kadının çalışmasının topluma etkisi

ihtiyaç... ihtilal fransa'sının münzevi düşünürleri katolik kiliselerine duydukları kinden ötürü din olgusunu hayatlarından çıkarmaya meyledip uhrevi her türlü kavrama reddiyeler dizerek yeni bir nizam inşa etmişlerdir. Alışılageldiğin dışında bu düzen, insana sekülerizmi aşılayarak tek dünya metasını giydirmiş ve adem o günden sonra doymak nedir bilmemiştir.

ihtiyaçları karşılamada acze düşen bireylerin yalnızca iki çaresi vardır: ihtiyacı azaltmak, kazancı artırmak. ahiret inancını yitirmiş veya arka plana atmış toplumlar hiçbir zaman ilk seçeneği değerlendirmezler. çünkü onları sabra ve kanaate yönlendirecek motivasyonlarını da kaybetmişler. geriye kalan seçenek daha fazla kazanmaktır ki işte çöküş burada başlar.

sonu gelmeyen ve gelmeyecek gereksinimler karşısında zayıflayan toplum kendisine yeni köleler arar. ve bunu da son derece kibar şekilde yapar;

maraba, amele, işçi, takım arkadaşı.....ailemize katılmak ister misiniz?

bu son derece nazik davetler eşitlik ablukasındaki kadınlarda heyecan yaratır. toplumu toplum yapan en önemli unsur olan eğitim görevini, yani toplumun inşasını elinin tersiyle iten kadınlar ihtiyaçların karşılanması için gönüllü köleler olarak belirir ve naif yapısını unutarak hayatın yüküne ortak olur.

kadın, evini bırakıp çalışmaya başladığında aslında ihtiyaçlara destek olmaz. bilakis daha fazla ihtiyacı beraberinde getirir. çocuğun bakımı için yardımcı tutulur, eğitimi noksan kalan çocuk için dışarıdan eğitim masrafı doğar. çalışan kadının mesaisinde yediği yemek, yol ücreti, artan kişisel bakım ve muhtelif giysi giderleri de ayrı kalemler olarak bilançoda gidere yazılınca yekünde gelir artışına rağmen eksi bir sonuç doğar. işte insan idrakinin açgözlülüğüne teslim olduğu an da budur.

hasılı: mevzuyu sosyolojik veya ekonomik olarak ele almak varılan kanıda değişikliğe sebep olmaz. istisnai durumlar kaidelerle aşık atamaz. anne eğitiminden ve korumasından uzak kalan nesiller ise iflah olmaz. dediğimizin önü arkası tüm mevcudiyetiyle budur.
devamını gör...
onlarca farklı açıdan analiz edilebilecek etkiler bütünüdür.

kadının kısıtlanan potansiyelinin topluma muhtemel fayda sağlayacak yetilerinin ev içine hapsedilerek, ekonominin dışına itilerek ya da ekonomik girdi sağlaması beklendiği halde erkek bütçesine dahil edilerek iğdiş edilmesine engel olması bu etkilerden biridir misal.

kadın evini bırakıp! çalışmaya başladığında ihtiyaçlara destek olmaz evet, çünkü kadın evini bırakmıyor, evin çokluk yükü ile beraber başka yükler de sırtlanmış oluyor. olaya evini bırakıp dışarıda uçarı hayallaer peşinde koşma olarak bakıyor olanlar sadece daracık bir çerçevede yanılanlardır. kadın her zaman evine yardımcı tutamıyor çalıştığında, bizim gibi ekonomik düzeyi belli! ülkelerde çoğu kez tutamıyor. tuttuğunda da yine evini geçindirecek bir başka kadını kalkındırmış oluyor. kadın yalnızca eve para getirmek için çalışmıyor. kadın aynı zamanda kendini ifade etmek için, başka bir şey üretebiliyor olduğu için, yaşama değer katmak için de çalışıyor. birey olma mücadelesi için çalışıyor. erkek ile olan ilişkisinden bağımsız konuşuyorum ki erkek düşmanı yaftasını yapıştırıp olayı düşünsel zeminden alıp çirkeflik zeminine taşıma şansınız kalmasın. kadın kendisi de bireydir, erkekten dayak yediğinde çıkıp gideceği bir ev kurabileceği parası olsun diye değil, önce bir fert olarak kendi ayakları üzerinde durabilmek, kendi değerlerini oluşturmak için çalışıyor. önce insanlık onuru için ekonomik özgürlük gerekiyor. sonrasında da normal olmayan ve fakat haytlarımızdan bir türlü uzaklaşmayan türlü şiddetle savaşabilmek için, hukuki haklarını bilmek, öğrenmek ve onlardan istifade etmek için çalışıyor. bu ikincil bir fayda. çünkü normal şartlar içinde, doğal koşullar içinde bu tehlikeye karşı savunmada olmamak gerekir. ama tehlike kadın için sürekli mevcut. ve şiddet öylesine yaygın ki artık tehlike erkek için de sürekli mevcut. çünkü nesiller boyu şiddetle yetişen kadınlar da evlatlarına şiddet öğrettiler. nesillerce kızlarının da kendi mutsuzluğu içinde debelenmesini içten içe isteyen annelerle büyüdük. kadının kendisi de bu şiddetten müstesna kalmadı elbette.

şiddetin ilk sebebi birey olamamaktır.

birey olmak için, yaşam rehberi (anne-baba) olabilmek için, kendi benliğimizi gerçekleştirebilmek için, fiziki ihtiyaçlarımızın dışında kalan insanlık ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz.

evde otursam babam iki tas çorba koyardı, muhtemelen çoktan koca sponsorluğuna geçmiş olurdum. ama çocuk yetiştirmede, ama finansal bir takım işlerde, ama sorun yaşayan çalışanların dertlerinde ama hukuki meselelerde yardım elini uzattığım kimseye anlatacak bir şeyim olmazdı çalışmasaydım. maddi ve manevi biriktirdiklerimi çalışmaya ve çalıştığımla kendime sağladığım eğitime borçluyum.

gücüm, fırsatım ve nasibim olduğunca çalışacağım.
devamını gör...
kadının dünyasını değiştirirken onun yetiştirdiği çocuklara da sirayet ederek tüm toplumun değişmesine sebep olan etki. cahil kalan kadın tabiki aileye bir etkisi olmayacak ve toplum bundan negatif etkilenecektir.
devamını gör...
uzun uzun yazmaya gerek var mı bilmiyorum ama daha çok çalışan kadın demek daha az çocuk demek ve doğmuş çocuklarla da daha az ilgilenmek demek.
daha az ilgilenilen çocuk da daha yalnız ve kendi kabuğunda yaşamanın izlerini taşır.

merak ediyorum bu tanıma neden eksi verildi?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar