluk.net
--- alıntı ---
devamını gör...
namık kemal, mehmet bey, ayetullah bey, refik bey, reşat bey ile nuri bey 7 Haziran 1865 Pazar günü, Belgrad ormanında gizlice bir araya gelirler. Birbirlerini Tercüme Odası ve Mir'at dergisinden tanıyan yirmili yaşlardaki bu altı genç meslek isimli gizli örgütü kurarlar. Hücre tipi bir örgütlenmeye karar verirler ve ileri ki bir toplantı da bir eylem kararı alırlar. Padişah'ın Meclis-i Hass'ı ziyaretine tesadüf edecek olan 5 Haziran 1867 Çarşamba günü, içlerinde silahlı fedailerde bulunan büyük bir kalabalık; Ayasofya Camii'nden Bab-ı Ali'ye gelecek, Ali, Fuad, Mütercim Rüşdi Paşa gibi bazı devlet ricalini öldürecek, Meclis'i dağıtacak, ulemadan beş altı murahhası huzur-ı şahane'ye göndererek, Osmanlı toprakları üzerindeki bütün tebaanın müsavi reyleriyle seçilmiş temsilcilerinden teşekküleden bir millet meclisi kurulmasını amir, anayasal değişikliği bildiren, her çeşit israfatı önleyici bir irade-i seniyye imza ettirecek; sakıt hükümetten inhilal eden yerlere de tevcihat defterinde isimleri yazılı şahısları geçirecekti.

Ancak eylem gerçekleşmez. Örgütün kurucularından Ayetullah Efendi durumu padişaha bildirir ve birçok örgüt üyesi tutuklanır. Namık Kemal ile Ziya Paşa fransa'ya kaçar. Tutuklananlardan birinci dereceden suçlu bulunanlar 15 yıl, ikinci dereceden suçlu bulunanlar 10 yıl hapis cezasına, geri kalanlar sürgün cezasına çarptırılır.

Mehmed Bey, Ayetullah Beyi ihbarcı olduğu gerekçesiyle infaz etmek istedi ama Ayetullah Bey’le yaptığı konuşmadan sonra ikna oldu ve bu fikrinden vazgeçti, infazı yapamadı.

Meslek adlı örgütün kurucularından Sağır Ahmet Beyzade Mehmed Bey, Gürci Yusuf Paşazade Nuri Bey, Kayazade Reşad Bey, yurt dışına kaçtı.

Örgütün ağırlık merkezi yurtdışına kaymaya başladı. Önce Paris'te ardından Londra'da gazeteler çıktı. Cemiyet avrupa da gbkz: yeni osmanlılar diye anılmaya başlandı. 31 Ağustos 1867 tarihinde Londra'da yayınlanmaya başlayan ve toplamda 50 sayı yayınlanan muhbir gazetesi 7. sayısından itibaren yeni osmanlılar cemiyeti mührüyle çıkmaya başladı. Kısa bir süre içinde yeni osmanlılar sadece londra'da değil bütün avrupada örgütlenmeye başladı. Padişah Abdülaziz idaresine karşı cephe alan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kurucularından Mehmed Bey ile arkadaşları da, Cenevre'de inkilap adlı gazeteyi çıkarttı.

Hükümetin 1870 yılında genel af ilan etmesiyle yeni osmanlılar cemiyetinin bir çok üyesi istanbul'a geri dönerken bir kısmı yurtdışında kaldı.

Bunlardan üçü; üç paşazade, Mehmet Bey, Reşat ve Nuri Bey'ler paris komününe katıldı. Orada fransız üniforması ve osmanlı fesiyle aktif olarak mücadele ettiler. Bir çok tarihi kaynakta "üç türk" olarak anılırlar.
Komünün yenilgiye uğramasıyla Mehmet Bey, Reşat ve Nuri Bey'ler Brüksel'de gazeteci agah efendi'nin misafiri oldular. Ardından yurda dönüp enternasyoneli ve komünü savunan yazılar kaleme aldılar. Namık Kemal de, 8 Haziran 1872 tarihli Basiret gazetesinde kaleme aldığı yazısında komünü ve Reşat Bey'i savunmuştur.

Namık Kemal'in yazdığı vatan yahut silistre adlı tiyatro oyunu İstanbul'da, 1 Nisan 1873'den itibaren oynanmaya başlanır.

Oyunu seyredenler, "Yaşasın millet", "Yaşasın Kemal", "Allah Murad'ınızı versin", "Yaşasın cumhuriyet", diye bağırarak Namık Kemal'in evine doğru yürümeye başlar.

İstanbul halkının bu gösteririsi sonrasında Osmanlı yönetimi, başta Namık Kemal olmak üzere bazı Yeni Osmanlıları tutuklu olarak değişik yerlere sürerek hapseder.

Yeni Osmanlılar diğer adıyla Jön Türkler ileri de kurulacak olan ittihak ve terakki fıkrasının ilk tohumlarını atarlar.
devamını gör...


--- alıntı ---

"gördüğü haksızlıklardan dolayı jön türklere daima muhalefette bulunarak:
-siz dini incittiniz, gayretullaha dokundunuz, şeriatı tezyif ettiniz; neticesi vahîm olacaktır, diye izhar-ı muhalefetten çekinmiyordu."

( tarihçe-i hayatı / sf: 54 )

--- alıntı ---

devamını gör...
yeni osmanlılar adı ile de bilinen bu güruh fransa hayranı bir kaç kişiden oluşmaktadır. amaçları padişahı devirip, güya osmanlıyı yeniden ayağa kaldırmaktı.

hata üstüne hata, beyzadeler liberalizm kisvesi altında milliyetçilik yapıyor, bu milliyetçilik adına da fransız ordusunda savaşlara gidiyorlar. fransa liberalizmin beşiği ya, hepsi o beşikte uyumaya can atıyorlar, tıpkı osmanlının diğer aydınları gibi fransız hayranılar.

bir gün fransa da bir mecliste oturmuşlar sohbet ediyorlar, söz dönüp dolaşıp marşlara geliyor. herkes kendi marşını okuyor, bizim düşünce küpleri de fransız marşını 'marseyyez'i okumaya başlıyor. tabi millet izin vermiyor, kendi marşınızı okuyun diyorlar. bizimkiler önce bir birlerine bakıyorlar, ardından ıtri efendi bestesi olan tekbir getirmeye başlıyorlar, salondaki fransızlar hayret içinde bu nedir diye heyecan ve takdirle onlara bakakalıyorlar.

sen ait olduğun yerde güzeldin, ait olduğun yerde özeldin, ama nafile geçirdin ömrünü nafile.
devamını gör...
batıda * jeunes turcs olarak bilinir. mevcut siyasi yapıya muhaliftirler. (ıı.abdulhamid yönetimi)

jön türkler 4-9 şubat 1902 yılında paris'te bir kongre yapmışlar. kongrenin yapılış sebebi 2. abdulhamid. abdulhamid'in gitmesi için epey uğraştılar. paris'te oluşturdukları bu kongreye "hür osmanlılar" adı verildi. bir çağrışım yaptı mı bilmiyorum. bir milleti/devleti bölmek istiyorsanız içinden muhalif bir grup oluşturup bunlarada "hür" bilmem ne dediğinizde meselenin önemli bir aşamasını halletmiş oluyorsunuz. avrupa her zaman bu toprakların zayıf kalması için çalışmıştır. eskindede çalıştı şimdi de çalışmakta...

" ilk defa 1828 yılında charles mc farlane tarafında dönemin genç osmanlı nesline atıfta bulunarak kullanılmıştır. daha sonra 1855’te ubiceni ii. mahmut dönemindeki reform hareketine katılan devlet adamlarını hem de abdulmecit döneminin batılılaşma yanlısı tanzimatçılarını tanımlamak için “jevene turqvie de mahmut” ve “jevene turqvie d’abdul medjid” ifadelerini kullanmıştır. bu terimleri kavram olarak ilk kullanan kişi hippolyte castille olmuştur.

genç türkler kavramı yeni bir kavram değildir. bu kavramların kullanımı daha çok avrupa'da oluşan yönetime muhalif kesimlerin oluşturdukları partilerin bir benzeri görünmek olduğu için kullanılmıştır. almanya’daki genç almanya akımı (bu akım siyasi bir muhalif akımı olduğu kadar bir edebi akımdır ayrıca), italya’da ortaya çıkan genç italya akımı, polonya’daki genç polonya akımıdır. bu akımlar siyasi muhalif bir akım olduğu kadar edebiyat akımlarıdır da. daha sonra jön türkler akımında ismi geçenlerden bahsederken ayrıntılı olarak edebiyatçılarına değinilecektir. edebi düşünceleri siyasetle iç içe geçmiş kişilerdir. avrupalı yazarlar yeni osmanlılara bu sıfat ve terimleri kullanmıştır. yeni osmanlılar ise “jevne turqvie”yi eski türk grubunun muhalifi olarak göstermişlerdir. bu söylemi yeni osmanlılar cemiyetinin kuruluş belgesinde göstermiştir. osmanlı döneminde bahsettiğimiz bu jön türk grubu gibi olan muhalif kesime her dönemde buna benzer isimler kullanılmıştır. her yenilikçi kesime “genç türkler, genç osmanlılar, jön türkler” gibi isimler verilmiştir. özellikle 1800’lü yıllardan sonra bu akınlar güçlendiği için bu terimlere sıkça rastlanmıştır. örneğin; 1890 yılında georges badis adlı bir şahıs sarayı genç türkiye adında kanun-i esasi yanlılarını çatısı altında toplayabilecek bir gazete kurmakla tehdit etmiştir.

jön türkler dediğimiz cemiyetin altında bulunan kişilerin tek ortak siyasi görüşü, padişahlık yönetiminin altında bir de meclisin bulunarak yönetime katılmasıdır. hiçbir zaman padişahlık rejimini yıkıp yerine cumhuriyet rejimini getirmeyi düşünmemişlerdir. karşı oldukları durum abdülhamid yönetiminin istibdat düzenidir. baskı ve şiddet düzeninin yönetime ortak bir meclis kurulursa bu durumun düzeleceğini iddia etmişlerdir. fakat hiçbir zaman padişah yönetimini reddetmemişlerdir. sadece yönetimine denk bir meclis yönetimi istemişlerdir ama jön türk cemiyeti altındaki kişileri tek tek işlediğimizde siyasi görüşlerinin birbirinden çok farklı olduğunu görebiliriz. jön türkler cemiyetinde 2000 kadar üye bulunduğu bilinmektedir. bu isimler siyasi ortamdan dolayı osmanlı'da fazla barınamamış ve yaşamlarının çoğunu avrupa'da ya da mısır'da sürgün hayatı şeklinde yaşamıştır.

bu cemiyette öne çıkan isimler şunlardır; abdullah cevdet, abdurrahman bedirhan, ahmet rıza, ahmet fazlı, ahmet ferig, ahmet kemal, ahmet lütfullah, ahmet niyazi, ahmet saib, ali fahri, ali fehmi, ali haydar, ali şefkati, bahaeddin şakir, derviş hüma, edhem ruhi, emie şekib arslan, halil canem, hüseyin tosun, hüsrev sami, hüseyinzade ali, ibrahim temo, ishak suküti, ismail canpolat, ismail enver bey, ismail kemal, mahmüel celaleddin paşa, mahir said, mehmet ali halim paşa, hacı ibrahim paşazade hamdi, tarsusizade münih, tunalı hilmi, yusuf akçura gibi isimlere dikkat çekmektedir. " *
devamını gör...
imparatorluktaki gayrımüslim unsurların devleti yıkmak için yoğun bir şekilde faaliyet göstermiş olduğu oluşum.

bakmayın türk denilmesine, yahudisi, ermenisi, sabetayisti cirit atıyordu çetenin içinde.
devamını gör...
osmanlının yıkılmasına yakın osmanlıyı tekrar nasıl yaşatabiliriz kaygılarıyla avrupadaki fikir cerayanlarından etkilenmiş aydınlar külübü. ilk önce fikri ve siyasi ayağı varken sonraları ittihat ve terakki ile askeri alan ve kadrolara sızacaklardır. bütün osmanlı anasırından aydın ve elit insanlar vardır bunyesinde. hepsi osmanlı hanedanlığına karşı şartlanmış kişilerdi. balkan ülkeleri tek tek elden çıkarken jön türkler içindeki ayrılan milletlerin liderleri bağımsız hareket etmeye başlamışlar ve kendi ülkelerindeki milliyetci hareketlere hizmet etmeye başlamışlardır. diplomasi ile kazanılabilinirlikler varken. örneğin arnavutlar. hmm sen bana niye ihanet ettin praksisi hep köprüleri attırma ile neticelenmiştir. kalan jön ler benim etim budum ney ulan diyememiştir. bu aşırı özgüven osmanlıyı resmen cehenneme sürüklemiştir. osmanlıcılık fikri bu sefer türkçülüğe kaymıştır. bu durumda ermenileri üzmüştür. böylece ermeni kesin ayrılığınının ayak sesleride duyulmaya başlamıştır. tabi her milletten üye ve temsilci olunca muhtemel boşluklarda hepsi birbirni kullanmak istemiştir. kullananlarıda kullanan büyük güçler çıkmıştır, ingiltere ve rusya gibi.

balkan savaşları kaybında bunlar birinci derecede rol oynarlar. bir kere cin şişeden çıkmıştır. milis hareketlerine karşı hazırlıksız yakalanmışlar ve her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır. 100 eşkiyaya gücü yetemeyen bir imparatoluk ordusu düşünebilirmsiniz. işte jön türkler bu yenilgiyi başarmışlardır.

jön türkler taşıdıkları fikir ve inanç modelleri, sistem yapıları ve yaşayışları ile halkın desteğinden yoksun olduklarından, türkiyede bir halk hareketi gerçekleştiremeyeceklerini anladıklarından her zaman yabancı devletlerin desteğini istemişlerdir. onlara hizmet etmişler. bu gelenek değişik versiyonları ile hala devam etmektedir. örneğin: ak parti iktidarına değin ermeni meselesini türkiye her zaman yahudi lobisi ile çözmek istemiştir. şimdiye kadar ermeni meselesinde türkiyenin bir anlamda avukatlığını yapan bernard lewis akp iktidarı ile birlikte bütün söylem ve hukiki argumanlarını değiştirmiştir.
soykırım yaşayan yahudiler nasıl olurda kendi başına gelen şeyin hakkını başkası için aramaz. tersi hareket eder.


(bkz: yetiş ya amerika)

(bkz: yetiş ya israil)

devamını gör...
18 yy. dan sonra kaybedilen savaşlar neticesinde artan toprak kayıpları ve özellikle fransız ihtilalinden sonra oluşan bağımsızlık fikrinden sonra toprakların bir bir elden çıkması sonucu,
eski osmanlı ya hasret ve yeniden büyük osmanlı ideallerini gerçekleştirmek için çaba harcamışlardır jön türkler. şöyle ki, 4 kıta da bir cihan devleti olan osmanlı, aynı zamanda 72 millete hükmediyordu. bu kadar geniş topraklara uzun bir süre hükmetmenin ve idaresinin zorluğundan, ayrıca uzak bölgelere gönderilen valilerin başına buyruk devletten bağımsız hareket etmesi sonucu, ayaklanmanın ve ayrılığın temelleri atılmıştır. nihayetinde ayrılıklar ve devlete isyan baş göstermiş, bunu fırsat bilen dış güçler de fırsattan istifade etmiştir. devlet ise, kime güveneceğini bilememiş, padişah etkisiz kalmıştır. özellikle 1. meşrutiyet sonrası devlet içindeki yapılar, ülkenin geleceği için, turan imparatorluğu idealleri peşinde koşmuşlar, bunun içinde emperyal dış güçlerle ittifak kurmayı dahi denemişlerdir. bir almanya üzerinden, güya büyük türk-islam devleti kurmak için, bizi birinci dünya savaşına sokup binlerce vatan evladının canına mal olmuşlardır.
devamını gör...
osmanli'nin son donemlerinde, belki gercekten iyi niyetli olanlarin da aralarinda bulundugu, askeri olarak almanlara, egitim olarak fransizlara hayran kalmislardan olusan cemiyet. yogun miktarda mason ve ermeni icerir.

33 yillik osmanli padisahina, islam halifesine, tahttan hal kararini bildirmeye gelen dort kisinin milliyetleri soyleydi; ermeni, yahudi, arnavut, gurcu.
devamını gör...
kavalalı mehmet paşa'nın torunu mustafa fazıl paşa'nın fransaya gidip padişah hakkında yazdığı bir mektuptan sonra dikkati çekmesiyle isimlendirilmiş liberal hareketin adı. liberal dedik başka bişi diyemezdik. devrimci bir yapısı yok hacı. namık kemal, ziya gökap bu tayfa içinde anılır. özellike namık kemal bi sentez düşüyle yola çıkmış. tabi sona sürgünler işi bozuyo. nese ne biz konumuza girek. jön türklerin asıl amacı, avrupa liberalizmiyle islami geleneği kaynastırmak. bunu şimdilerde deneyenler konuyu yeni türkiye diye adlandırmakta. adlandırma error veriyor. çünküm içi boş.
devamını gör...
jön türkler. daha çok ıı. abdülhamid dönemindeki siyasî muhalefet hareketleri ve bu hareketlere katılan kişi ve gruplar için kullanılan bir tabir.

“genç türkler” (young turks), ilk defa 1828 yılında charles macfarlane tarafından dönemin genç osmanlı nesline atıfta bulunmak üzere kullanılmış (constantinople in 1828, s. 58), daha sonra 1855’te abdolinimo ubicini hem ıı. mahmud dönemindeki reform hareketine katılan devlet adamlarını, hem de sultan abdülmecid döneminin batılılaşma yanlısı tanzimat ricâlini tanımlamak için “jeune turquie de mahmoud” ve “jeune turquie d’abdul medjid” ifadelerine yer vermiştir (la turquie actuelle, s. 160-165). bu tabiri 1857 yılında bir kavram olarak ilk kullanan kişi ise hippolyte castile olmuştur (réchid pacha, s. 35). bu kullanımlar, büyük bir ihtimalle giuseppe mazzini’nin giovine ıtalia (genç italya) hareketine telmihen yapılmıştır. bir amerikalı misyoner olan henry j. van lennep, 1864 yılına ait günlüğünde avrupa’da tahsil görmüş osmanlı gençleri için aynı ifadeyi (young turkey) kullanmış ve pek çok kimsenin yanlışlıkla “genç türkler”i alevî mezhebiyle ilişkilendirdiğini belirtmiştir. osmanlılar’da ise sultan abdülaziz’in cülûsu sırasında (1861) mâbeyn-i hümâyun’da görevli, padişahın aktif siyaset izleyecek bir sadrazam tayin etmesine taraftar olan ziyâ ve muhtar beyler gibi bazı gençlerin “jönler” (“les jeunes” karşılığı) olarak adlandırıldığı ibnülemin mahmud kemal tarafından belirtilmektedir (son sadrızamlar, ı, 70). bu tarihten sonra kavram, mustafa fâzıl paşa’nın maddî desteğiyle avrupa’da bir muhalefet hareketi örgütleyen yeni osmanlılar’ı tanımlamak için bizzat adı geçen paşa ve avrupa basını tarafından kullanılmıştır. avrupa basınının bu kullanımı, “genç italya” ile daha sonra ortaya çıkan ve muhalefet hareketleri oldukları ölçüde edebî akımlar olma özelliğini de taşıyan “junges deutschland” (genç almanya), “mlodej polski” (genç polonya) hareketlerine telmihen aynı zamanda yeni osmanlılar’ın edebî şahsiyetleri de göz önüne alınarak yapılmıştır. mustafa fâzıl paşa, nord gazetesinin 7 şubat 1867 tarihli nüshasında yayımlanan, sultan abdülaziz’e hitaben yazdığı mektupta “grand parti de la jeune turquie” ifadesine yer vermiş, yeni osmanlılar cemiyeti’nin kuruluş belgesinde ise “jeune turquie”yi eski türk (vieux turc) grubunun muhalifi bir müessese olarak tarif etmiştir (le mémorial diplomatique, xııı/25 [1876], s. 40). mustafa fâzıl paşa’ya cevap olarak réponse à son altesse moustapha fazil pacha au sujet de sa lettre au sultan başlığıyla 1867 yılı nisan ayında kaleme alınan bir risâlede ise yazar kendisi gibi devlet adamlarının “jön türk” partisine karşı bir parti oluşturduğunu iddia etmiştir. daha sonra yeni osmanlılar’ın yayın organı hürriyet, fransızca olarak basıldığı matbaayı “ımprimerie centrale de la jeune turquie” şeklinde tarif etmiş, ancak hürriyet başlığının altında “yeni osmanlılar cemiyeti” ibaresini kullanmıştır. hürriyet bazan da “jeunes turquie” tercümesi olarak “yeni osmanlılar” ibaresi yerine “türkistan’ın erbâb-ı şebâbı” ifadesine yer vermiştir. ali suâvi ise “civan türk” ya da “yeni osmanlılar”ın frenk mukallidi bir zümre değil, “devleti yani idaresini tecdîd edecek efkâr-ı cedîdeye sahip olanlar” olduğunu ileri sürerek daha sonra ıı. abdülhamid’e muhalif ulemâ tarafından kullanılacak “müceddidîn-i osmâniyye” ifadesiyle kastedilene benzer bir kavrama atıfta bulunmuştur (ulûm gazetesi, nr. 13, 16 şubat 1870). bu tarihten sonra jön türkler tabirinin yeni osmanlılar’a ve ardından midhat paşa liderliğindeki bürokrat-askerî kadroya atıfta bulunmak üzere kullanıldığı görülmektedir. bilhassa ingiliz belgelerinde iktidar mücadelesi içindeki iki osmanlı bürokratik-askerî kadrosunu belirtmek için “young turkey party” (genç türkiye partisi) ve “old turkey party” (eski türkiye partisi) kavramları sıkça kullanılmıştır (public record office, fo, nr. 424/49, 9 şubat 1877/115). 1867’de yeni osmanlılık tarifi yapan vakit gazetesi de yeni osmanlılar’ı moskoflar’ın “eski osmanlı” dediği kimselerin hatalı siyasetlerini düzeltmeye çalışan kimseler olarak tanımlamıştır (“osmanlılık”, vakit, 9 ağustos 1876). mordtmann, 1877’de yeniçeriliği ihya etmek isteyen bir grup ulemânın da kendilerini “genç türk” olarak tavsif ettiklerini belirtiyorsa da diğer kaynaklar bunu doğrulamamaktadır. bu anlamının yanında kavram, osmanlı meclis-i meb‘ûsanı’nın tatilinden hemen sonra kānûn-i esâsî’nin yeniden yürürlüğe konmasını ve meşrutî idareyi savunan kimseler için de literatürde yer almaya başlamıştır. böylesine geniş ve muğlak bir kullanımla ıı. abdülhamid rejiminin hemen hemen her muhalifi jön türk şeklinde tanımlanır olmuş ve kavrama birden çok anlam yüklenmiştir. meselâ 1890 yılında georges badis adlı bir şahıs sarayı, genç türkiye adında ve kānûn-i esâsî taraftarlarının neşir vasıtası olacak bir gazete çıkarmakla tehdit ederken (ba, irade-dahiliye, nr. 1308/93885) 1893’te arminius vámbéry ifadeyi ziyâ paşa, nâmık kemal gibi yeni osmanlılar’ı tanımlamak için kullanmış, 1895’te paris’te yayımlanan türkiya’l-fetât/la jeune turquie gazetesi ibareye, genellikle bu gazeteyi neşreden türk-suriye komitesini de içine alan bir kavram olarak, ancak bazan da bizzat bu örgüte atıfta bulunmak için yer vermiştir. bunun yanında ıı. abdülhamid’e karşı muhalefete katılan mason örgütleri de siyasî faaliyetleri sırasında kendilerini committee of young turkey at constantinople şeklinde tanıtmışlardır. 1895 yılı aralığında mechveret supplément français’nin “organe de la jeune turquie” olarak neşri, osmanlı ittihat ve terakkî cemiyeti’nin kavram üzerinde bir tekel kurmasının işareti sayılmışsa da cemiyet durumu böyle bir gözle görmediğini 1896’da düzenlenen, diğer muhalefet örgütlerinin de katıldığı bir ziyafeti banquet de la jeune turquie şeklinde adlandırarak ortaya koymuştur. aynı şekilde ittihat ve terakkî cemiyeti’nin mechveret supplément français’nin ilk yayımlanan programının yanı sıra ahmed rızâ bu mecmuanın 29. sayısında, jön türkler adına örgüt programı olmaktan ziyade felsefî tercihleri ortaya koyan daha kapsayıcı bir program neşrederek duruma dikkat çekmiştir. ilginçtir ki, ittihat ve terakkî cemiyeti içinde mizancı murad bey’i destekleyen muhafazakâr kanat, jön türklüğün “le parti conservateur” (muhafazakâr parti) diye adlandırılan devlet adamlarından müteşekkil grubun karşıtı olduğunu iddia etmekten de geri kalmamıştır (mechveret supplément français, sy. 21, 15 ekim 1896, s. 1). nitekim 1897 yılında ittihat ve terakkî cemiyeti ile saray adına ahmed celâleddin paşa’nın vardığı anlaşma sonrasında cemiyet neşriyatı tatil kararı alınca ahmed rızâ, genç türkler’in bir zümre olduğunu, kimsenin bu kavram üzerinde tekeli bulunmadığını belirterek meşveret’i jön türk neşriyatı olarak yayımlamayı sürdürmüştür. aynı ifadeler diğer jön türk organlarınca da ısrarla dile getirilmiştir (hak, sy. 31, 30 kasım 1900). ittihat ve terakkî cemiyeti’nin uzun bir süre ulemâ tarafından yönetilen mısır şubesi yayın organlarında ise genellikle jön türk yerine “müceddidîn-i osmâniyye” ibaresi tercih edilmiş, bu şubenin önde gelen isimlerinden hoca kadri nâsıh, “cön türk” tabirini eleştirel bir anlamda kullanırken kendisini bunun kapsamı dışında tutmuş (arkivi qendror shtetëror, 19/106-2/135/748), bazı muhalif balkan ve kıbrıs neşriyatı ile (feryad, lefkoşe, 25 aralık 1899, s. 1) diğer bazı örgütler de (“müceddidîn-i osmâniyye’nin inşikākı”, hürriyet, sy. 77 [1 temmuz 1897], s. 3) bu kavramı kullanmışlar, bir kısım yayın organları ise “ahrâr-ı osmâniyye” ibaresini tercih etmişlerdir (sancak, nr. 64 [5 mart 1902], s. 1). ali fahri bey, “bilcümle anâsır-ı osmâniyye efrâdından müteşekkil bir fırka”yı tanımlamak için fransızca “jeunes turc”, türkçe “genç türk” kavramlarının kullanılmasının yanlış olduğunu belirterek bu ifadelerde “türk” kelimesi yerine “osmanlı” kelimesinin ikame edilmesinin gerekliliğine dikkat çekmiştir (a. fahri, yeni osmanlılar kongresi, s. 3). 1878 sonrasında jön türk neşriyatı dışında kavram yazılı basında değil yalnızca belgelerde yer almıştır. bu kullanımda da bazan fransızca’daki söylenişi şeklinde “jön türkî” gibi yazılırken (ba, http://y.ee, 36/2468/141/xıı-2) genel kullanım “jön türk” biçiminde olmuştur.

kavramın belirli şahıslar için değil bir zümre için kullanılır hale gelmesi ıı. abdülhamid’i fazlasıyla rahatsız etmiş ve temmuz 1901 tarihinde sâdır olan bir irade gereğince “jön türk” tabirinin yerine “müfsid” kelimesinin kullanılması emredilerek (ba-beo/mahremâne müsveddat, 129, 8 temmuz 1901) bu tarihten sonra resmî evrakta bu tabir yerine “erbâb-ı fesad” ibaresi ikame edilmiş, fransızca muhâberatta ise “agitateur” kelimesi tercih edilmiştir (paris büyükelçiliği arşivi, d. 244, 17 temmuz 1901/nr. 30).

xx. yüzyılın başından itibaren kavram ıı. abdülhamid’in müslüman muhaliflerine atıfta bulunmak için kullanılmaya başlanmıştır. meselâ 1902’de lord salisbury, ermeni komiteleriyle jön türkler’i bu şekilde bir ayırıma tâbi tutmuştur (public record office, fo, nr. 78/211). ittihat ve terakkî cemiyeti neşriyatında da kavrama türkçü ve milliyetçi hareketlere katılmayan müslüman muhalifleri kapsayacak bir biçimde yer verilmiştir. midhat paşa’nın oğlu ali haydar midhat bey ise jön türk partisi’ni, babasının liderliğindeki bürokratlar hareketinin bir devamı olarak tarif etmiştir (the nineteenth century and after, sy. 311 [1903], s. 77-78). ancak bu dönemde kavram nâdiren bu anlamda kullanılmıştır. sabahaddin bey ve taraftarları, 1906 yılına kadar jön türkler ifadesinin yerine “hürriyetperveran” kelimesini ikame etmişler, bu tarihten sonra istisnalar dışında bütün muhalefet örgütlerini kapsayan “osmanlı muhalifîn fırkaları” tabirine yer vermişlerdir. dönemi anlatan tarihî romanlardan jön türkler’in kendilerini “jönler” olarak adlandırdıkları ve halk arasında da onlara atıfta bulunmak için olumsuz anlamda “jönler” ya da “cönler” ifadelerinin yaygınlık kazandığı anlaşılmaktadır.

1908 ihtilâli’nden sonra kavram osmanlı neşriyatında ihtilâl öncesi harekete atıfta bulunmak için kullanılmıştır. avrupalı ve amerikalı yazarlar yeni rejimi “jön türk rejimi”, ittihat ve terakkî cemiyeti’ni “jön türk partisi” olarak tanımladıkları gibi ıı. meşrutiyet dönemini “jön türk dönemi” olarak adlandırmışlardır. ayrıca bu dönemde ilk defa vámbéry tarafından “jön türklük” (young turkdom) şeklinde bir kavramsallaştırma da yapılmıştır. vámbéry’ye göre jön türklüğün başlangıcı 1850’lere kadar geri gitmektedir. 1908 sonrasında bütün türk milleti az sayıdaki istisna dışında jön türklüğe ait duruma gelmiştir, hatta kendini türk olarak gören ve türkçe konuşan herkes bu kavrama dahildir. ancak gerçekte ve türk tarihçiliği bakımından jön türklük 1908 ihtilâli öncesinde kalmıştır. nitekim 1908 ihtilâli’nden sonra neşredilen roman ve piyeslerin kahramanları dahi hep bu anlamda jön türk’tür. ittihat ve terakkî 1909 yılı sonrasında bu kavramı kullanmadığı gibi genc türk adıyla bir gazete de ittihatçılar’ın muhalifi osmanlı demokrat fırkası’nın neşir vasıtası olarak yayımlanmış, fransızca le jeune-turc gazetesi ise yazı heyetinde bazı ittihatçılar olmakla beraber ittihat ve terakkî ile organik bir bağ kurmamış ve gazetenin adı vámbéry’nin kullanımına benzer bir anlamda değerlendirilmiştir. çeşitli dillere bir tabir olarak yerleşen kavramın xıx. yüzyılın sonlarından itibaren özelikle batılı devletlerin müslüman sömürgelerindeki yenilik ve özgürlük taraftarı hareketler için de kullanıldığı olmuştur (meselâ hindistan’daki aligarh okulu mensubu aydınlara yönelik hindistan’ın genç türkleri tabiri için bk. özcan, s. 184). aynı şekilde genç tunuslular, genç buharalılar vb. tanımlamalar da yine genç türkler’e telmihen yapılmıştır.

kavramın xx. yüzyıldaki başka kullanımları ise evrensel bir mahiyet kazanmıştır. meselâ xx. yüzyıl başında bir süre âsi gençleri tarif için tercih edilmiş olup (“police magistrate”, the daily news, 26 kasım 1904) günümüzde radikal değişiklik yanlısı siyasetçiler (browning, ıv [1995], s. 530), benzer nitelikteki iş adamları ile (“ınternet capital’s young turks”, business week, 1 kasım 1999) uzakdoğu ve bilhassa tayvan’daki radikal milliyetçiler (“what’s left for the new party?”, taipei times, 22 ocak 2000), afrika’daki milliyetçi-batılılaşma yanlısı partiler (schachter, lv/2 [1961], s. 306-307), güney amerika’daki sol eğilimli partilerin radikal üyeleri (chaplin, xx/3 [1968], s. 396) ve siyasal rejimlere müdahale etmeye çalışan askerî yapılanmalara (foye, ıı [1990], s. 8-10) atıfta bulunmak için kullanılmaktadır.

jön türk kavramı birbirinden çok farklı gruplara atıfta bulunmak için kullanılıyorsa da bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz, 1878 yılında osmanlı meclis-i meb‘ûsanı’nın tatilinden sonra ıı. abdülhamid rejimine muhalefet için ortaya çıkan kişiler ve onlar tarafından kurulan örgütler ve neşredilen mecmualardır (tunaya, hem yeni osmanlılar hem de jön türkler için sırasıyla “birinci” ve “ikinci” “jön türk hareketleri” ifadelerini teklif etmişse de bu genel bir kabul görmemiştir; bk. tahir taner’e armağan, s. 167). 1889’da daha sonra ittihat ve terakkî adını alacak olan ittihâd-ı osmânî cemiyeti’nin kuruluşuna kadar jön türk eylemleri ferdî boyutta olmuş, napoli’de istikbâl adlı mevkūteyi neşreden ali şefkatî ile paris ve cenevre’de çeşitli risâleler yayımlayan ve gencîne-i hayâl mecmuasını çıkaran hakkı bey bu alanda önemli girişimlerde bulunmuşlardır. 1889 yılından itibaren jön türklük bilhassa istanbul’daki okullarda yüksek öğrenim gören talebelerin muhalefet hareketi haline gelmiş, 1894’te bürokrat, subay ve ulemâ katılımıyla geniş bir yelpazeye yayılmış ve bilhassa 1895 sonrasında ivme kazanmıştır. osmanlı ittihat ve terakkî cemiyeti hareketin motoru olurken halil ganem liderliğindeki türk-suriye komitesiyle selim fâris’in idaresindeki osmanlı ıslahat fırkası gibi kuruluşlar, padişahın arap muhaliflerini harekete kazandırma çabası içine girmişler, siyasal masonluk ise jön türk hareketine yayınlarla tahttan indirilen v. murad taraftarlarının desteğini sağlayarak katkıda bulunmuştur. bulgaristan, romanya, kıbrıs ve girit’te mahallî jön türklük diye tanımlanabilecek bir cereyan ortaya çıkmış, bu hareket avrupa jön türklüğü’nden farklı olarak firarî osmanlı jön türkleri’nin idaresinde fakat esnaf, öğretmenler ve mahallî aydınlar tarafından örgütlenmiş, mısır’da ise ulemâ hareketin dinî muhalefet kanadını tesis etmiştir. avrupa’ya kaçan mizancı murad bey, jön türklüğü yeni osmanlı hareketine benzeyen bir bürokrat entelektüel hareketine dönüştürmeye çalışmış, ancak 1896 yılında çok sayıda bürokratın başarısız bir darbe girişiminin ardından tutuklanması ve murad bey’in 1897’de ülkeye dönüşü bu çabayı sonuçsuz bırakmış, jön türklük yeniden bir talebe hareketi biçimini almıştır. bu gelişmelere ilâveten, 1897 sonunda padişahın prestijinin yunan zaferi sebebiyle artması ve muhaliflere duyulan genel tepki sebebiyle çok zor durumda kalan jön türk hareketi ahmed rızâ ve ishak sükûtî beylerin çabaları ile yeniden hız kazanmış, fakat bu defa malî zorluklar hareketi düzensiz neşriyat dışında bir şey yapamaz duruma getirmiştir. 1899 yılı sonlarında önce ismâil kemal bey, ardından damad mahmud celâleddin paşa ve oğullarının avrupa’ya firarları, hareketi âdeta yok olmaktan kurtarmış, ancak bu defa da onu ingiltere yanlısı devlet adamlarının faaliyeti haline getirmiştir. 1902’de toplanan osmanlı hürriyetperveran kongresi, jön türkler’i birleştiremediği gibi rejimi devirme konusunda yabancı müdahalesini talep edip etmeme hususunda birbirine şiddetle muhalif iki grubun ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. müdahale taraftarı grup osmanlı hürriyetperveran cemiyeti’ni kurarak ingiliz desteğiyle darbe yapmaya çalışmışsa da başarısız olmuş, adem-i müdahale taraftarı ahmed rızâ ile kendilerini “icraatçılar” şeklinde tanımlayan radikal jön türkler bir ittifak oluşturarak neşriyata hız vermişler, eski ittihat ve terakkî üyelerinin yeni örgütlenme çabaları ve kurdukları osmanlı ittihat ve inkılâb cemiyeti ise uzun ömürlü olmamıştır. 1905 yılından sonra ahmed rızâ bey ile icraatçılar arasındaki koalisyon ermeni, makedon, bulgar ve yunan komitelerinin örgütlenmeleri üzerine araştırmalar yapan bahâeddin şâkir bey tarafından osmanlı terakkî ve ittihat cemiyeti adıyla yeniden teşkilâtlandırılmış ve bu değişimin ardından hareketin bu kanadı entelektüel faaliyeti tamamen ikinci plana iterek bir ihtilâlci cereyanı temsil eder hale gelirken prens sabahaddin bey ve taraftarlarının kurduğu teşebbüs-i şahsî ve adem-i merkeziyet cemiyeti, bir yandan taşnaksutyun cemiyeti ile beraber doğu anadolu isyanlarını bir genel ihtilâle döndürmeye çalışırken öte yandan frédéric le play ile edmond demolins’nin fikirleri çerçevesinde ve science sociale mektebinin tesiri altında bir entelektüel hareket olma özelliğini sürdürmüştür. şunu da önemle belirtmek gerekir ki 1908 jön türk ihtilâli, 1907’de osmanlı hürriyet cemiyeti’ni de bünyesine alan osmanlı terakkî ve ittihat cemiyeti tarafından gerçekleştirilmiş olup diğer jön türkler’in bu harekete doğrudan herhangi bir katkısı olmamıştır. ihtilâl sonrasında ittihat ve terakkî cemiyeti’nin bu sebeple diğer jön türkler’e karşı dışlayıcı tavır almasının ardından bu örgüt üyeleri dışındaki eski jön türkler’in önemli bir kısmı önce sabahaddin bey çevresine, daha sonra ahrar, hürriyet ve itilâf fırkalarına katılmış, bazıları ise fedâkârân-ı millet cemiyeti bünyesinde faaliyet göstermişlerdir.

jön türk hareketi içindeki merkezî örgütlerin üye listeleri, bu cemiyetler tarafından neşredilen süreli yayınların abone kayıtları “erbâb-ı fesaddan olmak” ve “fesad cemiyetleri ile muhaberatta bulunmak” töhmetleriyle vicâhen ya da gıyâben muhâkeme edilenlere ait cerîde-i mehâkim-i adliyye’de yayımlanan ilmühaber ve ilâmlar 1906 yılı itibariyle avrupa, mısır, balkanlar, girit, kıbrıs, kafkasya’da bulunan jön türkler’in ve ülkedeki faal sempatizanların toplamının 1500 civarında olduğunu ve jön türk basınının 1000 dolayında abonesi bulunduğunu ortaya koymaktadır. ancak bu gazeteler elden ele dolaştırıldığından ve bosna, bakü, ruscuk, varna gibi mahallerdeki kahvehane ve okuma odalarında okuma yazma bilmeyen kimselere okunduğundan söz konusu basını izleyenlerin sayısının yukarıda belirtilenden daha fazla olduğu hükmüne varmak mümkündür. bahâeddin şâkir’in yeniden teşkilâtlandırdığı terakkî ve ittihat cemiyeti, 1908 ihtilâli öncesinde çoğu harekete ihtilâl sırasında katılan 2000 kadar üye kaydetmeye muvaffak olmuştur. jön türkler’in genel sayısı fazla olmakla birlikte bunların önemli bir çoğunluğunun avrupa ya da mısır’a kaçarak buralarda zor şartlar altında hayatlarını sürdüren ve ciddi bir faaliyette bulunmayan kimseler olduğunu unutmamak gerekir. bekir fahri bey’in jönler adlı romanı bu durumu ortaya koyması bakımından ilginçtir. önde gelen jön türkler olarak abdullah cevdet, abdurrahman bedirhan, ahmed rızâ, ahmed fazlı (tung), ahmed ferid (tek), ahmed kemal (akünal), ahmed lutfullah, ahmed niyazi, ahmed sâib, ali fahri, ali fehmi, ali haydar midhat, ali şefkatî, bahâeddin şâkir, derviş hima (maksud ıbrahim naxhi spahiu), edhem ruhi (balkan), emîr şekîb arslan, halil ganem, hüseyin tosun, hüsrev sami (kızıldoğan), hüseyinzâde ali (turan), ibrâhim temo, ishak sükûtî, ismail canbolat, ismâil enver bey (paşa), ismâil kemal, kırımîzâde ali rızâ, mahmud celâleddin paşa (damad), mâhir said (pekmen), manyasîzâde refik, mehmed ali halim paşa, mehmed reşid şahingiray, mehmed sabahaddin, mehmed talat bey (paşa), midhat şükrü (bleda), mizancı mehmed murad, mustafa râgıb, mustafa rahmi (arslan), dr. nâzım, nuri ahmed, ömer nâci, said halim paşa, sâlih cemal, sâmipaşazâde sezâi, selim fâris, silistreli hacı ibrâhim paşazâde hamdi, tarsusîzâde (müftüzâde) münif, tunalı hilmi, yusuf akçura’nın isimlerini vermek mümkündür.

jön türkler’in hepsini kapsayan genel bir ideolojiden bahsetmek çok zordur. bir anlamda jön türklüğün ve jön türkler’in ortak noktası, ıı. abdülhamid rejiminden duyulan hoşnutsuzluk ve bu rejimi devirerek yerine meşrutî bir rejim tesis etme arzusu olmuştur. ıı. abdülhamid rejiminin “sadakat” kavramına atfettiği önem ve bu sıfatı haiz olduğunu düşündüğü kişileri daha iyi eğitim görmüş bürokrat ve subayların önüne geçirmesi de iyi eğitim almış toplum üyelerinin önemli bir kısmının jön türk hareketine katılmasına ya da sempati duymasına sebep olmuştur. çekirdek kadrolar itibariyle jön türklüğün dünya görüşü pozitivizm ve biyolojik materyalizmden kuvvetli bir biçimde etkilenmiş ve cemiyetin bazı önde gelen liderleri, bilhassa 1905 öncesinde siyasî bir amaçtan ziyade toplumsal gelişmenin önünü tıkadığını düşündükleri dinin yerine bilimi hâkim kılma gibi felsefî mefkûrelerin peşinde koşmuşlardır. ancak jön türklüğün her döneminde bu kavram içinde materyalistlerden ulemâya kadar çok değişik nitelikte kişilerin yer aldığını unutmamak, bir ideolojiden ziyade bir weltanschauung’dan (dünya görüşü) bahsetmek ve bunu da çekirdek kadrolarla sınırlı tutmak gerekmektedir.

jön türk basını osmanlı basın tarihinin önemli bir kategorisini teşkil etmektedir. devrin osmanlı basınına ağır sansür uygulanması jön türk basınının önemini daha da arttırmaktadır. bir anlamda 1878-1908 döneminde osmanlı siyasî düşünceleri ve tartışmaları daha ziyade bu basında yer almıştır. bu basın da jön türklük gibi mütecânis olmaktan çok uzaktır. aynı örgütün resmî organlarında dahi birbiriyle taban tabana zıt tezleri savunan makalelere sık sık rastlanmakta olup 1906-1908 arasında şûra-yı ümmet istisna edilirse jön türk basını avrupa’daki benzerleri gibi gerçek parti gazeteciliği meydana getirmemiştir. bunların önemli bir kısmı uzun ömürlü olmamış, bazıları da osmanlı yönetiminden para sızdırmak amacıyla yayımlanmış ve bu amaçlarına ulaştıktan sonra sahipleri tarafından tatil edilmiştir. sayıları 100’ü aşan jön türk mecmualarını bir tasnife tâbi tutmak gerekirse merkezî örgütlerin yayınları (hak, meşveret, mechveret supplément français, mîzan, osmanlı, şûra-yı ümmet, terakki gibi); küçük icraatçı cemiyetlerin yayınları (darbe, inkılâb, intikam, istikbâl [cenevre], istirdat, vatan gibi); icraatçı fertlerin yayınları (osmanlı [2] [pire], yıldırım gibi); entelektüel yayınlar (ictihad, şark ve garb, türk gibi); kişiler ve örgütlerce çıkarılan mizah mecmuaları (beberuhi, dolab, davul, incili çavuş, lâklâk, kokonoz, tokmak gibi); belirli bir osmanlı unsurunun sorunlarını dile getiren dergiler (arnavudluk [albania], hürriyet [londra], ittihad gazetesi, kashf al-niqāb, kürdistan, türkiya’l-fetāt gibi); bazıları merkezî örgütlere bağlı olmakla beraber balkan jön türkleri’nce yayımlanan ve mahallî jön türklüğün fikirlerini işleyenler (ahali, balkan, efkâr-ı umumiye, ıslah, muvazene, rumeli, tuna, sadâ-yı millet, uhuvvet gibi) ve dinî zeminde muhalefet yapan yayın organları (ezan, kānûn-i esâsî gibi) şeklinde bir düzenleme yapmak mümkündür. bu yayın organlarında örgütsel düzenlemelerden dinî makalelere, ihtilâlci temalardan entelektüel tartışmalara kadar her türlü konu işlenmiştir.

bibliyografya:

ba, irade-dahiliye, nr. 1308/93885; ba, http://y.ee, 36/2468/141/xıı-2; ba, beo/mahremâne müsveddat, 129, 8 temmuz 1901/30; public record office, fo, nr. 424/49, 9 şubat 1877/115; fo, nr. 78/211; paris büyükelçiliği arşivi, d. 244, 17 temmuz 1901/30; a. ubicini, la turquie actuelle, paris 1555, s. 160-165; constantinople in 1828: a residence of sixteen months in the turkish capital and provinces with an account of the present state of the naval and military power and of the resources of the ottoman empire, london 1829; h. castile, réchid pacha, paris 1857, s. 35; j. van lennep, travels in little-known parts of asia minor, london 1872, ı, 32; mordtmann, stanbul und das moderne turkentum, leipzig 1877, ı, 66; a. fahri, yeni osmanlılar kongresi, cenevre 1316, s. 3; ruhsan nevvare [hadiye selimoğlu] - tahsin nahid, jön türk, istanbul 1325; ahmed midhat, jön türk, istanbul 1326; p. fesh, constantinople aux derniers jours d’abdul-hamid, paris 1907, s. 323-410; a.mlf., les jeunes turcs, paris 1909, s. 5-7; bekir fahri, jönler, istanbul 1326; ibnülemin, son sadrıazamlar, ı, 70; mithat cemal kuntay, namık kemal devrinin insanları ve olayları arasında ı, istanbul 1944, s. 185; ahmed bedevî kuran, inkılâp tarihimiz ve jön türkler, istanbul 1945; a.mlf., inkılâp tarihimiz ve ittihad ve terakki, istanbul 1948; a.mlf., osmanlı imparatorluğu’nda inkılâp hareketleri ve millî mücadele, istanbul 1959; a.mlf., harbiye mektebi’nde hürriyet mücadelesi, istanbul, ts. (çeltüt matbaası); tarık zafer tunaya, “türkiye’nin gelişme seyri içinde ikinci jön türk hareketinin fikrî esasları”, tahir taner’e armağan, istanbul 1956, s. 167; şerif mardin, the genesis of young ottoman thought, princeton 1962, s. 35, 37, 41; a.mlf., jön türklerin siyasî fikirleri, 1895-1908, ankara 1964; r. davison, reform in the ottoman empire, 1856-1876, princeton 1963, s. 173-174; m. kaya bilgegil, yakın çağ türk kültür ve edebiyatı üzerine araştırmalar ı: yeni osmanlılar, ankara 1976, s. 10-11, 62, 87; m. şükrü hanioğlu, bir siyasal örgüt olarak osmanlı ittihad ve terakki cemiyeti ve jön türklük, istanbul 1986; a.mlf., “jön türkler’in yabancı dilde çıkardıkları dergilerde işledikleri temalar”, türkiye’de yabancı dilde basın, istanbul 1986, s. 93-109; a.mlf., the young turks in opposition, oxford-new york 1995; a.mlf., preparation for a revolution: the young turks, 1902-1908, oxford-new york 2001; hüseyin çelik, ali suavî ve dönemi, istanbul 1994, s. 29, 618; azmi özcan, pan-islamizm: osmanlı devleti, hindistan müslümanları ve ingiltere (1877-1924), ankara 1997, s. 184, 185; mustafa fâzıl paşa, “fondation de la chancellerie de la jeune turquie”, le mémorial diplomatique, xııı/25, paris 1876, s. 40; a. vámbéry, “freiheitliche bestrebungen im moslimischen asien”, deutsche rundschau, lxxvıı, berlin 1893, s. 64; a.mlf., “the future of constitutional turkey”, the nineteenth century and after, sy. 385, london 1909, s. 371; un ami de la turquie [albert fua], “pourquoi les turcs ne bougent pas”, mechveret supplément français, sy. 21, paris 15 ekim 1896, s. 1; ali haydar mithat, “english and russian politics in the east”, the nineteenth century and after, sy. 311, (1903), s. 77-78; r. schachter, “single party systems in west africa”, the american political science review, lv/2, wisconsin 1961, s. 306-307; d. chaplin, “peru’s postponed revolution”, world politics, xx/3, new haven 1968, s. 396; s. foye, “radical military reform and the young turks”, report on the ussr, ıı, new york 1990, s. 8-10; g. browning, “the gop’s young turks”, national journal, ıv, washington 1995, s. 530.

m. şükrü hanioğlu *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar